İçeriğe geç

Cheers Darlin'

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Cheers Darlin'

Bölüm 7

Yalnız Kasaba

0.6

●●●

"Varlığın her şeyi tamamlıyor zaten Joseph."

Çekinmeden kurduğum bu cümle için daha sonra utanacaktım, şimdi sadece en güzel pişmanlığıma sebep olacak, cümleler kurmak istiyordum.

"Sen olmasan ne yapardım ki ben? Kime giderdim?"

Gözleri kalbime dokundu ve kalbimin sesi dudaklarımdan dökülüverdi.

"Benim her şeyim sensin."

•••

Cesaret gösterimden sonra Joseph bir süre daha saçlarımı okşamış olmalıydı ki uyuyakalmıştım. Uyandığımda akşam olmuştu ve o yoktu, ama mis gibi yemek kokusu farkedilmeyecek gibi değildi.

Yavaşca ayağa kalktım. Bedenimdeki uyuşukluk, kısa bir baş dönmesi yaratsada kendime gelmem uzun sürmemişti.

Joseph'in o evde ki bütün hayatımı sığdırdığı valizin yanına eğildim. İşte ben bu valizden ibarettim. Beynimi susturup, valizden gri bir sweatshirt ve siyah sporcu taytımı çıkardım. Geri kalan kıyafetlerimi daha sonra dolaba yerleştiririm diyerek üstümdekileri bir çırpıda değiştirdim.

Aşağı inmek istiyordum ama Joseph'e söylediklerim beni tedirgin ediyordu. Aptal çenemi, yoğun duygu birikimim yüzünden kapatamamıştım. Hislerimi çok belli etmiştim ama onun anlamadığını varsaymaktan başka çarem yoktu. Ona göre o cümleler, genç bir kızın minnetinden ibaret olmalıydı. Yine de söylediklerim yüzünden elim ayağım titriyordu. Odanın kapısını açıp, bir süre merdivenle bakıştım, bu kadar zor olmamalıydı.

Cesaretimin sınırlarını zorlayıp bir şekilde aşağı indim, ama Joseph ortalıkta yoktu. Akşam vakti beni evde tek bırakıp gitmemiş olmasını diledim.

Ben geceleri evde asla tek kalamazdım.

"Joseph?"

Cevap alamayınca bütün evi turladım, fakat o yoktu. Cesaretimin yerini panik alırken avuçlarım çoktan terlemeye başlamıştı. Onu aramak istedim ama telefonum yoktu. Ebeveynlerim zahmet edip, bana bir telefon almamıştı. Ev telefonuna hızla yöneldiğim sırada Joseph'in cep telefonu numarasını dahi bilmediğimi farkettim.

Usulca koltuğun köşesine sindim ve etrafı gözetlemeye başladım, tamamen bulunduğum ortama odaklanmıştım. Öyle ki evin içinden gelen tıkırtıları bile yeni yeni duyuyordum ve bu kaskatı kesilmeme sebep oluyordu. Sakin kalmaya çalıştım.

Bir şey olmayacaktı.

Güvendeydim.

Bu evde bana bir şey olmayacaktı.

Aralık perdelere ilişti gözüm. Dışarısı çok daha korkunç görünmeye başladığında, yerimden kalkıp hızla bütün perdeleri çekiştirerek kapattım.

"Neredesin Joseph?"

Kalbimin sesi kulaklarımda çınlarken, koltuğun köşesine tekrar yerleştim. Sanki birileri beni izliyor gibi hissediyordum ve bu his direncimi kırıyor, cesaretimi kaybetmeme sebep oluyordu. Kollarımı dizlerime doladım. Joseph birazdan her neredeyse gelecekti ve bana her şeyin yolunda olduğunu söyleyecekti. Evet, birazdan gelecekti.

Gelmeliydi.

Gelmek zorundaydı.

Korku tüm bedenimi ele geçirmeden gelmesi lazımdı.

Birden patlak veren gök gürültüsü korkudan ufak bir çığlık atmama sebep oldu. Bacaklarıma sıkı sıkı doladığım ellerimi seri bir şekilde kulaklarıma bastırıp, gözlerimi sıkı sıkı yumdum. Bu kâbus bir an önce bitmeliydi. Dışarıda resmen kıyamet kopuyordu ve Joseph evde değildi. Kimin için endişelenmeliydim? Kendim için mi? Yoksa biricik Joseph'im için mi? Sımsıkı kapatmış olduğum gözlerimden sızan su damlacıkları; hem onu merak ettiğimden, hem de bu koca evde tek başıma kalakaldığımdan yanaklarımı ıslatıverdi.

"Lütfen gel artık."

İçime oturan korku, endişe ve merak üçlüsü bir an önce son bulmalıydı artık. Son 2 günde yaşadıklarımın haddi hesabı yokken, haliyle bu duygulara katlanacak mecalim de pekala kalmamıştı.

Bir nebze de olsa sakinleşebilmek için, bir şarkı mırıldanmaya karar verdim.

Ben çok küçükken, annem beni, komşumuz yaşlı Bayan Lawson'a bırakır saatlerce gelmezdi. Annemi o kadar çok özlerdim ki gözlerimdeki yaşlar o geri dönene kadar kurumazdı. Sevilmediğimi hissettiğim halde, hep aynı özlem duygusuyla beklerdim onu.

Yine o zamanlardan birinde o kadar çok ağlamıştım ki, Bayan Lawson beni susturmak için bir şarkı mırıldanmaya karar vermişti.

O şarkı benim için artık çok özeldi.

♡

"Goin' down to Lonesome Town"

{Yalnız kasabaya doğru gidiyorum}

"Where the broken hearts stay"

{O üzgün kalplerin yaşadığı yere}

"Goin' down to Lonesome Town"

{Yalnız kasabaya doğru gidiyorum}

"To cry my troubles away"

{Üzüntülerimden kurtulmak için}

"In the town of broken dreams"

{Kırık hayaller kasabasında}

"The streets are filled with regret"

{Sokaklar pişmanlıklar ile dolu}

"Maybe down in Lonesome Town"

{Belki de ben bu yalnız kasabada}

"I can learn to forget"

{Unutmayı öğrenebilirim}

çeviri: ironicl3/yt

♡

"Sesinin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum."

Birden gelen sesle neredeyse küçük dilimi yutuyordum, ta ki onu görene kadar, sevgili Joseph'imi...

Büyük bir duygu yoğunluğuyla yerimden hızla kalkıp; hiç dinmeyen gözyaşlarımı, üstünü sırımsıklak eden yağmur damlalarıyla birleştirdim. Neye uğradığını şaşıran sevgili Joseph'im, ona sarıldığımı idrak edememiş gibi kolları havada öylece kalakaldı. Bu garip atmosfer, ağzımdan kaçan hıçkırıkla bir anda değişiverdi. Geniş ve güçlü kollarını cılız bedenime yerleştirdiğinde, içimdeki kabusun son bulduğunu anladım ve kocaman bir nefes çektim yağmura maruz kalmış, güzel kokulu teninden. Huzur Joseph'in ta kendisiydi. Kalbimin tam ortasındaki kasvet çukurunun, çiçekler açması ise bunun ispatıydı.

"Alessandra? Sen iyi misin?"

Beni nazikçe omuzlarımdan tutup, kendinden ayırdı ve yüzümü inceledi. Muhtemelen berbat görünüyordum.

"Sen ağlamışsın, ayrıca titriyorsun." dedi ve devam etti.

"Sorun ne? Bir yerin mi ağrıyor? Üşüyor musun yoksa?"

Endişeli mavi gözleri, çatılmış kaşları ve ardı arkası kesilmeyen sorularını sorarken titreşen fuşya renkli dudakları...

"Korktum."

Bu cümleyi kurarken günler gibi süren panik dolu bekleyişim tekrar aklıma geldi ve titreyen sesime engel olamadım. Elinin tersiyle yanağımdan kayıp giden bir damlayı sildi.

"Neyden korktun bu kadar? Buraya mı geldiler yoksa!?"

Sesi çok endişeliydi. Onu bu kadar endişelendirdiğim için kendime kızdım, bu kadar korkak olmamalıydım.

"Gök gürültüsünden ve tek başıma kalmaktan."

'Neredeydin?' diye sormak istedim ama yapamadım. Zaten hayatına gereksiz dahil olmuşken, bir de onun bir şeyiymişim gibi onu sorularımla, sık boğaz etmeye hakkım yoktu.

Bu sefer o bana sarılınca içimdeki tarifi imkansız huzur, kalbime çiçekler açtırdı. Güvende hissetmek böyle bir şeydi sanırım.

"Markete gitmek için çıkmıştım, öyle derin ve huzurlu uyuyordun ki seni uyandırmak istemedim. Çok yorulmuştun."

"Temiz hava alırım diye düşünüp, arabayı almadım. Sonra birden fırtına koptu alelacele döndüm ama seni böyle bulacağımı bilseydim hiç gitmezdim."

"Üzgünüm prenses."

Bu cümleleri kurarken elleri saçlarımdaydı, kalbinin atışını duyabiliyordum. Tanrı'dan daha ne isteyebilirdim ki?

"Joseph?"

"Alessa?"

İsmimi onun sesinden tekrar tekrar dinleyebilirdim.

"Beni bırakmazsın değil mi?" Çekincelerimi bir kenara bırakıp sormuştum bu soruyu, cevabı her ne olursa olsun.

"Seni asla bırakmam."

Gerçekten mi?

"Gerçekten."

Kafamı hızla kaldırıp, yüzüne baktım, düşüncelerimi mi okuyordu? Yoksa ben sesli mi söylüyordum? Mavi gözlerine kilitlenmişken gözleri dudaklarıma kaydı, ne hissedeceğimi gerçekten bilemedim. Öyle sessiz bir çekim vardı ki aramızda, sanki başka bir boyuttaydık ya da bana öyle geliyordu, çünkü benimle daha önce hiç bu denli yakınlaşmamıştı. Kalbim resmen titriyor, karşısında ruhumu teslim etmemek için adeta direniyordum. Ne düşüneceğimi, ne yapacağımı kestiremiyordum. Her şey o an fazla gerçekdışıydı.

Bu an gerçek olamazdı.

Ben uyduruyordum.

Beynim bana oyun oynuyordu.

Yüzüme doğru eğildiğinde, burnuma dolan sigara kokusu anın gerçekleğini yüzüme, bir tokat gibi çarpıyordu. Hayalken bile beni paramparça eden bu anın gerçek olması; kalbimde, beynimde, her bir zerremde tıpkı dışarıdaki gibi bir fırtına kopardı.

"Korkma, seni asla tek bırakmayacağım." dedi ve alnıma en az volkan patlamaları kadar sıcak bir buse bıraktı.

Ben bu adama aşıktım. Bundan sonra nasıl dayanırdım hiçbir fikrim yoktu. Sadece onun varlığına sığınmak istedim ve sığındım. Elleri narince boynumda, sıcak dudakları alnımda ve benim titreyen dudaklarım her şeyin farkında. Asla bana o şekilde yaklaşmayacağını bilsemde bir yanım umut etmekten asla vazgeçmeyecekti.

Bunu ancak ben değiştirebilirdim.

Dudakları alnımdan ayrıldığında ben de onu öptüm.

●●●

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.