İçeriğe geç

Cheers Darlin'

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Cheers Darlin'

Bölüm 3

Güven

0.2

***

"Alessa?" dedi ve devam etti.

"Kim, ne yaptı sana?"

"Onlar." diyebildim sadece.

Bakışları değişti, neye uğradığını şaşırmış gibi bir ifadesi vardı. Çok geçmeden bu şaşkınlık yerini yoğun bir öfkeye bırakmış gibi görünüyordu.

"David ve Beth mi yaptı sana bunu!?"

Sessiz kaldım bir süre, gözyaşlarım ona gereken cevabı verdi.

Evet, kendi ailem bana eziyet ediyor.

"Ne zamandan beri?" dedi nefesinin altından.

Durgunlaşmıştı. Gözlerindeki ifade kin doluydu fakat beni korkutmak istemediği, garip sakinliğinden anlaşılıyordu. Bakışlarında fırtınalar koparken, kendisi çok durgundu. Sayamayacağım kadar şey yaşamıştım ama onun beni bu kadar önemsediğini hissetmek, kendimi bir nebze değerli hissettirmişti.

"Ben çok küçükken başladı." dedim bir şekilde.

Kendi annemin yaptıklarını bir başkasına anlatmak o kadar zordu ki, içim parçalanıyordu. Her anne melek değildi.

"Bir daha olmayacak."

"Bitti." dedi kendinden emin bir şekilde.

Bitmiş miydi gerçekten yıllarca süren eziyetleri? Joseph diyorsa, bitmiştir. Ona güvenim sonsuzdu, her ne kadar güvenmek benim için çok zor olsada, onunla her şey mümkündü, söz konusu Joseph ise imkansız denen bir şey yoktu.

Elleri hafifçe titredi, vücudu bir yay gibi gerildi. Ebeveynlerimden bunu beklemediği bariz ortadaydı, şaşkındı ve hayal kırıklığına uğramıştı. Tıpkı bir puzzle gibi çözmüştüm onu.

"Hadi içeri geçelim güzelim, kapının önünde durma daha fazla. Üşümüşsündür." Rahatlatıcı sesi, beni kendimden geçirdi. O olmasa ne yapardım, kime giderdim ki? Kime sığınırdım?

Cevap basitti, ben o olmasaydı kimsesiz kalırdım.

İçeri geçtiğimizde beni ahşap tonlarının ağırlıklı olduğu ferah ve şık salonuna soktu. Büyük krem rengi kanepesine ucu ucuna oturdum. Hala çok tedirgindim, elimde değildi. Hemen ufak bir battaniye getirip, kollarıma sardı. Bu ilgisi çok hoşuma gitse de sadece acıdığı için yaptığını biliyordum.

"Üşümüşsün, burnunun ucu kızarmış."

Sinirliyken bile bana verdiği huzur paha biçilemezdi. Nasıl başarıyordu bunu? Evet, inanılmaz yakışıklıydı, cazibesine karşı koymak neredeyse imkansızdı, fakat beni ona çeken bunlar değildi. Kilit nokta onun paha biçilemez kalbiydi. Ona olan bağlılığım, kalbineydi.

Derin bir nefes aldım, bütün ev onun deniz kokusuyla can bulurken, yıpranmış ruhumla burada bulunmamın haksızlık olduğunu düşünmeden edemedim. Tam o an karşımda durup, önümde diz çöktü, ben ise sadece yere bakıyordum. Oysa koyu sarı saçlarına, güzel mavi gözlerine ya da fuşya rengindeki hafif nemli dudaklarına bakmakta bir seçenekti, tek sorun ben o kadar cesaretli değildim.

Bana harika şeyler hissettiren bu adama, darmadağınık halimle misafir oluyordum, bu hiç adil değildi.

Büyükçe, güzel eliyle çenemden tutup ona bakmamı sağladı. Bu ufak temas bile, olan onca şeye rağmen içimi kıpır kıpır etmeye yetmişti. Derinlerinde cenneti sakladığı mavi-yeşil gözlerini, içinde cehennem azabını barındıran kahverengi gözlerime dikti.

"Ağlama, ne olur."

"Sen ağladıkça, kendimi dizginlemekte zorlanıyorum."

Ağladığımın farkında bile değildim. Hızla gözyaşlarımı elimle kuruladım ama, yine ve yeniden akmaya başladı. Onun barındığı yerde hüznümü yaymam, canımı olduğundan daha çok acıtıyordu. Gözlerine baktım, kendi yansımamı görebiliyordum. Acınası, lanetli silüetim onun gözünde kim bilir nasıldı? Kafamı tekrar yere doğru eğdim. Onun gözlerine bakmayı bile hak etmediğimi düşünüyordum.

"Sana söz veriyorum iyi olacaksın." dedi.

Joseph tutamayacağı sözler vermezdi, fakat bu sefer güzel sesinden kulaklarımda melodiye dönüşen sözünü tutamayacağını biliyordum.

Ailem, benim bu dünyada ki en büyük sınavımdı, ve ben her seferinde o sınavdan kalıyordum. Kimse beni kurtaramıyordu çünkü şeytanlar, zebaniler hepsi benim sınavımda gözetmendi. Hiçbir şansım yoktu, koruyucu meleğim Joseph bile beni içine düştüğüm bu dipsiz kuyudan çıkaramazdı. En büyük korkum onu da karanlığıma çekmekti, ve sanırım bunu yapıyordum da. Kendimden nefret etmem için bir sebebim daha olmuştu artık.

Buraya gelip, kendimi Joseph'e acındırmaktan başka bir halt etmiyordum. O da bana acıyordu artık, ama ben acımasını değil beni sevmesini isterdim sadece. Koca bir aptaldım ve bunun farkına hep sonradan varıyordum. En aciz anımda değil, en mutlu anımda yanında olmalıydım.

"İyi olamayacağım." dedim en sonunda.

"Olacaksın."

Annem bugün beni dövmüştü, üvey babam o an orada olsaydı o da izlemekle yetinir, annemi durdurmak için tek bir hamle dahi yapmazdı. Muhtemelen ellerine düşersem yine dayak yiyecektim. Nasıl iyi olabilirdim ki? Joseph'i mutsuzluğumla mutsuz ederken nasıl iyi olabilirdim? Bütün bunlar beni kahretmekten başka bir şey yapmıyordu. Yavaş yavaş tükeniyordum.

Bu durumdan hoşnut gibi mi duruyordum?

Dayak yiyip, sonra Joseph'ten merhamet dilenmek ne kadar zordu. Zavallı gururum yeteri kadar incinmemiş miydi zaten, o kadar şey yaşadıktan sonra onlara hala 'anne-baba' diyerek? Ne diye hala buradaydım? Haykırmalıydım, ama yapamıyordum. Bu en az sevilmemek kadar yıkıcıydı. Ki ben ikisini aynı anda omuzlamak zorundaydım. Taşıyabileceğimden çok ağırdı, ben sadece 19 yaşındaydım. 19'luk bedenim kin tutmuş ruhların ağırlığını kaldıramıyordu.

Burada daha fazla durmak istemedim. Joseph'i kendi acılarıma ortak edip, canını sıkmak istemedim. Gözlerine baktım. Evet, bana gerçekten acıyordu. Bu milyon kere deşilmiş yarama, 2 katı tuz basmıştı. Kaşlarımı çattım ve bir şey demeden ayağa kalktım. O da birden ayaklandı.

"Alessa?"

Kapıya doğru ilerledim. Tam çıkacakken benden önce davranarak kapıyı kapattı.

"Sorun ne?"

"Sorun yok Joseph."

Aslında sorun değil, çok büyük sorunlar vardı. Susarak aptallık ediyordum belki ama, zaten kendimi yeteri kadar acındırmamış mıydım?

"Alessandra." diye adımı fısıldarken, beni kapıyla kendi arasında sıkıştırıverdi.

Savunmasız kalbim hızlı hızlı atarken, kokusu burnuma doldu. Dinmeyen gözyaşlarım ve mahvolmuş, zavallı ben...

Onun karşısında durmayı bile hak etmiyordum.

Tanrım, ne olur beni onunla sınama...

"Sorun ne, söyle bana?"

"Sorun yok gerçekten, gitmem gerek."

Kapıyı açmak için uzandığımda kocaman eli elimin üstünde durdu. Nefes alış verişlerim gözle görülür cinsten hızlanmıştı, kendimi ele veririm diye çok korkuyordum. Usulca eğildi ve aramızdaki boy farkını az da olsa kapattı. Bu sefer sadece nefesimi kesmekle kalmamış, kalbimin bir depreme sebebiyet verecek kadar sert ve hızlı atmasını sağlamıştı. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi sol eli enseme doğru nazikçe yol aldı, tir tir titremeye başlamam an meselesiydi. Tüy kadar hafif dokunuşu, tüm vücudumda bir kıvılcımı harladı. Ensemdeki eliyle, kafamı göğsüne yaslamam için yönlendirdiği sırada, çenesini kafamın üstünde hissettim. İçime akan huzuru tarif edemezdim. Az önce düşündüğüm her şey tuzla buz olmuş, beraberinde büyük bir özlem duyduğum huzurumu geri getirmişti. Gözyaşlarım bir an da durmuş, aralık dudaklarım ve şaşkın bakışlarımla geri çekilmesini izlemiştim. Bunu ilk defa yapmıyordu ama, sanki ilkmiş gibi heyecanlanan aptalın tekiydim. Bana uzunca baktı. Kayboldum, küçüldüm, kendimi buldum bakışlarında. Gözlerinde acıma duygusundan çok şefkat vardı. Bir babanın çocuğuna duyduğu sevgi vardı. Eli saçlarımı bulduğunda tekrar ağlamaya başlamam uzun sürmemişti.

"Üstesinden geleceğiz. Ben yanındayım."

"Sana inanıyorum."

"Bir daha incinmeyeceksin Alessa."

"Halledeceğim."

"Yalvarırım sana, ağlama artık."

"Onları gözyaşında boğacağım."

"Yeter ki sen ağlama."

"Ağlaması gereken sen değilsin."

Ağlaması gereken ben değilim çünkü sen benimlesin, yanımdasın, gitmeyeceksin, beni incitmeyeceksin, biliyorum.

Sana güveniyorum.

●●●

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.