"Lan gel artık ne hazırlandın bir köpek gezdireceğiz şunun şurasında! Gel artık!" diye seslendi bana İlayda. Aniden sesten irkilip kafamı kaldırdım. Cümlesi bitince İlayda'ya küçük bir tebessüm sunup, Hayta'nın tasmasını ayarlamaya devam ettim.
İlayda, kapının eşiğine dayanıp kollarını göğsünde birleştirmişti. Ve bir yandan oflayıp bur yandanda hem sol elinin işaret parmağıyla, hemde ayağıyla ritim tutuyordu. "Geldim be, ne söyledin." Hava çok soğuktu, bu yüzden ona da bir mont getirmeyi unutmamıştım. Ayakkabılarımı giymek için yere eğilirken bir yandan da İlayda'ya montunu uzatıyordum. İlayda çoktan ayakkabılarını giymişti bile.
Altında gri bir eşofman, üstünde ise siyah, bol bir tişört vardı. Siyah ve gri arasında bir hırka ile süslemişti kombinini. Kahverengi saçları omuzundan göğsüne uzanıyordu. Benimse üstümde siyah kısa kollu, düz bir tişört vardı. Altımda da gri bir eşofman. Üstümde de GAP'in bir, gri hırkası vardı. Sarı saçlarımı tepeden topuz yapmıştım. İlayda ile aynı olduğumuzu o anda anlamış olmam salaklığımdandı.
Ben ayakkabımı giyerken oda, montunu geçirmişti üstüne. Sonunda evden çıkmıştık. Apartmanın kapısını açıp İlayda'nın geçmesini bekledim. O geçtikten sonra bende çıkmıştım ve arkamdan kapıyı kapatıp kitledim.
Sokakta yürürken, çok pis dedikoduya dalmıştık. Üniversite hakkında konuşuyorduk. Arada bir gözlerimiz Hayta'ya kayıyordu, ama sonra hemen tekrar konuşmaya başlıyorduk. Biz fark etmeden Hayta, bizi bambaşka bir sokağa sokmuştu. Bir anda bambaşka bir yerdeydik. Biraz duraksarken, "İlayda?" dedim sorgular bir sesle, "Biz neredeyiz?" diye cümlemi tamamladım. Bir anda yürümeyi kesmiştik. Saf saf etrafımıza bakarken, "Ben... ben bilmiyorum." diye yanıtladı beni.
Bir anda Hayta durdu ve geri gitmeye başladı. Arkası bacağıma deyene kadar geriledi. Ve sonunda durdu. Aşağı baktığımda, burnuma tek bir koku geliyordu; Ceset kokusu. Zaten Hayta da bu yüzden korkmuştu. İlayda da tam karşımızda ki kadın cesedini görmüş olmalı ki yüzünü ekşitmişti ve arkasını dönüp ilerlemeye, o cesedi göremeyeceği bir yere gitmeye başlamıştı. O sırada Hayta tasmasından kurtulup İlayda'nın yanına ilerledi. O sırada ben cesedi incelemekle meşguldüm. Yere eğilip kadının göğsünün tam ortasında duran bıçağa baktım. Daha sonra da kadını inceledim.
Kadının yüzünde renk yoktu, ancak gözleri açıktı. Açık olan gözler elaydı. Açık kahverengi saçları kabarmış, rengi solmuştu. Saçları kırıklardan geçilmiyordu. Yüzü kırış kırıştı. Üstünde vücudunu saran, kırmızı, V yaka bir kıyafet vardı. Altında ise bacağına yapışan tarzda koyu mavi bir kot vardı. Pantolon, ayağının bileğine kadar geliyor ve orada bitiyordu. Boynunda ise gümüş zincirlerden yapılma bir kolye vardı. Kolyenin ucunda yuvarlak minik, bir topa benzeyen, mavi bir küre vardı. Kıyafetlerinin aksine pırıl pırıl ve temiz görünüyordu.
Kadını incelemem bitince İlayda ve Hayta'ya bakmak üzere ayaklandım. Ortada kusmuk falan yoktu. Sadece öğürme sesleri gelmişti ben kadını incelerken. Ama sesler o kadar sahteydi ki, İlayda'nın beni korkutmak için kusma taklidi yaptığını düşünmüştüm ona dönmeden önce. İlayda Hayta'yı kucağına almış bana doğru geliyordu.
"Kusmadın mı?"
"Hayır."
"Öğürme sesleri kimden geldi o zaman?"
"Ben öğürmedim ki?"
"O zaman," dedim ama devam ettiremedim. Ama düşünmeden de edemedim.
Burada bizden başka biri vardı.
"O zaman," diye tekrarladı beni. Lakin ondanda ses çıkmadı sonrasında.
Bizim cümlemiz yarım kaldı fakat başka bir ses, o cümleyi tamamladı;
"O zaman, burda sizden başka birileri var." ve ardından filmlerdeki kötü karakterlerin kahkahalarına benzeyen bir kahkaha yükseldi.
O gece bir daha yaşanmayacaktı. O gece, biz iki genç kızın hayatını kaydıracak olan sokağa girdiği gündü...
"Lan gel artık ne hazırlandın bir köpek gezdireceğiz Allah'ın cezası!"
"Lan gel artık ne hazırlandın, bir köpek gezdireceğiz Allah'ın cezası!" diye seslendim içeri doğru Hayta'nın tasmasını takarken.
