İçeriğe geç

cesaretin var mı ?

Bölüm 1 · 23 dk okuma

cesaretin var mı ?

Bölüm 1

İlk Zil

Altın Vadi...

Muğla'nın en gözde, en prestijli semti.

Denize uzanan geniş caddeleri, palmiyelerle süslenmiş yolları, beyaz taş villaları ve rengârenk begonvillerle çevrili bahçeleriyle adeta bir kartpostalın içinden çıkmış gibiydi. Sabahları denizden esen hafif meltem, sokaklara tuz kokusunu taşırken kuş sesleri semtin sessizliğine eşlik ederdi.

Burada her şey kusursuz görünürdü.

Lüks arabalar, özenle biçilen çimler, büyük havuzlar, ışıl ışıl evler... İnsan, bu sokaklarda yaşayan herkesin hayal ettiği hayata sahip olduğunu düşünürdü.Ama Altın Vadi'nin en büyük sırrı da buydu. Bu semtte insanlar mutluluklarını gülümsemeleriyle, acılarınıysa yüksek duvarlarının ardında saklardı .Çünkü bazı evler ne kadar gösterişli olursa olsun, kapıları kapandığında geriye yalnızca sessizlik kalırdı ve bazen... En kusursuz görünen hayatlar, en büyük karmaşaları içinde barındırırdı.

Altın Vadi'nin en köklü ve sözü geçen ailelerinden biri, Kekilli ailesiydi.

Muğla'nın en büyük holdinglerinden birine ortak olan aile, yıllardır bu semtin en saygın isimleri arasında yer alıyordu. Gösterişli villaları, başarılı işleri ve herkesin imrendiği yaşamlarıyla dışarıdan bakıldığında kusursuz bir aile tablosu çiziyorlardı.

O evin ortanca çocuğu ise Rukiye'ydi.

Uzun siyah saçları, buğday teni, belirgin badem gözleri ve dolgun dudaklarıyla girdiği her ortamda dikkat çeken doğal bir güzelliğe sahipti. Ama onu asıl farklı kılan güzelliği değil, karakteriydi.

Ağırbaşlıydı.

Nerede nasıl davranacağını bilirdi. İnsanları kırmadan konuşur, en gergin ortamda bile gülümsemeyi başarırdı. Eğlenmeyi severdi ama sınırını da bilirdi. Samimiydi, içtendi, küçük şeylerle mutlu olabilirdi.

Maddi imkânlar içinde büyümüş olmasına rağmen hiçbir zaman bunu başkalarına üstünlük kurmak için kullanmamıştı. Marka takıntısı yoktu, gösteriş meraklısı değildi. İnsanları sahip olduklarıyla değil, oldukları kişiyle değerlendirirdi.

Belki de bu yüzden onu tanıyan herkesin ortak bir fikri vardı.

Rukiye'nin en güzel yanı yüzü değil, kalbiydi.

Kekilli ailesi üç çocuklu, kalabalık ve birbirine bağlı bir aileydi. Rukiye'nin kendisinden büyük bir ablası, bir de küçük erkek kardeşi vardı. Evlerinin içi kimi zaman kahkahalarla, kimi zaman tatlı atışmalarla dolup taşardı. Dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen o büyük villa, aslında diğer aileler gibi sevinen, tartışan, küsen ve yeniden barışan insanların yaşadığı sıcacık bir yuvaydı.

O gün, Altın Vadi Koleji'nde yeni bir dönem başlıyordu.

11.sınıfın ilk günü...

Yaz tatilinin bitişi, yeni başlangıçlar, yeni dostluklar, belki de geri dönüşü olmayan kararlar... Okulun bahçesi saatler içinde öğrencilerle dolup taşacaktı. Ve evet...Emin olun, okulun en popüler öğrencileri de olsanız, o okulda üçüncü yılınız da olsa, ilk günün heyecanı her zaman başkadır. İnsan fark etmese bile içinde tarif edemediği bir kıpırtı hissederdi.

Rukiye ve Asel için de durum farklı değildi. Fakat Rukiye'nin tek bir sorunu vardı. Her zamanki gibi alarmı duymamıştı. Komodinin üzerinde duran telefon defalarca çalmış, alarm susmuş ama Rukiye derin uykusundan uyanmamıştı Ta ki telefon ekranında beliren isim yeniden çalana kadar...

Asel Arıyor...

Rukiye gözlerini aralamaya çalışarak telefonu kulağına götürdü.

"Efendim canım Asel..."

karşı taraftan yükselen sesle irkildi.

"RUKİYE! UYAN ARTIK!"

Rukiye gözlerini ovuşturup yatağın içinde doğruldu.

"Uyandım, uyandım..."

"Yarım saate şoför kapıda olacak. İlk günden geç kalmayalım."

Rukiye esneyerek hafifçe gülümsedi.

"Tamam ya... Kalkıyorum."

"Asla inanmıyorum ama hadi bakalım."

Asel telefonu kapatırken Rukiye de derin bir nefes aldı.

Rukiye dolabının kapağını açıp birkaç saniye kıyafetlerine baktı.

İlk gün için fazla uğraşmamıştı. Beyaz straplez üstünün üzerine mavi, oversize bir gömlek geçirdi. Altına beyaz, bol paça kumaş pantolonunu giydi. Gümüş kolyeleri, bileklikleri ve yüzükleri her zamanki gibi kombinini tamamlıyordu. Ayağına beyaz spor ayakkabılarını geçirdi, siyah güneş gözlüğünü çantasına attı ve aynada son kez kendine baktı.

Evet...

Okul için biraz fazla iddialıydı.

Ama bu, Rukiye'nin pek de umrunda değildi.

Çantasını omzuna takıp odasından çıktı.

Altın Vadi'nin bir diğer köklü ailelerinden biri de Bayram ailesiydi.

Muğla'nın en büyük holdinglerinden birinin diğer ortağı...

Ailenin tek kızı ise Asel'di.

Asel'in ilk dikkat çeken yanı iri gözleri olurdu. Açık kumral, uzun saçları omuzlarından aşağı dökülür, küçük burnu ve dolgun dudakları yüzüne masum bir ifade katardı. İlk bakışta mesafeli görünürdü. Hatta onu tanımayanlar çoğu zaman soğuk biri olduğunu düşünürdü.

Oysa Asel'in tek bir huyu vardı.

İnsanlara hak ettikleri gibi davranırdı.

Sevdiklerine karşı dünyanın en eğlenceli, en çocuk ruhlu insanı olurken; sınırlarını aşan birine karşı bakışları bile yetebilirdi. Merhametliydi ama gerektiğinde öfkesini de saklamazdı.

Belki de bu yüzden Rukiye'yle bu kadar iyi anlaşıyorlardı.

İkisi de birbirinin eksik tarafını tamamlıyordu.

Yıllardır aynı sırları paylaşmış, aynı kahkahalara gülmüş, aynı gözyaşlarını silmişlerdi. Dostluktan öte, birbirlerini kardeş olarak görüyorlardı. Birinin başına bir şey gelse, diğeri hiç düşünmeden yanında olurdu.

Asel bugün omzu düşük lacivert tişörtünü, açık mavi jean pantolonunu ve her zamanki Longchamp çantasını tercih etmişti.

Şoför kapıyı açınca arabaya bindi.

"Rukiye'yi alıp okula geçelim."

Araba birkaç dakika sonra Kekilli ailesinin villasının önünde durdu.

Asel sabırsızca saate baktı.

Bir kez korna çaldı.

Sonra bir kez daha.

Ve bir kez daha...

"Bu kız yine hazırlanamadı." diye söylendi kendi kendine.

Tam o sırada siyah bir araba sert bir frenle villanın önünde durdu.

Direksiyonda Furkan vardı.

Yan koltukta ise Taha.

Asel gülümseyerek arabadan indi.

"Vay... Kimleri görüyorum! Günaydın çocuklar."

Furkan camı indirip sırıttı.

"Senin burada ne işin var? Sevgilimi ben alacağım."

Asel kahkaha attı.

"Tamam tamam, al bakalım."

Taha başını camdan uzattı.

"E bacımızı da alalım. Şoförü boş ver, bizimle gelsin."

"Aslında..." dedi Asel gülerek. "Şoförden iyisiniz."

Tam o sırada villanın kapısı açıldı.

Rukiye sonunda görünmüştü.

Elindeki telefonla koştura koştura arabaya geldi.

Ön koltukta oturan Taha'ya baktı.

Kaşını hafifçe kaldırdı.

"Taha Bey... Yerinizden kalkabilir misiniz?"

Taha iki elini havaya kaldırdı.

"Emrin olur."

Arka koltuğa, Asel'in yanına geçti.

Rukiye ön koltuğa otururken Furkan da direksiyona geçti.

"Günaydın."

"Günaydın."

"İlk gün hazır mıyız bakalım?" diye sordu Furkan.

Asel emniyet kemerini takarken araya girdi.

"Önce Belenay'ı alacağız. Hadi, ilk günden geç kalmayalım."

Furkan gaza bastı. Araba Altın Vadi'nin geniş caddelerinde ilerlemeye başladı. Henüz hiçbirinin haberi yoktu. Bu okul yılı, hayatlarının en unutulmaz yılı olacaktı.

Belenay, ilk bakışta dikkat çeken bir güzelliğe sahipti. Beyaz teni, iri kahverengi gözleri ve omuzlarına kadar uzanan koyu kumral saçları ona sevimli bir hava katıyordu. Balık etli olmasına rağmen kendine güvenen duruşuyla girdiği her ortamda dikkat çekmeyi başarırdı.

Ama onu asıl güzel yapan şey dış görünüşü değildi.İyi niyetliydi. İnsanların derdiyle dertlenir, kimseyi kolay kolay kıramazdı. Arkadaşları için elinden gelenin fazlasını yapar, en küçük şeyde bile mutlu olmayı başarırdı.

Fakat...

Onun da bir sınırı vardı.Sinirlendiğinde sakinleştirmek neredeyse imkânsızdı. O güler yüzlü hâlinden eser kalmaz, söylediği her cümle karşısındakini susturmaya yeterdi. Belki de bu yüzden Rukiye ve Asel'le bu kadar iyi anlaşıyordu. Üçü de birbirinden tamamen farklı karakterlere sahip olsalar da, konu dostluk olduğunda tek yürek olmayı başarıyorlardı.

Furkan, Rukiye'nin elini hiç düşünmeden tuttu. Bu onun için sıradan bir hareketti. Rukiye'nin yanında yürümeyi, elini tutmayı, onu sahiplenmeyi severdi. Özellikle son bir yıldır sürekli ayrılıp barışan ilişkilerinden sonra, herkese hâlâ birlikte olduklarını göstermek isterdi. Kötü bir niyeti yoktu. Sadece seviyordu. Ama bazen sevgisini gösterme şekli, Rukiye'yi farkında olmadan boğuyordu. Rukiye elini geri çekmedi. Hatta dışarıdan bakan biri, oldukça mutlu olduklarını düşünürdü. Oysa içinde, tarif edemediği hafif bir sıkışmışlık vardı. Arkalarından Asel, Taha ve Belenay da okul bahçesine doğru yürümeye başladı. Onları gören öğrencilerin bakışları bir anda aynı noktada toplandı.

"Onlar geldi."

"Yaz tatili yaramış."

"Asel'le Rukiye yine olay olmuş."

Fısıltılar okul bahçesinde usulca dolaşırken beşli, sanki bunlara alışkınmış gibi hiçbirine aldırmadan yürümeye devam etti.

Kızlar hiç oyalanmadan yeni sınıflarına geçti.

Her zamanki gibi en arka sırayı, duvar kenarını seçtiler. Orası yıllardır onların yeriydi. Hem bütün sınıfı görebiliyor hem de rahat rahat kendi aralarında konuşabiliyorlardı.

Sınıf yavaş yavaş dolmaya başladı.

İçeri ilk giren kişi Eda oldu.

Kısa boylu, beyaz tenli, omuz hizasında düz siyah saçları ve yuvarlak çerçeveli gözlükleri vardı. Sürekli etrafını inceliyor, birileriyle arkadaş olabilmek için herkese gülümsemeye çalışıyordu.

Arkasından Sude girdi.

Uzun siyah saçları, ince yapısı ve özenle hazırlanmış görünümüyle dikkat çekiyordu. Daha sınıfa adımını atar atmaz herkesin kendisini fark etmesini ister gibi yürüyordu.

Son olarak Nisa içeri girdi.

Kısa boylu, sarı saçlı ve çekingen bir kızdı. Elindeki çantasını iki eliyle sıkıca tutuyor, sınıfa ürkek gözlerle bakıyordu.

Üçü de boş sıra ararken gözleri en arkadaki kızlarla buluştu.Kızların gözünde bu üç kız sırasıyla yalaka, pick me ve ezikti.

Asel, dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı.

Sonra Belenay'a dönüp kahkaha attı.

Rukiye ise tek kelime etmeden onları baştan aşağı süzdü.

Üç kız da birbirine kısa bir bakış attı.

"Biz nereye düştük?" der gibiydiler.

Sınıftaki gergin hava birkaç saniye içinde hissedilmişti.

Tam o sırada kapı yeniden açıldı.

İçeri önce Güney girdi.

Uzun boylu, kumral saçlı, yüzüne yakışan hafif sakalları ve rahat tavırlarıyla sınıfa hızlıca göz gezdirdi.

Rukiye istemsizce birkaç saniye onu izledi.

Ardından kapıda bir kişi daha belirdi.

Yusuf...

Esmer tenli, uzun boylu ve yapılı bir çocuktu. Yüzündeki sakin ifade, sınıftaki karmaşaya rağmen değişmiyordu.

Güney orta sıraya Yusuf ise cam kenarındaki boş sıraya geçip oturdular.

Arka sırada ise Asel ve Belenay çoktan telefonlarını çıkarmış, TikTok için video çekmeye başlamıştı. Rukiye ise telefonuyla uğraşıyor gibi görünse de ara ara gözlerini yeni gelen iki çocuğa çeviriyordu.

"Kim bunlar acaba?" diye geçirdi içinden.

Birkaç dakika sonra son öğrenciler de sınıfa girdi. Tam herkes yerine oturmuştu ki sınıfın kapısı yeniden açıldı. Sınıf öğretmeni içeri girdi.

"Öncelikle hepinize yeni eğitim öğretim yılında başarılar diliyorum..."

Yaklaşık on dakikalık kısa bir konuşmanın ardından ilk ders daha başlamadan zil çaldı. koridor, birkaç saniye içinde öğrencilerin sesleriyle dolup taştı.

Tenefüs zilinin çalmasıyla birlikte sınıf bir anda hareketlendi. Daha öğrenciler yerinden kalkmadan kapıda bir siluet belirdi.

Alperen...

Beyaz teni, sarıya çalan kumral saçları, keskin yüz hatları ve uzun boyuyla okulun dikkat çeken çocuklarından biriydi. Kaslı fiziği ve baby face görünümü onu gören herkesin dönüp bir kez daha bakmasına neden oluyordu.

Asel'in gözleri onu görür görmez parladı.

"Bebeğimm!"

Yerinden fırlayıp koşarak Alperen'e sarıldı.

Alperen de gülümseyerek onu sıkıca kollarının arasına aldı. Sonra Asel sordu.

"İlk günden niye geç kaldınız bakalım?"

Alperen hafifçe dudak büktü.

"Gece uyutsaydın da geç kalmasaydık."

Alperen kahkaha attı.

"Şaka yapıyorum Aselcim."

Asel kollarını göğsünde bağladı.

"Hiç komik değil."

Alperen iki eliyle Asel'in yüzünü tuttu.

"Tamam tamam... Şaka yaptım. Kızma bebiş."

Asel istemsizce gülümsedi.

Onların ilişkisi okulun en çok konuşulan ilişkilerinden biriydi.

Asel'in ilk aşkı Alperen'di.

Onca kişinin arasından kalbini ilk kez gerçekten ona kaptırmıştı. Üstelik bu ilişki öyle kolay başlamamıştı. Aylarca peşinden koşmuş, defalarca hayal kırıklığı yaşamış ama sonunda vazgeçmemişti.

Alperen ise okulda adı birçok kişiyle anılmış biriydi.

Kısa süren ilişkileriyle tanınsa da, en uzun ve en ciddi ilişkisini Asel'le yaşıyordu.

Tam o sırada Rukiye ve Belenay da yanlarına geldi.

Koridorun diğer ucundan yükselen tanıdık bir ses hepsnii güldürdü. Taha:

"Napıyorsunuz laaa!"

Furkan hızlı adımlarla yanlarına geldi.

"Aslan gardaşım!"

Diyerek Alperen'e sarıldı.

Sonra dönüp Rukiye'ye baktı.

"Hatunum."

Gülümseyerek kolunu Rukiye'nin omzuna attı. Rukiye hafifçe gülümseyip başını iki yana salladı. Asel de bu sırada Alperen'in beline sarılmıştı. Koridorun ortasında kahkahalar yükselirken ilk teneffüs, her zamanki gibi şakalaşmalarla geçmeye başlamıştı. Henüz hiçbiri, bu kalabalığın arasına katılacak yeni insanların bütün dengeleri değiştireceğinden habersizdi.

Rukiye bir an etrafına göz gezdirdi.

O, her zaman iyi bir gözlemciydi.

İnsanların konuşmalarından çok bakışlarını, davranışlarını ve birbirleriyle olan mesafelerini incelerdi.

Tam o sırada gözü, sabah sınıfta gördüğü Güney'e takıldı.

Güney, yeni gelen başka bir çocukla koridorda kahkahalar atarak konuşuyordu. Sanki okula bugün başlamamış da yıllardır bu koridorlarda dolaşıyormuş gibi rahattı.

Rukiye hafifçe kaşlarını çattı.

"İlginç..." diye geçirdi içinden.

Sonra gözlerini koridorun diğer ucuna çevirdi.

Orada okulun en popüler erkek gruplarından biri duruyordu.

Cengiz, Mete, Batu, Mert...

Aralarında Arif ve Yusuf da vardı.

Hepsi okulun "serseri tayfa" diye anılan grubundaydı. Sürekli Furkanlarla atışırlar, birbirlerine laf sokmadan duramazlardı. İki grubun arasındaki rekabet neredeyse okulun geleneklerinden biri hâline gelmişti.

Asel de Rukiye de gruba kısa bir bakış attı.

"Şunlar yeni gelen çocuklar değil mi?" diye fısıldadı Asel.

Rukiye omuz silkti.

"Ben de ilk defa görüyorum."

Oysa gerçek bambaşkaydı. Onlar yeni değildi. Geçen yıl da bu okuldaydılar. Sadece yolları bugüne kadar hiç kesişmemişti.

İlk gün, beklenenden daha sakin geçmişti. Dersler tanışmayla, öğretmenlerin klasik konuşmalarıyla ve bolca sohbetle geçmişti. Zil çaldığında öğrencilerin aklında tek bir şey vardı.

İlk gün partisi.

Bu artık Altın Vadi Koleji'nin küçük geleneklerinden biri olmuştu. Her yıl okulun ilk günü, herkes kızlardan bir parti organize etmesini isterdi. Çünkü böyle organizasyonları en iyi onlar yapardı. Ve onlar da bugüne kadar kimseyi geri çevirmemişti. Asel telefonunu çıkarıp gruba baktı.

"Akşam sekiz."

Belenay heyecanla gülümsedi.

"Bu sene sağlam bir giriş yapıyoruz."

Rukiye de gülümseyerek başını salladı.

"O zaman herkes eve."

"Hazırlanıp buluşuyoruz."

Üç kız okuldan çıkıp arabalarına bindi. Onları uzun ve unutulmaz bir gece bekliyordu.

Akşam olduğunda Altın Vadi bambaşka bir kimliğe bürünmüştü.

Şehrin en prestijli eğlence mekânlarından biri olan The Pearl Lounge, daha kapısından itibaren ihtişamını hissettiriyordu. Siyah camlarla kaplı modern bina, altın renkli ışıklarla aydınlatılmıştı. Girişte kırmızı halıyı andıran uzun bir yürüyüş yolu, iki yanında palmiyeler ve dekoratif ateş sütunlarıyla misafirleri karşılıyordu.

İçeri adım atan herkesi loş ama sıcak bir atmosfer karşılıyordu. Kristal avizeler tavandan ışıl ışıl sarkıyor, siyah mermer zemine yansıyan ışıklar mekâna şık bir hava katıyordu. Bir tarafta dev LED ekranın önünde DJ kabini, diğer tarafta yarım ay şeklinde dizilmiş VIP localar vardı. Dans pistini dolduran onlarca genç müziğin ritmine kendini kaptırmıştı.

Okulun neredeyse yarısı buradaydı.

Kızlar her yıl olduğu gibi ilk gün partisini yine unutulmaz yapmayı başarmıştı.

Rukiye, gece için lacivert, boyundan bağlamalı ve göğüs dekolteli uzun bir elbise tercih etmişti. Elbisenin hareket ettikçe dalgalanan fırfırlı etekleri yürürken zarif bir görüntü oluşturuyordu. Boynundaki ince gümüş kolye, zarif küpeleri ve bileğindeki sade bileklik kombini tamamlıyordu. Kahve tonlarında yaptığı makyaj badem gözlerini daha belirgin hâle getirirken, dalgalı bıraktığı siyah saçları omuzlarından aşağı usulca dökülüyordu.

Asel ise her zamanki gibi daha iddialıydı.

Mini leopar desenli kot eteğini, siyah korseli askılı bluzuyla kombinlemişti. Belini saran korsenin üzerine ince gümüş kolyeler takmış, uzun açık kumral saçlarını düz bırakmıştı. İnce eyelinerı ve parlak dudaklarıyla dikkat çekiyor, siyah topuklu ayakkabılarıyla her zamanki özgüvenli yürüyüşünü tamamlıyordu.

Belenay ise bordo, omuzları düşük ve omuz kısmında bağlama detayları bulunan bluzunu açık mavi kot şortuyla kombinlemişti. Beyaz topuklu sandaletleri, ince altın takıları ve doğal dalgalı saçları ona sade ama şık bir hava katıyordu.

Kısa süre sonra Alperen, simsiyah BMW'siyle Asel'i aldı. Ardından Furkan ve Rukiye'yi, son olarak da Belenay'ı alarak The Pearl Lounge'un önüne geldiler. Diğer araçta ise Taha ve kızların yakın arkadaşlarından Ecrin vardı. Arabalar birbiri ardına vale noktasında durdu. Asel ile Alperen el ele içeri girerken, arkalarından Furkan ve Rukiye yürüdü. Taha ile Ecrin de onlara katıldı. Daha kapıdan girdikleri anda birçok kişi dönüp onlara baktı.

"İşte geldiler..."

"Partiyi düzenleyen ekip sonunda geldi."

"Bu gece kesin olay çıkacak."

Fısıltılar müziğin arasına karışırken grup, kendileri için ayrılan geniş VIP locaya geçti. Gece daha yeni başlıyordu.

Grup locaya geçtikten sonra müziğin sesi biraz daha yükseldi. Garsonlar ellerinde içecek tepsileriyle masalar arasında dolaşıyor, dans pistindeki kalabalık her geçen dakika biraz daha artıyordu. DJ'in çaldığı hareketli şarkılarla birlikte mekânın enerjisi iyice yükselmişti.

Asel, Alperen'in omzuna yaslanmış etrafı izliyordu. Rukiye ile Furkan yan yana otururken, Taha çoktan Ecrin'le atışmaya başlamıştı. Belenay ise telefonuyla ortamın birkaç videosunu çekiyor, ara sıra da arkadaşlarını kadraja alıyordu. Her şey oldukça eğlenceli ilerliyordu. Ta ki giriş kapısı yeniden açılana kadar... İçeri ilk olarak Cengiz girdi. Yanında Fatma vardı. Hemen arkalarında Batu ve Batu'nun sevgilisi Cemre yürüyordu. Birkaç adım gerilerinden ise Yusuf ile Mete mekâna giriş yaptı. Bir anda birçok kişinin bakışları giriş kapısına çevrildi. Fısıldaşmalar yeniden başlamıştı.

"Onlar da mı gelmiş?"

"Bu sene ilk defa geliyorlar galiba."

"Asıl şimdi eğlence başlayacak."

Locada oturan Furkan'ın yüzündeki gülümseme yavaş yavaş silindi.

Kaşlarını çatarak kapıya baktı.

"Ne işi var bunların burada?"

Taha da dönüp gelen gruba baktı.

"Olm... Siz mi çağırdınız bunları?"

Asel başını iki yana salladı.

"Hayır. Ama sonuçta bu okul partisi. Davetli listesi diye bir şey yok. İsteyen gelebilir."

Belenay da şaşkınlığını gizleyemedi.

"Her sene parti yapıyoruz. Daha önce hiç gelmediler. Bu sene ne değişti acaba?"

Rukiye omuz silkti.

"Büyük ihtimal gösteriş yapıyorlar."

Sonra içeceğinden bir yudum aldı.

"Neyse... Bizi ilgilendirmez."

Ayağa kalkıp elini Asel'e uzattı.

"Hadi Asel... Belenay."

Furkan da ayağa kalktı.

"Ben de geliyorum."

Rukiye dönüp kaşlarını kaldırdı.

"Saçmalama Furkan."

"Saçmalamıyorum."

"Ben sadece konuşma yapacağım."

"Yine de geleyim."

Rukiye hafifçe gülümseyerek başını salladı.

"Burada kal."

Furkan istemese de yeniden yerine oturdu. Rukiye derin bir nefes aldıktan sonra sahneye doğru yürümeye başladı. Mekândaki müzik yavaşça kısıldı. Spot ışıkları sahneye döndü. Eline mikrofonu alan Rukiye, salondaki kalabalığa kısa bir göz gezdirdi.

Yüzlerce göz ona çevrilmişti.

Gülümseyerek söze başladı.

"Öncelikle hepiniz hoş geldiniz."

Salondan alkış sesleri yükseldi.

"Hepinize yeni eğitim öğretim yılında başarılar diliyorum."

Kısa bir duraksayıp gülümsedi.

"Ama merak etmeyin... Bu konuşma müdürün yaptığı sıkıcı konuşmalar gibi yarım saat sürmeyecek."

Salondan kahkahalar yükseldi.

"Umarım bu sene hepimiz için unutamayacağımız anılarla dolu olur. Bazen güleceğiz, bazen üzüleceğiz, bazen de 'Keşke bunu yapmasaydım.' diyeceğiz. Ama eminim ki yıllar sonra dönüp baktığımızda hepimiz bu yılı güzel hatırlayacağız."

Mikrofonu hafifçe kaldırdı.

"O yüzden..."

"Acısıyla, tatlısıyla güzel bir yıl olması dileğiyle..."

"Hepinize iyi eğlenceler!"

Salon alkışlarla inledi. En önde duran Asel ile Belenay gururla arkadaşlarını alkışlıyor, ıslık çalıyordu. Asel gülerek bağırdı.

"İşte benim kankam!"

Rukiye utangaç bir gülümsemeyle başını eğdi.

Tam sahneden ineceği sırada Asel mikrofonu eline aldı.

"Eee..."

"O zaman..."

"EĞLENCE BAŞLASINN!"

DJ bir anda müziği son ses açtı. Kalabalık alkışlar ve çığlıklarla dans pistine akın etti. Rukiye sahneden inerken topuğunun altı basamağın kenarına takıldı. Bir an dengesini kaybetti. Tam düşecekken güçlü bir el kolundan tuttu. Refleksle gözlerini kaldırdı.

Güney...

"Dikkat et."

Rukiye birkaç saniye şaşkınlıkla ona baktı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Teşekkür ederim."

Kolunu nazikçe geri çekip arkadaşlarının yanına doğru yürüdü. Güney ise arkasından birkaç saniye bakıp sessizce gülümsedi. Grup locaya geçtikten sonra müziğin sesi biraz daha yükseldi.

Rukiye locaya döner dönmez Asel, sırayla Furkan'a, Taha'ya ve Alperen'e baktı. Kaşını hafifçe kaldırıp kollarını iki yana açtı.

"Şimdi beni iyi dinleyin."

Üçü de Asel'e döndü.

Furkan'ın hâlâ Cengiz tarafına baktığını görünce gözlerini devirdi.

"Köpek gibi bakmayı bırakıp biraz eğlenmeye odaklanır mısınız?"

Furkan istemsizce güldü.

"Bu partinin mahvolmasını istemiyorum. O kadar emek verdik."

Sonra iki elini havaya kaldırdı.

"O yüzden..."

"DANSSS!"

Hiç vakit kaybetmeden Alperen'in ellerinden tuttu.

"Hadi."

Alperen gülümseyerek ayağa kalktı.

İkili dans pistine geçti.

Müziğin ritmine kendilerini bırakan Asel, kollarını Alperen'in boynuna doladı. Alperen de nazikçe belinden kavradı. Birbirlerinin gözlerinin içine bakarak yavaşça dans ediyor, ara ara gülüşüyorlardı. Şarkının ritmi hızlandıkça Asel kahkahalar atıyor, Alperen onu hafifçe kendi etrafında döndürüyordu.

Onları gören Furkan da yerinde duramadı.

Ayağa kalkıp Rukiye'nin elini uzattı.

"Hadi."

Rukiye gülümseyerek elini ona verdi.

İkisi de dans pistine geçti.

Furkan, Rukiye'nin beline hafifçe dokunurken Rukiye de ellerini onun omuzlarına koydu. Müzikle birlikte yavaş adımlarla dans etmeye başladılar. Furkan ara ara Rukiye'yi kendi etrafında çeviriyor, Rukiye de gülerek dengesini toparlamaya çalışıyordu.

Diğer tarafta ise Taha ile Ecrin yine atışıyordu.

"Şu eteğin biraz kısa değil mi?" dedi Taha.

Ecrin gözlerini devirdi.

"Sanane?"

"Üşürsün diye dedim."

"Yok canım, çok düşündün beni."

"Sana laf anlatılmaz."

"Anlatma o zaman."

İkisi de birbirine bakıp istemsizce gülmeye başladı. Locada tek başına kalan Belenay ise telefonuyla uğraşıyordu.Asel bunu fark edince hemen yanına koştu.

"Hop!"

Belenay şaşkınlıkla başını kaldırdı.

"N'oldu?"

"Kalk."

"Ya istemiyoru..."

"Asla."

Asel onu kolundan çekerek dans pistine götürdü. Birkaç saniye sonra ikisi kahkahalar atarak dans etmeye başlamıştı. Belenay önce utansa da kısa sürede müziğin ritmine kendini kaptırdı. Asel saçlarını savurarak dans ediyor, Belenay da ona eşlik ediyordu. Gece gerçekten güzel gidiyordu.

Furkan, Rukiye'ye doğru eğildi.

"Bir tane öpsene beni."

Rukiye gülümseyerek yanağına kısa bir öpücük kondurdu.

Furkan göz ucuyla Cengiz'e baktı.

"Bir daha."

Rukiye bu kez kaşlarını çattı.

"Sen kime neyi kanıtlamaya çalışıyorsun ya?"

Furkan hemen başını iki yana salladı.

"Hiçbir şeyi."

"Karşında salak mı var sanıyorsun?"

"Hayır."

"En son bizi ayrı gördüler. Barıştığımızı görsünler istiyorum sadece."

Rukiye derin bir nefes aldı.

"Bunu anlamak bu kadar zor olmamalı Furkan."

"Kime ne? Neden herkes bilmek zorunda? Neyi ispat etmeye çalışıyorsun?"

"Beni yanlış anladın aşkım."

"Ya bırak gerçekten..."

Rukiye elini Furkan'ın elinden çekti.

Arkasına bile bakmadan tuvalete doğru yürüdü.

Furkan birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Sonra sessizce locaya geri döndü.

Masaya oturur oturmaz önündeki shot bardağını eline aldı ve tek dikişte içti.

Bunu gören Asel ile Belenay hemen yanına geldi.

"N'oldu?" diye sordu Asel.

"Tartıştık."

Belenay kollarını bağladı.

"Neden hiç şaşırmadık acaba?"

Asel iç çekti.

"Bu sefer ne oldu yine?"

"Yine yanlış anladı beni."

Asel birkaç saniye yüzüne baktı.

"Kesin öyledir."

Sonra Belenay'a döndü.

"Ben Rukiye'nin yanına gidiyorum."

Asel, Rukiye'yle kısa bir süre konuşurken Furkan da yaşananları Belenay'a anlattı.

Rukiye kırgınlığını dile getirdi, Asel de onu sakinleştirmeye çalıştı.

Bir süre sonra Rukiye locaya geri döndü.

Furkan ayağa kalktı.

"Özür dilerim."

Rukiye sadece başını salladı.

"Tamam."

Konu kapanmış gibi görünse de yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.

Gece devam ediyordu.

Asel bir süre Ecrin'le dans etti, ardından etrafına bakındı.

Kaşlarını çattı.

"Alperen nerede ya?"

Az önce dans ettiği yerde yoktu.

Locada yoktu.

Dans pistinde de görünmüyordu.

"Yarım saattir ortada yok..."

Meraklanıp onu aramaya başladı.

Kalabalığın arasında yürürken birine çarptı.

"Of..."

Karşısındaki çocuk hemen geri çekildi.

"Pardon."

Yusuf'tu.

Asel sinirli bir ifadeyle baktı.

"Önüne baksana ya."

Hiç durmadan yürüyüp gitti. Birkaç dakika sonra barın olduğu bölüme geldi. Ve sonunda Alperen'i gördü. Bar taburesine yaslanmıştı. Elinde içki bardağı vardı. Yüzü hafif kızarmış, birazz sarhoştu. Asel olduğu yerde durdu. Ona birkaç saniye boyunca yalnızca baktı. Bakışlarında öfkeden çok...Hayal kırıklığı vardı.

Asel derin bir nefes alıp Alperen'in yanına yaklaştı.

"Ne yapıyorsun burada sen?"

Alperen elindeki bardağı hafifçe salladı.

"Hiç... Eğleniyorum."

Asel kısa bir an sustu.

"Bu mu senin eğlence anlayışın gerçekten?"

Alperen omuz silkti.

"Normalde bir şey demiyorum. İstiyorsan iç, yine iç. Ama bu gece farklıydı Alperen."

Sesi ilk kez titremişti.

"Bir geceliğine... Sadece bir geceliğine, bu mekândan çıkarken seni taşımak zorunda kalmayayım istedim. Bir gece ayık olmanı istedim. Sana özellikle rica ettim."

Alperen yüzünü ona çevirdi.

"Ayyaşmışım gibi konuşma Asel."

"Asla öyle demiyorum."

"İçeceksem yanında iç diyen de sendin."

"Bugün o gün değildi. Bu okulun etkinliği."

Alperen sinirle bardağını bara bıraktı.

"S*kerim okul etkinliğini ya!"

Barın önündeki birkaç kişi istemsizce dönüp onlara baktı.

"Şimdi sanki suç işledik."

Asel'in yüzündeki ifade sertleşti.

"Bana küfür etme."

Kısa bir duraksadı.

"Kendinde olmayışına veriyorum ama..."

Başını iki yana salladı.

"...bu şekilde devam etmeyecek, bunu bil."

Alperen birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra gözlerinin içine bakarak konuştu.

"Ben buyum Asel."

"Asel..."

"İşine geliyorsa."

"Beni değiştirmeye çalışmayı bırak artık."

"Buyum ben."

Sözler, Asel'in kalbine tek tek saplanıyordu.

Gözleri dolmaya başladı.

Alperen derin bir nefes verdi.

"Biraz annelik yapmayı bırak da kendine gel."

O cümleden sonra Asel'in gözünden tek bir damla yaş süzüldü.

Hiçbir şey söylemedi.

Sadece birkaç saniye Alperen'e baktı.

Hayal kırıklığı, öfkeden çok daha ağırdı.

Başını hafifçe salladı.

"...Peki."

Çantasını omzuna astı. Arkasını döndü. Gözyaşlarını silmeye bile çalışmadan mekândan çıkıp gitti.

Furkan, elindeki shot bardağını masaya bıraktı.

Sonra bir tane daha aldı.

Rukiye bir süre onu izledikten sonra dayanamadı.

"Furkan... Yeter."

Furkan ona dönmedi bile.

"Amacın ne?"

Furkan kısa bir kahkaha attı ama yüzünde eğlence yoktu.

"Hep bir açığımı arıyorsun."

Rukiye kaşlarını çattı.

"Ne?"

"Sürekli beni sorguluyorsun. Sürekli yanlış yaptığım bir şeyi bulmaya çalışıyorsun. Farkında mısın?"

Rukiye birkaç saniye sustu.

Sonra sakin ama kırgın bir sesle konuştu.

"Evet."

Furkan ilk kez ona döndü.

"Çünkü seni tanıyamıyorum."

Bu cümle Furkan'ı susturdu.

Birkaç saniye boyunca sadece birbirlerine baktılar.

Furkan hiçbir şey söylemedi.

Sadece Rukiye'nin gözlerinin içine bakarak elindeki shotı bir kerede içti.

Rukiye gözlerini devirdi.

"Harika..."

Daha fazla konuşmak istemedi. Belenay'ın yanına geçip onunla sohbet etmeye başladı.

Bir süre sonra kapı tarafında bir hareketlilik oldu. Alperen içeri girdi. Yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu. Sessizce locaya gelip kendini koltuğa bıraktı. O da Furkan gibi fazla içmişti. Rukiye hemen etrafa baktı.

"Asel nerede?"

Alperen hiç düşünmeden cevap verdi.

"Kendine yeni annelik yapacak çocuk bulmaya gitti galiba."

Rukiye'nin yüzü bir anda değişti.

"Ne dedi?"

Belenay sinirle Alperen'e baktı.

"Ne saçmalıyorsun ya yine?"

Furkan ise başını kaldırıp Alperen'e baktı.

"Ooo..."

Gülerek omzuna vurdu.

"Gardaşımın da kafa pırıl."

İkisi birbirine bakıp çak yaptı. Rukiye sadece gözlerini devirdi. Daha fazla dayanamadı. Belenay'a, Taha'ya ve Ecrin'e baktı. Hiçbiri bu hâlden memnun görünmüyordu.

Asel ise mekândan çıktıktan sonra nereye gittiğini bile bilmeden yürüyordu. Gözlerinden akan yaşları durdurmaya çalışıyordu ama içindeki kırgınlık daha ağırdı. Bir süre sonra daha fazla dayanamadı. Mekânın biraz ilerisindeki sakin bir köşeye oturdu. Dizlerini kendine çekip sessizce ağlamaya başladı.

Tam o sırada üzerine bir ceket bırakıldı. Asel şaşkınlıkla başını kaldırdı. Karşısında Yusuf vardı.

"İyi misin kaba kız?"

Asel birkaç saniye ne diyeceğini anlamadı.

"Ne?"

Yusuf hafifçe kaşını kaldırdı.

"Partide çarpıp 'önüne baksana' dediğin kişi."

Kısa bir duraksamadan sonra ekledi.

"İyi misin diye soruyorum."

Asel hemen gözlerini sildi.

Ayağa kalktı.

"Sanane ya."

Yusuf şaşırmadı.

"Sadece bu halde, bu saatte burada dolaşma dedim."

Asel ona baktı.

"Sanane? Sen kimsin ki?"

Yusuf sakince cevap verdi.

"Aynı sınıftayız."

Bir an durdu.

"Kafanı kaldırıp bakarsan görebilirsin."

Asel hafifçe kaşlarını kaldırdı.

"Allah Allah..."

Yusuf gülümser gibi oldu.

"Neyse."

"Sen iyi olunca tanışırız."

Ceketi biraz daha üzerine sardı.

"Hadi görüşürüz."

Asel arkasından bakakaldı.

Ne diyeceğini bilememişti.

Birkaç saniye sonra elindeki cekete baktı.

"Ceket..."

Yusuf arkasını dönmeden cevap verdi.

"Önemli değil."

"Tanışınca verirsin."

Asel ilk kez sessiz kaldı.Sonra telefonunu çıkarıp şoförünü aradı.

Saat 03.40 olmuştu. The Pearl Lounge yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı. Öğrenciler gruplar hâlinde çıkıyor, gece sona eriyordu. Kızlar da hazırlanıp mekândan ayrılmaya başladı. Furkan ve Alperen ise ayakta durmakta bile zorlanıyordu. İkisi birlikte yürümeye çalışırken Furkan bir anda birine çarptı.Başını kaldırdı. Cengiz... Cengiz gözlerini devirdi. Gece daha bitmeden yeni bir gerilim başlamıştı..

Furkan, o hâliyle karşısındaki kişiye doğru baktı.

"La, önüne baksana."

Rukiye'nin yüzü bir anda düştü.

Daha fazla sorun çıkacağını anlamıştı.

Hemen Furkan'ın koluna girdi.

"Furkan, yürü."

Ama Cengiz geri adım atmadı.

"La öyle mi la?"

Alperen zaten sinirliydi.

Hiç düşünmeden Cengiz'e doğru bir adım attı ve onu itti.

"He la. Ne olacak?"

Bir anda ortamın havası değişti.

Taha hemen Alperen'in koluna girdi.

"Tamam, tamam. Hadi gidiyoruz."

Tam o sırada Mete araya girdi.

"La gardaş, ayakta duramıyorlar zaten. Götür şunları."

Furkan hâlâ sinirliydi.

Ayakta zor durmasına rağmen başını kaldırdı.

"Ben ayakta duramıyorum..."

Kısa bir duraksamadan sonra gülümsedi.

"Ama hâlâ sizi dövebilirim."

Daha kimse ne olduğunu anlamadan Cengiz'e doğru bir yumruk savurdu.

Ama zaten dengesini kaybettiği için yumruk tam yerine ulaşmadı.

Cengiz rahatça elini kaldırıp yumruğu tuttu.

Sonra Furkan'ın elini sıkıca kavrayıp büktü.

Furkan'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.

Cengiz onu hafifçe itti.

"Bu kadar."

Sonra hiçbir şey olmamış gibi arkadaşlarıyla birlikte oradan uzaklaştı. Gitmeden önce ise gözleri kısa bir an Rukiye'ye takıldı. Acıyan, hatta biraz hayal kırıklığı dolu bir bakıştı bu. Rukiye o bakışı gördü. İçinde biriken öfkeyi ve utancı daha fazla tutamadı.

Furkan'a döndü.

"Sen gerçekten..."

Sesi titriyordu.

"Ne kadar rezil bir çocuksun farkında mısın?"

Furkan hâlâ alkolün etkisindeydi.

"Ne oldu?"

Alaycı bir gülümseme yaptı.

"Eski flörtünle sevgilini düşüremedin mi birbirine?"

O an Rukiye'nin yüzündeki ifade değişti.

Düşünmeden hareket etti.

Furkan'a tokat attı.

Etrafta birkaç saniyelik sessizlik oldu.

Belenay hemen araya girdi.

"Bacım tamam."

Rukiye'ye döndü.

"Zaten ayakta bile duramıyor. Boş ver."

Rukiye sinirden nefesini kontrol etmeye çalışıyordu.

Sonra bir anda Taha'ya döndü.

"Şu gerizekalıları eve götür hemen!"

Taha başını salladı.

"Tamam."

Sonra Ecrin'e baktı.

"Ecrin, size emanet."

Rukiye iç çekti.

"Of... Tamam. Hadi git."

Taha, Furkan ve Alperen'i alıp kendi evine götürdü.

İkisi de fazla içtikleri için doğru düzgün yürüyemiyordu.

Bir süre sonra Rukiye telefonunu çıkardı.

Asel'i aradı.

Telefon birkaç saniye sonra açıldı.

"Efendim?"

Rukiye'nin sesi hâlâ sinirliydi.

"Neredesin sen?"

Bir an sustu.

"Haber vermeden çekip gidiyorsun."

Asel derin bir nefes aldı.

"Kanka... Çok sinirlendim. Bir anda çıktım."

Rukiye'nin sesindeki garipliği fark etti.

"Senin sesin tuhaf geliyor."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Ne oldu?"

Rukiye gözlerini kapattı.

"Sana geliyoruz Ecrinle ."

"Ne?"

Belenay eve geçecekmiş."

Bir an durdu.

"Gelince anlatırım."

Belenay, gece sonunda kendi evine geçmek için onlardan ayrıldı.

Ecrin ise Rukiye ve Asel'le birlikte kalmaya karar verdi.

Bir süre sonra üçü Asel'in evine ulaştı.

Eve girdiklerinde gecenin bütün yorgunluğu üzerlerine çökmüştü. Makyajlar biraz dağılmış, saçlar bozulmuş, ama asıl yorulan şey bedenleri değil, akılları olmuştu.

Salona geçip oturdular.

Başta kimse konuşmadı.

Çünkü herkes kendi yaşadıklarını düşünüyordu.

Sonunda Rukiye sessizliği bozdu.

"Ben anlatayım mı önce?"

Asel ona baktı.

"Anlat."

Rukiye, Furkan'la yaşadıklarını, onun davranışlarını ve Cengiz'le olan olayı anlattı.

Asel dinlerken birkaç kez sinirlendi, birkaç kez de sadece sessiz kaldı.

Sonra sıra Asel'e geldi.

O da Alperen'le yaşadıklarını anlattı.

Söylediği her cümlede sesi biraz daha düştü.

Ecrin ikisini de dinlerken başını iki yana salladı.

"Bu gece herkes biraz fazla karışmış."

Kızlar birbirlerine baktı. Haklıydı. İlk gün partisi diye başlayan gece, hiç kimsenin beklemediği şekilde bitmişti.

Ama yine de...

Onlar hâlâ birbirlerinin yanındaydı. Saatler ilerledikçe konuşmalar azaldı. Gözleri kapanmaya başladı. Üçü de o gün yaşananları düşünerek odalarına geçti. Kısa süre sonra ev sessizliğe büründü. Altın Vadi'de başlayan yeni yılın ilk gecesi... Kavgalarıyla, kırgınlıklarıyla, beklenmedik karşılaşmalarıyla ve daha şimdiden başlayan sırlarıyla sona ermişti.

Ama hiçbiri bilmiyordu...

Bu sadece başlangıçtı..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.