Firdevs'ten Anlatım.
Ben askeriyeden çıktıktan sonra eve gelmiştim. Binlerce tehdit mesajı atıp sakinleşmediğim için gerisin geri askeriyeye geri dönmüştüm. Babamdan aldığım güzel haberlerden biri de iyi oldukları ve varmalarına neredeyse az kalmalarıydı.
Elimden kurtulamayacaktı. Kaçışı hiç mi hiç yoktu!
Zırhlı araçlardan tim toplu olarak indiklerinde ilk önde Bolat duruyordu. Bir yanında Adem ve Ada diğer yanında Demir, Doruk ve Kubilay vardı. Sinirli ve ters bakışlarla ellerim belimde kapı önünde onlara bakıyordum. Bolat'ın başını kaldırıp bana bakmasıyla sertçe yutkunması bir olmuştu. Tek kaşını kaldırmış ona bakıyordum.
Adem'den bir söz duydum. "Geçmiş olsun Bozkurt. Allah yenge hanımla kolaylıklar versin sana."dedi ve Ada'yıa birlikte koşarak içeri girdi. Doruk, Demir ve Kubilay Ada ve Adem gibi hızla yanımdan geçip içeri girdiklerinde Bolat tam karşımda sakince ve yorgun bakışlarla bana baktı.
Bileğinden tutup çekebildiğim kadar Çınar ağacının altında duran bankın yanına doğru çekiştirip yalnız konuşmak istedim. Tüm öfkemi, sinirimi kusmama ramak kalmıştı resmen. Saniyelik gözlerimi kapattım. Burnumdan soluyarak sinirle nefes verdim. "Cennet Bahçe'm,"diyen yorgun sesi ulaştı bana. "Bana Cennet Bahçe'm deme!"diye kendimi tutamayıp bağırdım. "Firdevs, bak."dediğinde tüm öfkemi üstüne kustum.
Sinirden gözlerim dolmuştu. Ellerimle omzuna iki yandan vurarak konuştum. "Senin bana bunu yaşatmaya hakkın yok!"diye bağırdım gözlerimden yaşlar akın etmeye başlayarak. "Bana bunu yaşatamazsın köpek!"diye daha da bağırdım. Omuzlarına avuç içlerimle vurdum durmadan hızlı hızlı.
Bileklerimden tutup hızla bedenimi bedenine yasladı. Kafamı göğsüne doğru çekip yasladığında sesi kulaklarıma vardı. Ağlamam daha da arttı. Sesim kısılmak evresine giriş yapmıştı. "Bu yola, bu hale geleceğini bildiğimiz halde çıkmadık mı?"diye sorduğunda onaylayan mırıltı çıkardım.
Sesim kısıldığında, "Meraktan öldüm. Özlemden öldüm. Özleminden geberdim."dediğimde göğsünden kafamı kaldırıp sulu gözlerle yüzüne baktım. Avuçlarını yanaklarıma koyup baş parmaklarıyla yüzümü sildi. "İnan benim seni özlediğim kadar özlememişsindir sen beni."dediğinde kurumuş dudakları dudaklarımda kendine yer ayırdı. Onun olanı daha da onun yapmıştı...
Dakikalar sonra dudaklarını dudaklarımdan ayırdığında alnını alnıma yasladı. "Şu an bu raddeye gelmiş olmasaydık, yanımda bir an bile durmanı istemezdim. Bunu her seferinde yaşamanı istemezdim emin ol. Ama bu raddeye geldik biz."dedi ve devam etti.
"Tüm zorluklarla mücadele edip nişana kadar gelmişiz biz. Bundan sonra dönmenin bir anlamı, bir yeri var mıdır sence?"
"Peki dönmek isteyen var mı sordun mu hiç?"diye sorduğumda alnımdan alnını çekip gülümseyerek yüzüme baktı. "Ben bu yola bilerek girdim. İstemeseydim önceden girmezdim. Yüzbaşı,"dediğimde kendisi olduğunu onaylayan mırıltı çıkardı. "Her zerremin senin, her zerrinin benim olmasını isterken sence bundan sonra geri dönüş olur mu?"diye sorduğumda alnıma dudaklarını bastırıp sımsıkı sarıldı bana. "Sanmam."diye cevapladı. Güldüm, "Bende öyle düşünmüştüm."
"Sana yazdığım mesajları gördün mü?"diye sorduğumda, "Cık. Telefon kırıldı. Siktiğimin piçleri tam zamanını bulmuştu resmen."dediğinde sırıtmaya başladım. "E okuyunca çok güleceksin haberin olsun. Beni bile çileden çıkarabildin ya pes sana doğrusu."dediğimde kafamın üzerine durmadan devamlı öpücükler bırakıyordu. Öpmeyi bırakıp burnunu saçlarımın arasına daldırdı.
"Kasımpatı."dediğinde anlamamıştım.
"Efendim?"diye sorduğumda cevapladı.
"Hani bana sormuştun ya, 'Saçlarım ne kokuyor söylemedin?' diye. Kasımpatı koyuyor. Senin saçların kasımpatı gibi koyuyor Firdevs..."dediğinde şaşırmıştım. Ben hiç farkına varmamıştım. Aslında hiç umursamamıştım. Bir tek bana vardı saçlarımın garezi. Koklayınca kokusu gelmiyordu bana. Bu yüzden sinirlendiriyordu beni.
"Sever misin Kasımpatını?"
"Pek çiçek sevmem."
"Ama çiçek alıyorsun. O nasıl oluyor?"
"Sen seviyorsun diye alıyorum. Sen bordo şakayık ve mor menekşe seversin. Benim anlamadığım o zaten. Menekşelerin kokusu pek olmaz. Neyini seviyorsun?"diye sorduğunda gülümsedim. "Menekşelerin kokusu var. Biliyor musun bilmiyorum ama, derler ki menekşelerin sevdiğine kokusu vardır. Ayrılığı hissedince kokusu hemen uçup gider. Sevgi ve aşkı simgeler mor menekşe."diye açıklama yaptım.
"Şu an senin menekşe kokmanı çok isterdim. Ama kasımpatı daha güzel. Sende - "demişti ki telefonumun çalmasıyla konuşması yarım kaldı. Telefonu cebimden çıkardığımda ekranda yazılan yazı şaşırmama sebep oldu. Yine ne istiyordu acaba? Niye rahat bırakmıyor ve çekip gitmiyordu? Çevremizde dolanmasından usanmıştım. Ellerimin yakasına ulaşmasına son bir adım kalmıştı...
_____________
İyi Okumalar Dilerim Hepinize. :)
Umarım beğenirsiniz bölümü. :))
❤️'e basmayı ve yorum da yapmayı unutmayın. :)))
Sizce Firdevs'e arayan kimdi? 😁
Bu da günün son bölümü. Gelecek bölüm görüşürüz millet. :))))
🖤