İki hafta sonrası...
Defne hem askeriye revirinde, hemde hastanede hemşirelik yapıyordu. Her şeyden böyle haberim oluyordu. Defne'den aldığım mesajla korkuyla evden çıkmıştım. Bana, "Şehit var, hemen gelmen gerek."diye mesaj atmıştı. Kalbim olmadığından fazla atıyordu. Ve birde, "1 şehit, 1 ağır ve hafif yaralı var."demişti. Onlardan üçünden biri Bolat olabilirdi.
Ayağımda beyaz spor ayakkabılar vardı. Rahat koşabiliyordum. 10 dakika sonra hastaneye vardığımda benimle eş zamanda üç tane ambulans art arda sırasıyla yan yana durdu. Durmadan koşduğum için nefes alamıyordum ama bunu umursamadan hastaneden çıkan Defne'nin yanına koştum.
İlk ambulastan ağır yaralı ismini bilmediğim ama Bolat'ın timinden olan biri çıkmıştı. Diğer ambulastan birini çıkardılar, şehit düşen askeri...
Kanım dondu. Ben bunu tanıyordum. Yüzü gözü tozdu, topraktı ama tam kalbinden kurşun yemişti.
Bu Mustafa Kaya'ydı...
Bu Mustafa'ydı. Timin neşesi, çok konuşanı, komiği... O nasıl olurda... Aklıma gelen diğer ambulansa koştum. İçeriden Bolat çıktı. Hafif yaralı, üzgün, gözleri kıpkırmızı. Onu görmemle hızla bedenine sardım kollarımı.
"Bende seni özledim.."dediğinde sesinin bile üzgün çıktığı o kadar çok anlaşılıyordu ki anlatamam. "İyi misin?"diye başımı kaldırıp sorduğumda, "Değilim..."diye yüzünü düşürdü. Başı düştü, çökmüştü. Mustafa için...
"Başınız sağ olsun.."
"Vatan sağ olsun.."
"Ağır yaralı olan kim?"diye sorduğumda aklına yeni gelmiş gibi kafasını kaldırıp etrafına baktı. Göremeyince benimle birlikte hastaneye girdi. Yoğum bakım odasının önünde bekledik. "Teğmen Mustafa Kaya şehit düştü... Ben bu haberi ailesine nasıl vereceğim, nasıl? Teğmen Demir Güngör ağır yaralı."diye bu sefer az önceki sorumu cevaplamış olmuştu.
"Ada ve Adem?"diye sordum iyi olup olmadıklarını sordum. "İyiler, gelirler birazdan."dediğinde sesi daha da kısıldı. Beni kendine çekmiş ve başını omzuma gömmüştü. Omuzları sarsıldı birden bire. Ağlıyor muydu? Ağlıyordu evet. "Mustafa'nı sever miydin?"dediğimde, "Bu nasıl soru? Ben hepsini kendi kardeşim gibi görürüm. Azarlarım, sinirlenirim, cezalandırırım ama bu sevmiyorum demek değil. Boşluğunu kimse dolduramaz onun..."diye cevapladı. Yüzbaşı, Mustafa'nı gerçekten çok seviyordu. Yersiz şakalarına rağmen, şebekliklerine rağmen çok seviyordu..
"Komutanım!"diye bağıran Adem'in sesini duyduğumuzda ikimizde o yöne doğru baktık. Kucağında Ada vardı, ama baygın. Neler oluyordu bir günde ya?!
Adem koşarak yanımıza geldiğinde iki hemşire - Defne ve bir kız gelmişti. "Neden bayıldı?"diye sordu Defne, Ada'nı yavaşca yere bırakan Adem'e bakarak. "Bilmiyorum, birden bire kendiliğinden bayıldı."dediğinde askeri üniformanın altından eline doğru sızan kanı görünce kaşları çatıldı Defne'nin. "Birden bire değil, yaralı."dediğinde yanında duran kıza, "Koş sedye getir hemen! Ameliyata alınması gerek."dediğinde Defne yerinden kalkmamıştı.
"Kurşun içinde mi dışında mı?"diye sordu ama bu ikisininde haberi yoktu birşeyden. Sanıyordular ki yaralı değildi. Ama yaralıydı. "Birşeyden de haberiniz olsun ya!" Defne elini Ada'nın başına koyduğunda, "Ateşi var. Kurşun içinde. Çıkarılması lazım."dedi ve getirilen sedyeye koydular Ada'nı. Adem arkalarından gitti.
Aşıktı. Adem Ada'ya kör kütük aşıktı. Hareketlerinden, endişesinden, telaşından, hiç bir kadına bakmadığı yumuşaklıkta olan bakışları sadece Ada'yaydı. Adem gerçekten aşıktı.
Adem Akgöz, Ada Sessiz'e aşıktı. Ada'ya soy ismi gibi aşıktı. Sessiz aşıktı. Ada'nın haberi yok gibiydi. Adem gerçekten tutulmuştu Sessiz'e...
______________
İyi Okumalar Dilerim Hepinize. :)
Umarım beğenirsiniz bölümü. :))
❤️'e basmayı ve yorum da yapmayı unutmayın. :)))
Gelecek bölüm görüşürüz.
🖤 🖤 🖤 🖤