İçeriğe geç

Cenazede tanıştım

Bölüm 27 · 2 dk okuma

Cenazede tanıştım

Bölüm 27

Roarke malikanesi

Londra’ya vardığımızda hava griydi. Gökyüzü kurşun rengi bulutlarla kaplıydı; sanki uzun süredir söylenmeyen her şey göğe hapsolmuştu. Calder’ın verdiği adres, şehir merkezinden uzakta, Surrey sınırında terkedilmiş bir malikâneyi işaret ediyordu. Yollar daraldıkça sessizlik yoğunlaştı. Lucian direksiyondaydı, Thalia haritayı kontrol ediyor, Jasper ise arka koltukta tek kelime etmeden dışarıyı izliyordu. Arda’nın elini tuttuğumu fark ettim. Sıkıca. Gergindim. “Hazır mısın?” diye sordu fısıltıyla. “Değilim,” dedim. “Ama gitmemek, daha çok korkuturdu.” Malikâne, yüz yıllık çınar ağaçlarının ardında karşımıza çıktı. Yarı yıkık dış cephesi, çatlamış taş duvarları ve paslı demir kapısıyla tam anlamıyla bir hayalet evdi. Girişteki iki taş melek, zamanın ve unutulmanın izlerini taşıyordu. Anahtarı cebimden çıkardım. Kapı, tıkırtılı bir sesle açıldı. İçeri adım attığımızda eski tahtalar gıcırdadı. Duvarlar rutubetliydi ama içeride zamanın durmuş olduğunu hissediyordum. Tozlu mobilyalar, yarı yanmış mumlar, yerdeki eski gazeteler... Burası yaşanmışlıkların mezarıydı. “İki katlı,” dedi Jasper. “Bölünelim mi?” “Hayır,” dedim. “Bu evde yalnız kalınmaz.” Hep birlikte üst kata çıktık. Her kapının ardında başka bir geçmiş vardı. Sonunda, eski bir çalışma odasına geldik. Raflar yıkılmış kitaplarla doluydu. Masanın üzerinde, eski bir deri defter dikkatimi çekti. Üzerinde sadece üç harf yazıyordu: M.R. — Miriam Roarke. Arda defteri açtı. İçinde, annemin el yazısıyla yazılmış notlar vardı. Günlük gibi ama daha fazlası… Roarke ailesinin karanlık geçmişini anlatan bir tür itiraf metniydi. Satır aralarında “kan bağıyla geçen güç”, “gölge halkası”, “aydınlıkta saklanan karanlık” gibi ifadeler vardı. “Bu bir lanet değil,” dedi Thalia, sayfalara göz gezdirirken. “Bu... seçilmişlerin sınavı gibi. Ve siz bu sınavın tam ortasındasınız.” Bir anda evin alt katından bir gürültü geldi. Lucian silahını çekti. Arda elimi tutup beni arkasına aldı. Merdivenlere yöneldik. Her adımda tahtalar inledi. Alt kata indiğimizde, evin girişinde biri duruyordu. Siyahlar giymiş, yüzü karanlıkta saklı bir adam. Calder’ın tarif ettiği o eski gölge cemiyetine ait bir işareti yakasında taşıyordu: iç içe geçmiş üç hilal. “Zeynep Roarke,” dedi. “Sonunda seni bulduk.” Arda ileri atıldı ama adam hızla geri çekilip kapıdan kayboldu. Lucian peşine fırladı, Thalia silahını çekip pencerelere yöneldi. “Kimdi o?” diye sordum, kalbim göğsüme çarpıyordu. “Bu sadece başlangıçtı,” dedi Jasper. “Onlar bizden korkmuyorlar artık. Ama biz de onlardan korkmamalıyız.” O gece malikânede kalmadık. Defteri alıp, en yakın kasabadaki motelde sabahladık. Arda defteri sayfa sayfa çevirdi. Her biri geçmişin yükünü taşıyordu ama bir sayfa vardı ki bizi hepimizi susturdu. Annemin yazdığı son cümle: “Eğer bunu okuyorsan, Zeynep, içindeki karanlık senden korkmuyor. Ama sen ondan korkarsan... hepimiz kaybederiz.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.