Elpan sokakları yine soğuk,sisli ve yalnızdı. Elpan insanları çoktan kendilerini uykuya teslim etmişti. Saatler 02:41'i gösteriyordu. Bu soğukta üzerinde sadece pijaması,tişörtü ve ceketi olan Raven titriyordu.Ama buna rağmen eve dönmeye niyeti yoktu. Çıktığı damdan titreyerek sisli Elpan sokaklarını izliyordu. Bedeni kontrolsüzce titrerken iki yanağından iki damla göz yaşı aktı gitti. Fakat bir yaş sağ yanağındaki çukura gömüldü. Raven'in suratında ise bir tebessüm belirdi. Büyük bir ihtimalle sabaha cesedi burada bulunacaktı ama o bunu sorun etmiyordu. Çünkü dudaklarına yayılan tebessümün sebebi özgürlüktü ve Raven ilk defa bunu iliklerine kadar hissetmişti...
~Raven
Gözlerim kontrolsüzce kapanıyordu. Uyumak istemiyordum ama gözlerim benim isteğimi önemsemeden kapanıyordu. Bir yandan titreyen bedenimi zaptetmek, bir yandan da kapanan gözlerimi açık tutmak zordu. Biliyordum ki eğer gözlerimi yumarsam sabahın ilk ışıkları benim cansız ve ölü bedenime doğardı. Kendimi bir şeyle meşgul etmeye çalıştım. Sırtımdaki sırt çantasını çıkarıp yanıma koydum. Çantamdan en sevdiğim oyuncağımı çıkardım. Kabul 18 yaşında bir genç kızın oyuncaklarla oynadığına pek raslanmazdı. Ee zaten benim elimdeki de sıradan bir oyuncak değildi. Evden kaçmadan önce elimi hemen biricik kız kardeşim Alin'in koleksiyon dolabına sokmuş ve en sevdiği oyuncağı oradan almıştım. Bunu yapmalıydım çünkü Alin'in en sevdiği oyuncağa iyi bakmayacaklarını biliyordum. Oyuncak tek boynuzlu atı iki avucumun içine aldım ve Alin ile geçirdiğimiz güzel zamanların hayalini kurdum. Artık o günler bir daha asla geri gelmeyecekti. Alin haziranın beşinde gözlerini hayata yummuştu. Henüz 16 yaşında genç bir kızdı, benim biricik kız kardeşim ve en yakın arkadaşımdı. Onu ben bulmuştum. Ölmeden önce son kez beni aramıştı ve yardım istemek yerine sadece beni çok sevdiğinden bahsetmişti. Sesi ağlamaklıydı, sanki kurtulamayacağını anlamış, ve sırf bu yüzden benimle konuşurken dakikalarını heba etmemişti. Bütün okulu dolu gözlerle ve dakikalarca koşmanın verdiği yorgunlukla aramak zordu ama onu bulmuştum. Kendi sınıfında... Bunları tekrar hatırlayınca gözlerim kendiliğinden doldu. O an hatırladığım şeyle hıçkırdım. Evden kaçarken beni zerre önemsemeyen biricik annemin sözleri... " Demek sonunda gidiyorsun ha... Git! , bunun bir gün gerçekleşiceğini biliyordum ama bu kadar erken olacağını düşünmemiştim. Sana biraz daha katlanır, biraz daha karnını doyurmak zorunda kalırız diye düşünüyordum. Ama beni yanılttın Raven. Şimdi git ve bir daha asla geri dönme. Artık evimin bütün kapıları sana kapalı." Göz yaşlarım adeta yanaklarımı yakıp geçerken hıçkırmamak elde değildi. O an bir şeye karar verdim. Yaşamamın bir amacı, bir nedeni ve gerekçesi yoktu. İntihar etmek istemiyordum ama yaşamak için çaba sarf etmekte artık pek benlik değildi. İnsan sevdikleri ve onu sevenler için yaşardı. Yani eğer sevdiğiniz kimse kalmadıysa ve sizi seven insanlarıda kaybettiyseniz artık yaşama dair pek bir hevesiniz kalmazdı. Beni uyutmak için çabalayan gözlerime uydum ve gözlerimi yumdum. Bedenim yavaş yavaş uyuşuyordu, galiba ölüyordum... Kafamın yavaş yavaş yere inmesine izin verdim ve kafamı zemine uzattım. Bedenim soğuk zeminde birkez daha titredi. Ölümün soğuk nefesini duymayı beklerken duyduğum sesle irkildim. Bu ses ölümün kendini hissettiren nefesi değildi. Gecenin karanlığında bir silah sesi inlemişti...