Sabah alarmın sesiyle değil, dünkü o siyah kurukafalı çakmağın masamda çıkardığı hayali tıkırtıyla uyandım. Çantamı açtığımda, Varlas’ın dün coğrafya dersinde fırlattığı o metal çakmak hala oradaydı. Üstünde hala o yoğun karamel ve sigara kokusu vardı.
"Manyak herif," diye homurdandım kendi kendime. Üzerime yine o üç beden büyük siyah kapşonlumu geçirdim, kulaklıklarımı takıp evden çıktım.
Okula vardığımda bahçede herkes bana bakıyordu. Normalde kimse beni takmazdı ama dün Varlas’ın benim sırama gelmesi okulun magazin dergisinde flash haber olmuştu bile. Melis, tayfasıyla birlikte kameranın arkasındaymış gibi podyum yürüyüşü yaparak önümden geçti ve kulağımın dibinde fısıldadı:
"Yeni oyuncak bulmuşsun kendine ezik, ama o ateş seni yakar."
Cevap bile vermedim. Asi’ydim ben, lafla dalga geçenlere serseri gülüşümle karşılık verirdim. Tam sınıfa girecekken biri kolumdan tutup beni merdiven boşluğundaki o karanlık kuytuya çekti. Sırtım duvara çarptığında nefesim kesildi.
Gözlerimi açtığımda karşımdaydı. Varlas Karahanlı.
Tek kolunu duvara dayamış, vücuduyla beni tamamen hapsetmişti. Okyanus mavisi gözleri öfkeden mi yoksa başka bir şeyden mi bilmem, parlıyordu. Üstündeki siyah bomber ceketi ve hafif dağınık saçlarıyla nefes kesiyordu.
"Demek çakmağımı sakladın, Gece," dedi alçak, tehlikeli bir tonda. Sesi resmen omuriliğimden aşağıya doğru bir karıncalanma yaymıştı.
"Ne... Ne alaka be!" diye kekeledim istem dışı. Havalı olmaya çalışıyordum ama adamın boyu yüzünden üzerime devrilecek gibiydi. "Belki de çöpe atacaktım."
Varlas birden yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Aralarındaki mesafe o kadar azdı ki, nefesi dudaklarımı ısıtıyordu. Kalbim göğüs kafesimi delip geçecekti.
"Çöpe atamazsın," diye fısıldadı, parmağıyla çenemden tutup başımı yukarı kaldırdı. "Çünkü o çakmak... Benim ruhumun bir parçası. Ve sen o parçayı cebine atarak, kalbime izinsiz girdin."
Oha lan, bu çocuk ne diyor? İçimden Romantik Komedi senaryosu akarken dışımdan sert kalmaya çalıştım.
"Bırak beni be dallı," diye çırpınmaya çalıştım ama kollarından kaçmak imkansızdı. O demir gibi kaslı kolları arasında adeta eziliyordum.
Tam o sırada okulun zili acı bir çığlıkla çaldı. Varlas yavaşça geri çekildi, o efsanevi karamel kokusu biraz olsun uzaklaştı. Ceketinin cebinden ellerini çıkardı, gülümseyerek göz kırptı.
"Derse geç kalma farecik. Daha hesabımızı kapatmadık."
Arkasından bakakalırken, okulun en tehlikeli adamının tuzağına adım adım düştüğümü çok net anlamıştım. Ve işin en kötüsü... Bundan nefret etmiyordum.