Önüne koyulan kahveye baktı önce, sonra ise karısının o içini ısıtan gülümsemesine… Onun getirdiği kahveden çok gülümsemesi adamı ayıltıp içini ısıtıyordu. Kaldığı yerden elindeki kitabı gözlerinin ağır hareketlerine bıraktı. Pencereden kahve fincanına vuran güneş ışığı, az da olsa loş olan odayı aydınlatıyordu. ‘‘Ben biraz bahçeyle uğraşacağım.’’ Dedi kadın. Adam hafifçe bir kafa hareketi ile onu onayladı ve kapının çıkardığı yumuşak tık sesi odayı doldurdu.
Adam kadına onu sevdiğini belli edemese de kadını onun düşündüğünden daha çok seviyor ve aşıktı. Bazen sert davranır, uzak tavırlar sergiler ve vakit ayıramazdı. Zamanıın belli bir kısmını çalışmayla geçirir, belli bir kısmında kitap okurdu. Kalan kısmını ise kadına ayırırdı.
Kadın ise asla bu durumdan rahatsız olmazdı. Her zaman anlayışlı davranırdı adama karşı. Onu sevmeye bile aşıktı kadın. Adamın gösterdiği en ufak sevgi kırıntısıyla bile yaşayabilirdi. Çünkü adamın sevmediği birine cehennemin ateşini bile vermeyeceğini bilirdi. Herkese karşı surları olan adamın yanı başında uyuyabiliyor, ona bakabiliyor ve dokunabiliyorken isyankar davranırsa nankör olacağını düşünüyordu. Her zaman her konuda ona en iyisini verme ve yapmaya adamış, kendini buna şartlandırmıştı. Asla yorulmuyor, yorulsa bile belli etmiyordu. Bazen kalbi kırılıyor muydu? Evet. Tesellisini de buluyordu. En sevdiği vakit akşamdı. Onun tatlı sorularıyla meşgul olurdu çünkü kadın akşamları. ‘‘Nasılsın, günün nasıldı, çiçeklerin nasıl?...’’ Bunlar duymayı en çok sevdiği sorulardı. Önemsediğini biliyor ve hissediyordu. Asamın onu ilgiyle dinlediği gözlerini üzerinde hissetmenin verdiği huzurla doluyordu kalbi. Gün içinde ona karşı biraz kırılsa da kadın, bu an ona ilaç gibi geliyordu. Adam çok yoğun çalıştığı günlerde ise ondan yazı yazmasını istemişti duyguları ve günü hakkında, böylece önemsediğini bilirdi kadın. Yazdığı tatlı yazıları onunkiler kadar güzel ve ilgi çekici bulamazdı kadın, onun gibi yazmak ve süslemek isterdi ama pek beceremezdi. Çok yoğun geçen gecenin sabahında ona verilen kağıttaki yazıları dillendirirdi adam ve hakkında konuşurlardı. ‘‘Benden çok daha güzel yazıyorsun.’’ Derdi adam ama asla kabul etmezdi.
Kadın çıktıktan sonra adam elindeki kitabı ilgiyle okumaya devam etti. Kalemiyle işaretlemeler yapıyor, kahvesinden bir yudum alıyordu. Her zaman nasıl bu kadar güzel ve aynı tonda yaptığını asla anlayamamıştı kadının kahveyi. Kendisi hiçbir zaman bu tonu yakalayamamıştı.
Garip bir soğukluk vardı odanın içinde. Daha önce hiç böyle bir soğukluk hissetmemişti burada. Pek aldırış etmedi adam yine de. Ne kadar soluklaşmıştı oda, biraz etrafına bakındı. Hafif tozlu ve puslu bir görüntü vardı. ‘‘Sanırım gözlerim bozuluyor.’’ Diye geçirdi içinden. Karısı asla evini dağınık ve kirli bırakmazdı. Kesinlikle gözleri bozuluyor olmalıydı. Dışarıya baktı, kitap okurken zamanın nasıl geçtiğini anlayamazdı. Hava kararmaya ve kendini gecenin koyuluğuna bırakmaya başlamıştı. Karısı içeri girdi ve gülümseyerek ona baktı. Elinde topladığı birkaç çiçekle yanına yaklaştı ve adama uzattı. Pek ilgisi yoktu aslında ama yine de her getirdiği çiçeği kabul ederdi ve kitaplarının arasında saklardı. Bunları da aynı şekilde masanın üzerinden aldığı bir kitabın arasına koydu adam.
Kadın yeni bir çiçek yetiştirmeye başlamıştı bahçesinde ve bu çiçeğin sevdiği adama benzerliği ile en sevdiği çiçek olmuştu çoktan. ‘‘Yeni bir çiçek yetiştirmeye başladım. Anlamlandıramadığım bir şekilde sana o kadar çok benziyor ki. Her gördüğümde büyüleniyorum. İlk görüşümde de sana benzettiğim için gözüme takılmıştı.’’ Dedi. Oturduğu yerden kalkıp adamın kitaplığından bir kitap aldı ve geldi. Bu çiçeği kitapta görmüştü ve anlamı hakkında birkaç bir şey okumuştu. Sayfaları karıştırmaya daldı kadın. Ama gördüğü çiçek kitapta yoktu. En azından artık yoktu. Bunun imkansızlığı karşısında şaşkın bir yüz ifadesi takındı. ‘‘Noldu?’’ dedi adam. ‘‘Bu kitapta gördüğüme eminim çiçeği ama artık yok.’’ Diyerek cevap verdi kadın. Belki yanlış kitaba bakıyordu ama bu kitap dışında başka bir kitapta çiçeklerle ilgili bir bölüm yoktu. ‘‘Hatırladığın kadarıyla bahsetmek ister misin bana?’’ dedi adam. ‘‘Evet tabii ki, kelimesi kelimesine hatırlıyorum çünkü sana o kadar çok benziyordu ki ister istemez aklıma kazındı bütün anlamlarıyla ve görüntüsüyle. Kırmızı, kıpkırmızı bir çiçek ve adı da Higanbana.’’
El hareketiyle karısına biraz daha yaklaşmasını işaret etti. ‘‘İlgi çekiciymiş, devam et bakalım.’’ Dedi. ‘‘Ölmüş ruhların ardından açarmış genelde. Biliyorum pek iç açıcı bir çiçeğe benzemiyor bu şekilde. Mezarlıklarda açan ölüm temsilcisiymiş. Bir yerde görünürlerse orada ya ölüm vardır ya da hayat. Belki ikisi de olabilirmiş.’’ Dedi. Adam karsının yüzüne baktı ve kendisine nasıl benzettiğini anlayamamıştı bu sözlerden sonra. Karısının ağzından daha önce ölüm kelimesini asla duymamıştı ve bu durum adamı biraz tedirgin etti. İçini bir ürperti kapladı. Adamın bakışlarını fark eden kadın, biraz daha yaklaşıp onun dizlerinin dibine oturdu ve gülümsedi. Kadının bu hareketi adamı biraz da olsa rahatlatmıştı. Kaldığı yerden devam etti. ‘‘Ölüm kadar yeniden doğuşu da simgeliyormuş. Biraz sana karşı olan duygularıma da benzetiyorum. Bazen ölüm gibi ağır hissettiriyorlar. Sanki altlarında eziliyormuşum gibi geliyor. Nefessiz kalıyorum ve gözlerim doluyor. Bazen de o kadar huzurlu hissettiriyorlar ki bu sefer de verdikleri huzurdan gözlerim doluyor.’’ Kıkırdadı. ‘‘Sanırım sana karşı olan aşkım boyumdan daha büyük ve benden daha ağır.’’
Adam, odanın kararmasıyla beraber yanındaki masanın üzerindeki mumu yaktı kibritle. ‘‘Demek öyle.’’ Duygularını gösterme konusunda bir felaketti. Yine de ilgiyle dinleyişinden destek alarak devam ediyordu kadın. ‘‘Değişimin pişmanlığını ortaya döküyormuş, sen de değişimden nefret edersin ya…’’
Adamın yorgunluğunu gördüğü için sözlerini yarıda kesmişti. Bencillik etmek istemediği için onu daha fazla sözleriyle ayakta tutmadı ve uyku teklifinde bulundu. Adam da bu anlayışlı davranıştan memnun kalarak teklifi kabul etti ama boş bir zamanında devam etmesi konusunda karısına söz verdirmişti. Bazen küsüyordu ona kadın sözlerini yarıda bıraktırdığı için ve verilen sözler ikisi için de çok önemliydi.
Adam içinde bir boşluk hissiyle uyandı ve kalktı. Hazır olan kahvaltı masasına baktı. Elini yüzünü yıkayarak etrafına bakındı. Karısı evde görünmüyordu. Bahçede olabileceği düşüncesiyle yokluğuna pek aldırış etmedi. Biraz atıştırdıktan sonra işine koyuldu. Saatlerce okuma yaptı ve yazı yazdı. Ara vererek kendine kahve hazırladı ve acılığıyla yüzünü buruşturdu ama idare etmek zorundaydı. Karısının onun çalışma saati ve alanına saygısını aynı şekilde o da karısına gösteriyordu. Bahçesiyle uğraşırken onu rahatsız etmiyordu. Küçük işleriyle uğraşırken de…
Odadaki soğukluk hala devam ediyordu. Anlam veremese de kendinden kaynaklandığını ve hastalanacağı için soğuk geldiğini düşündü. Koltuğa oturdu ve biraz düşünmek istedi karısı hakkında. Ne kadar duyguları konusunda soğuk bir tavır sergilese de bir başka hayatı dahi olsa oradaki bütün duygularını, sevgisini, aşkını bu kadına harcamıştı. Hayatnın geri kalanını onunla geçirmek, bütün zamanlarını ona harcamak istiyordu. Bir anda içinde oluşan özleme şaşırdı ve garipsedi.
Kapının gıcırtısı odayı doldurdu. Kadın içeri girdi ve elinde bir çiçekle adama yaklaştı. Bu bahsettiği çiçek olmalıydı. Kırmızı, uzun ve ince yapraklarıyla içerisinden boy gösteren antenleriyle aslında ihtişamlı bir çiçekti. Raftan cam vazoyu alarak içine biraz su doldurdu kadın ve çiçeği dikkatlice içerisine yerleştirdi. Adamın çalışma masasının önüne geldi, üzerine koydu vazoyu. ‘‘Rengindeki kızıllık bazen gözlerindeki öfkeyi andırıyor bana.’’ Dedi. Adamın oturduğu koltuğa yaklaştı ve yine dizlerinin dibine oturdu. En güvende hissettiği yer burasıydı kadının. Hiçbir şekilde zarar göremeyeceği hissine kapılıyordu buraya oturduğu zaman. Öyleydi de, yanı başındaki sevdiği dışında hiçbir şey ve hiç kimse ona zarar veremezdi. Bu güveni seviyordu, sıcaklığı ve gücü de. Güçlü hissediyordu kadın onun yanında sanki adamdan ona akan görünmez bir güç bağı vardı. Bir süre sessizleşti. Eğer sevdiği adam olmasaydı ve onu düştüğü karanlıktan çıkarmasaydı yıllar önce, şuan ne halde olacağını düşündü. Büyük ihtimalle ölmüş olurdu ya da tozlanmış, çürümüş bir ruha sahip… Gözleri doldu anlık ve yüzünü adamdan sakladı. Ağladığını görmesinden nefret ederdi.
Kadının saklandığını gören adam anlamıştı. Biliyordu, sadece ağladığında yüzünü saklardı. ‘‘Gözlerimin öfkesiyle korkuttuysam seni daha önce üzgünüm.’’ Sözleri karşısında kadın gözyaşlarını sildi ve adama baktı gülümseyerek. ‘‘Hayır hiç de korkmadım. Sen kızdığında her zaman haklısındır. Biliyorum insanların hatalarına katlanamıyorsun, anlıyorum.’’ Adam hafif öne eğilerek karısının saçlarını okşadı ve gülümsedi. ‘‘Sanırım beni bir başkası bu kadar anlayışla karşılamazdı.’’ Dedi adam. ‘‘Hadi senin şu çiçekten bahsetmeye devam et.’’
Biraz düşündükten sonra kadın sözlerine başladı. ‘‘Yarın kardeşim ziyarete gelecekmiş. İlk önce bunun haberini vermek istedim.’’ Kafasıyla onaylarak karısına devam etmesini söyledi. ‘‘Sanırım bir daha karşılaşamayacağımız ve kaybettiğimiz kişilerin yürüdüğü yollarda açıyormuş, son hoşçakalları da temsil ediyormuş. Seninleyken de son hoşçakallara alışmam gerekmişti. Pişmanlık ve huzursuzluk… Aynı şekilde bunlara da alışmam gerekti. Bir daha karşılaşmayackmışız gibi yürümüştüm bütün yolları. Ama sonra geri geldin. Sanki yeniden doğmuş gibi hissettim tekrar hayatıma adım attığında.’’
Yaklaşık bir yıllık bir ayrılık yaşamışlardı, adam bir anda ortadan kaybolmuştu ve kadına bir not yazmıştı. Kadının ne kadar bencil ve düşüncesiz olduğu hakkında bir not. Asla anlam verememişti kadın bu sözlere. O bir yıl içerisinde adamdan hiçbir şekilde haber alamamıştı. Ona olan aşkı biraz olsun azalmamıştı da. Aklının ve kalbinin baş köşesindeydi her zaman. Ona çeşitli şekillerde ulaşmaya çalışmış, başaramamıştı. Sürekli yazılar yazmıştı adama, olabileceği adreslere göndermişti. Adama ulaşıp ulaşmadığını bile bilmiyordu. Bir gün kapısı çaldı ve koşarak kapıya gitti. Kapısını çalanın o dışında birisi olmayacağını biliyordu. Kimsesi yoktu onun dışında kadının. Elindeki kağıtlarla kapının önünde bekleyen adamı gördü açınca. Bir süre öylece bakakaldı.
‘‘Çabanı ve yazdıklarını, umudunu görünce dayanamadım. Aslında amacım kendimden uzaklaştırmaktı, fazla acımasızdım duygularım konusunda. Sana daha fazla zarar vermek istemedim. Birkaç yalanla benden uzaklaşır ve duyguların ölür diye düşünmüştüm aslında ama sen her geçen gün beni biraz daha sevmişsin. Daha fazla dayanamadım görmezden gelmeye. Benim de sahip olduğum tek şey sendin ama uzaktan sevmeyi tercih ettim yakınımdayken kırıldığını görmektense. Her şekilde kabul ettiğini yazmışsın beni. Neredeyse her yazında… Beni senin kadar kimsenin sevmeyeceğini ve katlanmayacağını da söylemişsin. Düşündüm, geri dönmeliydim belki de bir korkak olmayı bırakıp. Şimdi buradayım ve bir daha gitmeyi düşünmüyorum.’’ Dedi adam. Genç yaşlarda yaşadıkları bu ayrılığı tekrar dillendirmek, ikisini de biraz hüzünlendirmişti.
‘‘Birisine hediye edildiğinde de öüm onu bulurmuş.’’ Diyerek devam etti kadın. Pencereden odaya soğuk bir esinti akın etti. İkisi de ürperdi. İçini kötü ve hoş olmayan bir his kapladı. Hissetmişti belki de kadın, erkek kardeşinin ölümünü. ‘‘Sanırım bu kadar.’’ Dedi.
Sabah haberi aldığında derinden sarsmıştı sevdiği kadını, kardeşinin ölümü. Eski neşesi, sevinci ve gözlerindeki duygu dolu halden eser kalmamıştı. Derin bir sessizliğe bürünmüştü. Adam, bu duruma üzülse de kendinde konuşmaya hak bulamıyordu. Bu tarz şeylere inanmazdı genelde ama çiçek hayatlarına girdiği andan itibaren garip durumlar ortaya çıkmıştı.
Kadın yıllarca sessizliğini sürdürdü. Evlerindeki soğukluk asla silinmemişti. Tozlu ve puslu görüntü olduğu gibi duruyordu. Adam artık bir gariplik olduğunu düşündü. Kadın olduğu yerden kalkarak kapıya yöneldi ve bahçeye çıktı. Bahçesine gittiğinde rahatsız etmemek adına orada yalnız bırakıyordu adam onu. Belki de ondan daha çok huzur veriyordu kadına bahçesi. Böyle düşündüğünden mümkün olduğunca uzak duruyordu o anda kadından. Bahçenin çoğu artık o çiçekle kaplıydı. Adamı rahatsız etse de kadın onların ortasında biraz da olsa mutlu göründüğü için bir şey söyleyemiyordu. Mutfağa geçip kendine bir kahve yaptı ve o da yarım kalan işlerini halletmeye koyuldu. Karısının yaptığı kahvenin özlemi ile yansa da artık alışmıştı kendi kahvesinin acı tadına.
Kafasını kaldırıp etrafına baktı hava iyice kararmıştı. Onu bekliyordu, ufak bir harf tonunu… Ses tonu değil harf tonu. Onu harf tonlarını bile ezberleyecek ve dikkat edecek kadar çok seviyordu. Duvardaki fotoğrafına baktı. Gülümsemesi aklına düştü. İçindeki özleme anlam veremiyordu, onu daha iki saat önce görmüştü, sarılmıştı. Hayallerini düşündü; farklı bir hayat, huzur içinde… Etraf karardı, kapı çaldı. Geldi diye geçirdi içinden.
Gürültüyle uyanmıştı, gözyaşlarından ıslanan yanağı üşürken gerçekliğe döndü. Karısını kaybedeli iki yıldan fazla olmuştu. Kendinde ilerlemeye dair o gücü asla bulamamış, hep olduğu yerde saymıştı. Onun için bir yol yoktu, olmayacaktı. Onu bulabileceği, ona çıkan… Nerede olduğunu bilse dizleri parçalanana kadar koşardı. İçinde büyüyen üzüntü ve soğuklukla onun adını sayıklayarak ağlamaya devam etti.