İçeriğe geç

Canını Yakarım

Bölüm 3 · 14 dk okuma

Canını Yakarım

Bölüm 3

Yaratık

Gözlerim bana ihanet etmiş gibi bir an olsun mavi ışıklardan ayrılmıyordu. Parmağım hala dudaklarının üstündeydi ve ateşe dokunmuşum gibi parmaklarımı hızla kendime çekmiştim. Dudaklarım titrerken hızlı bir hareketle ayağa kalktım. Işığı açtığım da gördüğüm şeyin kabus olmadığını aksine hiç olmayacak kadar gerçek olduğunu gördüm. Titrek sesim odayı doldurduğun da bu durumdan keyif aldığı her halinden belliydi.

"Sen beni nasıl? Niye buradasın? Kimsin sen ya!"

Mavi irisleri tüm vücudumu süzen bir bakış attı ve bana attığı bir adımla bağırdım.

"Sakın bana yaklaşma!"

Dudağının kenarı yukarı doğru kalktı ve bana attığı adımları durdurdu.

"Bakalım ne yapıyorsun diye geldim. "

"Ne saçmalıyorsun sen, defol git evimden!"

"Eğer bir daha bana saçmalıyorsun dersen ve o adımı atarsan seni pişman ederim."

Söylediklerini duymamıştım bile, hızla odadan çıkıp arka odanın bahçeye çıkan kapısından dışarıya fırladım. Kararan gökyüzü ve kapkaranlık ormana baktım, derin bir nefes alarak duraksamadan koşmaya devam ettim, her hareketimde sızlayan vücuduma ve arkamda ki adama saydırdım. Tenime işlenen buz gibi hisle arkama döndüm, hiçbir şey yapmamış kaldığım odanın balkonundan bana bakıyordu. Pes edeceğimi sanıyordu ama umursamadım. Ormana girdiğim de kulağıma dolan sesle vücudumu az öncekinden daha beter bir titreme aldı. Karşımda karanlığın içinden gördüğüm ışıldayan gözlerle koşmam durmuş sadece onlara odaklanmıştım.

Titreyerek yere düştüğümde arkamdan niye gelmediğini anlamıştım. Bana kızıl gözlerle bakan bir çift köpek vardı, pitbull cinsi ve ben bu hayatta köpeklerden çok hiçbir şeyden korkmazdım. Zangırdayarak titreyen bedenime gözlerini dikmiş bakıyorlardı, büyü yapılmış gibi gözlerinden bakışlarımı çekmiyordum. Annem söylemişti "korkarsan bunu köpek anlar." Önümde ki iki köpek onlardan deli gibi korktuğumu biliyordu o zaman. Üstüme doğru hızla geldiklerinde kolumla gözlerimi kapatmış, verecekleri zararı kabullenmiştim. Vücudumda kalıcı olan bir ize yenisi eklenmiş olacaktı.

Köpeklerin hırlayan sesleri yanımdan geçmesiyle felç geçiren vücudum yavaşça gittikleri yeri görmek için çevrilmişti. Gözlerim korkuyla büyümüştü, az öncekinin çok üstünde bir korku boğazımı sarmaladı. Köpekler yaratığın önünde diz çökmüş onlara kesinlikle ters gelecek şekilde ona şirinlik yapıyorlardı. Kalbim spazm geçiren birinin attığı gibi atarken bedenim elektrik yemiş hissine karşı koyamıyordu. Ölüm saçan mavi gözleri üstümden bir an olsun çekilmiyordu, kanımın donduğunu atmadığını söyleseler inanırdım. Bu görüntüden çok korkmuştum, hayatımda korktuğum iki şey yan yana ve dostlardı. Kurtulmam lazımdı, hemde hemen.

Kalçamın üstünde biraz geriye kaçtım, bakışlarımı gözlerinden çekemiyor olsam da o önünde ki iki yaratıkla oynuyordu. Ben burda korkudan ölürken hem de. Tenime değen soğuktan daha sertti sesi.

"Bir santim daha kıpırda bakalım ne oluyor?"

Bedenim kaskatı kesilirken durmuştum, köpekleri bırakıp bana doğru geldiğin de bana dokunmaması için kendim kalkmış olsam da koluma mengene gibi yapışmıştı. Peşinden beni hiç yokmuşum gibi sürüklerken kendime saydırma seansı yapıyordum, evimi bırakıp nereye gidiyordum acaba? Aklım bu durumdan kurtulmam için önüme milyonlarca yol koyarken ben aralarında köpeklere denk gelmeyeceğim şekilde seçiyordum. Salonun balkon kapısından beni içeriye fırlattığında inlememek için dudaklarımı birbirine bastırmıştım. Ona acı çektiğimi göstermeyecektim.

Koltuğa attığı bedenimin üstüne doğru eğilerek aramızda küçücük bir mesafe bıraktığında boğazıma büyük bir yumru oturdu. Gözlerim fal taşı gibi açılmış olduğum duruma anlam veremiyordum çünkü beynim tüm fonksiyonlarını kaybetmiş gibi bomboş duruyordu. Ellerimi hareket ettirerek göğsünden ittirdim, gözlerime bakmaya çalışıyordu ama ben onun aksine kurtulmaya çalışıyordum.

"Bırak beni hayvan herif!!"

"Bu hayvan sana neler yapacak, ne bırakması canımm?"

Kollarımı başımın üstünden sabitleyip beni kendisine tutsak etti. Yine de çırpınmayı bırakmıyor ayaklarımdan destek alıyordum. Dizimi büküp karnına isabet ettirdiğimde yüzünü buruşturmuştu ama beni yine de bırakmayıp, bacaklarımı bacaklarının arasına alarak tüm hareketlerimi engelledi.

"Rahat dur!"

"Kalk üstümden!"

Sırıtarak zevkle parlayan mavileriyle göz göze geldiğimde midemde ki sıvı tepki veriyordu, ondan korkmadığımı düşünmeliydi.

"Sen hala anlamadın galiba, ben ne istersem o olur!"

"Sende beni tanımadın, istemediğim hiçbir şeyi yapmana izin vermem!"

Mavi irislerinin üstünde ki kaşı kalktı.

"İzin isteyen kim?"

Çığlık atar gibi bağırdım.

"Kalk üstümden lanet olası!"

Yüzüme eğildiği zaman aramızda ki mesafe gittikçe azalırken dehşete düşmüştüm. Yüzüyle yüzüm arasında çok az bir mesafe bırakmıştı, burnu burnuma değiyordu. Mavi irisleri dudaklarıma düştüğünde tüm bedenimde bir ürperti geçti. Tek eliyle ellerimi sıkıca tutarken diğer elini yüzüme getirip, tenimde gezdirdi. Başımı geriye çekmeye çalışarak dokunuşundan kurtulmaya çalıştım ama buna izin vermedi.

"Ne istiyorsun sen benden?"

Sesim titremişti. Kendime tokat atmak istiyordum ama o üstümde dururken bedenimi kıskaçlarıyla sardığından zihnimde korkunç görseller belirmişti. Bana tecavüz etmezdi değil mi? Kollarının arasında tüm gücümü kullanarak debelendiğimde nefesim iyice hızlanmıştı. Yüzünde psikopatları andıran bir gülümseme oluşmuştu, bu halimden zevk aldığını bir kez daha gördüm.

"Ne istiyorum sence, fikirlerine açığım."

Hemen dibimde ki yüzüne aramızda pek mesafe olmasa da kafamı gömdüğümde alnımda ki o kemiğin kırıldığına emindim. Burnunu tutmuş üstümde ki bedeni kalkmıştı, inleyerek alnımı tuttum ve ovaladım. Gözlerim geldiğimiz kapının aksi yönünde ki dış kapıya gitti, eğer biraz hızlı olursam evden çıkıp arabama binebilirdim. Alnım acıyormuş gibi tutmaya devam ederek ona göz ucuyla bakmış, ettiği sessiz küfrü duymuştum. Burnunu tutup gözlerini kapattığında gözlerimi hole dikip koşmaya başladım, özellikle ondan uzak durarak kapıya doğru koşuyordum. Saçlarıma asılan ellerle gözlerim kocaman açıldı.

Saçlarıma sıkıca doladığı elini sıkıp beni geriye çekince inleyerek durmak zorunda kaldım.

"Küçük oyunlarına kanacağımı mı düşündün?"

Dişlerimi saclarımın acısından sıkıyordum, öfkeli kahvelerimi mavilerine dikerek elini saçlarımdan kurtarmaya çalıştım.

"Burnun kanadı ama."

Elini anında burnuna götürdüğünde diğer eli hala saçlarımı sıkıca tutuyordu. Saçlarımdan destek alarak beni koltuklara doğru götürdüğünde debelensem de acıdan dolayı gözlerim dolmuştu, beni az önce kalktığım büyük koltuğa fırlattı. Sırtım başlığa çarpmış zaten acıyla dolan vücuduma bir ağrı daha kazandırmıştı. Adımlarını bana doğru gelmedi, birkaç adım sonra ki koltuğa oturmuş bacak bacak üstüne atarak ceketinin cebinden çıkardığı gri mendille burnunda ki o kanı silmişti. Yutkundum ve irislerimi mavilerine diktim.

"Sana bunları ödeteceğim."

Mendili katlayarak cebine koyduktan sonra siyah bir sigara kutusundan bir dal sigarayı işaret ve orta parmağının arasına yerleştirmişti. Dikkatle onu izlerken o yeniden cebinden zipponun ucunda ki ateşle sigarasını yakmıştı. Sigarasından bir nefesi derince çekip mavilerini gözlerime çevirdi, alaylı bakıyordu.

"Merakla bekliyorum."

Resmen benimle dalga geçiyordu, öfkem yüzünden gözlerim dolmuştu. Bu huyumdan ciddi mana da bir kez daha nefret ettim, korktuğumu düşünecekti.

İşin kötü tarafı da buydu, deli gibi bir korku duyuyordum.

"Benden ne istediğini söyle.."

Başımı dik tutarak sırıtan ifadesine tırnaklarımı avuç içime bastırarak izledim, bu halimden nasıl da zevk alıyordu.

"Seni..."

Kaşlarım istemsizce çatıldı, ne saçmalıyordu yine?

"Sen gene ne saçma-"

Üzerime yürümesiyle konuşması bir olmuştu.

"Sana bir daha bana saçmalama deme demedim mi lan ben?"

Gözleri az önce ki parıltıdan çok uzaktı, yine nefretini bütün hücrelerimde hissettim.

"Ordan bakılınca sana uyacağımı mı sanıyorsun?"

Kollarını iki yanıma yerleştirip beni kafeslediğince elleriyle ellerimi sıkıca tutarak beni oturduğum yerden kaldırdı. Yüzüne nefretle baktım, onun nefreti daha karanlıktı.

"Oradan ya da buradan nerden bakarsam bakayım bana uyacaksın, çünkü ben böyle istiyorum."

Kendimi kurtarmaya çalışıyor, bir yandan da konuşuyordum.

"Neyi isteyip istemediğin beni zerre ilgilendirmez. Benden ne istiyorsun sen, para mı, nee?"

Beni kendisiyle bütün ettiğinde vücudundan yayılan ısıyı tüm uzuvlarım da hissediyordum ve kurtulmak için biraz daha çaba sarf ediyordum. Yüzüne yayılan kibri ve kini saniyelerce izledim.

"Senden istediğim şey beş para etmez."

Beni istediğini söylemişti ve burada bana laf atıyordu.

"İyi ne güzel kendin de beş para etmediğin için kendine göre almışsın!"

"Sana boyumu gösterirdim de onun daha sırası var."

Yaptığı bel altı laflara cevap vermeyeceğimi biliyordu, dişlerimi sıktım. Kadınların konuşmasına böyle bir çözüm bulmuşlardı, ne kadar kendilerine yakışan bir harekketti böyle? İğrenç üstü, cani yaratıklar.

"Sen ve senin gibiler hepiniz aynısınız."

"Bence beni kimseyle karşılaştırma, ben kimseye benzemem. Bunu bizzat gösterdim ama yetmiyorsa daha güzel fikirlerim de mevcut."

Güldüm.

"Ona ne şüphe, bahsettiğim şey siz erkekler gücünüzün yettiği kişilere anca böyle yaparsınız! Birde kendinize adam diyorsunuz!"

Onu var gücümle ittiğim zaman iki adım geriye doğru kaçtım. Dengemi kaybettiğim zaman yeri boylamıştım. Kaburgamda hissettiğim acıyla kesin yarışırdı, başımda ki ağrı. Vücut hücrelerim sızlarken yüzüme doğru eğildi. Yüzüme baktı, yine aynı ifade. Nefretin tüm vücudumu esir aldığını hissettim ama direncim git gide düşüyordu. Yarı açık gözlerimin altından ona baygın bakışlarla bakıyordum. Bu halimden büyük keyif almış gibiydi.

"Adamlığımı sorgulayacak son kişisin."

Gözlerime binen binlerce ağırlığın yükünü hissediyorum, üst üste yutkundum. Artık hiçbir şeyi hissetmiyordum gözlerim bunun bilinciyle kapandı.

~

Vücudumda hissettiğim sızıyla üstümde yer edinen bütün ağırlıkları yok sayarak gözlerimi sonunda açmıştım. Bulanık görüntünün netleşmeye başlamasıyla etrafima aptal aptal baktım. İçimde bir şeyler kopmuş gibi kendimi yarım hissediyordum, nedenini anlamadığım şekilde fazlasıyla yorgundum. Başımda ki sızı kendini belli ettiğinde avuç içimi saçlarımın arasında olan ağrıya götürdüm. İlk birkaç saniye beynim boşluk olsada daha sonra yaşadığım olaylar gözümün önünden film şeridi gibi geçti. En son düşmüştüm ve hala da düştüğüm yerde aynı şekilde yatıyordum. Doğrulmaya çalışıp birkaç saniye bütün vücudumun ağrımasına neden oldum.

Salak gibi arkama bakmadığım için salonun ortasında olan iki basamağı farketmemiş ve boylu boyunca salonun ortasına çakılmıştım. Zorlukla doğrulduğumda inleyerek başımı tuttum. Elime değen her zaman yumuşak saçlarımın aksine bu sefer iç içe girmiş sertleşmiş bir saçla karşılaştım. Başımı vurduğum için muhtemelen kanamıştı ve bu yüzden kurumuştu. Tamamen ayağa kalktığımda etrafta irislerimi gezdirdim. Gün ışığını gördüğüm de sabah olduğunu anlamıştım. Başımın durmadan dönmesi yüzünden birkaç sendelemeden sonra odama giriş yapmıştım. Gözlerim yatağa ve yanında ki komidinin üstündeki saate takıldığı zaman gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Odamın dağınıklığından çok dikkatimi dijital saatte yazan saat ve tarih çekmişti.

İki gün geçmişti, tam iki gündür orada baygın yatıyordum ve o da beni o halde bırakıp gitmişti. Cani yaratık, sana söz veriyorum bunların hepsinin bedelini en ağır şekilde ödeyeceksin!

Onun yardımına falan ihtiyacım yok. Sinirle ama yavaş adımlarla banyoya girip üstümü bir çırpıda çıkardım. Ağlayacak gücüm bile yoktu ama dudaklarıma gelen suyun tuzlu tadı ağladığımın göstergesiydi. Küvete dolan berrak suyun rengi her geçen saniye kırmızıya boyanmış, yaramın tekrar açıldığını anlamıştım. Umursamadım ama bu halimden nefret etmeye başlayınca hırsla yüzümü sildim ve küvetten çıkarak duşun altına geçtim. Beyaz vücudumun üstünden süzülerek akan kana bakmaksızın saçlarımı bir havluyla sarıp vücudumu yıkadım. En sonda ise başımı eğerek saçlarımı yıkadım. Direncim gittikçe düşerken o an suyun buz gibi soğuk olduğunu farkettim.

Soğuğu her zaman daha çok sevmiştim, bu yüzden çoğu zaman sıcak suyun aksine soğuk suyla duş yapmayı seviyordum.

Sudan çıktığım zaman aynanın karşısına geçip kendime baktım, gözlerimde ki kızarıklar azalmıştı ama altında olan mor halkalara bakmamayı tercih ederek solgun ama dolgun alt dudağımda kabuk bağlayan yaraya baktım. Saç diplerimde ve yaranın olduğu yer de keskin bir sızı vardı, bedenim dengesini kaybettiğinde önümde ki lavaboya tutundum. Kendime baktıkça içimde ki intikam hırsı beni deli ediyordu. Odama geçtiğim zaman aldığım nefesin buğusuna bakıp yutkundum, oda ev gibi buz gibiydi. Eğer kaloriferler biraz daha çalışmazsa muhtemelen donarak ya da hastalanarak ölecektim. O adamın elinden ölmekten iyiydi.

İç çamaşırlarımı giydikten sonra siyah kalın bir taytla, dizlerimin üstüne kadar inen bir kazağı başımdan geçirdim. Her daim bu evde olduğu gibi diğer bulunduğum evlerde kıyafetlerim bulunuyordu. Saçlarımı artık ıslak olmuş olan havludan kurtarıp başka beyaz bir havluyla sardım. Burnum ve parmak uçlarım hissizleştiğinde daha fazla duramayıp odadan çıktım. Hemen alt kata inerek doğal gazı açtım, geldiğim ilk gün hava o kadar soğuk değildi ama şimdi tamamen soğukluk hakimdi, yerimde başka biri olsaydı herhalde bu iki günde ölmüş olurdu.

Sıcaklık işini halletiğim zaman hiçbir şeyi görmezden gelmeyerek alarm sistemlerini devreye soktum. Salonun ortasına geçtiğim zaman tek tek demirlerle kapanan pencerelere baktım, en azından bir süreliğine beni korurdu. Zaten ondan sonra gidecektim. Portmantoya attığım çantamı alarak içinden telefonumu çıkardım. İkinci yedek telefonumdu, açık olduğu için zaman kaybetmeden aramalara girip 'avukat' yazısına üç gün önce olduğu gibi tereddüt etmeden bastım. İlk çalışta açılan telefondan endişeli bir ses beni buldu.

"Layel neredesin sen? İki gündür defalarca kez aradım."

"İyiyim sen nasılsın, canım avukatım?"

Bıkkın ve azarlar tonda ki sesi beni gülümsetti, işte biz kadınların gücüydü bu. Çünkü ne yaşarsak yaşayalım yalanda olsa gülümsemeyi biliyoruz, başarıyoruz. Asla yenilmeyecektim.

"Canım avukatımmış sen hem korkut hem de dalga geç, iyi misin? Sesinden belliydi bir şeylerin ters gittiği. Hemen bana ne olduğunu anlatıyorsunuz küçük hanım!"

"Şuan da istediğim tek şey söylediklerimi yapmış olman, yaptın değil mi?"

Derin ve bıkkın bir nefes aldığı zaman kıkırdadım. Güvendiğim birkaç kişiden birisiydi.

"Kamran ailesi, 1882 yılında ticaret adına kurulmuş bir şirketten ibaretken daha sonra gittikçe büyümeye başlamış ve sayısız başarılı çalışmaya imza atmışlardır. Dünyaca tanınan bir holding-"

Uzunca ofladım.

"Avukatçım, canım benim bırak tarihlerini falanda bana işime yarayacak şeylerden bahset."

"Bana bakın küçük hanım sözümü kesmeyin. Biraz sabretseydin avukatın ben olmasaydım asla bulamayacağın bilgilere geliyorum."

"Tamam tamam devam et, sustum."

Gözlerini devirip ters ters telefona baktığından emindim.

"Zahmet olacak, neyse her yerde tanınmalarının bir diğer sebebi ise dünyada çok az ve önemli kişinin bildiği bir mafya grubunda öncülük ediyor olmalarıdır. Burada mafya babalarının başında her zaman o aileden gelenler geçiyor. Harika ve sarsılmaz bir saygıları, yerleri var."

"Avukatçım sen bu Kamranları övmek için mi konuşuyorsun? Bana onları vuracağım bir bilgi aldın mı onu söyle?"

Avukatım şuan derince düşünüyor ve neden bunları araştırma gereği duyduğumu merak ediyordu.

"Layel bana bunları araştırmanın nedenini anlatacak mısın, yoksa ben mi öğreneyim?"

Yanılmamıştım.

"Onları yani başlarında bulunan adamı bitireceğim."

"Layel bilmek istersin diye söylüyorum, babanın şirketi onlarla bir anlaşma yaptı ve şirket eskisinden daha çok büyüyecek."

Kaşlarımı çattım, onların hepsinin oyun olduğuna emindim.

"O anlaşma olmayacak, oraya hemen bir mail gönder ve anlaşmayı istemediğimizi söyle."

"Layel emin misin, bak baban..."

"Eminim avukat, hemen dediklerimi yap ve söyle bakalım onların her türlü pisliğini öğrenmek istiyorum."

"Aslında çok önemli bir şey öğrendim, onları bitirecek bir şey hemde."

~

Mutfağa girdiğim zaman derin dondurucu da bulunan yemekleri ısıtıp iştahım olmamasına rağmen fazlasıyla güçsüz düştüğüm için bir şeyler yemek için kendimi zorladım. Üstümde ki ölü toprağını atıp televizyonun karşısına geçtim. Evin her tarafı şuan bir kıpırdanma olsa bile alarmlarla beni uyaracağı için azda olsa rahattım. Salonun ortasında başımdan akan kanların izlerini ise yemek yedikten sonra temizlemiştim. Koltuğa oturduğum zaman kucağımda ki mısır dolu kaseyi bırakmadan kumandayı almak için masanın üzerine uzandım.

İnternete girerek filmlere bakındım. Normalde izlemek istemediğim ama Afranın sürekli izlemek istediği için beni sıkıştırdığı filmde karar kılmıştım. Korku filmlerini uzun zaman izlemeyi düşünmüyorum. Kumandayı yan tarafıma bırakarak iyice yerime yerleştim.

Eminim ki rahatlığımı fazla buluyorsunuz ama öğrendiklerim ve düşüncelerim böyle olmamı sağladı. Ekranda çıkan isime gözlerimi diktim.

After

Herhalde izlediğim için Afra beni öldürecekti ama bende hep onun yaptığı gibi izlememiş gibi yapacaktım. Film Watpadd kitabından uyarlanmıştı.

Filmi pür dikkat izlerken boynumda hissettiğim ıslaklıkla alnıma vurarak filmi durdurdum. Salak gibi başımdaki havluyu ve yarayı unutmuştum. Ağrı kesici aldığım için şuanlık basım ağrımıyordu. Hemen holün girişinde olan ecza dolabına ilerleyip içinden gerekli olanları aldım. Salona tekrar geldiğim de bir köşede bulunan aynanın karşısına geçip elimdekileri bıraktım. Saçımda ki beyaz havlu rengini sevmemiş olacak ki kırmızıya geçiş yapmıştı, haklıydı bende kırmızıyı beyaza tercih ederdim.

Havlunun temiz olan kısmını yaraya bastırıp tampon yaptım. Kanamanın durduğuna emin olunca havluyu bırakıp oksijen suyunu bezin üstüne döktüm ve kanı temizlemeye çalıştım. Yara başımın arkasında olduğu için biraz zorlansam bile devam ettim. Başıma pansuman yaptıktan sonra gözlerim dudağımda ki yaraya takıldı. Parmak ucuma yeşil renkteki kremden birazcık aldım. Gözlerim dudaklarımda tam parmağımı dokundurmuştum ki gördüğüm şeyle kaskatı kesildim.

Parmağım dudağımın üstünde donmuş camın dışında gördüğüm gözleri izliyordum. Gördüğüm sadece mavi bir gözdü ama inanmak istemediğim için gözlerimi refleksle kapatıp ardından hemen açtım. Hiçbir şey görmezken parmağımı çektim ve derin bir nefes alarak o küçücük boşluğa tekrar baktım. Kendime gelmek için başımı sağa sola salladıktan sonra ayaklarım beni pencereye götürdü. Eğer bakmasaydım bütün gece uyuyamazdım. Orada olmamasına bilinç altımın bana bir oyunu olmasına inanmam gerekiyordu.

Camın önüne geldiğim zaman açıklıktan bakmak için nefeslenerek gözlerimi kısarak baktım. Görüş açıma dışarıda olan ışıkların sayesinde hiçbir şey çarpmazken yarın evden ayrılacağım adına kendime konuşmalar yapıyordum.

Yarının bana ne getireceğini bilmeyerek...

Tekrar gözlerimle etrafı taradığımda bu sefer daha rahat bir nefes almıştım. Beni burada öldü sanıyordu, aptal. Bu yüzden gelmezdi, umarım. Korktuğum için ilk bir kaç saniye nefesimin düzenli hale gelmesini bekledim. Dudağımın üstünde unuttuğum kremi sürdükten sonra eşyaları geri yerine koyup tekrar yerime yerleştim.

Filmin en aklımda kalan kısmı sanırım çocuğun kıza olan konuşmasıydı. Bir yerde suyun içinde yüzüyorlardı ve kızda çocuğa 'bu hayatta en çok kimi seviyorsun' diye soruyordu. Çocuk orada gülerek ' çok kolay tabi ki kendimi.' demişti ama sonlara doğru kıza gerçeği söylüyordu.

'Sana yalan söyledim. Çünkü bu dünyada en çok sevdiğim kişi sensin.'

Film bittiği zaman hala ekrana boş gözlerle bakıyordum. Bu hayatta bir erkeğin beni her şeyden çok sevmesi benim için ne ifade ederdi merak ediyorum. Güvenmezdim, çünkü bir erkeğin aşık olma ihtimali bana oldukça uzak geliyordu. Ki umarım Serkan Afraya o inanmadığım erkek aşkını ona verirdi.

Ben aşka inanıyorum ama kızların aşık olmasına...

Saat gecenin üçü olduğu zaman bitirdiğim Kaptan Jack Sparrow filmleriyle derin bir nefes aldım. Ne kadar izlersem izleyeyim bir türlü sıkılmıyordum. Ayrıca bir Jonny Depp, iki Robert Downey en sevdiğim iki oyuncuydu. İkisinin ortak yanları vardı, aşırı zeki olmaları ve tabii ki komik olmaları. Yorgun bedenim uyumak için artık isyan ederken daha fazla onu duymamazlıktan gelemedim ve odama doğru yürüdüm. Işıkları geçtiğim her yerden kapatarak en son odama giriş yapmıştım. Odamın karanlık olmasını umursamayarak yatağa girdim hemen. Gözlerim yorgunlukla kapanırken iki elimi birleştirip yanağımın altına koydum.

Normalde sürekli annemin odasında kalırdım ama şimdi kalınmayacak kadar dağınıktı.

Bilincim kapanmak için uğraşırken kalbim hızlanmaya, tüylerim diken diken olmaya başladı. Burun deliklerim hiç alışık olmadığı bir kokuyu soluduğu içindi bu. Gözlerim anında açılırken doğrulup etrafıma bakındım. Her şey olabildiğince düzgün görünüyordu ama burada bir terslik olduğunu biliyorum. Gözlerim yataktan birkaç adım uzaklıkta olan koltuğa şans eseri takıldığı zaman gözlerimi çekmeden oraya baktım.

İki mavi ışık tekrar gözlerimin önüne düştüğünde bu sefer geç kalmamış çığlığımı hemen basmıştım.

🖤

O neydi qıı jdjdjfjfkf

Bölümü nasıl buldunuz bakalım?

Neyse neyse ben kaçar, kocaman öptüm.

Sizi seviyorum...

Bölüm sonu

6 yorum