Gözlerimi açtım ,etraf sanki mahşer meydanıydı. Her yerde bir vücut, bir uzuv vardı. Kasımın on biriydi. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor, gök yarılırcasına gürlüyordu .Bir umut ayağa kalktım belki bir kişiyi hayatta bulurum diye. Ama yok ,bulamadım. En sonunda sırtımı bir kayaya yaslayıp, gözlerimi yumdum. Fakat bir anda vücuduma yağmur yerine sıcak bir sıvı değmeye başladı. Tekrar gözlerimi açtım. Kan yağıyordu! Gökyüzünden kan yağıyordu! Gözlerimin önünde ise ışıklar içinde on bir şehidim vardı. Yağan kan sanki onlara hiç değmiyor, sadece beni etkiliyordu. O anda içlerinden biri öne çıkıp " İptila, hayatta kal ve intikamımızı al!" dedi. Olduğum yerden sıçrayarak kalktığımda, destek ekipler gelmiş şehitlerimizi götürüyordu. Gözlerim dolmuştu. Ayağa kalkıp az ileri gidince durdum, çünkü on bir şehit sedyelere konulmuş, yüzleri Al bayrakla örtülü önümden geçip helikoptere götürülüyordu. Son şehitte götürülürken esen rüzgarla, sanki sırf benim görmem için Al bayrakla örtülü yüzü açılmıştı. Bu rüyamda gördüğüm şehitti. Ağlamaya başladım , daha çok ağladım. Bacaklarım vücudumu taşımıyordu, dizlerimin üstüne düştüm. Etraf bulanıklaşıyor, vücudum titriyor aynı zamanda beynim işlevini yitiriyordu. Tam düşecekken, beni kolumdan tutan el sayesinde düşmekten kurtuldum beynim o tarihe ait son anıları kodlarken, gördüğüm bir çift kara göz oldu.
Öyle garip bir hayatım var ki, normal insanlar böyle olaylardan sonra gözlerini hastanede açarken, ben çatışmanın ortasında açıyordum. Gün ağarmıştı ve ben şuan sadece gözlerimi açmış, ne bir şey biliyor, ne de hatırlıyordum. Sağ tarafıma döndüğümde yanımda bir asker vardı. Bir anda havaya bir küfür savurup ,benim gibi sırtını kayaya yasladı .Tabi o sırada beni de gördü.
"İyi misin?" diye sordu. Omzuna bakınca üsteğmen olduğunu görüp "İyiyim komutanım." dedim ve devam ettim "Eğer şarjörünüz bittiyse ben de bir şarjör var ." Kafasını salladı. O şarjörünü takarken ben tabancamı çıkarmıştım. Bana baktı , bende ona. Beni engelleyeceğini düşünmüştüm ama aksine yüzünde anlam veremediğim bir tebessüm belirdi. İkimiz aynı anda kayanın arkasından çıktık. Her kurşun bir haysiyetsize denk geliyor, hiç bir kurşun boşa gitmiyordu. Yaklaşık on sekiz dakikalık bir çatışmanın ardından destek ekipler geldi etraf temizlenmişti. Bizler de yavaş yavaş bir yerde toplanıyorduk. Ben yarı baygın yürüyordum ve arkamdan da üsteğmen geliyordu. Aniden bir silah patlaması duyuldu ve eş zamanlı olarak o silahtan çıkan kurşun karnıma isabet etti. Sanırım artık kurtulma şansım yoktu. Bende şehadet şerbetini içecektim.
Masmavi huzurlu bir gökyüzü ve yemyeşil bahar havasındaki bir ovada gözlerimi açıyorum. Tüm sevdiklerim yanımda. Mutsuzluk yok , huzursuzluk yok sadece ve sadece mutluluk var . Annem hapsolduğu o lanet yataktan kalkmış, kırlarda doyasıya koşuyordu. Ben ise babamın huzurlu kollarının arasında annemi izliyordum. Biraz sonra gök gürleyip, yer sallanmaya başladı. Annem ile babam her ikisi de ayrı yerlere giderek, yavaş yavaş uzaklaşıyordu benden .Kendimi bir anda cenazede buldum önümde on bir tabut ve o on bir tabutun üstünde de, on bir tane bembeyaz kuş vardı . Kuşların hepsi etrafımda çember oluşturdu ve beni göğe kaldırdılar. Bulutların arasından geçtiğimizde ise beyaz ışıklar içinde sohbet eden on bir insan gördüm. Onlara biraz yaklaşınca az önce tabutlarının önünde durduğum şehitler olduklarını farkettim. Gökyüzündeydim ama yürüyebiliyordum. Yanlarına gittim seslendim ama hiçbiri beni duymuyordu. Bende susup onları dinlemeye karar verdim. Biri şöyle dedi "Allah'a şükür şehadet şerbetini içebildik." Bir diğeri şöyle sordu "İyi de ,bakalım intikamımızı kim alacak ?" diğeri onun sorusunu yanıtladı "Kim olacak tabi ki teğmen Almila Asil ." soruyu soran kişi şöyle dedi "Güldürme beni Emir ,daha naaşımızı göndermeye bile gelmedi Almila."
Yerin dibine girdim, yok olmak istedim. Toz taneciği olup havaya karışmak istedim .Özür dilemeye başladığımda, o on bir kuş geri geldi ve beni oradan uzaklaştırmaya başladı. Artık sesimi duyurmak için boğazımı yırtıyordum.
Uyandığımda soğuk soğuk terler boşaltıyordum. Yanımdaki suyu görünce almak için uzandım ama titreyen elerim ve ani hareketimle acıyan kurşun yaram buna engel oldu , bardak yere düştü. Yataktan kalkıp cam parçalarını toplamaya başladım. İlk cam parçasını elime alır almaz elim kesildi. Artık bardakta ki son damla taşmıştı, hem sağa sola küfürler savuruyor hem de ağlıyordum. Pat diye kapı açılınca biri aniden yanıma diz çöküp , kanayan elimi avcuna aldı. Çenemden tutup yüzünü yüzüme getirince, o kişinin kim olduğunu anladım. Bu o gün gördüğüm üsteğmendi. Hemen yüzümü elinden kurtarıp önüme döndüm ve kanayan elimi çekmeye çalıştım ama elimi bırakmadı. Kolumdan tutup beni yatağa oturttu. Tüm bu şeyleri yaparken hareketleri, sanki yeni doğmuş bir bebeğe dokunur gibi narindi. Ayak ucuma oturup birini aradı bu sırada elimi hala tutuyordu. Gördüğüm rüya aklıma gelince kafamı kaldırmam ile kara gözlerle karşılaşmam bir oldu.
O gözler sanki derin bir kuyu gibiydi. Dışardan bakınca sadece bir kuyu ama içine girince ne ile karşılaşacağını bilmediğin bir labirent.
"Şehitlerim nerede?" diye sorduğumda
"Bu sabah saat dokuz'da memleketlerine gönderilecekler." diye cevap verdi.
"Saat kaç?" diye tekrar bir soru yönelttim
"Sekiz ama gitmeyi falan düşünmüyorsun değil mi?"
"Düşünüyorum ve gideceğimde. Kimse de buna engel olamaz."
"Saçmalama Almila! ölümden döndün farkında değilsin herhalde." dedi sona doğru sesini yükselterek.
"Asıl siz saçmalamayın, bundan sonra beni bu hayata bağlayan tek şey o insanların intikamını almak." dedim bende onun gibi sesimi yükselterek.
Tam o sırada içeri üniformalı bir asker ve ardından hemşire girdi .Onlar içeri girince üsteğmen ayak ucumdan kalktı. Hemşire yanıma gelip elimi sardı daha sonra ağrım olup olmadığını sordu. Herhangi bir ağrım olmadığını söyleyince, ilaçlarımın orada olduğunu ağrım olursa içmem gerektiğini söyleyip gitti. Sonra hemşireyle birlikte gelen asker "Geçmiş olsun komutanım." deyip o da gitti. Şimdi odada sadece ikimiz vardık. Üsteğmen camın önüne geçmiş, bir şey düşünüyor gibi dışarıyı izliyordu.
Yataktan inip dolabın kapağını açtım. Allah'tan içinde ihtiyacım olan her şey vardı . Camın önünde duran üsteğmene bakıp "Bunlar benim için mi?" diye sordum, kafasını salladı. Eşyaları alıp banyoya geçtim giyinip banyodan çıktım. Telefonumu cebime atıp, ağrım olmasın diye de bir tane hap içtim. Tam odadan dışarıya adım atacaktım ki "Ben götüreceğim seni ve cenazeleri gönderir göndermez geri hastaneye geleceğiz." dedi kafamı salladım. Normalde bu kadar yumuşak huylu değilimdir ama söz dinlemem gerekiyordu , çünkü bir an önce iyileşip almam gereken bir intikam vardı.
Yolda giderken cama yasladığım kafamı kaldırıp ,üsteğmene döndüm. "Bu arada ..." diye başladım ve söze devam ettim. "İsmimin Almila olduğunu öğrenmişsiniz." diye cümlemi bitirdim o da "Hı hı" dedi. "Peki sizin isminiz nedir komutanım?" diye sordum. "Üsteğmen Aras Acar." diye cevap verdi, anladım der gibi kafamı sallayıp tekrar cama yaslandım.
şehitlerin gönderilecekleri yere gelince on bir tabutu peş peşe dizilmiş gördüm. Ortada ki tabutun önüne gelip durdum. Fotoğrafın önünde Şehit Yüzbaşı Kerem Durmuş yazıyordu. Tabutun üstünde elimi gezdirip , derin bir nefes alarak kafamı gökyüzüne kaldırdım. Daha sonra zaten on bir tabutta o kerpiçten yapılma eski evlerinin ve onları bekleyen ailelerinin olduğu memleketlerine doğru yola çıktı. Ama bu sefer tek bir fark vardı, cansız bedenleri gidiyordu memleketlerine.