İçeriğe geç

Canavar Karnavalı

Bölüm 6 · 5 dk okuma

Canavar Karnavalı

Bölüm 6

Onu Ablam Çizdi

“Bu tuhaf tavırlarından bıktık artık Violet!”

Bu annem… Yine her zamanki gibi davranışlarımdan ötürü bana kızgın. Keşke onlar uyanmadan önce kalkıp odama geri dönseydim… Ama gerçekten çok korkuyordum. Güneş doğmuş, sabah olmuş olsa bile o şeyin hâlâ evde olabileceği düşüncesi hareket etmeme engel oluyordu.

O şey… Yedi yaşımdan beri onunla iç içe yaşasam da onu daha önce hiç görmedim. Görmediğim bir şeyden neden bu kadar korkuyordum ki? Aslına bakarsan, galiba tam olarak o yüzden korkuyordum… Ne olduğunu bilmediğimden.

Ama şimdi aileme mantıklı bir açıklama yapmak zorundayım. Onlara ondan bahsedemem. Bu hem daha çok ‘deli’ damgası yememe sebep olur hem de o şeyi kızdırırdı...

“Kötü bir kâbus gördüm, o kadar,” dedim. Sesim neredeyse hiç çıkmıyordu. Saçma bir bahane olduğunun farkındaydım ama koltuğun arkasında büzüşüp ağlamamın başka nasıl bir mantıklı sebebi olabilirdi ki?

“14 yaşına geldin Violet... Gerçekten hâlâ kâbus mu görüyorsun? Çocuk musun sen?” Annemin sesi hâlâ çok kızgın geliyordu. Bir an önce bu masadan kalkıp odama kaçmak istiyordum ama bu kargaşa daha çok sürecek gibiydi.

Tam kendimi savunmak için bir şeyler söylemeye hazırlanıyordum ki kardeşim benden önce davrandı.

“Ben… Gece bir ses duydum.”

Annemle babam başlarını anında ona doğru çevirdi. Bu sesi beni kurtarmak için öylesine mi uydurmuştu, yoksa gerçekten… Gece uyanmış mıydı?

Annem bana tek bir kelime bile etmeden önce öyle bir baktı ki... “Kardeşini de kendine benzettin,” deyip öfkeyle gözlerini devirdi. Sonra yeniden Maya’ya döndü.

“Nasıl bir ses tatlım?” dedi babam, sesine olabildiğince sakin bir ton vermeye çalışarak.

Maya oturduğu sandalyede huzursuzca kımıldandı. Bakışlarını masaya dikmişti. “Adam… sesiydi,” dedi. Sesi o kadar kısık çıkıyordu ki neredeyse duyulmuyordu.

Bunu duyduğumda sorumun cevabını almış oldum. Gece uyanmıştı ve sonunda onunla tanışmıştı.

Hayır, endişelenmedim. Onun hakkında pek bir şey bilmesem de Maya’ya zarar vermeyeceğini biliyordum. Annem ile babam Maya’nın bu dediğini ciddiye almış gibi görünseler de bu ciddiyet evde gerçekten biri olabileceğinden değildi… İkisi bir korku filminde olsaydı ilk dakikada ölürlerdi.

“Maya… Muhtemelen yanlış duymuşsundur tatlım,” dedi babam.

Annem ise hemen ardından ekledi: “Kâbus görmüşsündür, etkisinden çıkamamışsındır.”

Maya üstelemeden “Tamam…” deyip sandalyesinden doğruldu ve “Odama gidiyorum,” dedi.

Maya odasına gittiğinde annem ile babam tekrar bana döndü. Annem derin bir iç çekip “Yarın… Seni yeniden psikoloğa götüreceğiz,” dedi.

‘Tamam’ anlamında başımı salladım. Masadan kalktım ve doğrudan Maya’nın odasına doğru yürümeye başladım.

Koridorun sonundaki kapısının önüne geldiğimde aralık duran kapıyı yavaşça ittim. Maya halının üzerine oturmuş resim çiziyordu.

“Maya…” dediğimde başını kaldırıp bana baktı.

Yavaşça yanına yaklaşıp yere, yanına oturdum. Yüzündeki o huzursuz ifadeyi görünce uzatmadan sadede geldim: “Gece duyduğun ses… Sana ne dedi?”

Maya bir an duraksadı, sanki o anı yeniden yaşıyormuş gibi gözleri ürpertiyle doldu.

“O senin adını söylediğinde çok korktum,” diye fısıldadı. “Annemle babamı uyandırmak istedim ama… Tam onların kapısını açacakken bana bunu yapmamamı ve odama dönmemi söyledi.”

Bunları söylerken bile gözlerindeki o saf korkuyu görebiliyordum.

“Anladım…” diyebildim sadece. Başka söyleyebileceğim hiçbir şey yoktu. Ona o şeyin gerçek bir kâbus olduğunu ve ikimizi de birer oyuncak gibi kullanmak istediğini nasıl anlatabilirdim ki?

Bakışlarım önündeki kâğıda kaydı. “Ne çiziyorsun?” diye sordum.

Maya bakışlarını kâğıttan ayırmadan, “Onu,” diye cevap verdi.

Gözlerim hızla büyüdü. Kalbimin teklemesine engel olamayarak, “Onu… Onu gördün mü?” dedim şaşkınlıkla. Şaşırmıştım çünkü yedi yaşımdan beri onunla iç içe olmama rağmen ben bile kendisini tek bir kez olsun görmemiştim.

“Hayır, görmedim. Bu yüzden sadece simsiyah bir adam olarak çizdim.”

Derin ve rahat bir nefes verdim. En azından hâlâ ne olduğu belirsiz bir şey kalmaya devam ediyor.

“Bak,” deyip çizdiği resmi bana doğru uzattı. Resimde simsiyah, gölge gibi bir silüet ve onun yanında elini tutan küçük bir kız çocuğu vardı. Resmin yukarısına ise büyük, çirkin harflerle şu yazılmıştı: ‘Bay Karanlık ve Maya Arkadaş’

Gördüğüm şeyle duraladım. “Bu ne şimdi? O yazı ne alaka Maya?”

“Bu resmi duvarıma asacağım,” dedi büyük bir ciddiyetle. “Eğer o tekrar gelirse bunu görür ve bizimle arkadaş olur. Bize zarar vermez.”

Bir an ne tepki vereceğimi bilemedim. Bu fikri komik mi bulmalıydım, yoksa saflığı yüzünden ona kızmalı mıydım? Onunla arkadaş olabileceğini sanıyordu...

“Ayrıca adını da ‘Bay Karanlık’ koydum. Çünkü benimle konuştuğunda etraf kapkaranlıktı.”

Söylediği şeyin o tatlı saçmalığı karşısında içimdeki o ağır gerilim bir anlığına dağıldı ve hafifçe güldüm.

“İyi o zaman, umarım şu Bay Karanlık arkadaş olma isteğini kabul eder,” dedim.

Maya hafifçe güldü. Heyecanla ayağa kalkıp çekmeceden bir bant çıkardı. O resmi duvarına yapıştırmaya koyulurken ben de odadan çıktım.

Salona geçtiğimde annemle babam etrafta yoktu. Biz odadayken dışarı çıkmış olmalılardı. Bize haber bile vermeden çekip gitmeyi artık iyice normal bir şeymiş gibi görüyorlardı.

Kendi odama girip yatağıma uzandım. Bir süre boş gözlerle tavanı izledikten sonra, günün yorgunluğu ve gerilimiyle çok geçmeden uyuyakaldım.

“Abla!”

Kulağımda çınlayan o çığlık benzeri bağırışla aniden uyandım. Ses Maya’ya aitti. Kalbim boğazımda atarken hızla yatakta doğrulup ayağa kalktım ve koridora fırlayıp odasına koştum.

Kapıyı sertçe itip içeri girdiğimde, “Ne oldu, ne var?!” diye soluk soluğa sordum.

Maya odanın ortasında kalakalmış, öylece duvara bakıyordu. Yüzündeki ifade tamamen donuklaşmıştı. Yavaşça yanına yaklaştım ve ben de bakışlarımı onun odaklandığı noktaya, duvara çevirdim.

Duvarda, bugün öğleden sonra çizdiği resim duruyordu. Ama… Resim kesinlikle onun çizdiği gibi değildi.

Maya resimde sadece kendisini ve o simsiyah gölgeyi çizmişti; arka planda bembeyaz kâğıttan başka hiçbir şey yoktu. Oysa resmin şimdiki halinde, ikisinin arkasında devasa bir karnaval çizimi vardı. İşin ürpertici yanı; çizimdeki o tekinsiz lunapark ve dönme dolap detayları sonradan eklenmiş gibi değil, sanki o iki figür sonradan çizilmiş gibi kusursuzca birleşmişti.

Üstelik Maya’nın resmin en yukarısına yazdığı o yazı bile değişmişti. Artık orada sadece ‘Bay Karanlık ve Maya Arkadaş’ yazmıyordu; altına yeni, kapkaranlık bir el yazısıyla şu eklenmişti:

‘Hem de en iyi arkadaş.’

Maya kısık, titrek bir sesle, “Ben… Ben bunu böyle çizmedim abla,” dedi.

Maya'nın gözlerindeki o saf dehşeti görünce onu koruma içgüdüm baskın geldi. Onu korkutmamak için hızlıca bir yalan uydurdum.

“Ben çizdim Maya,” dedim, sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak. “Uyandığımda odana gelip resmi gördüm, biraz daha güzelleştirmek istedim. Sence de güzel olmamış mı?”

Maya kaşlarını çattı, bana inanmayarak baktı. “Abla saçmalama, sen uyuyordun ve ben de bütün gün bu odadaydım! Sen çizmedin!”

Gözlerinin içine bakarak ısrar ettim. Konuyu bir şekilde geçiştirip olayı tatlıya bağlamaya çalıştım. Maya şüphe dolu gözlerle de olsa en sonunda başını salladı ve derin bir nefes aldı. Konu şimdilik kapanmıştı. En azından ben öyle sanıyordum.

Bölüm sonu

1 yorum