İçeriğe geç

CAN KENARIM

Bölüm 1 · 18 dk okuma

CAN KENARIM

Bölüm 1

1. Bölüm

"Sayın yolcularımız! Uçağımız birazdan İstanbul Havalimanı'na inişe geçecektir , lütfen kemerlerinizi bağladığınızdan emin olunuz! Bizi tercih ettiğiniz için teşekkürler." biten anonsla kemerimi bağlayarak arkama yaslandım. On dakika sonunda pist'e inen uçakla kemerimi çözerek ayağa kalktım. Önümde ki insanların peşinden ağır adımlarla uçağın kapısına ilerledim. Uçaktan inince havalimanın içerisinde bulunan bavulların alındığı yere ilerledim hızlı bir şekilde. Tam vardığım sırada yan yana giden bavullarımı aldım ve çıkışa ilerledim. Kapıdan dışarıya adımımı atıp etrafta gözlerimi gezdirdim fakat ağabeyime haber verdiğim halde burada değildi. Çantamda ki telefonumu çıkarıp ağabeyimin numarasına dokundum ve kulağıma yasladım. Telefon ilk çalışının yarısında açılınca ben konuşamadan ağabeyim konuştu.

"Cimcime!" demesiyle telefondan mı yoksa yakınlarımdan mı geliyor çözemediğim için arkamı dönerek etrafa tekrar bir göz gezdirmeme gerek kalmadan hemen karşımda arabasına yaslanan ağabeyimi gördüm. Kulağımda kala kalan telefonu indirip aramayı sonlandırdım. Bavullarımı da peşimde sürükleyerek ağabeyime doğru ilerledim. Karşısına gelince arabaya yaslanmayı bırakarak kollarını arasına girmem için iki yana açtı. Gülümseyerek isteğini karşılıksız bırakmadan kollarını bedenime sarmasına izin verdim. Uzun süren sarılmamızın ardından ayrılarak birbirimize baktık ve kulaklarımızı benim sesim doldurdu.

"Naber Ercü?" dedim alayla. Ona böyle seslenmem normalde olsa sinirlerini hat safhaya çıkarırdı ama bu sefer pek etkilendi gibi gözükmüyordu. O da benim gibi alaycı bir gülümsemeyle elini kaldırarak bu sabah özenle düzleştirdiğim saçlarımı karıştırdı. Kaşlarım kademe kademe çatılırken saçımda ki elini uzaklaştırıp sinirli bakan gözlerimi yüzüne sabitledim. Suratında sinir bozacak cinsten bir gülümseme mevcuttu. Bir adım gerileyerek , saçlarımı ellerimle bir şeye benzemesi için düzeltirken aynı zamanda da laf yetiştirme derdine düşmüştüm.

"Bir daha bu tarz hareketler yapmaman konusunda anlaştığımızı hatırlıyorum Ercümentciğim." dedim yapmacık bir sakinlikle. Beni takmadan bavullarımı alarak arabasının bağajına yerleştirirken cevap verdi.

"Bende senin bana ismimle seslenmemen konusunda oldukça etkili bir uyarı yaptığımı anımsıyorum , yanlışım varsa düzelt lütfen." dedi kendinden beklenmeyecek bir kibarlıkla. Omzumu silktim ve onu umursamadığımı göstermek amaçlı arabaya bindim. Bagajı kapatarak sürücü koltuğuna binmeden önce gözlüğünü takarak etrafımızda ki kızlara boy gösterisi yaptı , Artist. Arabayı çalıştırıp havalimanının o karışık yollarında geçerek çıkmayı başardık. Şimdi de istikametimiz mahalleydi. Kollarımı göğsümde bağlamış bir şekilde yolu izliyordum. Yanağıma değen parmaklarla yanağımın sıkılıp bırakılması bir oldu. Peşinden de arabayı ağabeyimin yapıcı sesi doldurdu.

"Ne o , küstün mü?" diye sorusunu yöneltti. Bakışlarımı yoldan çevirip gözleri yolda araba kullanan ağabeyime baktım. "Ne küseceğim abi! Sadece gelişimi bu kadar abartılı bir şekilde kutlama kararı alan annemin ne düşünceler içerisinde kaybolduğunu düşünüyorum. Gerek var mıydı sence bu kadarına?" dedim. Bakışlarını kısa süreliğine bana çevirerek sorumu yanıtladı.

"Nasıl bir şey hazırladığını bile görmedin." dedi gözleri yolda mahalleye sadace beş dakikalık yol varken. 'Sen kimi , kime anlatıyorsun.' adlı bakışımı attım ama maalesef bu özel olaya tanıklık edemeyen ağabeyime sadece kulakları bende olduğu için sözle iletme kararı aldım. "Sen , benim kimin kızı olduğumu biliyor musun acaba? Ben Şermin Çelik'in kızı Bergüzar Çelik. Yani burada anlatmak istediğim konu şudur ki , ben annemin neler yaptığını sana görmediğim halde anlatabilirim. Çünkü biz abarttığımız zaman çok iyi yaparız bu işi." dedim asil bir şekilde. Kendim ve annemi övmekten geldiğimizi fark etmediğim için şuan evin önüne park edilmiş arabanın kısa çaplı bir şokunu yaşadıktan sonra abimin söylediklerine kulak kesildim.

"İyi , git de bir bak bakalım gerçekten düşündüğün gibi miymiş?" dedi ve arabadan inerek evin bahçe kapısının önünde benim yanına gitmemi beklemeye başladı. Arabadan inip ağabeyimin yanına ilerledim ve açtığı yoldan bahçeye girmiş bulundum. Evin kapısını es geçerek arka bahçeye yönelme kararı aldım ve bu kararımı gerçekleştirdim peşimde ağabeyim ile birlikte. Bahçe de ağabeyim ve beni bekleyen ailem ve komşularımız geleceğimize olan ümitlerini kaybetmiş gibi hiç yollarımızı gözlemiyorlardı. 'Pardon da ben tamı tamına dört yıldır mahalleye ayak basmamışım acaba biraz özlemiş gibi davranabilir misiniz?' diye bağırsam annemin bana terlik atma olasılığı yüz üzerinden kaç olurdu. Tabi her tepkimi ezberleyen ağabeyim içimden geçirdiklerimi anlamiş gibi bana hitaben konuştu. "Bence , yüz üzerinden yüz olurdu kesinlikle tartışmaya kapalı bir konu olduğunu düşünüyorum." dedi kolunu omzuma atarken. Ağabeyim'in sesini tanıyan annem yönünü bizim olduğumuz tarafa çevirince göz göze geldik ve neredeyse bir yıldır görüşmediğim annem elindeki su bardağının yer çekimine karşı koyamamasını engellemedi.

"Bergüzar!" diye mırıldanan annemle gülümseyerek karşılık verdim. "Annem!" dedim içli bir şekilde. Ayaklarıma komut vererek anneme doğru hızlı adımlarla ilerledim ve açtığı kolları arasına girip sıkıca sarıldım. Birbirimizi öpücüklere boğarak ayrılırken annemin hafif sinirli çıkan ses tonuyla karşılaştım. "Sen niye bu kadar arayı açıyorsun eşek sıpası! Okulun bitti , çağırmasak geleceğin yok." diye sitemde bulundu. Mahçup bir şekilde gülümseyerek yanaklarından öptüm ve sitemine karşılık verdim. "Bende seni çok özledim anneciğim!" diye geçiştirdim ve hemen arkasında sırasını bekleyen babama ilerleyip beline sarıldım. Kollarını sırtımda aşağı yukarı hareket ettirerek sarıldı. Ayrılmadan hemen önce saçlarımın arasına derin bir öpücük kondurdu. Ellerimi yanaklarına yaslayarak yanaklarından öptüm. "Görüşmeyeli daha da yakışıklı olmuşsun baba." dedim sevecen bir şekilde. Çünkü son bir yıldır benim gelmem için çok uğraşmışlardı ve ben yok okulum var , yok stajım var diye diye geçiştirmiştim fakat sonunda ailemin yanına dönmem gerektiğini fark edince gelme kararı almıştım. Bu yüzden de bana olan sinirlerini bir nebze de olsa azaltmaya çalışıyordum. Babam da ne yapmaya çalıştığımı anlayarak başını hafifçe salladı. "Birbirimizi görmediğimiz vakitte oldukça yaşlandığımı hissediyordum ama yakışıklılığım arttıysa sen bira daha git kızım biz alışığız zaten seni beklemeye!" dedi sitemkar bir tonlamayla. Başımı yana eğerek alınmış bir yüz ifadesi takındım. "Ya , baba işimi ayarlamadan gelmek istemedim. Hadi ben gelmedim siz neden gelmediniz?" diye sordum tüm şüpheleri üzerimden atar gibi. Tabi babamın , sadece aramızda geçen konuşmaya vereceği cevabı engelleyen erkek kardeşim Arda babamın önünde duran beni kendine çekerek sarıldı. Ayrılmadan babama laf yetiştiriyordu.

"İyi ki bir kızınız geldi yani , sanki sadece sizin kızınız. Biz de özledik ablamızı." dedi. Bedenlerimizi birbirinden uzaklaştırarak alnımı öptü. "Naber abla? Boşver sen onları , bugün senin günün eğlenmene bak." dedi eliyle kalabalık olan bahçeyi göstererek. "İyiyim ablacığım ama beni en az özleyen sen olabilirsin. Sonuçta bir ay önce beraberdik." dedim elimi yanağına koyup severken. Gözlerimi etrafta gezdirirken hala geldiğimi fark etmeyen küçük kız kardeşime seslendim. "Miniğim!" sesimi duyduğu gibi etrafına bakınarak sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Sonunda nerede olduğumu gören miniğim yere diz çöken bana koşarak gelmeye başladı. Kollarımı iki yana açmış minik ayaklarıyla koşan kardeşimi sarmaladım. Kokusunu içime çekip bol bol öptüm. Geri çekilip minik elleriyle yanaklarımı tutup minik minik öptü. "Çok özledim ama ben seni." dedim. O da beni taklit ederek konuştu. "Bende çok özledim." dedi o çoçuksu sesiyle. Gülümsedim ve ayağa kalktım. Masada oturan ama benim gelmemle ayaklanan komşularımızla da selamlaşıp ağabeyimin arkadaşlarının yanına ilerledim ağabeyimle birlikte. 7-8 Kişilerdi hepsiyle selamlaşıp sarıldım , bir kişi hariç. Devran Ağabey , onunla sarılmadım o da yeltenmedi zaten.

"Hoşgeldin!" dedi ifadesiz ses tonuyla. Ben de ister istemez onun gibi tepki vermeden cevap karşılık verdim. "Hoşbuldum!" dedim ifadesizce. Başını hafifçe sallayıp beni daha da takmadı. Asker olmanın kazandırdığı bir huy muydu yoksa önceden de mi böyleydi hiç hatırlamıyorum. Tabi ben durduk yere adamın huylarını eleştirme kararını nereden ve neden aldım bilmiyorum ama her zaman ki Devran Ağabey işte. Daha fazla orada durmadan kızların yanına gittim. Efsun ve Lale gelmemle birlikte beni sıkıca sarılarak karşıladılar. Lale gelmemden oldukça mutlu olduğunu dile getirirken , Efsun da aksine memnun olmadığını dile getiriyordu.

"Bergü , niye haber vermiyorsun geleceğini biz de hazırlardık kendimizi bu sona." ona yapmacık bir gülümseme gönderdim ve devam etti. "Şaka bir yana sonunda geldin. Hayır yani ne var şu İzmir de onu anlayamadım ben?" dedi. Dikkatle dinledikten sonra merakını gidermeye çalıştım. "Sana kaç defa gelmen konusunda ısrar ettiğimi hatırlıyorum. Eğer bir kere gelseydin buraya bir daha gelmek istemeyeceğine olan inancım oldukça kuvvetliydi. Hem onu bunu boşverin de sizin hayatınız nasıl gidiyor?" Lale'ye çevirdiğim bakışlarımla ekledim. "Hakan abi ile nasıl aranız? En son konuştuğumuzda tartıştığınızdan bahsetmiştin." dedim meraklı bir şekilde.

Elini havada sallayarak beni yanıtladı. "Seninle en son bir ay önce konuştuğumuz için o olaydan üç gün sonra barıştık biz. Şuan çok iyi gidiyor." duraksayıp ikimizin üzerinde bakışlarını gezdirdi ve ekledi. "Maşallah deyin! Nazar değmesin." dedi. İkimiz de mecbur söyledikten sonra konuştum.

"Ben bir mutfağa gideceğim , siz de gelin hatta ne yapacaksınız burada." dedim arkamı dönmeden hemen önce. Ön bahçeye döndüğümde arkamdan gelen kızların sesiyle birlikte mutfağa girdik. Mutfağın boşluğundan yararlanarak sandalyeye oturdum. Bacaklarımı da karşımda ki sandalyenin üzerine uzattım. Kızlar da masaya oturduklarında onlara hitaben bir şeyler söylemek için dudaklarımı araladım.

"E Efsun , Lale Hakan abi ile birlikte senden ne haber?" diye sordum. Sağ elini saçlarının arasına sokup geriye doğru attı sıkkın bir şekilde. Bu tepkisine kaşlarım çatılırken anlamaya çalıştım.

"Arslanla sevgili olduk." dedi bir solukta. Oturduğum yerde dikleşerek konuştum. "E çok güzel bir haber bu. Ama sen neden üzgünsün o zaman?" diye sordum. Omuz silkerek kısa bir süre anlatmadı. Ama sonra daha fazla içinde tutamadan konuştu.

"Fulden var biliyorsun ," hatırlamamı bekledikten sonra devam etti. "İşte bu kızın bir adamla baya samimi bir videosunu çektim. Arslan'ın iş yerindeyken bu geldi. Arslan'a aşk itirafını yaptıktan sonra bende kıskançlık ve sinir harbiyle o videoyu Fulden'e seyrettim , tehtit ettim falan. Fulden varken sesini çıkarmayan Arslan o gidince beni de gönderdi. Tek kelime etmeme müsade etmeden gönderdi. Ve üzerine de bir hafta ne aradı ne de sordu. İşte o günden beri aramız kötü." dedikten sonra duraksayarak konuştu. "Sen beni boşver de şu geçen gün bahsettiğin adam noldu? Konuşuyor musunuz hala?" diye sordu masaya kollarını yaslarken. Gözlerimi masada gezindirdikten sonra konuşmaya başladım.

"Konuşuyoruz , konuşuyorduk yani ben bu sabah ona haber vermeden buraya gelmemiş olsaydım ve aramalarına cevap verseydim eminim konuşuyor olurduk. İki kere mi ne aradı zaten , ben böyle merak etmeyen insanlarla yapamıyorum. Benim konuştuğum insanla bir ilişkiye başlayabilmem için beni görmezden gelmeyecek. Yani aradı açmadım mı? Açana kadar arayacak. Yine mi açmadım çıkıp peşimden gelecek. Ama beyefendi çevresinde ki kadınlardan gittiğimin bile farkına varmamıştır eminim." dedim parmaklarımla masada ritim tutarken. Bakışlarım masadan kopup kızlara değince ikisinin de arkama mutfak kapısına baktığını gördüm. Kimi olduğunu anlamak için arkamı dönünce Devran ağabey kapıda dikilmiş bekliyordu. Bacaklarımı düzeltirken konuştum.

"Bir şey mi istemiştin Devran abi?" diye sordum ayağa kalkmadan hemen önce. Bir adım geriye adımlamadan cevap verdi.

"Bir gelir misin?" dedi kendine has kalın sesiyle. Kızlara hiç bakmadan usulca başımı salladım ve peşinden giderken mırıldandım. "Geleyim."

Mutfaktan çıkıp kolidorda durmasının ardından ben de durdum. Ellerini ceplerine yerleştirmiş bana bir kez gözlerini değdirdikten sonra bakışlarını merdivenlere çevirdi. "Abinin vereceği şeyi getirir misin , zahmet olmazsa." dedi. Kaşlarım hafifçe gözlerimin üzerine düşerken konuştum.

"Abimin vereceği şey ne?" dedim meraklı bir şekilde. O cevap veremeden dış kapıda beliren abim konuştu.

"Devran , o bilmez. Gel ben sana vereyim." dedi ve merdivenlerden çıkmaya başladı. Devran ağabey de peşinden ağır ve yeri sarsan adımlarıyla gitti. Bende arkalarında üç çocukla ortada kalmış gibi kalakaldım. Derin bir nefes alarak geri döndüm kızların yanına. Eski yerime yerleşirken aralarında ki muhabbeti kesip bana odaklandılar.

"Niye çağırmış seni Devran abi?" diye soran Efsun ile omzumu silktim ve cevapladım. "Abimin vereceği bir şey varmış , onu istedi benden ama ben bilmediğim için abim geldi ve yukarıdalar şimdi." dedim. Lale bana bakarak konuşmaya dahili oldu.

"Devran abi , senin ideal erkek profilinin en ince ayrıntısını bile öğrendi." dedi. Yüzümde hiçbir ifade oluşmazken ona cevap verdim. "Dinlemeseymiş , ondan mı çekineceğim. Hem o askeriye de daha detaylı kadın profillerini hem dinliyor hemde anlatıyordur. Yani benim masum isteklerim bir kulağından girip diğerinden çıkmıştır eminim." dedim rahat bir şekilde. Biraz daha hasret giderdikten sonra tüm komşularımız evden teker teker ayrıldılar.

Saatler akşam 21:26 'yı gösterirken annem , Arda ve benim giriştiğimiz ortalığı toplama işinden sonra yorgunlukla salonda televizyon seyreden babamın yanına zor bıraktım kendimi. Babam kolunu omzuma sararak beni göğsüne yasladı. Gözlerimi kapattım ve babamın huzur dolu kokusunu içime çektim. Beş dakika kadar o pozisyonda kendimi dinlendirdim. Gözlerimi açarak doğruldum ve televizyon seyretmeye başladım. Dizide ki erkek karaktere gıcık olunca gözlerimi televizyondan ayırmadan konuşmaya başladım.

"Ben buraya gelmediğim sürede diziler kendilerini çok bozmuşlar. Baksana şu adama o öyle mi yapılır , acaba." diye söylendim. Cümlemi bitirir bitirmez ağabeyimin sesi doldurdu kulaklarımı.

"Bergüzar , abiciğim iyi misin bitanem? Sen yurtdışında değil İzmir de yaşıyordun , hatırlıyor musun? Hani bu diziler orada da yayınlanıyor ya." dedi halime üzülürmüş gibi. Gözlerimi onunkilere sabitleyip konuştum.

"Sen şuan İzmir'i mi aşağıladın? Pardon da orası bizim memleketimiz." dedim kimsenin bilmediği aile yadigarı bir sırrı paylaşıyor gibi. Abim boş boş bakarak cevapladı.

"Ee!" dedi. Kaşlarımı hafifçe çatarak konuştum. "Ne demek ee?" dedim anlamayacak. Koltukta daha dik oturarak bana açıklama yapmak için boğazını temizleyerek konuşmaya başladı.

"Memleketimiz olması orayı sevmem gerektiğini mi gösterir? Yani memleketim diye sevmek mi zorundayım?" diye sordu. Mantıklı bir konuşma yaptığı için tebrik isterdim ama bu zahmete girmeyeceğim. O yüzden sadece konuşmakla yetindim.

"Sevme , sana sev diyen yok zaten. Ben giderim memleketime." dedim ve ayağa kalktım. Annemin bakışları bana çevrilince açıklama gereksinimi hissederek konuştum. "Yatmaya gidiyorum , yol yorgunu tüm malum." dedim tebessüm ederek. Ağabeyim oradan bana laf atarken odadan çıkmak için kapıya yönelmiştim.

"Yol yorgunluğu var üzerinde kardeşimin , uçağı o taşıdı sonuçta." dedi kinayeli bir şekilde. Geriye dönerek cevap verdim. "Bende seni seviyorum abiciğim. Bir ara hatırlat da sana da uçak nasıl taşınır öğreteyim." dedim yapmacık bir şekilde gülimserken. Cevap vermesini beklemeden odadan çıkmadan önce 'iyi geceler!' dileklerinde bulunup merdivenlerden yavaşça çıkarak odama girdim. Gözlerim odamın her yerinde detaylıca gezinirken odamın hiç değiştirilmedigini fark ettim. Tek fark annem yüzey temizleyicinin farklı markasını almış olmalıydı , kokusu önce ki kullandığına benzemiyordu. Daha detaylı bir incelemeyi sabah gerçekleştirme kararı alarak üzerimi hemen değiştirdim ve sabahın erken saatlerinde kalkan vücudumu dinlendirmek için yatağa uzandım. Fazla sürmeden uykunun yumuşacık kollarına kendimi teslim ettim.

*************

Sabah erken yatmamın getirisi olarak erken kalktım ve ev halkı kalkana kadar yatakta telefonla ilgilendim. Dün kızlara bahsettiğim Cenk , gece saatlerinde okuması oldukça kısa ve anlaşılır bir mesaj göndermiş. Mesajın üzerine dokunarak tamamını okumaya başladım.

Gönderen: Cenk

'Dün aradığımda açmadığın için akşam evine gittim ama evde değildin. Giderken haber vermediğin için sağol. Hoşçakal.'

Mesajın saçmalığı hayat amacımı sorgulattı bana. Ama fazla takılmamam gerektiğini öğrenmiştim. Yataktan kalktım ve vücudumu esnettim. Odadan çıkıp banyoda rutin işlerimi hallederek aşağı mutfağa indim. Mutfakta kahvaltı hazırlayan anneme arkasından sessizce giderek sarıldım. İlk dokunduğum anda irkilen kadın bana dönüp konuştu.

"Aklımı aldın annem. Niye sessizce gelip sarılıyorsun?" diye sordu sitem içeren ses tonuyla. Omuz silkerek yanaklarını öptüm ve tezgahın üzerinde ki domates salatalığın bulunduğu tabağı alarak geri çekildim. Masaya annemin hazırladıklarını yerleştirdikten sonra aile fertlerimi çağırmaya gittim. İlk babamı güzelce kaldırdım ve sonrasında Arda'yı ve kız kardeşim Ecrin'i de uyandırarak mutfağa gönderdim. Sırada uyandırmaya bayıldığım bir kişi vardı. Kendi odamın karşısında ki odada bulunan odaya sessizce girdim. Yatakta olmasını beklediğim kişi odada bile değildi. Mutsuz bir şekilde gitmek için arkamı döndüğümde karşımda gördüğüm bedenle korkudan bağırdım. Ağabeyim karşımda durmuş tepkime gülüyordu. Elimi kalbime yaslayarak derin nefesler aldım. Gülmesini zorlukla durdurup konuşmaya başladı.

"Güya beni sinir edecektin değil mi? Değil 4 yıl istersen 40 yıl gelme huylu huyundan vazgeçmiyormuş." hala sinirle ona bakarken kolunu omzuma atıp merdivenlerden aşağı indik. "Sabah sabah eğlendik işte fena mı?" dedi. Mutfağın kapısında kolundan kurtularak masaya ilerledim. "Çok komikti gerçekten! Aklım çıkıyordu , hala eğlendik diyorsun." dedim yalandan kahkahamla. Sırıtarak yüzüme bakmaya devam ederek sandalyesini çekerek oturdu. Sandalyeyi kafasında parçalamak vardı da neyse , babama saygısızlık olur. Yavaşça sandalyeme oturarak kahvaltımı yapmaya başladım. Yaklaşık yarım saat kadar oyalandığımız masadan kalktık ve masayı toparladık. Haftasonu olmasının şerefine çalışmayan ağabeyim ceketini alarak dışarı çıktı. Arda , yaz tatilinin verdiği rahatlıkla oyun oynamaya çıkmıştı. Ecrin salonda oyuncaklarıyla oynuyordu. Babam da arkadaşlarıyla sohbet etmek için kahveye gitmişti. Biz de evde annemle birlikte mutfakta oturuyorduk. Tezgahın önünde cezve de kahveyi karıştırıyordum. Kahveyle suyun iç içe geçmesiyle kaşığı bir kenara bıraktım. Kısık olduğundan emin olarak anneme çevirdim bedenimi. Masada oturmuş telefonuyla ilgileniyordu. Cızırdayan cezveyle dönüp hemen kaldırdım ocaktan. Bir de dökülürse ocağı temizleyemezdim. Fincanlara köpükleri pay ederek biraz daha kaynaması için ocakta tuttum ve kahveleri fincanlara boşalttım. Tepsiyi masaya yerleştirerek annemin kahvesini önüne benimkini de oturacağım yere koyarak sandalyeye yerleştim. İlk yudumunu alan annem bana bakarak takdir eden bakışlar atarken konuştu.

"Ellerine sağlık kızım. En son kahve yaptığında böyle değildi. Güzel olmuş." dedi. Ona gülümsedim ve cevap verdim. "Afiyet olsun!"

Anne-kız saatinden sonra ben mutfağı toparlarken annem de salonda oynayan kardeşime bakmaya gitti. Bende mutfaktan çıkarak salona geçtim. Yerde oyun oynayan Ecrin'in yanına oturarak evcilik oynamaya başladım. Ecrin çay doldurduğu fincanlardan birini bana uzatırken diğerini de kendine aldı. Fincanımı dudaklarıma yaslayıp içer gibi yaptım.

"Ecrin Hanım , bu çay her zamankinden daha güzel olmuş. Özel bir şey mi denediniz yoksa?" dedim. Ecrin fincanını elinde tutarak dünya sırrını açıklayacak gibi bir pozisyona büründü. Normal bir çay partisindeymiş gibi elit bir şekilde ona bakıyordum.

"Aslında Bergüzarcığım , bu sırrı seninle paylaşmak isterdim ama çok özel bir tarif olduğu için anlatamam." dedi çayından bir yudum alırken. Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken bakışlarımı anneme çevirdim. Sonra içimde daha fazla tutamadan konuşmaya başladım.

"Anne , bu kızı abimle fazla mı yalnız bırakıyorsunuz? Şuan bildiğin karşımda Ercüment'in kız versiyonu oturuyor." dedim şaşkınlık içerisinde. Ecrin bu tepkime gülerken annem de gülümsedi.

"Yalnız bırakmıyoruz ama her gün ikisi birlikte Ecrin'in odasında bir saat kadar birlikte vakit geçiriyorlar." dedi normal bir şekilde. Bağdaş kurmaktan ağrıyan bacaklarımı uzatarak arkamda ki koltuğa yaslandım ve konuştum.

"O bir saatte Ecrin'e böyle böyle konuşacaksın demiyorsa ben de Bergüzar değilim." İşaret parmağımı yere sürerek ekledim. "Ahanda buraya da yazıyorum." dedim kendimden oldukça emin bir şekilde. Ecrinle oyunumuza devam ederken annemin telefonu çalmaya başladı. Bakışlarım yüzünde çevrilince telefonunu aradığını gördüm.

"Mutfaktan geliyor anne sesi." dedim yerde uzanırken gözlerini bana çevirerek ayağa kalktı sonra da söylenerek mutfağa gitti. "Bir de mutfakta diyor , eşek sıpası. Hiç kalkayım da ben getireyim demek yok." dedi sitem içeren ses tonuyla. Fazla takılmadan legoları birleştirmeye devam ettim. Elinde ki telefonla bir şeyler yaparak içeri giren annemle ona seslendim.

"Noldu , kim arıyormuş?" diye sordum. Telefonu kulağına yaslarken sorumu cevapladı. "Nurten teyzen , yetişemedim ki şimdi geri arıyorum." Nurten teyzem açmış olmalı ki benimle konuşmayı kesti. "Alo , yetişemedim aramana Nurtenciğim. Nasılsın?" diye sordu. Kulağım onda gözlerim elimde ki LEGO kulesinde yattım yatacak pozisyondaydım.

"İyiyim bende , kızlarla evdeyiz oturuyoruz." dedi ve karşı taraftan gelen sesi dikkatle dinledi. "Gün sırası sende miydi? Aklımdan çıkmış tamamen. Tamam o zaman ben Bergüzar'ı alıp gelirim." dedi beni de dahil ettiği şeye. Bakışlarım annemi bulurken yüzüne baktım. Aramayı görüşürüz faslından sonra sonlandırdı. Telefonunu bir kenara bırakarak ayağa kalktı.

"Bergüzar , hadi kızım Nurten teyzenin gün'ü varmış pazartesi günü. Yardıma çağırıyor bizi." dedi. Uzandığım yerde boş boş yüzüne baktım. "Sen şuan yalan söylüyorsun var ya. Ben gayette dinledim kadın seni çağırdı sen beni de dahil ettin." dedim olay çözen dedektif edasıyla. Beni sallamadan arkasını dönerek hazırlanmaya gitti. Tabi ben buradan kalkmazsam 1 hafta başıma kakardı. El mecbur kalktım. Odaya alelacele çıkarak üzerime normal günlük kıyafetlerimden bir pantolon ve kısa kollu tişört giyerek aşağı indim. Kapı da ayakkabılarımı giyinirken Arda'ya seslendim.

"Arda!" diye çağırmamın ardından merdivenin başından bana cevap verdi.

"Efendim abla?" diye sormasıyla konuştum. "Nurten teyzelere gidiyoruz annemle. Ecrin'e göz kulak ol tamam mı? Oyuna dalıp unutma kızı. Dolapta yemek var öğlen ısıtır yersiniz. Hadi görüşürüz!" dedim ve dışarıya çıktım. Annem de yine aynı şekilde Arda'yı tembihledikten sonra çıktı ve biz sokağın başında oturan Nurten teyzelere doğru yürümeye başladık. Sonunda vardığımız evin bahçe kapısını açarak annemin içeriye girmesi için yol verdim. Peşinden ben de girip arkamdan kapıyı kapatırken annem çoktan zile basmıştı. İçeriden duyulan sesle kapının açılması bir oldu. Nurten teyze bizi içeriye davet ederken aynı zamanda da konuşuyordu.

"Hoşgeldiniz , geçin içeriye!" Eve girmemizle ayakkabılarımızı çıkarttık ve salona ilerledik. Salonda bütün malzemeleri hazırlamış olan Nurten teyze bizi masaya buyur etti. Bir sandalye çekerek oturdum. Önümüze direkt yaprakları dizerek sarmaya başladık. Sarma sarmaya o kadar dalmıştım ki Nurten teyzenin bana seslenen sesiyle bakışlarımı ona çevirdim.

"Bergüzar , ne iyi ettin de geldin kızım. Normalde sizi buraya kadar çağırıp yormak istemezdim ama biliyorsunuz benim oğlanlar sarma sarmak yerine yemeyi tercih ediyorlar. Bir türlü öğretemedim şu yemekleri." dedi mahçup bir şekilde. Ona gülümsedim ve cevap verdim. "Sorun değil Nurten teyze , hem biz de evde boş boş oturuyorduk iyi oldu bizim için de." dedim ılımlı ses tonumla. Bir sarmayı daha tencereye dizdikten sonra söylediklerine kulak kesildim.

"Sen şimdi çalışacak mısın kızım?" diye sordu. Başımı olumlu anlamda sallayarak konuştum. "Pazartesi günü Metin abinin çalıştığı hastaneye gideceğim. İzmir de stajımı yaptığım hastanenin sahibi burada ki hastanenin de sahibiymiş. Bana iki seçenek sundu. Ya İzmir de kalıp orada çalışacaktım , ya da burada hem ailemin yanında kalıp hem de işim hazır olacaktı. Pazartesi giderim salı günü de başlarım herhalde." dedim düşüncelerimi paylaşırken. Beni anladığını belirttikten sonra annemin beni övmesini dinledi.

Sarmaları sardıktan sonra başlayacağımız börek için Nurten teyze masada bir şeyin eksik olduğunu fark etti. "Tüh , peyniri yukarıda unuttum. Siz bekleyin ben getireyim." dedi masadan kalkmaya yeltenirken. Elimi masada duran eline koyarak ayağa kalktım. "Sen otur Nurten teyze , bana nerede olduğunu söylersen eğer ben getireyim." dedim. Hemen onayladı ve konuştu. "Koray'ın odasında ki balkonda küçük bir buzdolabı var orada. Evde kimse yok zaten rahat ol." dedi anneme dönmeden hemen önce. Arkamı dönerek salondan çıktım ve merdivenlerden yukarıya tırmanmaya başladım. Yukarı kata ayak bastığım anda gözlerim odaların kapılarında gezindi. İyi de ben Koray'ın odası neredeydi hatırlamıyorum ki. Sağ da ki kapı banyo , onun tam karşısında ki Nurten teyzelerin yatak odaları , yanında ki oda misafir odası geriye iki oda kalıyordu. Olduğum yerde o pıtı pıtı yapmayı o kadar çok isterdim ki ama aşağı da beni bekleyen iki tane kadın olduğu için ikisinden birinin kapısını açtım. Ama açmaz olaydım. Devran ağabey , belinde havlu yeni duş aldığını belli eden ıslak bedeni ve kapının açıldığını fark edip bana dönen gözleri. Bir anda karşımda bu şekilde görmenin verdiği şaşkınlıkla ne hareket edebildim ne de saçlarından akan suyun kaslı göğsünden süzülerek karnına oradan da kasıklarına gidip havlu da yok olmasını izlememe engel olamadım.

Devam edecek..!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.