"Bazı evler dışarıdan sıcaktır. İçeri girdiğinde ise insan, duvarların bile birbirine küstüğünü hisseder."
Akşam hava beklenenden erken kararmıştı. Sokak lambaları tek tek yanarken Larin ağır adımlarla apartmanın girişine doğru yürüyordu. Elindeki küçük kitap ayracını montunun cebinde sıkıca tutuyordu. Nedense onu kaybetmek istemiyordu. Belki de uzun zamandır ilk kez biri ona hiçbir karşılık beklemeden küçük de olsa bir hediye vermişti.
Apartmanın demir kapısını açınca her zamanki sessizlik onu karşıladı.
Merdiven boşluğunda eski floresan lambası ara sıra titriyor, duvarlara solgun bir ışık yayıyordu. Üçüncü kata çıkarken alt komşunun televizyonundan gelen haber sesleri duyuluyordu. Bir alt katta küçük bir çocuk kahkahalar atıyordu.
Larin kısa bir an durdu.
O kahkaha, çocukluğunu hatırlattı.
Eskiden onların evinden de böyle sesler yükselirdi.
Annesi mutfakta şarkı söylerdi.
Babası hafta sonları kahvaltı hazırlardı.
Akşamları birlikte film izlerlerdi.
Ne zaman değişmişti her şey?
Hatırlamıyordu.
Belki de değişim tek bir günde olmamıştı.
Belki insanlar bir anda yabancılaşmıyordu.
Belki sevgiler de duvar boyaları gibi yavaş yavaş soluyordu.
Derin bir nefes aldı ve anahtarı kapıya soktu.
Kapıyı açar açmaz burnuna yemek kokusu geldi.
Annesi mutfaktaydı.
Tenceredeki yemeği karıştırıyor, bir yandan da telefonuyla konuşuyordu.
Larin içeri girdiğini fark edince sadece başıyla selam verdi.
"Tamam, sonra konuşuruz."
Telefonu kapattı.
"Geç kaldın."
"Kütüphanedeydim."
"Kızım, bari mesaj atsaydın."
"Attım."
Annesi telefonuna baktı.
"Evet..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Fark etmemişim."
Larin ayakkabılarını çıkarıp odasına yöneldi.
Tam kapıyı kapatacakken annesinin sesi yeniden geldi.
"Baban birazdan gelir."
Sesinde belli belirsiz bir gerginlik vardı.
Larin bu tonu tanıyordu.
Bu ton, genellikle güzel bir akşamın habercisi olmazdı.
Odası her zamanki gibiydi.
Dağınık çalışma masası...
Pencerenin önündeki küçük saksı...
Kitaplarla dolu raf...
Yatağının üzerine oturup cebindeki ayracı çıkardı.
Parmaklarıyla yıldız desenlerini okşadı.
Yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
Tam o sırada dış kapının sertçe kapanma sesi duyuldu.
Babası gelmişti.
Koridordan ağır ayak sesleri yükseldi.
Bir sandalye çekildi.
Sonra mutfaktan tabak sesleri gelmeye başladı.
İlk birkaç dakika sessizlik vardı.
Ardından boğuk konuşmalar...
Sonra sesler yükselmeye başladı.
Larin gözlerini kapattı.
Her şey yine aynıydı.
"...Ben bütün gün çalışıyorum!"
"...Ben çalışmıyor muyum sanki?"
"...Konu bu değil!"
"...O zaman ne?"
Cümleler artık seçilmiyordu.
Sadece bağırışlar vardı.
Larin kulaklarını elleriyle kapattı.
Yine de sesler odasının duvarlarından geçip içine işliyordu.
Bir şey kırıldı.
Cam mıydı?
Tabak mıydı?
Anlayamadı.
Kalbi hızlanmaya başladı.
Nefesi düzensizleşti.
Ayağa kalkıp pencerenin önüne gitti.
Yağmur yeniden başlamıştı.
Camdan aşağı süzülen damlaları izledi.
Keşke sesler de yağmurun içinde kaybolabilseydi.
Yaklaşık on dakika sonra kapısı tıklandı.
Annesi içeri girdi.
Yüzü yorgundu.
Gözleri kızarmıştı.
"Yemek hazır."
"Canım istemiyor."
"Larin..."
"Gerçekten istemiyorum."
Annesi birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra başını sallayıp odadan çıktı.
Kapı kapanınca Larin yatağına uzandı.
Tavanı izledi.
İnsan kendi evinde neden bu kadar yabancı hissederdi?
Bunu kimse anlatmıyordu.
Gece saat ona yaklaşırken ev tamamen sessizleşti.
Babası salonda televizyon izliyordu.
Annesi mutfaktaki bulaşıkları topluyordu.
Larin ise banyoya geçti.
Yüzünü yıkamak istiyordu.
Musluğu açtı.
Soğuk su avuçlarına doldu.
Yüzünü birkaç kez yıkadıktan sonra başını kaldırdı.
Aynaya baktı.
Her zamanki yansıması...
Dağılmış saçları...
Yorgun gözleri...
Islak yüzü...
Hiçbir şey farklı değildi.
Derin bir nefes aldı.
"Her şey yoluna girecek..."
diye fısıldadı.
Bunu gerçekten kendine mi söyledi, yoksa sadece söylemek istediği için mi söyledi, bilmiyordu.
Lambayı kapatıp banyodan çıktı.
Kapıyı usulca kapattı.
Koridor karanlıktı.
Odasına doğru yürürken banyodan gelen musluk sesi duyuldu.
Damla...
Damla...
Damla...
Larin durdu.
Kaşlarını çattı.
"Musluğu kapatmıştım..."
Yavaşça geri döndü.
Banyo kapısını açtı.
İçeri baktı.
Musluk gerçekten hafifçe damlıyordu.
Yaklaşıp sıkıca kapattı.
Bu kez tek bir damla bile düşmüyordu.
Kendi kendine gülümsedi.
"İyice dalgınlaştım."
Lambayı yeniden kapattı.
Kapıyı kapattı.
Ve odasına döndü.
O gece uykuya dalarken bilmediği tek şey vardı.
Bu, banyodaki musluğun kendiliğinden damladığı son geceydi.