İçeriğe geç

Camdan Hayaller // Fanfiction

Bölüm 8 · 5 dk okuma

Camdan Hayaller // Fanfiction

Bölüm 8

❄️8.Bölüm:"Kıpırdama"❄️

"Hadi Minho," dedim sesimin titremesine engel olmaya çalışarak.

Gözlerini öfkeyle devirerek bana baktıktan sonra sinirle arkasına döndü ve âdeta fırtına gibi eserek odasına doğru yürüdü.

Ne olduğunu, neden bu kadar keskin bir tepki verdiğini o an tam olarak anlayamadım. Adımlarımı hızlandırıp arkasından koşarak ben de odaya girdim ve kapıyı kapattım.

Minho âdeta burnundan soluyordu.

Odaya girer girmez öfkeyle bir nida koparıp yatağın üzerindeki pikeyi hırsla eline aldı, sinirle odanın uzak bir köşesine fırlattı.

Öfkesi dinmemişti. Bu kez yastığa yöneldi. Onu da aynı şekilde hışımla kavrayıp kuvvetlice duvara doğru fırlattı.

Bir anda neye uğradığımı şaşırmış, olduğum yerde donakalmıştım.

Minho durmadı, durulmadı.

Yatağının hemen arkasında, spot lambalarıyla aydınlanan çıkıntıdaki raftan eline geçirdiği cam bardağı büyük bir nefretle yere fırlattı.

Bardak parkelerin üzerinde âdeta tuzla buz oldu. Keskin cam parçaları etraftaki her bir yöne çığlık atar gibi dağıldı.

Daha fazla tepkisizce duramazdım. Bir şeyler yapmalı, onu bu girdaptan çekip çıkarmalıydım.

Yavaşça yanına doğru ilerledim.

Ona dokunmak, sarmalamak, sakinleştirmek istedim ancak elim havada asılı kaldı.

Onadokunamazdım ki...

Hassas bedenine zarar verme korkusu bir ok gibi göğsüme saplandı. Çaresizlikle gözlerim anında doldu. Avazım çıktığı kadar bağırdım:

"Minho, dur! Yalvarırım dur artık, lütfen!"

Başını sertçe ellerinin arasına aldı. Gözlerini yavaşça bana doğru çevirdiğinde bakışlarındaki yıkım canımı yaktı.

"Nasıl durabilirim?!" diye haykırdı, sesindeki kırgınlık odayı doldururken.

"Nasıl?! Lanet olsun! Aaaahhhh! Ben ne işe yarıyorum ki şu hayatta?Söylesene bana Jae Hee, ben ne işe yarıyorum? Sevdiklerimi, yanımdaki insanı bile koruyamayacak kadar aciz biriyim! Çevremdekilere, beni sevenlere acı çektirmekten başka hiçbir şey yapmıyorum! Çok ağır geliyor, çok! Yapmak isteyip de yapamadığım, elimden alınan her şey canımı çok yakıyor! Yaşanır mı böyle? Dayanamıyorum artık... Ben artık dayanamıyorum Jae Hee!"

Onun bu amansız hastalıktan dolayı hayatı boyunca neler çekmiş olabileceğini, neleri sineye çektiğini düşündükçe susmaktan; acısını paylaşmaktan başka hiçbir şey yapamıyordum.

Çocukken neler yaşamıştı kim bilir? Ne büyük acılar çekmişti? Fiziksel olarak her an kırılma korkusuyla yaşarken ya ruhunda açılan derin, görünmez yaralar?

Okulda onunla çok dalga geçmişler miydi? Akranları onunla alay etmiş miydi? En acısı da... Sevdiklerine özgürce dokunamamak, onlara sımsıkı sarılamamak nasıl bir histi?

Boğazıma koskocaman, yutkunamayacağım bir düğüm oturdu.

Minho gözlerini milim ayırmadan hâlâ bana bakıyordu.

Gözlerinin içi öfkeden ve ağlamaktan kıpkırmızı kesilmiş, kanlanmıştı.

Dudakları titriyordu.

Daha fazla dayanamadı. Kendisini tamamen bıraktı ve hıçkırarak, sesli sesli ağlamaya başladı.

Onun bu çocuksu, çaresiz ağlayışı benim de içimden bir şeyleri koparıp fırlattı.

Gözlerimde biriken yaşlar yanaklarımdan boncuk boncuk süzülmeye başladı.

Minho’nun tam bir adım ötesinde durdum. İçimdeki tüm korkuları bastırarak büyük bir cesaretle fısıldadım:

"Kıpırdama..."

Anlamsız, şaşkın bakışları anında beni buldu.

Onu ürkütmekten korkarak biraz daha yaklaştım.

Deli gibi korkuyordum. Kalbim ilk defa korkudan ve heyecandan dolayı bu kadar dehşet verici bir hızla ritim tutuyordu. Ona bilmeden zarar verebilme düşüncesi içimi kemiriyordu.

Sağ elimi yavaşça havaya kaldırdım. Minho’nun kanlı, ıslak gözleri havaya kalkan elime odaklandı.

Titreyen elimi kontrol edebilmek için havadayken parmaklarımı yumruk yaparak sıktım. Derin bir nefes alıp sonra yeniden açtım.

Önceki gibi olmasa da hâlâ biraz titriyordu. Yine yumruk yaparak biraz bekledim ve tekrar açtım. Şimdi titreme yok denecek kadar azalmıştı.

Elimi milim milim, incitmekten korkarak Minho'nun yüzüne yaklaştırdım.

O ise sadece sessiz kaldı ve gözyaşı dökmeye devam ederek her bir hareketimi takip etti.

En sonunda elimi yanağıyla buluşturabildim.

Dokunuşum çok ama çok hafifti.

Minho'nun cildi bir bebeğin teni gibi inanılmaz pürüzsüzdü.

Parmaklarımın ucuyla şu an, her insanın yüzünde olan ancak kendisini belli ettirmeyen yumuşacık ayva tüylerini hissediyordum.

Riske atmamak için avcumun içini bastırmadım. Sadece parmak uçlarımı onun yüzünde, yumuşaklık hissini veren teninin üzerinde usulca gezdirdim.

Minho dokunuşumla birlikte yavaşça gözlerini yumdu. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı ve yüzünde buruk ama huzurlu bir tebessüm belirdi.

"Demek... böyle hissettiriyormuş," diye fısıldadı.

Kapalı göz kapaklarının arasından dahi gözyaşları süzülmeye devam ediyor, güzel yanaklarında ıslak yollar bularak aşağı doğru akıyordu.

Sol yanağında usulca gezdirdiğim parmaklarımın ucuyla, süzülen o sıcak gözyaşlarına dokundum. Onları incitmeden silmeye çalıştım.

Sesim boğazımdaki düğüme takılırken sadece, "Ağlama," diyebildim.

"Lütfen ağlama... Bu senin suçun değil."

Kelimeler dudaklarından dökülürken zorlanarak, "Her... herkes bana dokunmaya korkardı Jae Hee," dedi.

"Kimse... kimse cesaret edemezdi. Sen... Sen... Bu his o kadar..."

Gözlerini yavaşça açarak o güzel, derin gözleriyle doğrudan gözlerimin içine baktı. Ben de bakışlarımı ondan ayıramadım. Hafifçe tebessüm edip elimi, daha doğrusu parmaklarımı yanağından yavaşça çektim. Titreyen elimi aşağı indirirken utançla bakışlarımı onun yoğun gözlerinden kaçırdım.

Bu sefer bir anda o konuştu:

"Sen de kıpırdama."

Söylediği şeyle birlikte gözlerimi hızla yeniden ona çıkardım.

Olduğum yerde âdeta bir heykel gibi donup kalmıştım. Nefes bile almaya korkuyordum.

Bu sefer sağ elini dikkatlice havaya kaldıran kişi Minho oldu. Elini çok yavaş, her an kırılacak bir camı tutuyormuşçasına bana yaklaştırdı.

Sıcacık avcu yanağım ile buluştuğu an iç gıdıklayıcı, büyüleyici bir his önce kalbimi; hemen ardından tüm vücudumu esir aldı.

Gözlerimi teslimiyetle kapatmamak için kendimi zor tutuyordum.

Gözlerimin içine bakarak endişeyle, "A-acıtmıyorum değil mi?" diye sordu.

"Hayır, hayır... Asla acıtmıyorsun," dedim fısıltıyla.

"Sadece çok hafif dokunuyorsun. Tıpkı benim... az önceki dokunuşum gibi."

Elini yanağıma biraz daha, güvenli bir sınırda bastırdı. Şu an tam anlamıyla sıcak elini yanağıma yaslamıştı.

Yüzünü büyülenmiş bir ifade kuşattı.

"Birine nasıl dokunmam gerektiğini bile bilmiyorum aslında."

"Ben... Hah! Yanağın... gerçekten yumuşacıkmış."

Kocaman gülümsedi. Ben de onun bu saf mutluluğuna dayanamayıp gülümsedim ve utancımdan gözlerimi yere indirdim.

Tam o büyülü saniyede, odanın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı!

Kapının açılmasıyla birlikte koridordaki sesler de odaya doluştu.

"Sana oraya girme demedim mi ben mankafa?!" diye bağırıyordu Yejin unnie arkadan.

Minho irkilerek yanağımdaki elini hızla indirirken kapı eşiğinde duran Chan bizi o pozisyonda yakalamış, öfkeyle seyrediyordu.

Hemen arkasındaki Yejin unnie ise oldukça şaşkındı. Sonuçta Minho’nun elini yanağımda görmüştü.

Chan sinirden deliye dönmüş bir şekilde elini açıp hıncını almak ister gibi bağırarak açık kapıya sert bir darbe indirdi. Çıkan gürültüyle Yejin unnie olduğu yerde sıçradı.

"Aaaahh! Bu burada bitmedi!" diye kükredi Chan, gözlerinden ateş saçarak. "Bitmedi!"

Hemen sonra arkasına döndü ve koridorda adımlarını vurarak hızla, büyük bir hırsla uzaklaştı.

...

❄️Sizce Jae Hee ile Minho'nun bulduğu defterin sırrı ne?🤔

Bölüm sonu

7 yorum