İçeriğe geç

Camdan Hayaller // Fanfiction

Bölüm 26 · 6 dk okuma

Camdan Hayaller // Fanfiction

Bölüm 26

❄️26.Bölüm:"Şarj mı?"❄️

Tam bu esnada odamın kapısı hızla açıldı.

"Jae Hee seninle şu yemek mevzusunu-!"

Sözünü yarıda bırakan kişi Jung Tae'den başkası değildi. Bizi bu vaziyette görünce donup kalmış, öylece yüzümüze bakakalmıştı.

Chan ellerini ağır ağır yanaklarımdan indirirken ikimizin gözü de Jung Tae'nin üzerindeydi.

"Ben çok özür dilerim. Böldüm sanırım. İkinizi böyle görmeyi beklemiyordum."

"Biz de senin kapıyı tıklatmadan içeri dalmanı beklemiyorduk."

Çaktırmadan Chan'ın koluna bir çimdik attım. Chan kısa bir an gözlerini yumdu. Ne demek istediğimi anlamış ama yine de dilini sivrilterek Jung Tae'ye silahını doğrultmaya devam etmişti.

"Ayrıca niye bu kadar şaşırdın ki? Jae Hee benim nişanlım."

Gözlerimi devirdim. Chan ile biraz aramı açtım. Her şeyi mahvedecekti. Buna bir an önce engel olmalıydım.

"Chan, bizi Jung Tae ile biraz yalnız bırakır mısın?"

"Ne?!"

Oldukça şaşırdı. Sesini yükselterek biraz evvelki tepkiyi verdi.

Gözlerine baktım. Bana güvenmesi gereken bir bakış attıktan sonra, "Bizi yalnız bırak," dedim.

Kararsız kaldı. Bir ona bir bana baktı ama sonunda o da bana güvenip odadan çıktı. Kapıyı sertçe çarpmayı da ihmal etmedi.

Jung Tae şaşkın şaşkın bana baktı.

"Neden bizi yalnız bırakmasını istedin?"

Oyunculara taş çıkarırcasına performans sergilemem gerekiyordu. Gerçekçi olmalı ve aklımda kurguladığım role tam olarak bürünebilmeliydim.

Yüzümü son derece üzgün, ağlamaklı bir hâle getirdim. Gözlerimi hızla doldurdum. Jung Tae'ye doğru hızla adımlayıp karşısına geçtim. Şaşkınca yüzüme baktı.

"Jae Hee, sen iyi misin?"

Başımı hızla sağa sola salladım. Bu sallamayla birlikte dolan gözlerimdeki yaşlar yanaklarıma firar ettiler. Sesim titredi.

"Değilim, iyi değilim Jung Tae. Ben... Ben istemiyorum. Chan ile nişanlı olmayı ben istemedim. Onunla evlenmeyi de ben istemiyorum. Lütfen yardım et. Babamı ikna edebilmem için lütfen bana yardım et. Onunla evlenmek istemiyorum."

"A-ama az önce-"

"Kavga ediyorduk. Bir anda beni sıkıştırdı. Ona yenilmediğimi göstermek için geri çekilmedim ve ondan ne kadar nefret ettiğimi görebilmesi için sinirini bozucu şeyler söyleyip inadına yüzüne gülümsedim."

Jung Tae resmen gülümsemek istedi ama benim bu hâlimi görünce hızla yüzünden o ifadeyi sildi.

Sevindiğini biliyordum.

Bana karşı zaafı olduğunu biliyordum ve elbette bu zaafı kullanıp onun yakınında olmalıydım.

"Ağlama lütfen, gel buraya," dedi ve beni kendisine çekti.

Başımı onun göğsüne yaslayıp ağlamak zorunda kaldım. Güven vermeyen kollarının beni sarmasına izin verdim.

İğrenç hissediyordum ama buna katlandım.

Neler olup bittiğini anlayabilmek için bunu yapmak zorundaydım.

❄️

Son derece tükenmiş, bitkin bir vaziyette hastaneye giriş yaptım ve Minho'nun odasının önüne geldim. Kapının önünde öylece bekledim. Girmeye bir an cesaret edemedim.

Onu çok özlemiştim.

Sabah yanıma gelip o kadar şebeklik yapmasına rağmen, onu görmeyeli yalnızca birkaç saat olmasına rağmen ben onu yıllar geçmiş kadar çok özlemiştim.

Girmeye cesaret edemiyordum çünkü öylesine derin bir özlemle dolup taşmıştım ki kendimi zaptedememekten korkuyordum.

Ona sımsıkı sarılmak ve bebeksi kokusunu derin derin içime çekmek istiyordum, dolgun yumuşacık yanaklarını kokusunu içime çeke çeke öpebilmek istiyordum.

Kucağına yatabilmek ve saçlarımın okşanmasına izin vermek istiyordum. Beni mayıştırabilmesini, ellerimden tutup bana destek olabilmesini istiyordum.

Beni kollarının arasına alıp göğsüne bastırmasını, Jung Tae'nin sarılışıyla üzerimde bıraktığı iğrenç hisleri silebilmesini istiyordum. Bu yüzden kendimi zaptedememekten korkuyordum.

"Yine mi Jae Hee?! Neden bekliyorsun orada? Girsene içeri!"

İçeriden son derece heyecanlı çıkan sesini duyunca dayanamadım.

Gülümsedim ve hızla içeri girdim.

Minho yatağından doğruldu. Öyle güzel gülümsüyordu ki...

Hızla ayağa kalktı. Endişelenip sesimi yükselttim.

"Ne yapıyorsun Minho? Yavaş!"

"Olamam yavaş filan! Jae Hee'm gelmiş benim!"

Ayaklarına terliklerini geçirip heyecanla yanıma geldi.

Sağ elini havaya kaldırdı.

Bana dokunmak istediğini anlayınca olduğum yerde put kestim. Hareketsiz kalıp bekledim. Bu dokunuşa resmen muhtaç hissediyor ve bir an önce bana dokunabilmesi için sabırsızlanıyordum.

Kalbim şimdiden gümbür gümbür atmaya başlamıştı.

Minho, yüzündeki gülümsemeyi silmeden elini yanağıma yerleştirdi. Elinin sıcaklığını hisseder hissetmez kalbim karıncalandı. Başımı hafifçe avucuna yatırdım. Bana hissettirdiği güzel hisler yüzünden gözlerimi yumdum.

Minho durmadı. Yanağımdaki elinin başparmağını ağır ağır hareket ettirdi ve beni mayıştırmaya başladı. Başparmağı her hareket edişinde ürperiyor ve oradan yayılan güzel hislerin dalgasında boğulmamak için direniyordum.

"Seni çok özledim Jae Hee. Hem de çok."

Yumduğum gözlerimi açmadım.

"Ben de seni çok özledim Minho."

"Bu gece burada mısın? Lütfen burada olacağını söyle! Şarj olabilmem için yüzüne sabaha kadar bakabilip seni izlemem gerekiyor."

Yüzümdeki eline zarar vermemek için dikkatli olup ağır ağır gülümsedim.

"Şarj mı? Robot musun sen?"

Neşeli, şen bir kahkaha attı. Onun bu kahkahası bile beni içinde bulunduğum dünyadan uzaklaştırıp bambaşka bir boyuta geçirmeye yetti.

Gerçi bu oda, onun varlığının olduğu her yer aynı hissettiriyordu. Ben onun yanındayken bambaşka bir dünyaya adım atıyordum sanki.

"Yalnızca robotlar mı şarj olur? Alemsin Jae Hee."

Hayretle gözlerimi açtım.

Şaşkın yüzüme bakıp yüzündeki gülümsemeyi artırdı ve devam etti.

"Şarj olurken elektrik yüklenmez mi? Sen... Sen bana bakışınla bile içimde bir şeyleri harekete geçiriyorsun Jae Hee. Gözlerin gözlerimle buluştuğu an çarpılıyorum mesela. Hayali bir kabloyu kendinden bana bağlıyorsun âdeta. Her bir zerreme elektrik gönderiyorsun, her yerim karıncalanıyor. Sonra bir bakmışım, en bitkin hissettiğim anda enerjiyle dolup taşmışım. Kalbim senin için şarj olmuş."

O kadar güzel konuşuyordu ki kendimi tutabilmekte gerçekten oldukça zorlanıyordum.

"Kalbin bir tek benim için şarj oluyor öyle mi? Bunu sevdim bayım."

"Evet, öyle. Ama dikkat et, elektrik vermezsen şarj olmaz. Sonra ne olur?"

"Ne olur?"

"Ölür."

Bu kelimeyle bile yüreğim burkuldu. Yüzümü ekşittim.

"Ölmesin,"dedim.

Gülümsedi.

"O zaman bana böyle bakarak, böylesine severek kalbime elektrik vermeye devam et."

Dayanamadım.

Gözlerim dudaklarına kaydı.

O da bunu fark etti. Elini yanağımdan çekmeden bana yaklaştı.

Kalbim titredi, titredi, daha çok titredi. O her yaklaştığında kalbimde öyle titreşimler oldu ki oradan tüm zerreme karıncalandırıcı hoş bir his hücum etti. Gözlerimi yumdum.

Dudaklarını dudaklarımla buluşturdu.

Ama bu sefer üzerine minik bir öpücük kondurup geri çekilmedi. Öpmeye devam etti. Her bir zerrem titredi. Bacaklarımı bir an hissedemedim. Bir ara da kollarımı. Elimi ayağımı yerden kesti.

Ona karşılık verdim.

Nasıl olduğunu bilmiyordum ama sadece karşılık verdim. O da aynı şekilde. Nasıl olduğunu bilmese bile sadece öptü.

-Derken bir anda hızla kendisini geri çekti.

Elim kolum zaten tir tir titriyor, bacaklarımın bağı çözülmüş vaziyette bekliyordu. Boşluğa düşmüş gibi savruldum. Şaşırarak hızla gözlerimi açtım.

Minho yüzüne eşsiz gülüşlerinden birini yerleştirmiş, biraz evvel yanağımda olan elini kalbinin üzerine yerleştirmişti. Nefes nefese, kızarmış dudaklarıyla yüzüme bakıyordu.

"Bu kadar elektrik kalbime çok fazla ama Jae Hee hanım! Lütfen şarj ederken dikkatli olun."

Ona inanamayarak gülmeye başladım.

"Ne? Neden gülüyorsun? Cidden öyle bir şarj ettin ki kalbimi, çok fena şeyler hissediyorum. Kalbime, tüm vücuduma ne yaptın böyle? Hastanede o kadar zaman geçirdim, o kadar şey hissettim ama bu... Daha önce hiçbir his beni böylesine devre dışı bırakmamıştı. Nasıl olur da böylesine enerji dolarken bir o kadar da güçsüzleşebildim. Ah Jae Hee! Sen nesin böyle?"

Utandım. Başımı yana çevirip dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Makyaj yapabildiğimi bilmiyordum."

Kaşlarımı çattım ve yüzümdeki gülümsemeyi silmeden bir kere daha şaşkınca:

"Ne?" dedim.

Elini kalbinden çekti. İşaret parmağını yüzüme doğrulttu.

"Yanaklarına güzel allık yapmışım. Kıpkırmızı oldular. Gerçekten makyaj yapabildiğimi bilmiyordum. Bir insan nasıl her konuda becerikli olabilir ki? Söylesene Jae Hee? Benden yeteneklisini tanıyor musun?"

Gülümseyişim yüzümde giderek yayıldı.

"Tanımıyorum. Sen bir tanesin. Dünyada eşi benzeri asla bulunmayacak tek insan sensin."

"Ah,biliyordum."

Aramızdaki mesafeyi kapattı. Bu sefer iki eliyle yanaklarımı avuçladı.

"Çok tehlikeli hareketler yapıyorsun bayım."

"Biliyorum Jae Hee hanım. Ama sen, ellerimin kırılacak olmasının bile bana az önce hissettirdiğin hislerin yanında sinek ısırığı olduğunu bilmiyorsun. Kırılırsa kırılsınlar. Umurumda değiller."

Ona en ufak bir zarar gelmemesi için yerimden bir gram hareket etmiyor, gerçekten put kesiyordum ve ne istiyorsa onu yapabilmesine seve seve müsaade ediyordum.

Uzanıp dudağıma minik, hafif bir öpücük kondurdu ve geri çekildi. Sıcak nefesi yüzüme vurmaya devam ederken, "Seni seviyorum," dedi.

"Seni çok seviyorum Jae Hee. Çok seviyorum. Çok..."

...

Bölüm sonu

2 yorum