İçeriğe geç

CAMBAZ - XII

Bölüm 1 · 47 dk okuma

CAMBAZ - XII

Bölüm 1

Bölüm 1: Motorlar ve Eller

‘’İnsan kaybedince anlar boşlukta olduğunu. İnsan kaybedince anlar yalnızlığı. Ve insan kaybedince büyür. Büyüdükçe daha da acır canı.’’

Odaya giren ışıkla gözlerimi zar zor açtım ve etrafıma bakındım. Nerede olduğumu anlamam vaktimi almıştı, baş ağrısından net düşünemiyordum. Yerde duran pantolonumu ve tişörtümü alıp ayağa kalktım. Yanımdaki adamı uyandırmadan sessizce odadaki banyoya girip duş aldım ve kıyafetlerimi giyinip banyodan çıktım.

Dün kafayı o kadar bozmuştum ki ne ara birinin evine geldim ne ara onunla sevişme kararı aldım bilmiyorum bile! Ben banyodan çıktığımda yataktaki çocuk uyanmıştı ve telefonuna bakınıyordu. Saçları sıfıra vurulmuş serseri tipli bir herif vardı karşımda. Vücudu oldukça kaslıydı, sarhoş halimle bile damak tadımdan ödün vermiyordum. Elini daha yeni çıkan sakallarında gezdirdi ve hafifçe gülümsedi.

Bana doğru bir göz attı. Uzun lacivert pantolonum ve kırmızı bir crobum vardı. Bana baktığında durdum ve zoraki bir şekilde gülümsedim. Adını ne kadar hatırlamayı denesem de hatırlayamıyordum.

‘’Çok erkencisin Eylül. Ben biraz daha kalırsın ve belki de gece yarım kalan işimizi tamamlarız diye umuyordum.’’ Yüzümü buruşturdum ve hafifçe kaşlarımı çattım. Kollarımı önümde bağladım ve yataktaki elemana baktım.

‘’Bak kusura bakma ama adını dahi hatırlamayacak kadar sarhoştum. Yani bunlar sadece tek gecelikti oldu ve bitti anlıyor musun? Daha fazlasını benden bekleme.’’ Tam gitmek için çantamı ararken durdu ve kıkırdadı.

‘’Dün gece öyle demiyordun, ‘lütfen Ayaz durma…’ ya da ne diyordun ‘sabaha kadar beni be…’’ sözünü kesmek için ona yerdeki bir çamaşırı alıp attım.

‘’Dün ne dediğim umurumda bile değil. Ayaz mısın nesin, benden uzak dur.’’ Sinirle çantamı koluma taktım ve telefonumu komedinin üzerinden alıp odadan çıktım.

Ben evden çıkarken tüm hizmetliler adeta bana bakıyordu. Kendimi o kadar garip hissettim ki dışarıya nasıl çıktım onu bile bilmiyorum. Yol kenarına geldiğimde taksi aradı gözlerim. İyice bakındım ama ortalıkta taksi göremeyince telefonuma baktım. Babamdan sayısız arama annemden sayısız arama vardı. Dün partideki arkadaşlarım bana yazmış haber vermemi istemişlerdi. Annemlere iyi olduğumu yazdım ve arkadaşlarıma da sonra haber vermek üzere telefonumu kapatıp cebime attım. Bir taksi bulup durdurmam bir oldu. Hızlıca içine bindiğimde okula yetişebilir miyim diye düşünüyordum.

‘’Verda Üniversitesine gideceğiz abi.’’ Adama okulumuzun adını söylediğimde kafasıyla onay verdi ve arabayı kullanmaya başladı o sırada ben de telefonumu tekrar elime aldım ve ihtiyacım olan tek kişiyi aradım.

‘’Alo Kiraz?’’ telefonu kulağıma dayadığımda içimin rahatladığını hissettim. Şansım gereksiz yaver gidiyordu.

‘’Alo Eylül? Kızım sen neredesin dünden beri hepimiz seni arıyoruz! Ege deliye döndü, ortalığı ayağa kaldırdı kızım!’’ şansım en fazla bu kadar yaver giderdi zaten. Derin bir nefes aldım iki parmağımı şakaklarıma yerleştirdim ve ovdum.

‘’İnan bilmiyorum gözlerimi açtığımda Ayaz diye birinin yatağında çırılçıplak uyandım. Ayrıca Ege de ne haddine deliriyor? Son zamanlarda iyice gözüme batmaya başladı.’’ Kiraz da benimle beraber derince bir nefes aldı ve konuştu.

‘’Bilmiyorum Ege ne halt yemeye çalışıyor onu da bilmiyorum. Ayrıca şu bahsettiğin Ayaz da kim?’’ arkadan dikiş makinesinin sesi geliyordu biraz zor duysam da cevap verdim.

‘’Keşke bilsem. Dün düzenlediğimiz partiden biri herhalde. Uzun boylu saçları sıfıra vurmuş sakallı garip bir tip. Ama vücudu çoğu erkekten iyiydi yalan yok.’’ Bunu dediğimde ikimiz de hafifçe kıkırdadık. Kiraz bana bu gün içinde ne hissettiğini anlattı. Okulda beni beklediğini söyledi ve en sonunda telefonu kapattık.

Okulun önüne geldiğimizde cüzdanımdan parayı alıp abiye uzattım. Başımla selam verip indiğimde okulumuzun parlaklığı beni tekrar neşelendirdi. Babam bu üniversiteyi benim için açmıştı ama ona rağmen herkesin girmek için sıra bekleyeceği kadar iyi bir okul olmuştu. Üstümde formam yoktu ama bu büyük bir sorun değildi. Okulda her zaman yedek bir forma bulundururum.

İçeriye girdiğimde birinin elini omzumda hissettim. Kafamı hafifçe kaldırıp baktığımda istemsizce gülümsedim. ‘’Ben de ne zaman gerçek bir güzellik göreceğim diye düşünüyordum. Meğer yere bakmam yeterliymiş.’’ Yaman’a doğru baktım ve kocaman sarıldım. O da bana sıkıca sarıldığında üstündeki abartılı erkeksi kokusu burnumu delmişti. ‘’Ben de diyorum ne zaman parfümle banyo yapan birini göreceğim. Şaşırtmıyorsun Akçay.’’ Yaman gülümsedi ve benden uzaklaşıp kolunu omzuma sardı. Beraber içeriye doğru yürümeye başladık.

Yaman benim çocukluk arkadaşım ve ilk sırdaşımdı. Babası Ezel amca ve babam çok yakın dostlardı. Bu yüzden neredeyse çocukluğumun yarısı onunla geçti. Kıvırcık, çok yumuşak, kahverengi saçlara ve orman gibi kahve gözlere sahip. Çoğu kızın ölüp bittiği bir adam kısaca. Boyu normal kızlara göre uzun olsa da bir yetmiş beş boyumla aramızda sadece beş santim fark kalıyordu.

‘’İlk iki dersi asacak kadar yakışıklı mıydı?’’ diye sordu bir anda. Şaşırarak ona baktığımda yüzünde imalı bir gülüş vardı. ‘’Kiraz mı söyledi? Of bu kızın ağzında hiçbir şey durmuyor! Kesin önce Rüzgar’a söyledi, Rüzgar da koşup sana yetiştirdi.’’ Ben bunu dediğimde hafif bir kahkaha attı ve saçlarımı bozdu. ‘’Eh abin sayılırım kızım. Tabii ki bileceğim. Anlat şimdi nasıl biriydi?’’ göz devirdim ve kollarımı önümde bağladım. ‘’Yani… Normalde bana kalsa esmer erkek severim ama bu farklıydı. Teni baya beyazdı, gözleri gece gibi maviydi ve saçları da sanırım siyahtı. Emin değilim çünkü üçe vurmuş saçlarını. Sarhoş halimle de seçsem kaslı maslı bir şey seçmişim, kapı gibi omuzları vardı!’’ ben böyle anlattığımda Yaman kahkaha attı. İmalı bir şekilde baktığında onun karnına dirsek attım. ‘’Tek gecelikti, koca İstanbul’da bir daha onu bulamam zaten.’’ Beraber içeriye girdiğimizde Yaman bir anda durdu. Nedenini bilmediğim için ona baktığımda o tam karşımıza bakıyordu.

‘’Eylül… Acaba bahsettiğin eleman tam olarak karşımızda duran adam mı?’’ diye sorduğunda kafamı kaldırdım ve Yaman’ın baktığı yere doğru baktım.

‘’Has siktir lan oradan.’’ Diye mırıldandım. Karşımda Ayaz duruyordu. Gece kaç defa seviştiğimi bilmediğim sabah laf dalaşına girip evinden çıktığım adam bizim okulumuzdaydı!

Üzerinde siyah bir tişört ve hemen onun üzerinde deri bir ceket vardı. Çok bol olmayan koyu lacivert bir pantolon giyinmişti. Sırtında ince uzun bir resim çantası, kolunda da siyah motor kaskı asılıydı. Dişlerinin arasında kürdanı gezdiriyordu. Sırtını duvara dayamış, çevresindeki arkadaşlarıyla sohbet ediyordu.

‘’İstanbul o kadar da kocaman değilmiş bro.’’ Dedi Yaman sessizce. Ben kendimi onun arkasına sakladım ve panikle konuştum. ‘’Beni görmemeli! Onunla göz göze gelmek istemiyorum Yaman yardım et!’’ sessizce çığlık attığımda Yaman biraz durdu ve sanki çözüm bulmuş gibi beni kendisine çekti. Göğsüne kafamı dayadı ve elleriyle saçımı bozarak ilerlemeye başladı. ‘’Yaman beni böyle tanır onun yanından böyle çıktım amına koyayım!’’ dediğimde susmam için kafama vurdu. ‘’Ahh ahhh… Benim vefalı kardeşim kim üzdü seni. Şimdi gidip onu döveceğim!’’ o kadar yapmacık konuşuyordu ki birkaç kişinin güldüğünü işittim. Utançtan kafamı kaldırmadan Yaman’la beraber ilerleyip onun yanından geçtik. Hızlı adımlarla koştuk ve boş olduğunu bildiğim bir sanat odasına girdim. Yüzüm kızarmıştı. Derin bir nefes aldım. Boş bir sıraya oturduğumda Yaman da sırtını duvara dayadı.

‘’Neden kaçtık biz Eylül?’’ dedi nefes nefese. ‘’Onu tekrar görmek istemiyorum. Yeterince utanç vericiydi zaten.’’ Dediğimde kaşlarını çattı ve bana baktı. ‘’Ne zaman bu inadını kıracaksın? Tamam, anlıyorum korkuyorsun ama hiç birini sevme ihtimalini niye yok sayıyorsun?’’ dediğinde durdum ve ona baktım. Zar zor yutkundum dediği şeyi anlamıştım. ‘’Onun konusunu açma Yaman.’’ Dedim tek tük bir sesle. O ise derin bir nefes aldı ve elini omzuma koydu. ‘’Eylül dört yıl oldu. Artık yeni sayfa açman lazım. Ne zamana kadar tanımadığın adamlarla yatmaya devam edeceksin ki? Bu şekilde mi unutuyorsun onu?’’ birden ayağa kalktım ve Yaman’a baktım. Gözlerim istemsiz dolmuştu. ‘’Zevkime mi yatıyorum Yaman? Ne zaman biriyle yatsam daha beter oluyorum. Unut diyorsunuz ben de deniyorum. Biriyle sevişmek bile benim için fazlayken onun dışında birini sevmemi bekliyorsunuz. Kaç yıllık arkadaşız ya ayıp.’’ Dedim ve kapıya yöneldim. O sırada yaman kolumu tuttu. Ona baktığımda yüzünde pişmanlık vardı. ‘’Eylül sen benim kardeşim sayılırsın. Aynı şekilde o da kardeşimdi benim. Benim de acılarım var benim de sızılarım var ama ben hayatıma odaklanıyorum.’’ Dediğinde durdum ve onu dinledim.

‘’Ben bilmiyor muyum sence? Her gün onun yüzünü unutmamak için heykel traşlık okuduğunu. Hatırladığın kadarıyla onun yüzünü yaptığını, boş bulduğun her an defterine onu karaladığını bilmiyor muyum güzelim? Ama artık her şeyi bırakmamız lazım. Yapabileceğimiz bir şey yok. Sen denedin ama olmadı. O hala seni seviyor ve şu an seni bir yerden görüyorsa mutlu olmanı bizden çok istiyor.’’ Daha fazla dayanamadım gözümden iki üç damla yaş aktı. Yaman beni kendisine çekip sıkıca sarıldı. Her zaman bir abi şefkatiyle sarardı beni. Bir onun bir de Yaman’ın kollarında huzur bulurdum ben.

Yaman’dan ayrıldığımda saçarlımdan öptü ve akan gözyaşlarımı sildi. ‘’Kiraz senin için okul kıyafetlerini hazırlamış, spor salonunun giyinme odasında dolabının oraya asmış. Klasik Kiraz takıntısı ütülemeden yapamamış şey diyordu ‘Eylül bunum ütüsünü bozarsa kafasına ütüyü yapıştıracağım!’’ Yaman Kiraz’ın taklidini yaparken sesini inceltmişti. Hafifçe güldüğümde o da karşılık olarak bana güldü. ‘’Hadi git değiştir de Erdem abi seni bu halde görüp küplere binmesin. Hem ben anlamadım bu işi hani üniversitede serbest giyiniyorduk? Gene koyun gibi damgaladılar bizi!’’ dediğinde istemsizce kahkaha attım. Babam böyleydi, bu okuldakilerin dışarıdan tek bir düzende görünmesini istiyordu. Şahsen benim itirazım yoktu çünkü üniformaları ben tasarlamıştım. ‘’Bildiğin gibi giydiğin şeyler benim tasarımım. Bu benim bir tasarımım.’’ Kıkırdadım ve Yaman’ın yakasını düzeltip yanağından öptüm. ‘’Ders sonu bizim alana inelim ben Kiraz’ı alır gelirim. Gruba sen yazarsın dimi benim yakışıklı arkadaşım.’’ Yaman göğsünü kabarttı ve boğazını temizledi. ‘’Elbette. Benden başka bunu yapacak yakışıklı arkadaşın mı var sanki?’’ dedi ve telefonunu eline aldı. Ben de elimi sallarım ve sınıftan çıktım.

Hızlı adımlarla okulun en alt katına indim ve ek binadaki spor salonuna geldim. Birkaç genç basketbol oynuyorlardı. Çok aldırmadan soyunma odasına yöneldim ve dolabıma gittim. Kiraz bir anne misali kıyafetlerimi ütülemiş ve asmıştı. İstemsizce sırıttım ve üstümdekileri çıkarttı. Asılı olan mini lacivert siyah çizgili eteğimi giyindim içime beyaz gömleğimi soktum ve etekle aynı tonda ceketimi giydim. Kravatımı bağladım ve kendi dolabımdan bileğime kadar olan beyaz çoraplarımı giyindim. Chanel marka ayakkabılarımı giydim ve çantamı koluma taktım. Üstümden çıkarttığım kıyafetleri Kiraz laf etmesin diye katlayarak dolabıma geri yerleştirdim.

⤙⤚⤙⤚⤙ ⸻ ☽⛧☾ ⸻ ⤚⤙⤚⤙⤚

Eşyalarımı almış sanat sınıfına çıkmıştım. Normalde ilk iki ders sözel işlenmişti ama ben maalesef kaçırmıştım. Bu yüzden şimdi faaliyet dersine girmek zorundayım. Sınıftaki dolabımı açıp eskiz defterimi çıkarttım. Kulaklığımı boynuma astım ve fırçalarımı, neşterlerimi, şekillendirme aletlerimi ve önlüğümü aldım. Ceketimi çıkartıp sandalyemin arkasına astım ve eşyalarımı masama dizdim. Herkesin ayrı ayrı sırası ve standı vardı. Sınıflar on kişilik olduğu için alanlar gayet yeterliydi.

Hızlıca masama oturdum ve neşterle eski çamur kalıntılarını temizledim. Herkes sınıfa girmeye başlamıştı. Yanıma sarışın bir kız oturduğunda onu ilk defa gördüğümü fark ettim. O da bana baktı ve elini uzattı. ‘’Alara ben.’’ Dedi sakin bir sesle. Hafifçe güldüm ve elini sıktım. ‘’Ben de Eylül, memnun oldum.’’ Dediğimde gözleri büyüdü heyecanla konuşuyordu. ‘’Sen müdürün kızı olan Eylül müsün? Kapının önünde senden bahsediyorlardı!’’ dediğinde güldüm. Umarım gene hakkımda kötü konuşmuyorlardır… ‘’Yani konuşuyorlar mıydı bilmem ama evet o kız benim.’’ Dediğimde bir anda bana kocaman sarıldı. Bu hareketine anlam veremesem de kırmamak için ben de ona sarıldım.

Ondan ayrıldığımda hala bir şeyler anlattığını fark ettim. Ama o kadar gereksiz geldi ki duyma gereği bile duymadım. Ben iyice bunaldığım esnada sınıfa Emre hoca girdi. Herkesi kafasıyla selamladı ve eşyalarını masasına bırakıp tüm masaların ortasına geçti.

‘’Evet, gençler, bu günkü faaliyet dersimizde yeni bir model bize yardımcı olacak. Kendisi Mimarlık fakültesinde olsa da bu gün bizi kırmadı ve modellik yapmayı kabul etti. Bu yüzden onu çok sıkboğaz etmenizi istemiyorum. Geçen hafta öğrendiğimiz yüz anatomisinden yararlanıp modelimizin sadece omuz kısmından itibaren heykelini yapmanızı istiyorum.’’ Dediğinde kendimi tutamadım ve el kaldırdım.

‘’Hocam bize Nude manken yaptırma sözünüz yok muydu? Hazır gelmişken yapalım bence vücut anatomisine çok hâkimim.’’ Dişlerimin arasında bir kalem vardı ve bacak bacak üstüne atmıştım. Emre hoca yutkunduğunda sınıftaki diğer kızlar gülmeye başladı. Onlarla beraber güldüğümde Emre hoca ellerini birbirine çarpıp bizi susturdu. ‘’Eylül senin vücut anatomisini ne kadar sevdiğini ve hâkim olduğunu bilmeyen yoktur. Ama bu gün modelimizin ilk günü ve okulumuzun başka bir fakülteden öğrencisi. Bu yüzden ağzındaki kalemi çıkart ve saygılı bir şekilde modelimizi ‘ürkütmeden’ onun heykelini yapın. Süreniz klasik iki saat. Bir saatin sonunda mola vermenize izin vereceğim. O yüzden sürenizi çok iyi ayarlayın.’’ Dedi ve masasına oturdu. O sırada kapı açıldı ve içeriye o girdi.

Deri ceketini eline almıştı, üstüne yapışan siyah tişörtü ile sınıfa girdi. Yüzünde aynı sert ifade vardı ki gözleri gözlerimle buluştu. İstemsizce yutkundum ve beni görmemesi için sırtımı döndüm. Bu çocukta ne var bilmiyorum ama beni gerçekten kendisine çeken bir aurası olduğunu inkâr edemem.

‘’Hoş geldin Ayaz. Seni şu şekilde ortadaki tabureye alalım. Mümkün olduğunca az mimik yapmanı istiyoruz.’’ Dedi Emre hoca. Ayağa kalkıp oturması gereken yeri gösterdi ve Ayaz denen bu Habeş maymununa yapması gereken mimiği gösterdi. Emre hoca yerine otururken sınıftaki kızlar kendi aralarında fısıldanıp gülüşüyorlardı. O sırada söze girdim. ‘’Ben dünyanın en ünlü modelleriyle çalışıyorum. Şimdi bana basit bir öğrenciyi model yaptığınızı mı söylüyorsunuz? Sikerler ben yapmıyorum.’’ Dedim ve ayağa kalktım. O sırada Emre hoca bana yaklaştı ve elini omzuma koydu. Kulağıma doğru fısıldadı.

‘’Eylül eğer oturup modeli yapmaya başlamazsan bu dersten hiç geçemezsin biliyorsun değil mi?’’ dedi bana doğru alaycı bir sesle. O sırada kollarımı önümde bağladım ve konuştum. ‘’Sizce ben sizin vereceğiniz notlara mı kaldım hocam? Kimin soyadının olduğu okulda çalışıyorsunuz? Ya da size maaşınızı kim ödüyor?’’ dediğimde durdu ve yutkundu. İstesem onu okuldan atabilirdim biliyordu. Ama içten içe bana duyduğu hisler yüzünden şu an sınıftan çıkmamı da istemiyordu.

Emre hoca ile sadece bir defa yatmama rağmen gerçekten onun bu işte mükemmele yakın olduğunu söyleyebilirim. Daha yirmi sekiz yaşında genç bir öğretmenle sevişmeyi etik bulmasam da seçtiğim erkekler arasında ilk ona girer. Sarı saçları ve çok güzel mavi gözleri var. Elmacık kemikleri hafif çıkık ve vücudu da atletik bir yapıda. Derin bir nefes aldım. ‘’İyi peki. Ama sonrakinde Chanel modeli falan gelmezse bu sınıfta kalmam haberiniz olsun.’’ Sonra gözlerim Ayaz’a takıldı. Kaşları çatıktı ve Emre hocanın eline bakıyordu.

‘’Ayrıca bence modelimiz üstünü çıkartabilir, ne de olsa vücudu kaslı öyle değil mi kızlar? Utanacak bir şeyi olmasa gerek.’’ Dediğimde Ayaz’ın ifadesi tamamen değişti. Dudakları hafif kıvrıldığı esnada Emre araya girdi. ‘’Eylül modelimizi zor durumda bırakmayalım.’’ Dediğinde omuzlarımı silktim ve yerime oturdum. Emre elini çekmeden önce kolumu okşadı ve sonrasında geri çekilip masasına gitti. ‘’Sürenizi bir saate ayarladım. Oyalanmadan başlayın.’’ Dediğinde elime masamda duran teli aldım. Büktüm ve temeli için ortadaki standa diktim. O sırada Emre tahtaya Ayaz’ın yüzünü çizdi ve hangi hatlara dikkat etmemiz gerektiğini göstermek için yüz anatomisini tekrar hatırlattı.

Hafif yutkundum Ayaz tam olarak bana bakıyordu. Bu yetmezmiş gibi ilk defa normal bir model haricinde tekrar bir insan modelleyecektim. Ondan sonra… Kimseyi modellememiştim. Derin bir nefes aldım ve teli sertçe büküp üç kiloluk kili aldım ve yuvarlayıp telden geçirdim. Yanımdaki kovadan bolca su alıp kili yumuşatırken, Ayaz merakla bana bakıyordu. İstemsizce güldüm ve hızlıca kili yoğurmaya başladım. Kulaklığımı takmayı unuttuğum için yandaki kıza seslendim. ‘’Alara… Sendeki bezi alabilir miyim? Kulaklığımı takmayı unuttum.’’ Diye fısıldadığımda bana sevinçle bakıp hemen nemli bir havlu verdi. Gülerek teşekkür ettiğim ve ellerimi sildim. Bu nemli havlular bizim için bir kurtarıcı olabiliyor. Hızlıca kulaklığımı taktım ve en sevdiğim grup olan Dolu Kadehi Ters Tut grubundan ‘Hiç İyi Değilim’ şarkısını açtım. Havlusunu Alara’ya geri verdim ve telefonumu cebime attım. Dönen standımı ayağımla çalıştırdım ve yüzü iyice ovalleştirdim. Fazla gördüğüm yerleri ip tel ile kesip suyun içine koydum. Bir yandan Ayaz’a bakarken bir yandan da iki parmağımı gözlerinin geleceği kısma getirip baskı yaptım ve gözün alanını belli ettim. Keskin olmayan ince uçlu bir şekillendirme aparatıyla yüzü ince bir çizgiyle dörde böldüm. Gözlerin tam ortasına burun bölgesini hizaladım. Elime kil aldım ve ıslatarak sağ gözünü yapmaya başladım.

Loop Toolsu elime aldım. *Halka uçlu oyma aleti* Göz etrafındaki fazla kili aldım ve göz bebeğini belirleyip hafifçe oydum. Gözaltlarını ve kaş göz arasındaki mesafeyi ayarlayıp aynısını diğer göze de yaptım. Çoktan yarım saat geçmişti. Hızlanmam gerekiyordu bu yüzden iyi gözünü de yaptım. Dudağımın arasında tuttuğum kürdanı aldım ve kaşlarına, kirpiklerine şekil verdim. Burnu için elime kil aldım ve yapacağım veri neşter yardımıyla çizdim, aynı şekilde burnun oturacak tarafına da çizikler attım bu şekilde iyice yapışacaklardı.

Burnu gözleri ve yüz hatları bitmişti. O sırada ilk zil çaldı. Emre hoca yerinden kalkıp ellerini çırptı. ‘’Evet, gençler ilk molanız yarım saat. Olabildiğince dinlenin yorulduğunuzu gözlerinizden görebiliyorum. Hepinizin ellerine sağlık!’’ dediğinde sınıftaki bir iki kız alkışladı ve yerlerinden heyecanla kalktılar. Ben ellerimi temizlerken Alara yaptığım heykele bakıyordu. Ona doğru baktım ve gözlerindeki hayranlığı fark ettim. ‘’Gerçekten çok güzel olmuş… Keşke senin kadar yetenekli olabilsem!’’ dediğinde istemsizce güldüm.

‘’Çok zor değil aslında hissetmen gerekiyor. Sanki gerçekten yanındaymış ve sanki gerçekten ona dokunuyormuşsun gibi.’’ Bunu en iyi ben bilirdim. Yanımda olmayan birini yıllardır modelliyorum sonuçta… ‘’İnanılmazsın Eylül. Bence bu okulda harcanıyorsun, çok daha iyi yerlerde olman lazım!’’ dediğinde derin bir nefes aldım. Sanırım diğer yalakalardan farksızdı. Alara asılı duran ceketini giyinirken bana doğru baktı. ‘’Kantine gideceğim gelmek ister misin?’’ dediğinde kafamı hayır anlamında salladım. ‘’Ben bir sigara içer devam ederim. İşimin yarım kalmasından rahatsız oluyorum.’’ Dedim tek düz bir sesle. O da anlayışlı bir şekilde gülümsedi ve sınıftan çıktı.

Sınıfta tek başıma kaldığımda rahatladım. Cebimden bir paket çıkarttım ve camın önüne geçip camı açtım. Paketten bir dal sigara çıkarttım. Kulaklığımı tekrar kulağıma taktım ve sigarayı dudaklarımın arasına yerleştirdim. Telefonumu elime aldım ve Instagram’a girdim. Takipçi sayım yarım milyonu geçmişti. Şaşırtmamıştı aslında, bir vasfınız olmasa bile sadece zengin veya zengin birinin çocuğu olmanız sizi ünlü yapabilir. Gene de ben vasfımı ortaya koymayı sevdiğim için kalçamı duvara dayayıp az önce kalktığım yerdeki Ayaz’ın kafasını çekip post olarak attım. Altına da ekledim ‘Heykel tıraş olmak aslında sonsuzluğu ellerinde tutmaktır. Birini özlersin, kokusunu, sesini, bakışlarını ve daha nicesini. Ve onun yokluğunda yaptığın heykellere sarılırsın. Bir gün ben ölürsem birisi de benim heykelimi yapar mı acaba? Sırf özlediği ve dokunamadığı için…’ yazmıştım. Duvardan ayrılıp tekrar camdan dışarıya baktım ve sigaramı yakıp derin bir nefes aldım. O lanet şarkı listemde çalmaya başladı. Mor ve Ötesi grubundan Küçük sevgilim…

Şarkı çalmaya başladığında elimin titrediğini hissettim. Bu şarkı… Kalbimdeki yaranın her seferinde daha çok yanmasına neden oluyordu.

Benim küçük sevgilim

Sen bana neler yaptın

Böldün parça

Onlar bilmez, onlar bilmez

Bakarlar yüzüme

Sanki yoksun gibi

Sanki yalanmışız gibi

Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. Sigaram titreyen dudaklarımın arasında düşecek gibiydi. Gözümden iki damla yaş aktı. Kafamı camdan sarkan kollarıma dayadım. Dudaklarımın arasındaki sigaradan derin bir nefes aldım ve sigarayı söndürüp aşağıya attım. Bacaklarımdaki hisler yok olmuştu. Kendimi yere bıraktım, bacaklarımı kendime çektim. Kafamı bacaklarımın üstüne koydum.

Yıl 2024 17 Ağustos –Yazarın Anlatımıyla-

‘’Aşkım yapma ama! Ya şarkı sırası bende ama haksızlık yapıyorsun!’’ diyordu gülerek sevgilisine. Sevgilisi de aynı şekilde gülerken telefonu Eylül’den uzaklaştırıyordu. ‘’Her daim istediğiniz olmaz küçük prenses. Şarkı seçme sırası bende.’’ Dedi adam. Eylül onun sırtına atlarken o ise telefonundan Mor ve Ötesi grubundan –Küçük Sevgilim- şarkısını açtı. Eylül duraksadı ve ona doğru baktı.

O ise sadece nazik bir şekilde gülümsedi ve sırtından inmesi için bacaklarını hafifçe kırdı, Eylül sırtından indiğinde ona döndü, belinden tuttu ve batan güneşe doğru baktı.

‘’Eylül’üm… Benim güneşim… Bana bu dansı lütfeder misin?’’ dedi Eylül’e doğru bakarken. Eylül buruk bir şekilde gülümsedi ve onun ellerinin kendisini sarmasına izin verdi. Eylül kollarını adamın boynuna sararken o da Eylül’ün belini kavramıştı. İkisi de birbirlerine doğru bakıyorlardı. Mutlulardı ve gülüyorlardı. Adam Eylül’le dans ederken ona daha da yaklaştı ve kulağına doğru fısıldadı. ‘’Bir gün seninle özgür olduğumuzda evlenmek istiyorum güzelim. Seninle aile kurmak ve bu günleri gülerek anlatmak istiyorum.’’ Dediğinde Eylül’ün gözleri doldu. Zar zor yutkundu ve ona sıkıca sarıldı.

‘’Çok iyi bir baba olacaksın ----‘’ dedi Eylül ona aşkla bakarken. Dökülen saçlarına doğru baktı. Eskisi gibi ellerini arasında gezdiremese de kalan saçlarını nazikçe okşadı.

‘’Kurtulacağım güzelim… Özgür olup seninle sonsuzluğa uçacağım.’’ Dedi Eylül’e karşı. Eylül daha fazla dayanamadı. Hıçkırarak ağlamaya başladı. Kiraz onları köşeden izlerken dayanamayıp gözünden akan yaşları sildiğinde Rüzgâr onun omuzlarına ceketini bıraktı ve Kiraz’ı teselli etti. Şarkı çalmaya, ikisi dans etmeye devam etmeye devam ediyordu. ‘’Benim küçük sevgilim. Sen bana neler yaptın…’’ dedi Eylül’e doğru ve onun saçlarını nazikçe öptü. Eylül de hıçkırıkları ardından devam etti. ‘’Kızdım sayfalarca. Onlar bilmez… Onlar bilmez…’’ dedi Eylül ağlarken. Eylülü susturmak istedi. Şarkı bitmeye yakın dudaklarını Eylül’ün dudaklarına bastırdı. Eylül akan gözyaşlarının içinde bile ---- ‘in dudaklarını öptü. ---- onun çenesini okşuyordu, Eylül de onun ensesinde elini gezdiriyordu.

‘’Ben eğer ölürsem…’’ dedi. Eylül ----‘i susturmak istedi ama ---- ona engel oldu ve Eylül’ün ağzını eliyle kapattı.

‘’Ben ölürsem, hayatına devam et olur mu? Ben senin üzülmene dayanamıyorum Eylül. Beni hep böyle hatırla, bizi hep bu şekilde hatırla. Sana olan aşkımı hatırla ama hayatına devam etmekten kendini alı koyma. Benim için yaşa. Kurduğumuz hayalleri başkasıyla yaşa… Ben gökyüzünden seni mutlu izlemek istiyorum sevgilim… Benim küçük sevgilim… Bebeğim, yaşama arzum… Benim için ağlamana dayanamıyorum…’’ dedi ----. Eylül gözyaşlarını daha fazla tutamadı kendisini kumun üzerine bıraktı. ---- ona doğru baktı onun da gözlerinden yaşlar akıyordu. Yere çöküp Eylül’ün yanına oturdu ve ona sıkıca sarıldı. Sarılışında veda etme de vardı bunu ikisi de hissetmişti. Yaman onlara uzaktan bakıyordu. Kendisini tutmak için dişini sıksa da gözyaşları akıp gidiyordu. Onları tek bırakmak için uzaktaki bir merdivene oturdu ve Kirazların da orada olduğunu fark etti. Kiraz nefes almadan ağlarken Rüzgâr onu teselli ediyordu.

‘’---- ölürse Eylül’ü nasıl toparlayacağım ben!’’ diyordu Kiraz ağlarken. Rüzgâr onun saçlarını okşadı ve sakinleştirmek istedi. Yaman dirseklerini bacağına bastırdı ve kafasını ellerinin arasına koydu. ‘’Uygun donör bulunamadı değil mi?’’ dedi Yaman kırgın sesiyle. Rüzgâr hayır anlamında kafasını salladı. ‘’Eylül ona ciğerini vermek istedi ama dokular uygun çıkmadı. Zaten bu yüzden bu kadar perişan. ----‘e yetemediğini hissediyor.’’ Dedi Rüzgâr ve derin bir nefes aldı. ‘’Bizden kimse uyumlu çıkmadı. Bir tane donör bulduk ama onun da dokuları uymadı.’’ Yaman sinirle ayağa kalktı.

‘’SİKTİĞİMİN ŞEHRİNDE DONÖR BULAMIYOR MUYUZ AMINA KOYAYIM!’’ diye bağırmaya başladı. Kiraz ve Rüzgâr şaşkınlıkla Yaman’a bakarken ---- ve Eylül onlara doğru baktı. Eylül daha fazla ağladığı sırada ---- onu sakinleştirdi. Üçüne de bakıp yanlarına gelmesini işaret etti. Eylül’ü yerden kaldırıp kamp sandalyelerinden birine oturttu. Kiraz Rüzgâr ve Yaman oradayken ---- Ege’yi de gelmesi için çağırdı. Ege elindeki boyaları bırakıp boş bir sandalyeye oturduğunda hepsinin gözleri onun üstündeydi. Eylül ağlamaya devam ederken kafasını Kiraz’a dayamıştı.

‘’Ben artık gerçekten bir şeyleri hissedebiliyorum. Bu konuşmayı sizlere yapmak beni de yoruyor ama yapmak zorundayım.’’ Dedi ve derin bir nefes aldı. ‘’Yaman, benim kardeşim oldun sen. Ben ne zaman zora düşsem ilk senin elini hissettim sırtımda. Benden sonra ekibi sana emanet etmek istiyorum. Bazen gay şakalarını abartsan da benim için her zaman bir numara oldun. Kayıp kardeşim gibi hissettirdin.’’ Dediğinde Yaman buruk bir şekilde gülümsedi. Hepsi veda konuşması olduğunun farkındaydı. ‘’Rüzgâr benim ikinci brom kardeşim. Yaman’dan sonra tanıdım belki seni ama benim gözümde neredeyse ikiniz de birsiniz. Kiraz’la ilerde mutlu olacağınıza da eminim. Hatta belki mini Kiraz’lar ve mini Rüzgâr’lar yaparsınız kim bilir? Lütfen hep mutlu olsun.’’ Dediğinde Rüzgâr Kiraz’a doğru baktı Kiraz hala ağlıyordu. ‘’Ege, biliyorum seninle aramız hiç mükemmel olmadı. Ama gene de en az diğerleri kadar benim için yerin olduğunu bilmeni istiyorum. İlerde eğer olur da yaşarsam oyunlarını, filmlerini izlemeyi çok isterim kardeşim.’’ Ege’nin soğuk yüzünde ilk defa duygu belirdi buruk bir şekilde gülümsedi ve selam verdi. ---- durdu ve Kiraz’ın önünde diz çöktü. ‘’Benim küçük kardeşim. Sen benim başka bir anneden kardeşimsin. Unutma her daim seni korumak için yanında olacağım. Ayrıca Rüzgâr sana evlilik teklifi ederse net kabul et. Abinin onayı tam güzelim.’’ Rüzgâr ve Kiraz ağlarken hafifçe kıkırdadılar. ---- Kiraz’ın saçlarından öptü ve Eylül’e yöneldi.

‘’Sana veda etmem Eylül. Sana veda edemem.’’ Dedi titrek sesiyle. ‘’Sadece hayatını yaşa olur mu güzelim? Senden istediğim tek şey bu.’’ Dudaklarından tekrar öptü gözünden akan yaşları sildi ve yerden kalkmadan konuştu. ‘’Evlen benimle Eylül, evlen benimle. Her şey güzel olduğunda evlen benimle.’’ Dedi. Eylül onun yüzüne baktı ve acıyla karışık güldü. Şarkının son dizeleri tekrar edip duruyordu. Son defa öptü Eylül. Son defa dokundu yüzüne…

Eylül’ün Anlatımıyla

Hıçkırıklarımı tutamıyordum. Kafamı iyice gömmüştüm. O sırada bir eli omzumda hissetmemle kafamı kaldırmam bir oldu. Kulaklığımı çıkartıp baktığımda Ayaz’ın yanımdaki sıraya oturup bana baktığını fark ettim. Panikle kendimi geriye atacakken beni durdurdu. ‘’Eylül. Benden kaçmayı bırak da ne olduğunu anlat.’’ Dedi tok bir sesle. Bense sadece ona baktım ve bir anda onun bacaklarına doğru sarıldım. Şaşırmış olacak ki ellerini üstüme koyması iki üç saniyesini aldı.

‘’Sen iyi misin? Eğer değilsen ve yardım edebileceğim bir durumsa yardım etmek isterim.’’ Dedi her zamanki sesiyle. ‘’Sadece sessizlik istiyorum.’’ Dedim her zamanki sesimle. Saçlarımı nazikçe okşadı ve çenemi tutup kafamı kaldırdı. Göz göze geldiğimizde hafif şaşırdı. Hemen kendisini toparladı ve beni ayağa kaldırıp sınıftaki el yıkama alanına götürdü. Musluğu aştı ve eline biraz su alıp yüzümü sildi. Ona doğru baktığımda içinde burukluk hissettim. Ne ben konuştum ne de o.Yüzümü temiz bir bezle kuruladı ve iki omzumdan beni tuttu. ‘’Birisi sana bir şey mi yaptı?’’ dedi sıcak bir sesle. Kafamı hayır anlamında salladığımda derin bir nefes aldı. Beni ilerletti ve sıramın oraya oturttu, kendisi de yanımdaki boş sıraya oturup bana yanaştı. Elimi tutmak istedi ama geri çektim. Kendimi kötü hissediyordum. Midem bulanmaya başlamıştı.

‘’Çok güzel olmuş.’’ Dedi kendi büstüne bakarken. Tepkisiz bir şekilde omzumu silktim. Elimi kaldırdım ve yüzüne dokundum. Romantik bir dokunuş değildi bu, sadece yüzünü kavramaya çalıştım. O ise benim aksime gözlerini gözlerime dikti. Yutkunduğunu fark ettiğimde duraksadım. Elime kil aldım ve yuvarladım. Suyun içinde yumuşattıktan sonra dudak kısmını yapmak için yerleştirdim. Elim Ayaz’ın dudaklarına doğru kaydı. O benim gözlerime bakarken ben onun yüzünü iyice kavradım, dokundum ve hissettim. Ellerim yüzünde dolanırken kil yüzünden bazı yerlerinde beyaz lekeler oluştu.

İyice yüzünü şekillendirdim. Dip dibeydik. Onu anlayıp yansıtmak istiyordum. Diğerleri büyük ihtimalle tek günde bunları bitiremeyecekti bu yüzden aldırış etmedim. Bolca dokundum saçlarına, yeni çıkan kirli sakallarına ve dudağındaki derin yara izine. Ayaz’ı tanımak istedim. Fiziksel olarak onunla tekrar bağ yaratmak istedim. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim. İkimiz de konuşmadan sadece birbirimize baktık. Bu esnada mola bitmişti v insanlar sınıfa girmeye başlamıştı. O sırada Alara da sınıfa girdi ve bize doğru sessizce geldi. Ayaz belki fark etmedi belki de umursamadı bilmiyorum ama Alara’ya hiçbir tepki vermedi.

Alara bize doğru bakıp imalı bir şekilde gülümsediğinde ondan uzaklaştım. ‘’Sen yerine dön Ayaz. Teşekkür ederim.’’ Dediğimde Ayaz sorgulamadan ayağa kalktı ve yerine ilerledi. Alara bana doğru eğildi ve konuştu. ‘’Kızım şaka mısın? Aranızdaki elektrik neydi öyle! Ben başka yere geçerim bence senin yanına gelsin.’’ Dediğinde ona bakıp göz devirdim. Sahiden dışarıdan böyle mi görünüyorduk? Alara bir şeyler daha söyledi ama gene dinlemedim. Emre hoca sınıfa girdi ve ellerini birbirine çarptı.

‘’Evet gençler. Molanız bitti. Büyük ihtimalle çoğunuz bu gün yetiştiremeyecek ama sorun değil. Yetiştiremeyeceğini düşünen varsa modelimizi sağdan, soldan, önden ve arkadan kara kalemle çizip yarın devam edebilirler. Ama unutmayın bitirme sürenize göre puan kırılacak.’’ Göz devirdim ve süngerimi ıslatıp son pürüzleri kapattım. Herkesten önce bitirmiştim bile bu yüzden oyalanarak detaylara girdim. Kulaklığımı elimdeki kile aldırmadan kafama taktım, hala Küçük Sevgilim çalıyordu. Kapatmadım veya değiştirmedim. Önümdeki kili yapmaya devam ettim. Ben işlerimin yarım kalmasını sevmem. Gerçi ben yarım kalan hiçbir şeyi sevmem. Şarkı sözleri dönüp duruyordu. Başa sarıyordu ve devam ediyordu. Gözlerim ara sıra dolsa da elimin tersiyle silip atıyordum. Onu hatırlamak istiyordum, sesini, gülüşünü, güneşte parlayan ela gözlerini hatırlamak istiyorum. Onunla beraber diğer hislerimi de kaybetmek istemiyordum.

⤙⤚⤙⤚⤙ ⸻ ☽⛧☾ ⸻ ⤚⤙⤚⤙⤚

Çok geçmeden tamamen tüm dokularını bitirmiştim. Emre yanıma doğru geldiğinde kulaklıklarımı çıkarttım ve adama doğru baktım. Ellerini iki omzumda gezdirdi ve Arkamdan Heykelime baktı. Elbette en yüksek notu alacaktım şüphem yoktu. ‘’Her zamanki gibi… Kusursuz olmuş Eylül.’’ Dediğinde omuz silktim ve ondan uzaklaşıp süngerle kalan zemindeki lekeleri sildim. Ayağa kalkıp belimdeki önlüğü çıkarttığımda Emre’nin elindeki kâğıda puanımı yazdığını fark ettim. Bana doğru göz kırptığında midemin ekşidiğini hissettim. Göz ucuyla notuma baktığımda 100 yazdığını gördüm. Beklediğim bir sonuç olduğu için şaşırmasam da sınıftakiler modelimle heykelimin benzerliğini kıskanmış gibi fısıldanıyorlardı. Önlüğümü odadaki dolabıma koydum, fırçalarımı ve eşyalarımı yıkayıp kuruladım. Onları da dolabıma attıktan sonra ellerimi yüzümü ıslak bir bezle sildim ve hazır ıslak bez bulmuşken kulaklığımdaki kil lekelerini de güzelce sildim. Ceketimi giydim ve çantamı koluma taktım.

‘’Bu kadarsa çıkıyorum ben.’’ Emre bana doğru baktı ve yanına gelmemi işaret etti. Herkes bitirmek için çabalasa da bir yerden sonra bitiremeyeceklerini anlamışlardı ve Ayaz’ı her taraftan çizmeye başlamışlardı. Emre’nin yanına gittiğimde kulağıma eğilip fısıldadı. ‘’Bu gün tekrar eğlenmek istersen arkadaşımın açtığı yeni mekâna gidebiliriz. Hatta istersen sana peri tozlarından da ayarlarım.’’ Normalde olsa hayır derdim ama peri tozlarını uzun zamandır istiyordum. ‘’İyi madem, ama peri tozlarını görmezsem giderim haberin olsun. Konumu yolla bana.’’ Dedim fısıltıyla. Emre bana çapkın bir gülüş attığında hafifçe gülümsedim ve sınıftan çıktım. Derin bir nefes aldım. Kirazların sınıfının önüne inecektim. Hızlı adımlarla asansöre yöneldim ve aşağı kata indim. Kirazların sınıfını bulup telefonumu elime aldım ve mesaj attım.

Eylül -17.05-

‘’Dersten erken çıktım. İşin uzun değilse sizin sınıfın önündeyim Rüzgâr’ı da alıp gelsene.’’

Kirazkuşumm -17.05-

‘’Hemen geliyoruz ama biraz bekletebiliriz. Rüzgâr ölçü alıyor ben de elimdekinin dikimini bitiriyimm.’’

Eylül -17.06-

‘’O halde ben bizim çardağın oraya iniyorum. Öncesinde Yaman ve Ege’ye de haber vereyim de sonra laf yemeyelim.’’

Kirazkuşumm -17.07-

‘’Valla Yaman haber vermezsen büyük bir tirip atar biliyorum. O halde siz çardağa geçin biz de işimizi halledip geliyoruz. Hatta yemek falan alalım açlıktan Rüzgâr’ı yiyeceğim!’’

Hafifçe kıkırdadım ve cevap yazdım.

Eylül -17.08-

‘’İkiniz de birbirinizi yemeden dersten çıkın ben Yaman’ı almaya gidiyorumm. Bolca öptüm seni.’’

Kirazkuşumm -17.08-

‘’Ben de seni çok öptüm Eylülkuşummm’’

Hafifçe güldüm ve asansöre geri binip Radyo Televizyon katına geldim. Sınıflara bakındım ve Yaman’ın sınıfının önüne gelip telefonumu tekrar çıkartıp Yaman’a mesaj attım.

Eylül -17.15-

‘’Yaman’ım ben erken çıktım Kiraz ve Rüzgâr işlerini bitirip çardağın önüne gelecek ben de seni almaya geldim çıkabilecek misin?’’

Mesajım anında iletildi. Yaman’dan cevap bekledim ama cevap gelmedi. Bir dakika sonra kapı açıldı ve Yaman dışarıya çıktı. Kaşlarımı çatıp ona baktığımda o kapıyı kapattı eli karnında bir şekilde duruyordu. ‘’Sen iyi misin?’’ diye sorduğumda bana doğru baktı. ‘’Eylül sanırım ölüyorum… Seni hep sevdim..’’ dediğinde bir anlık duraksadım ve dalga geçtiğini anlayıp karnına yumruk attım. Acıyla gözlerini kapatsa da kolunu omzuma atıp bana sarıldı ve beraber yürüdük. ‘’Bir gün benden cidden dayak yiyeceksin.’’ Dediğimde Yaman güldü. Beraber düz ilerledik ve Sahne Sanatları bölümünden Ege’yi almak için sınıfının önüne geldik. ‘’Mesaj atayım mı?’’ dedim Yaman’a, o ise hayır diye kafasını salladı ve boğazını temizleyip elini omzumdan çekti. Sınıfın kapısını tıklattığında ne olduğuna anlam verememiştim ve onu izlemeye başlamıştım ki Yaman konuştu.

‘’Hocam müdürün yanından geliyorum, Ege Tunç’u müdür odasına çağırıyor.’’ Dediğinde kapının arkasından gülmemek için kendimi tuttum. Yaman cidden olay varmış gibi nefes nefese konuşmuştu. ‘’Oğlum sen kimsin? Nerden bileceğim müdürün çağırdığını?’’ diye sordu hoca. Gülmemek için ağzımı kapattığımda Yaman kapıyı açtı ve kafamı göğsüne bastırdı. ‘’Müdürün kızı Eylül Verda’da yanımda hocam. Sanırım aralarında kavga olmuş Eylül şikâyetçi olduğu için ifadesini alacakmış.’’ Dediğinde hemen rolüme odaklandım ve Yaman’dan uzaklaşıp hocaya dolan gözlerimle baktım.

‘’Hocam lütfen, gerçekten konu çok mühim… Sizin dersinizi bölmek tabii ki istemem, ama ben artık dayanamıyorum!’’ dediğimde gerçekten ağlamaya başlamıştım. Yaman ve Ege şaşkınlıkla bana bakarken hocanın endişeli sesini duydum. ‘’Eylül kızım sakin! Ne yaptı bu eşek herif kim bilir… Alın götürün cezası neyse çeksin bir kadını nasıl ağlatabilirsin ya!’’ dediğinde gülmemek için kendimi zor tuttum. Ege ise utanmış ve korkmuş bir halde çantasını ve eşyalarını toplayıp sınıftan çıktı, ardından kapıyı kapattığında bana korku dolu gözlerle baktı.

‘’Eylül cidden beni Erdem abiye mi şikâyet ettin? Sorun neydi amına koyayım!’’ diye öfkelenip omuzlarımı tuttuğunda bir anda durdum ve kahkaha patlattım. ‘’Sözde siz oyuncu olacaksınız bir de! Pff benim yanımda sinek gibisiniz.’’ Dediğimde Ege şaşkınlıkla beraber derin bir nefes aldı. O sırada Yaman bizim fotoğrafımızı gülerek çektiğinde istemsizce Ege de gülmeye başladı. ‘’ya öyle bir ağladın ki gerçek sandım korktum kızım.’’ Dedi Ege bana sarılırken. Ben de ona sarıldım ve güldüm. ‘’Valla şu anlık Erdem abinize bir şey demedim ama senin bu kavgalar devam ederse söylemem gerekecek sanırım.’’ Ege saçlarımı bozduğunda nazikçe gülümsedim. Ege, Yaman ve ben hızlıca en alt kata inip okulun en köşesindeki çardağımıza oturduk. Ege paketini eline alıp sigara yaktı. Yaman benim yanımda Ege de tam karşımızda oturuyordu. Ben eteğime aldırmadan bacaklarımı kaldırıp çardaktaki masanın üzerine koydum, Yaman koluyla beni sardı ve o da sigarasından çıkartıp bana uzattı. Sigaradan derince bir nefes aldığımda yorgun olduğumu o an fark ettim. Sabahtan beri ayakta durmak için dirensem de vücudum artık dayanamıyordu.

Kafamı Yaman’ın omzuna yasladığımda ikisi de öylece sustular. Sessizliği bozan kişi ben oldum. ‘’Ne zaman mezarlığa gideriz?’’ ses tonum tok çıkmıştı. Sigaramdan tekrar derin bir nefes aldığımda Yaman hemen söze girdi. ‘’Okul çıkışı benim babamın fabrikasına uğramam lazım. Ege şu yeni açtığı bara gidecekti. Kiraz ve Rüzgâr da sinema gecesi yapmaya karar vermişler. Bu gün olmaz ama eğer istersen yarın veya bu hafta sonu gidebiliriz?’’ kaşlarımı çattım ve Yaman’a baktım. Ayaklarımı masadan indirip ondan uzaklaştım. ‘’Taşşak mı geçiyorsunuz Yaman? Onun yanına gitmem gerekiyor benim anlıyor musun?’’ismini söyleyemiyordum. Ayağa kalktığımda ikisine de baktım suskunlardı. ‘’YA SİKERLER AMINA KOYAYIM ABİ! ARKADAŞINIZ DI LAN O SİZİN! SANA KARDEŞİMSİN DEDİ YAMAN BABANIN İŞİNDEN DAHA MI ÖNEMSİZ YA!’’ bağırma seslerim boş alanda yankılanırken çevredeki bazı grupların bize baktığını fark etsem de umursamadım. Yaman tam konuşacakken Ege ayağa kalktı.

‘’HER GÜN BAŞKA BİRİ TARAFINDAN SİKİLMEK YERİNE İKİ DAKİKA AYIRIP GİDEBİLİRDİN EYLÜL. BENİ KONUŞTURMA BURADA, SÖZDE UNUTMAK AMACIYLA SİKİŞMEDİĞİN ERKEK KALDI MI SENİN?’’ Ege üstüme yürümeye başladı. Dudaklarındaki sigarayı yere attı ve bileğimi sertçe tuttu. Sinirden gözlerim dolmuştu Yaman araya girmek istiyordu ama yapamıyordu. ‘’BENİM KİMİNLE SİKİŞTİĞİMDEN SANA NE? SEN ARKADAŞINA İHANET EDİP ONUN ÖLÜMÜNDEN SONRA BANA AŞIK OLURKEN İYİDİ AMA DEĞİL Mİ EGE? YENGESİNE AŞIK OLAN BİR İKİ YÜZLÜSÜN SEN! O BENİ SİZE EMANET EDERKEN NASIL SİKİŞİRİM ACABA DİYE DÜŞÜNMEDİN Mİ AMINA KOYAYIM! NOLDU O KADAR ERKEĞE KENDİMİ SİKTİRİP SANA SİKTİRMEDİM DİYE GURU MU YAPTIN YAVŞAK!’’ bir anlığına tüm herkes sustu.

Sessizlik kulaklarımın çınlamasına neden olurken Ege bir anda sert bir tokat attı. Tokadın şokuyla yanağımı tuttuğumda Yaman en sonunda ikimizin arasına girdi ve bana doğru panikle baktı. ‘’Ege ne halt yiyorsun ya sen! Karşında Eylül var Eylül, düşmanın yok.’’Yaman Ege’ye laf atarken Kiraz ve Rüzgâr yanımıza geldi. Kavga seslerimizi duymuş olacaklar ki gelirken yüzleri gülse de yanımıza geldiklerinde o gülüş kaybolmuştu. Kiraz hızlıca yanıma gelip bana baktı ben ise tepki vermiyorum. Herkes tek bir ağızdan laf ederken elimi saçlarımın arasına geçirdim. Zihnim bulanıklaşıyordu. Ege pişman olmuştu herhalde beni omuzlarımdan silkip bir şeyler diyordu.

Denizin en dibinde gibi hissettim kendimi. Doğruları başkasının ağzından duyduğum için miydi bu his, yoksa kabullenmenin zor olmasından dolayı mı? Bilmiyordum. Kafamda o kadar ses varken hepsinin kulağıma boğuk gelmesi midemi bulandırıyordu. Yanağımdaki tokat izi derimi sızlatmıştı. Ben tepki vermedim sanarken gözümden yaşlar akıp özgürlüğüne kavuşmuştu.

‘’Yeter.’’ Dedim tek düz bir sesle. Bir anda hepsi sustu. Gözümdeki yaşı sildim ve üzerimi düzeltip çardağa oturdum. Hepsi ayakta beni izlerken ben bacak bacak üzerine attım ve Yaman’ın sigarasından bir dal daha alıp yaktım. ‘’Daha fazla rezillik çıkartmayın da oturun.’’ Dedim duygusuzca. Hepsi kafasını salladı. Rüzgâr ve Yaman yan yana oturdu Kiraz benim yanıma oturdu ve Ege tekrar tek kaldı. Sinirli değildim. Ege’ye gayet normal bakıyordum ama onun yüzünde pişmanlık vardı. Bacaklarımı oturduğum yere çektim ve sırtımı geriye yasladım sigarayı içtiğim esnada masada kimse konuşmuyordu. Çoktan zil çalmıştı ve sınıflar tek tek aşağıya inmişti. Gözlerim Ayaz’ı aradı. Etrafa baktığımda yan tarafımda kızlı erkekli gurubuyla konuşurken gördüm. Sigaradan tekrar derin bir nefes aldım ve Ayaz’ı izledim. Aralarında en sessiz oydu. Deri ceketini sıkıca tutuyordu. Elinde motor kaskı olduğunu fark edince duraksadım ve derin bir nefes aldım. Bir elinde ise sigarasını tutup kısık kısık içine çekiyordu. Kızlar ona sarılmaya çalıştığında nazikçe itekliyordu.

Ayaz’ı süzdüğüm esnada bir anda gözleri gözlerime baktı. O an sanki zaman durmuş gibiydi. Bu his canımı yaksa da gözlerine bakmaya devam ettim. Mavi gözler denizi andırıyordu. İçinde boğuluyor gibi hissetmiştim. Yutkunup kafamı çevirdiğimde onun bakışlarını hala üstümde hissediyorum. O sırada Kiraz lafa atladı. ‘’Eylül iyi misin?’’ omuz silktim ve tekrar bir sigara yaktım. ‘’Kötü olacağım hiçbir şey yok. Birinin beni üzmesi veya kötü duruma sokması için hayatımda yeterince yer kaplaması gerekiyor. Değil mi Ege?’’ açık açık Ege’ye laf vuruyordum ve bu da onun farkındaydı. Ama inanın bana gram sikimde değil.

Ege’yi ilk tanıdığımda ne çok küçüktüm ne çok büyüktüm. Ortaokul zamanlarında benimleydi. Peşimden ayrılmazdı ve her koşulda bana hediye alırdı. Pazartesi günleri çiçek, Salı günleri çikolata, Çarşamba günleri toka gibi gibi bir sürü şey yapardı. Buna alıştım mı diye sorarsanız hayır. Zaten istediğim her şeye o yaşta bile sahiptim. Ege’nin bu tavırları sadece bana itici geliyordu. Önce Yaman’ı benden kıskandı. Yaman’la daha yakın arkadaş olduğumuz için onu dövmeye kalktı. Yaman durumu açıklasa da Ege inanmamıştı ve o yaşlarda Yaman’ı dövemeye kalkmıştı. Ege her ne kadar saldırgan olsa da Yaman çok güçlü bir çocuktu bu yüzden Ege’nin kendisine zarar vermesini engellemişti. O yıllarda da başka bir kızla sevgili olduğunda Ege onu da bizden biri kabul etmişti.

Ortaokul ve lise yıllarımda erkekler tarafından çok fazla ilgi görsem de bunu umursamazdım. ---- benim için her zaman ilk seçenek olmuştu. Yaman’ın arkadaşıydı. Daha minicikken onunla tanışmıştım ama başta hislerimin ne olduğunu bilememiştim. Yıllar geçti ve biz büyüdük. Duygularımı anlayacak yaşa geldiğimde onu tutup öptüm. Lise ikinci sınıfta sevgili olduk. İlişkimiz çok güzel olsa da Ege’nin ona olan nefretini görebiliyordum. Bir ara onu dövmeyi denemişti ama ben buna engel olmuştum. Ege neden hala yanında diye sorarsanız her şeyi kenara bıraktığımda o da benim bir arkadaşımdı. Bu yüzden içten içe ona sinir olsam da onu tek başına bırakamıyordum.

Ege benim sevgilim olmasına rağmen duygularından vaz geçmemiş, aksine daha da üstelemeye başlamıştı. Aklına geldiği her esnada bizi ayırmaya veya onu bana beni de ona kötülemeye çalışırdı. Gene de ilişkimiz bir yılı aşmıştı. İki yıl sonra da mecburen ayrılmıştık. Toprak sevgilimi almıştı ellerimden. Ben o toprağın kokusuna bile hasrettim. Yaman ve ben toparlanamadık. Kiraz’ı söylememe bile gerek yok. Onun üvey kardeşiydi ama gene de gerçekten abisi gibi hissediyordu. Kiraz ve benim toparlanmam uzun sürse de Kiraz onu kolay bir şekilde aklından silmişti. Ben silmek istemedim. Başkalarıyla seviştim. Başkalarının koynuna girdim. Hatta bazıları bu yüzden onu hiç sevmediğimi söylese de örnek olarak Ege, ben onu kendimden çok sevdim. Onu kaybettikten sonra kendime gelemedim ve uyuşturucuya verdim kendimi. Sevişmek beni rahatlatıyordu. Aklımdaki bulanık anıları, sesleri tek tek susturuyordu. İnsanlara göre iğrenç olsa da bir yerden sonra buna zorunda gibi hissetmeye başladım.

Ege bu huyumu biliyordu, hatta herkes biliyordu. Birilerine tekrar duygusal olarak bağlanmak istemediğim için fiziksel olarak hazlar yaşayıp kendimi duygusal olarak ilişkilere kapatmıştım. Onun ölümünden daha bir ay bile geçmeden Ege bana gene yürümeyi denemişti, hatta sarhoşluğumdan bile faydalanmak istemişti ama Yaman onu durdurmuştu. Ege her daim bana yanaşmayı denedi ama benden asla bir karşılık alamadı. Bu yüzden hep bir kin hissettim. Ege çok yakışıklıydı, hatta çoğu modelden güzel yüzü vardı. Ela gözleri hafif uzun siyah saçları ve beyaz teni vardı. Bu yüzden sahne sanatları okuyarak oyuncu olmak istemişti. Fiziği de iyiydi ama on yıldır benden vaz geçememişti. O da partiden partiye koşar sarışın mavi gözlü kadınları tavlar sikişir ve ertesi sabah kızlar onunla konuşmaya çalıştığında görmezden gelirdi. Ama onu bir sabah görmesem kriz geçirir sinirlenir duvara yumruk atardı. Ege bana âşık mıydı? Hayır. Ege bana takıntılıydı. Beni elde edemedi ve takıntı yaptı. Az önceki tokadının da nedeni buydu. Herkesle yatma potansiyelim vardı hatta Yaman’la bile. Ama Ege ile oktu. Ege de bunun farkındaydı siniri de bundan dolayıydı.

‘’Sevgilim eve geçmeden markete uğrar mıyız?’’ dedi Kiraz her zamanki tatlı ses tonuyla konuyu değiştirmek ister gibi. Rüzgâr hiç beklemeden söze atladı. ‘’Sen iste sana marketi getiririm benim minik kuşum.’’ Diye seslendiğinde Kiraz Rüzgâr’a uzanıp dudağından öptü. Midem bulanmış gibi kaşlarımı çattığımda hem Ege’nin bakışlarını hem de Ayaz’ın bakışlarını üstümde hissediyordum. Daha fazla bu samimiyet yoksunu yerde kalmak istemedim. Ayağa kalktığımla benimle beraber Ege de ayağa kalktı. ‘’Sakın peşimden gelme Ege, sapık var diye bağırırım.’’ Sesimde korku veya şüphe yoktu fark etti. Biraz ayakta durduktan sonra iç çekip yerine oturdu. Okul bitmişti ama gene de insanlar ya yurda gitmek için ya da vakit geçirmek adına okulun açık çimenli alanlarında oturuyorlardı. Aldırış etmeden çantamı alıp koluma taktım. Kulaklığımı kulağıma geçirdim ve tek kelime etmeden okulun büyük demir kapısından dışarıya çıkıp sırtımı demirlere dayadım. Şoförümün gelmesini beklerken bir sigara daha yaktım ve kulaklığımda tekrar eden şarkıyı değiştirdim. Rastgele bir şarkı açtığımda melodisi tanıdık geldi. Tuğkan’dan Seni Çok Özlüyorum. Derin bir nefes aldım bu çalma listesini en yakın zamanda düzenlemem şart olmuştu.

⤙⤚⤙⤚⤙ ⸻ ☽⛧☾ ⸻ ⤚⤙⤚⤙⤚

Telefonumu okul ceketimin cebine attım ve gözlerimi kapattım. Sigaramdan derin bir nefes aldım. Şarkıyı değiştirmemiştim, akışına bırakmaya karar vermiştim. Yarım saat geçmesine rağmen kimse beni almaya gelmemişti. Paketimdeki son sigaramı alıp yakarken babama mesaj attım.

Eylül -19.10-

‘’Beni almaya gelecekler mi? Ona göre bir taksi bulacağım, soğuktan donuyorum.’’

Erdem Verda -19.11-

‘’Haber vermedim mi sana? Bu gün annenle yurt dışına tatile gidiyoruz. Şoförler de bizimle beraber. Kartına para attım taksiye bin eve de çok geç gitme.’’

Mesaja yanıt vermeden telefonumu kapattım, son sigaramı içime çekip attım ve taksi beklemeye başladım. O sırada gelen yüksek sesle kafamı sağ tarafa çevirdim. Ayaz kafasına kaskı takmış motorunun üzerinde oturuyordu. Bana doğru baktığında hafif şaşırdım ama belli etmedim. Kulaklığımı çıkartıp boynuma astım ve ona baktım. Altındaki motora baktığımda gözlerim açıldı. Benim motorumun aynısını kullanıyordu. Göz gezdirdiğimde Ayaz ilk defa konuştu. ‘’Daha fazla bekleyecek miyiz yoksa binecek misin artık?’’ dediğinde kaşlarımı çattım. ‘’Senin motoruna bineceğimi de nereden çıkarttın?’’ sözümle gülmesi bir oldu. Yorum yapmadan yedek kaskı bana uzattı. ‘’Sonra bana laf sokarsın. Hava soğuk bu şekilde kalmanı istemem.’’ Omuz silktim uzattığı kaskı alıp kafama taktığımda bir eliyle çenemin altından kaskı bağladı. Arkasına bindiğimde hareket etmedi. ‘’İlerlemeyi düşünmüyor musun?’’ diye bağırdım motorun sesinden beni duyabilmesi için. ‘’Tutunmanı bekliyorum Eylül Verda. Tutun ki düşme.’’ Göz devirdim ve cevap verdim. ‘’Sana dokunmam için daha farklı şeyler yapmalısın Ayaz.’’ Derin bir nefes aldığını duydum.

‘’Eylül düşersin.’’

‘’Düşmem.’’

‘’İnat etme de tutun Eylül.’’

‘’Tutunmam Ayaz. Sür işte sana dokunmamı bu kadar arzuladığını bilmiyordum.’’

‘’Eylül.’’

‘’Ayaz.’’

Ayaz derin bir nefes daha aldı ve elini motorun yanlarına koydu ve bir anda konuşmaya devam etti. ‘’Tutunmuyor musun yani?’’ dediğinde kafamı salladım. ‘’İyi sen istedin bunu.’’ Ben daha ne olduğunu anlamazken o bir anda hız yaptı. Yaptığı ani hızla istemsizce beline sıkıca sarıldım. Eteğim havalanmasın diye bir yanda bacaklarımı sıkmaya çalışıyordum ki ani bir duraksama yapıp devam etti. Bu ona daha da yaslanmama sebep oldu. Dolgun göğsüm onun sert, taş gibi sırtına dayanmıştı. Kalp atışlarımı hissediyor muydu?

Hızdan dolayı korkmuyordum. Adrenalin bana yaşadığımı hissettiren tek duyguydu. Boş caddelerde gaza basarken bir elimle Ayaz’ın belini tutuyordum bir elimi de havaya kaldırıp rüzgârı hissediyordum. Ayaz tutunmamı söylese de umursamamıştım. Bunu her zaman yapıyordum. ‘’Eylül düşeceksin şimdi tutunman için illa kaza mı yapmam lazım!’’ dediğinde kahkaha attım ve o hızı köklerken ben de motorda ayağa kalktım. Ayaklarım desteklerin üstünde olsa da oturmuyordum. Ayaz’ı tutan son elimi de havaya kaldırdım. Eğer bir an bile bacaklarım dengesini kaybederse asfaltta yuvarlanır ve ölürdüm. Ama umursamadım. Ayaz da bana laf etmedi, rüzgâra karşı saçlarım savruluyordu istemsizce kahkahalar atıyordum. Ne kadar öyle kaldım bilmiyorum ama en sonunda yorulup geri oturdum ve Ayaz’a sıkıca sarıldım. Nedense sarıldığımda kaslarının kasıldığını hissetmiştim. Çok umursamadan belini sıkıca kavradığımda o da tek elini ellerimin üstüne koydu. Tek elle motoru kullanıyordu, açıkçası sanırım etkilenmiştim.

‘’Nereye gideceğiz?’’ diye bağırdı bana doğru. Ben ise evimi tarif ettim. Hiç sorgulamadan gaza bastı ve evimin önüne kısa bir sürede vardık. Motor dursa da ne ben Ayaz’dan ayrıldım ne de o laf etti. Evin önünde motorun üstünde sarılıyordum ona. Motorunun anahtarını çıkarttı ve elini ellerimden çekti. Ben de daha fazla o halde kalmak istemediğim için elimi çektim. Yavaşça motordan indiğimde Ayaz da benimle indi. Önce kenedi kaskını çıkarttı sonra da benim kaskımı çıkarttı.

‘’Yol ortasında düşeceksin diye kalp krizi geçirdim Eylül.’’ Dedi nefes nefese bir sesle. Ona doğru baktım ve gülümsedim. Kalçalarıma doğru kıvrılan eteğimi hafifçe düzelttim. ‘’Beni almak isteyen sendin. Ben böyleyim seviyorum bu tarz şeyleri.’’ Dedim tek düz bir sesle. O sırada Ayaz göz devirdi ve motoruna yaslandı. ‘’Her zaman böyle bir kız mıydın?’’ onun gözlerine baktığımda iki gözüme de bakmaya çalıştığını fark ettim. Çantamı sırtıma geri taktım. ‘’Evet, ne oldu beğenemedin mi?’’ buna karşılık dudağının sol kısmı kıvrıldı. ‘’Çok beğendim.’’ Gözleri beni süzdü. Dediği kelimenin altında farklı anlamlar yattığını fark etmiştim. ‘’Elbette beğenirsin, köpeğe kemik verince de havlar sonuçta.’’ Dediğimde kaşlarını bu sefer o çattı. ‘’Ne oldu biraz kızdın sanki ha?’’ dedim kışkırtıcı bir şekilde. Onun yüzünün dibine girdiğimde beni kendisine çekti. Birbirimize çok yakındık, dudaklarımız arasında bir parmak boşluk ya vardı ya yoktu. ‘’Seninle işimiz zor küçük hanım.’’ Dediğinde kaşlarımı çattım ve kollarımı önümde başladım. ‘’İşimiz zor derken?’’ gülümsedi ve saçlarımı okşadı. Duraksadım hafif bir şekilde yutkundum. ‘’Git güzelce dinlen Eylül.’’ Dedi ve kendi kaskını geri takıp benim kaskımı da arka koltuğun içine koydu. ‘’İyi bir uyku çekeceğimden emin olabilirsin Ayaz.’’ Dedim. O ise güldü ve başka bir şey demeden gaza basıp uzaklaştı.

Göz devirdim ve çantamdan evin kartını alıp villanın merdivenlerinden çıktım. Kartımı okutup evimizin içine girdiğimde ev her zamankinden daha sessizdi. Bir hizmetçimiz beni karşıları ve okul ceketimi sırtımdan aldı. ‘’Hoş geldiniz Eylül Hanım. Anneniz ve babanız bu gün-‘’ söze girmeye çalıştığında elimi kaldırıp susturdum. ‘’Haberim var ben de bu gece evde olmayacağım. Sizler evinize gidebilirsiniz.’’ Hizmetli kadın lafımı ikiletmedi. Saygıyla eğilip mutfağa gittiğinde ben de evimizdeki asansöre binip kendi odamın olduğu ikinci katta indim.

Önce odama gidip banyomda sıcak bir duş alacaktım. Sonra kıyafet odasında hazırlanıp Emre’nin söylediği parti alanına gidecektim. Odama girdiğimde rahatlamayı hissettim. Ayakkabılarımı çıkartıp kenara koydum ve kravatımı çözüp önce gömleğimi çıkarttım. Sonrasında eteğimi indirdim ve en sonuna iç çamaşırlarımı da çıkartıp çantamı koltuğumun üzerine fırlattım.

Banyoya girdiğimde duvarda yeni temiz havlularımın asılı olduğunu görmek bana iyi gelmişti. Temiz olan her şey ilgimi çekiyordu. Saçlarımın kabardığını banyodaki aynadan fark ettim. Çok umursamadan banyoya girdim ve güzelce yıkandım. Soğuk su tenimden aşağıya akarken gözlerimi kapattım. Yorgunluğum suyla beraber gidiyordu sanki.

⤙⤚⤙⤚⤙ ⸻ ☽⛧☾ ⸻ ⤚⤙⤚⤙⤚

Yarım saat sonra banyodan çıktım ve hızlıca temiz havlularımdan birini saçıma sardım birini de vücuduma doladım. Banyodan çıktığımda telefonumu şarja taktım. O sırada saat gözüme takıldı çoktan sekiz olmuştu bile. Giyinme odasına gittim, midi Zara marka askılı bordo elbisemi giyindim. Zara marka siyah deri ceketimi üzerime attım ve Chanel marka siyah mini çantamı koluma taktım. Altın kalpli kolyemi boynuma ve bileklerime de altın bileklikler taktım. Küpelerimi de taktım ve hızlıca saçlarımı kuruttum. Doğal dalgalarını bıraktım ve son olarak siyah dagger heels topuklularımı giydim. Çantama evin kartını, siyah banka kartımı, telefonumu ve motorumun anahtarını attım.

Makyaj masama geçtim. Kapatıcı uyguladım ve siyah gözüme mavi lensimi takıp normal biri gibi hissetmeye çalıştım. Maskara ve bordo bir ruj sürüp aşağı kata indim. Hizmetçiler çoktan evden çıkmıştı. Evin kapısını açıp çıktım. Garaja gidip sevdiğim bordo motoruma doğru baktım. Anahtarı çantamdan alıp motoru çalıştırdım. Direksiyona asılı, motorumla aynı renk kaskımı kafama dikkatlice taktım ve Emre’nin mesajındaki konuma baktım. Çok da uzakta olmadığını fark ettim ve hızlıca motorumla ilerlemeye başladım.

Bu hissi seviyordum. Özgür olma hissini, rahatlama hissini. Ne zaman boğulursam o zaman bir şekilde kanatlandırıyordu beni. Sonunda konumdaki yere geldim ve etrafa bakındım. Etrafta insanlar vardı ve son günleri gibi içip şarkı söylüyorlardı. Motorumu bir kenara götürdüm ve arka koltuğun içinden kilit çıkartıp başladım. Anahtarı alıp çantama attım ve kaskı kafamdan çıkartıp saçlarımı savurdum. Kaskı tekrar arka koltuğun içine koydum ve çantamı da alarak giriş kısmına ilerledim.

Kapıda kocaman iki güvenlik duruyordu ama aldırmadım. İçeriye girmek için onlara yaklaştığımda beni durdurdular. ‘’Kimlik lütfen.’’ Dediler tok bir sesle. Neden kimlik istediklerini anlamamıştım. ‘’Emre Bey’in davetlisiyim ne kimliği?’’ dediğimde ikisi de gözlerindeki siyah gözlükleri çıkarttılar. ‘’On sekiz yaş altını içeriye almıyoruz.’’ Derin bir nefes aldım ve kaşlarımı çattım. Kollarımı göğsümün altında birleştirdim. ‘’Sence ben on sekiz yaşının altında mı duruyorum? Beni böyle bekletmen bile ayıp.’’ İkisi de bana baktılar, sonra da birbirlerine baktılar. ‘’Kusura bakmayın ama gene de kimlik görmeliyim.’’ Daha fazla ağzımı düzgün tutacak gücüm yoktu. Tozlarımı alıp gidecektim. ‘’İstiyorsanız yatakta yaşımı doğrulatabilirim. Tam benim tipimsiniz.’’ İkisinin ne aynı anda yutkunmasına sebep oldum. Tam onlar laf edecek iken Emre içeriden elinde bir kadeh şarapla çıktı. Beyaz gömleğinin iki üç düğmesi açılmıştı. Şimdiden sarhoş gibi görünüyordu. ‘’Beyler benim misafirim o.’’ Emre sesini kalınlaştırıp konuştuğunda ister istemez kıkırdadım. Kapıdaki güvenlikler iki yana çekilirken ben de Emre ile içeriye girdim. Emre bir kolunu omzuma attı ve bağırarak konuşmaya başladı. ‘’Gene çok ateşlisin Eylül. Her seferinde seni daha da arzuluyorum.’’ Yüzümü iğrenmiş gibi buruşturdum ve bana yaklaşan kafasını bir elimle itekledim.

‘’Tozları ver Emre senin burada konuşmanı dinlemeye gelmedim.’’ Ben böyle konuşunca Emre’nin modu ister istemez düştü. Gene de bana belli etmeden cebinden iki uzun pipet çıkarttı. İki tarafı da kapalıydı bu yüzden anlamıştım. Sorgulamadan aldığım sırada beni bir masaya oturttu. Çevremizde benim yaşlarımda kızlar ve onlardan büyük ihtimalle on yaş büyük erkekler vardı. Aldırış etmedim ve masaya oturdum. Deri ceketimi çıkarttım ve dizlerimin üstüne aldım. O sırada Emre bana bir kadeh viski getirmişti. Kibarca aldım ve tekte içtim. Masanın üstüne pipetteki tozdan birini döktüm ve masadaki bir kartla düzleştirdim. Burnumun tek tarafını kapattım ve diğer tarafıyla tüm tozu içime çektim. Masada yükselen alkış sesleri boğuklaşıyordu. Geriye yaslandım ve kafamı oturduğum koltukta geriye bıraktım. Vücudumdaki hissin tadına iyice varmak istiyordum…

Yazar Anlatımıyla *Önerilen Şarkı: Duman – Bal*

Gece tüm parlaklığıyla devam ediyordu. Emre Eylül’ün yanından bir türlü ayrılmıyordu. Etraf yavaş yavaş dağılmaya başladığında saat çoktan iki olmuştu. Eylül sayısız defa uyuşturucu kullanmış, Emre’nin getirdiği tüm içkileri sorgulamadan içmişti. Eylül’ün gözünde kaybetmeye korktuğu hiçbir şey yoktu. O hayat denen bu savaşa zaten elinde hiçbir şey olmadan başlamıştı. Kaybetmişti kendisini. Uçsuz bucaksız bir denizin ortasında tek kalmıştı. Kafasının içi bomboştu. Uyuşturucu ve alkol kanına işliyordu. Eylül derin derin nefesler aldı. Her şeyi unutuyordu evet, ama neden onu unutamıyordu? Zihni ne kadar bulanık olsa da net hatırladığı tek şey oydu. Ama bu sefer bir şeyler farklıydı. Eylül sadece onu değil, Ayaz’ı da hatırlıyordu. Bu bir ilkti onun için. Kendisinden nefret etti, ondan başka birisini düşündüğü için kendisinden nefret etti. Emre hala ona içki getiriyordu.

‘’Güzelim al bunu da iç.’’ Diye fısıldadı Emre. Eylül hayır anlamında kafasını salladığında bundan mutlu olmamıştı. Eylül’ün yüzünü sertçe tuttu ve çenesini aşağıya doğru çekip zorla elindeki içkiyi içirmeye çalıştı. Eylül öksürükler içinde doğrulmak isterken Emre’nin gülüşü değişmişti. ‘’Bu iyice kıvama geldi Yusuf. Siz burayı kontrol edin. Ben de uzun zamandır çektiğim bu hasreti sonlandırayım.’’ Yusuf denilen herif de Eylül’e doğru dönüp gülümsedi. ‘’Abi hatun taş gibiymiş. Senden sonra bize yollasana.’’ikisinin iğrenç konuşmalarını Eylül duyuyordu ama tepki veremiyordu. Buradan gitmek istiyordu ama ayağa kalkamıyordu. Emre Eylül’e yanaştı ve onun bacaklarından ellerini geçirdi ve Eylül’ü kucağına aldı. Eylül ‘yapma’ demek istedi ama konuşamadı. Emre onu arka taraftaki odaya götürüyordu. Partinin sesleri bile boğuklaşıyorken Emre onu yatağın üzerine yatırdı.

Üstündeki gömleğin geri kalan iki düğmesini de açtı ve gülerek Eylül’e yanaştı. ‘’Bu gün… Sınıftaki o piç kurusuna baktığın her an ne kadar delirdiğimi tahmin bile edemezsin.’’ Eli kemerine gitti, Eylül’ün gözünden bir damla yaş aktı ama konuşamadı. Emre yatağın üzerine çıkıp Eylül’ün üzerine çöktü. Boynunu öptü ellerini Eylül’ün vücudunda gezdirdi. Eylül tepkisiz gibi dursa da içindeki üzüntü gözlerine vurmuştu. Akan gözyaşları yanağında kururken Emre zevkten kendisinden geçiyordu. Eylül’ün bileklerini o kadar sıkı tutmuştu ki, bileklerinde mor halkalar oluşmuştu. Eylül kendisini kurtaramıyordu ama kendisini kurtaracak birini de istemiyordu. Eylül bu bataklıkta kendisini tek hissediyordu.

İnsan kaybedince anlar boşlukta olduğunu. İnsan kaybedince anlar yalnızlığı. Ve insan kaybedince büyür. Büyüdükçe daha da acır canı. Büyümeyi kimse istemez. O çocuk halinde kalmayı, hiç kirli hissetmemeyi, temiz olmayı ve saf olmayı ister. Küçükken her zaman bize iyi sonlu masallar anlattılar. ‘Prens prensesi öptü ve mutlu mesut yaşadılar.’ Yalanına inandırdılar bizi. Belki de biz inanmak istedik onların mutlu olduğuna? Belki de suç bizdedir. Büyüyünce fark ettik ki iyi son sadece masallarda olurmuş ve bizim hayatımız da hep bir yalandan ibaretmiş.

Emre’nin dudakları Eylül’ün teninde geziniyordu. Emre Eylül’ün elbiselerini çıkartmıştı kokusunu içine çekiyordu. Eylül temiz değildi elbette. Ama bu onun daha da kirlenmek istediği anlamına gelmezdi. Geçmişteki bir yarayı başka bir yarayla kapatmayı dendi sadece ama başarısız oldu. O da isterdi unutmayı, o da isterdi düzgün bir ilişkiye sahip olmayı, o da isterdi mutlu olmayı ve o da isterdi bizim gibi özgür kalmayı.

Eylül her şey bitti sanırken kapının çarpılarak açılmasıyla bulanık beyni kendisine gelmeye başladı. Karanlık odanın içine güren neon parti ışıklarının önünde Ayaz duruyordu. Elinden yere kanlar akarken hiç düşünmeden odaya girdi. Emre ona saldırmaya çalışırken Ayaz tek bir hamleyle yüzüne yumruğunu yapıştırdı. Emre’nin bir dişi yere düşerken kan tükürdü, yatağın beyaz çarşafları kan olurken Eylül doğrulmaya çalıştı. Ayaz ise onu yormadan kucağına aldı, Emre’nin az önce çıkarttığı kıyafetleri üzerine serdi ve oturdukları masadan Eylül’ün çantasını, ceketini aldı.

Eylül’ün kolları yere doğru sarkarken Ayaz’ın sinirden çıkan anlındaki damarı fark etti. İstemsizce gözünden bir yaş aktığında Ayaz elindeki kana aldırış etmeden gözyaşını elinin tersiyle silip attı. Ayaz’a karşı içinde bir minnet duygusu vardı. Gözlerini kapattığında Ayaz arabasının yan koltuğunu açıp Eylül’ü dikkatlice koltuğun üzerine koydu. Zar zor Eylül’e elbisesini geri giydirdi ve ceketini göğsünün üzerine serdi. Sürücü koltuğuna geçtiğinde göz ucuyla ona baktı ve derin bir nefes aldı. Çantasını kendi yanına koydu ve gözüyle Eylül’ü süzdü. Saçlarını tek eliyle okşadı bu onun için de garip bir histi. Eylül ile ilk tanıştıklarında onunla sadece sevişirim sanıyordu çünkü Eylül’ün de tek amacı buydu.

O gece Eylül çok fazla alkol almıştı ve en köşede tek takılan Ayaz’ın yanına gitmişti. İlk adımı Eylül atmış ve Ayaz’ı ister istemez tahrik etmişti. ‘’Öpüşmek yasak, onun haricinde ne istersen yap bana.’’ Demişti Ayaz’a. Ayaz bunu duyduğunda şaşırmıştı. Hatta ilk başta onu eskort zannetmişti. Ama işler hiç beklediği gibi ilerlemedi. Eylül onu en yakın otele götürmek istedi ama Ayaz eve geçmeyi teklif edince kabul etmek zorunda kaldı. Beraber eve geçtiler ve hemen yatağa geçtiler. İlk sevişmelerinin ardından Ayaz bu durumdan rahatsız hissettiği için Eylül’e durmalarını söylemişti. Eylül durmayınca onu uyumaya ikna etmiş ve gece boyu terasta sigarasından içmişti. Sabah olmadan yatağa girmişti. Eylül’ün tavırları istemsiz Ayaz’ın yüzünü güldürmüştü. Uzun zaman sonra ilk defa bir kız onu bu denli ‘yaşıyormuş’ gibi hissettirmişti.

Arabayı çalıştırmadan Eylül’e baktığında istemsizce yutkundu. Aşık olmaktan o da en az Eylül gibi korkuyordu. Eylül onunla olursa mutlu olmaz diye düşünüyordu kendi kendisine. Elini Eylül’den çekerken derin bir nefes verdi ve direksiyonu kocaman damarlı elleriyle kavrayıp gaza bastı. Çok hızlı olmayacak bir şekilde arabayı kullandı. Eylül çoktan uyumuştu, Ayaz da onu uyandırmak istemiyordu.

Saatler geçti, normalde daha kısa olan yolu uzatmış arabayı başka sokaklara süre süre getirmişti rahat uyuması için. En sonunda kendi evine getirdi. Arabayı garaja park ettiğinde duraksadı. Eylül’ün çantasını kolunun gerisine taktı ve arabadan inip yan koltukta duran Eylül’ü nazikçe kucağına aldı. Uyandırmamak için ona bir bebeğe dokunur gibi dokundu ve arabanın kapılarını kapatıp anahtarım cebine attı. Villasına doğru yürürken hizmetliler ikisine bakıyordu. Daha sabah Eylül’ü gördükleri için şaşırmışlardı. Ayaz uzun süredir bir kızı eve ikinci defa getirmemişti. Kapıyı güvenliklerden birisi açtığında Ayaz üçüncü kata çıkmak için asansöre bindi. Asansör çalışırken Eylül’ün gözleri hafif hafif açılıyordu. ‘’Ben…’’ dedi solgun sesiyle. Ayaz onun susmasını işaret etti enerjisini harcamasını istemiyordu. Asansör üçüncü katta durdu ve Eylül kucağındayken asansörden çıkıp odasına girdi. Hiç beklemeden Eylül’ü odasındaki banyoya soktu ve küvetin içine oturttu. Kıyafetlerini ve iç çamaşırlarını bakmadan çıkartmayı denese de en sonunda pes etti. Soğuk suyu açıp yüzüne tuttuğunda Eylül panikle nefes almaya başladı. ‘’Sakin ol, kendine gel diye yapıyorum.’’ Ayaz’ın kafası hafif yana dönüktü olabildiğince az bakmaya çalışıyordu. ‘’Çok soğuk!’’ diye bağırdı Eylül. Ayaz onun konuşmasına sevinmişti. Suyu küvete doldurdu ve hafif ılıklaştırdı. Eylül’ün duyun içinde durup kendisine gelmesini beklerken hizmetlilerden bir ağrı kesici ve bir de sert bir kahve getirmesini istedi.

Saatler geçti sabaha doğru altı olmuştu. Ayaz Eylül’ü yıkamış ilaç içirip kusmasını sağlamış ve kahve içirip iyice zihnini ayıltmaya çalışmıştı. Ona kendi beyaz gömleklerinden birini giydirmiş ve yatağına yatırmıştı. Eylül kollarını Ayaz’a sarmışken kendini tutamayıp güldü. ‘’Seni özledim sevgilim.’’ Dedi Eylül gülüşünün ardından. Ayaz anlamasa da onu yatağa düzgünce yatırıp kenara oturdu Eylül’ün yüzüne baktı.

‘’Biz seninle sevgili miyiz?’’

‘’Evet, hem de yedi yıldır!’’

‘’Eylül biz yeni tanıştık.’’

‘’Sevgilim şakanın sırası değil. Sen iyileştin ve bana geri döndün. Söz verdiğin gibi beni bırakmadın.’’ Eylül elini kaldırdı ve Ayaz’ın kafasını okşadı.

‘’Saçların hala uzayamadı… Kemoterapinin etkisi neden hala üzerinde sevgilim?’’ Ayaz sadece Eylül’ü dinledi.

‘’Ne zaman evleneceğiz peki? Ben kabarık bir gelinlik istiyorum.’’

‘’Alırız güzelim.’’ Ayaz bozuntuya vermeden konuştuğunda Eylül gözlerini kapatmıştı. Uyuduğunu sanarak kalkmak için hareket yaptığında Eylül onun elinden sıkıca tuttu.

‘’Beni tekrar tek bırakma…’’ gözleri kapalı olsa da bir yaş aktı gözlerinden. Yanağına doğru indi ve boynuna gelmeden kurudu.

‘’Sen gittiğinde ben kaybetmeyi öğrendim sevgilim… Çok denedim seni unutmayı hatta iğrenç şeyler yaptım ama hala seni unutamıyorum. Aklımın bir yanında hala ismin kazılı ama söyleyemiyorum.’’ Eylül’üm ağlaması artarken Ayaz ne yapacağını şaşırdı. İçinde anlam veremediği bir acı hissediyordu. Hafifçe eğilip Eylül’ün yanağını okşadı. Eylül daha fazla ağlarken konuşmaya devam etti.

‘’Bana söz verdin… Gitmem seni bırakmam dedin bana! Ben tek kaldım her seferinde battığım bu bataklıkta tutunduğum tek dal ellerimin arasından kayıp gitti.’’ Eylül bağırıp ağlarken yorgunluktan olacak çok üzün sürmeden Ayaz’ın elini tuttuğu eli serbest kaldı. Gözyaşları içinde uykuya daldığında Ayaz derin bir nefes aldı. Elini Eylül’ün yanağından çekti ve ses yapmadan odasındaki balkona çıktı. Masada duran paketten bir dal sigara aldı. Neden bu kadar etkilendiğini düşünmeye çalışıyordu. Bu hiç onluk bir hareket değildi. Ağlamazdı, aşık olmazdı, hoşlanmazdı veya birini sevmezdi. Peki, o zaman içindeki bu acı veren his neydi? Eylül onu başka biri sandığı için bu kadar üzülecek bir adam değildi Ayaz.

Gece yerini gündüzün ilk ışıklarına bıraktı. Eylül derin bir uyku içindeyken Ayaz sigara paketini bitirmişti. Ara sıra gözlerinin ucuyla Eylül’ü izliyordu. Belki bazı insanlara korkunç gelebilir ama o Eylül’ün her halini seviyordu. İçinde kabullenemediği his buydu ‘sevgi’. Kıskanmıştı, ama bir yandan da bu kadar acı çekmesi Ayaz’ın da canını yakmıştı. Siz hiç daha yeni tanıştığınız birine karşı his beslediniz mi? Ya da onun acılarını görüp onun ağlamasından etkilendiniz mi? Ayaz tam olarak böyle bir durumun içindeydi işte.

Acılar bir gün elbet diner. Her acı geçicidir. Belki iz bırakır ama günün sonunda gülebiliyor iseniz o yara da gün geçtikçe kapanır… Gece elbet biter yerini gündüze Güneş’e bırakır. Her karanlık gün elbet bir gün biter ve yerini aydınlık günler yeni umutlara bırakır.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.