Her şeyin mükemmel gittiği, o gerçek güveni iliklerime kadar hissettiğim günün ertesi sabahı, sanki bambaşka biri uyanmıştı. Anlamsız, iğrenç bir şakayla sınırları zorladı. Onu sertçe terslediğimde ise o meşhur manipülasyon maskesini taktı; beni suçlu hissettirerek kontrolü tekrar eline almaya çalıştı. "Konuşup halledelim," diyerek onu buluşmaya çağırdım, ama o beni ekerek bu sefer de kendi oyununda beni değersizleştirmeye çalıştı.
Artık oyun sırası bendeydi. Arkadaşlarıyla gizli bir plan yaptım; onu bir şekilde bulunduğu yerden çıkarıp getireceklerdi. Ben ise tam köşede, onunla yüzleşmek için bekliyordum. Ancak plan tıkır tıkır işlerken, o sokağın başına geldiğinde beni gördü. Durdu. Göz göze geldiğimiz o saniye, maskesinin düştüğü an oldu. Gelmekten vazgeçti, arkasını dönüp hızla uzaklaştı. Kaçıyordu.
O an emin oldum: Bana aşık olmaktan ölümüne korkuyordu.
Başka bir açıklaması olamazdı. O kadar korkuyordu ki, kendine bile itiraf edemediği bu duygudan kaçmak için en ilkel silaha, "aşağılama" yöntemine başvurdu. Ortak bir arkadaşımız onlarla buluştuğunda her şey gün yüzüne çıktı. Daha düne kadar "kimsenin seni üzmesine izin vermem" diyen, kilonla ilgili sözlerimi "kıskançlık" olarak niteleyen o adam, arkadaşlarına benim hakkımda "obez" diyerek iğrenç bir dil kullanmıştı. Kendi kalbinde büyüyen o aşka "dur" diyebilmek için, beni kendi gözünde küçültmeye çalışıyordu.
Telefonu elime aldım. Gözlerimi kıpmadan, hiçbir açıklama beklemeden o engelleme tuşuna bastım.
O, korkularının ve kendi yarattığı o sahte "kötü çocuk" imajının esiri olarak hayatına devam edecekti. Bense, onun bana aşık olmaktan duyduğu o büyük korkuyu, arkamda bırakıp hayatıma tertemiz bir sayfayla devam ettim