Çakal: Bak hele bi cici bebe
CİCİ BEBE: Ne var be ne?
Çakal: Bağaa çemkirme alırım ayağımın altına
CİCE BEBE: Hem dolandırıcı hem kıro
CİCE BEBE: Bir daha yazma bana rica ediyorum
Çakal: Tamamdır
Çakal: O zaman ben abini bulduğum adresi sileyim en iyisi
CİCİ BEBE: Ne?
CİCİ BEBE: Gerçekten buldun mu?
CİCİ BEBE: Yoksa yine mi beni dolandırıyorsun?
CİCİ BEBE: İnanmıyorum sana artık
Çakal: Amma uzattın be cici bebe
Çakal: Adresi atıyorum gerisine de karışmam
Çakal: Konum 📌
CİCİ BEBE: Çok teşekkür ederim gerçekten
Çakal: Taam taam hadi sal beni işim gücüm var
CİCİ BEBE: Para istemeyecek misin karşılığında?
Çakal: Cici bebeeee uzatma dedik
CİCİ BEBE: Tamam.
CİCİ BEBE: Yine de çok teşekkür ederim ☺️
Çakal: Te allam ya
Çakal: Geçen ki yanlışlığı giderdik işte teşekküre gerek yok
Çakal: Hadi eyvallah
CİCİ BEBE: Benim ne demem lazım şimdi burda?
Çakal: Sen ciddi misin?
Çakal: Eyvallah de geç
CİCİ BEBE: Peki.
CİCİ BEBE: Eyvallah
CİCİ BEBE: Oldu mu? ☺️
Çakal: Cidden denk düşmeyelim cici bebe ;)
CİCİ BEBE: Düşersek ne olur ki 🙄
Çakal: Sikerim ;)
CİCİ BEBE: Terbiyesiz
Çakal: 🤣🤣
Timuçin sonunda Çakal'dan aldığı adresle arabaya atladığı gibi Ankara'ya yola çıktı. Bu defa yanına Oktay'ı almak yerine bir bavul dolusu eşyasını aldı. Eğer bulduğu adreste abisi yoksa ve yine Çakal onu kandırdıysa bile artık onun Ankara'da bir yerde olduğuna emindi.
Saatler süren yol sırasında kafasında abisiyle karşılaşmasıyla ilgili yüzlerce senaryo kurdu, abisi kabul ederse beraber geçirecekleri günlerin hayalleri Ankara'ya kadar onu heyecanlı ve ayakta tuttu. Akşam çıktığı yolda sabaha karşı Ankara'ya ulaştığında navigasyona girdiği adresle bir kenar mahallesine ulaştı. Karışık sokaklar onu bazen yoldan saptırsa da sonunda hedefinize ulaştınız sesiyle üç katlı bir binanın önünde durdu.
Mahalleli kadınların meraklı bakışlari eşliğinde arasından inip sağında duran binaya baktı. Derin bir nefes verip üstündeki ince mavi gömleğinin bileklerini çekiştirerek binanın kapısına doğru yürüdü.
Binaya girdiğinde onu karşılayan otomatik ışıkla irkilerek etrafına bakındı. İçini yiyip bitiren bir korku ve endişeyle merdivenleri çıktı. İkinci kata ulaştığında tahta kapının hemen yanındaki zile elini uzattı ama heyecandan nefes almakta zorlandığı için elini zilden çekti ve kendi kendine
"Korkma Tim, o senin abin. Yıllarca bir abinin hayalini kurdun. Şimdi korkaklık sırası değil" deyip birden zile bastı.
Zil garip bir kuş sesinin ardından sustuğunda yine nefesini tutarak bekledi. İçeriden kapıya doğru yaklaşan bir ses duyduğunda kaşlarını çattı.
"Menteşeleri benden bile gevşek kapıyı gene kim çalıyor? Kim eksik lan?"
Kapı gıcırtıyla açıldığında Timuçin karşısında uzun boylu, kumral tenli, dalgalı kısa saçlı bir erkekle karşılaştı. Sesi korkudan titreyerek
"İyi günler ben.."
Karşısındaki genç adam kaşlarını çatarak baktığı için Timuçin daha da korkuyordu. Sonra kaş çatan genç göz devirerek arkasını dönüp içeriye doğru seslendi.
"Kapıdaki turuncu kafa hanginizin kırığı laaannnnn" diye bağırdı.
O sustuğunda içeriden bir kaç kapı açıldı ve koridora bir sürü erkek geldi. Timuçin onları gördüğünde korkuyla bir adım geri attı.
Aralarında en büyük olduğu belli olan kalıplı bir adam
"Ne kırığı gülüm,o kim?" diye sorunca Timuçin kekeleyerek
"Şey ben birine bakmıştım" dedi.
Tüm gözler yan yana duran iki erkekten birine döndü.
"Lan donu gevşek Kaan, seni mi arıyor yoksa."
Kaan yanındaki adama bakıp kafasını hızla iki yana salladı.
"İki gözüm önüme aksın ki benim değil, Serhat valla bak benim alakam yok" diyerek şiddetle reddetti.
Kollarını önünde kavuşturan Serhat ise gözlerinden ateş saçarak Kaan'ın açıklamasını dinliyordu.
Kaan telaşla Serhat'ın kollarına yapışıp "Adım çıkmış dokuza inmez artık sekize, valla tanımıyorum diyorum bebeğim" deyince bu kez gözler başka bir odadan çıkan çifte döndü.
Cüneyt şokla "Bana ne bakıyonuz lan, benim mavişimden başka kimsem olamaz" deyince yanındaki Erdinç gülümseyerek onu onayladı.
En sonunda Yakup dayanamayıp kapıdaki Timuçin'e tekrar döndü.
"Sakın bana benim paşamın eskisi olduğunu söyleme küçümen zaten bir tanesiyle uğraşıyorum."
Her şeyden bir haber Tuna ve Aytaç birbirine bakarak olayı anlamaya çalışıyordu.
Timuçin bu karışıklıktan sıkılmış bir ifadeyle oflayarak "Ben Yakup diye birine gelmiştim" dediğinde Kutay dahil hepsi aynı anda bağırdılar.
"Neeeyyy?"
Yakup ise ağzı açık arkasına dönüp "Laaannn, benmişim o kırığı olan " diyerek kahkaha attı.
Kutay hızla Yakup'un yanına gidip kapıda bekleyen Timuçin'e kaşlarını çatarak baktı.
"Hayırdır kardeşim, benim çiçeğimle ne iş?" dedi göz kırparak.
Timuçin bu karşılaşmanın hiç beklediği gibi olmayışının hayal kırıklığı ile gözleri dolu dolu Yakup'a baktı.
"Ben... şey..ımm. Adım Timuçin. Yakup'un kardeşiyim, onu arıyordum."
Yakup şokla gözlerini açarak "Kardeşim mi dedin sen?" dediğinde Timuçin reddedileceğini düşünerek geri geri adımlar attı.
"Şey ben özür dilerim, sanırım gelmemeliydim."
Yakup kafa karışıktığı yuzunden bir süre olduğu yerde donunca Kutay onun kolunu tutarak kendine çevirdi.
"Çiçeğim, iyi misin?"
Yakup'un gözleri dolmuştu ve dudaklarını büzerek başını salladı. Sonra hızla Timuçin'e döndü.
"Öz mü? Şey değil demi, yetimhanede tanışmadık, hani beni abi olarak görmüşsündür falan, ne bileyim.."
Kutay telaşla Yakup'u kolundan çekerek kolları arasına aldı ve sıkıca sarıldı.
"Şşşt geçti gülüm, geçti birtanem." derken saçlarını okşuyordu.
Arkalarında ise herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyorlardı. Sonunda Erdinç kendine gelerek kapıya doğru yaklaşıp Timuçin'e baktı. Şöyle bir yukarıdan aşağıya doğru onu süzerek arkasını döndü.
"Yok, Yakup abime hiç benzemiyor bu çocuk."
Timuçin bunu duyduğunda üzülerek başını yere eğdi.
"Beni hep anneme benzetirler ama."
Yakup kendine gelerek Kutay'ın kollarından uzaklaşıp bir kez daha Timuçin'e baktı. Başı yere eğik çocuğa yaklaşıp kapının dışına çıktı. Timuçin başını yerden kaldırıp ona doğru yürüyen Yakup'la şaşkın şaşkın yüzüne baktı.
Yakup elini onun başına koyup kısacık boylu çocuğa sakin ama titrek sesiyle "Adım Timuçin demiştin değil mi?" diye sordu.
Timuçin telaşla ve heyecanla hızla başını salladı. Çünkü abisi sonunda onun saçlarını okşuyordu.
" Abim sensin demi?" deyince Yakup geniş bir gülümsemeyle elini onun başından çekmeden kendine çekip başını göğsüne yasladı.
"Evet abin benim turuncu kafa."

