Alaz, Timuçin'i eve bıraktığında heyecanlı genç koşa koşa abisine olanları anlatırken eve dönen Alaz ise başını duvardan duvara vurmak istiyordu. Hangi kafayla hangi cesaretle saatler önce o cümleleri kurmuştu aklı almıyordu. Sarhoş falan da olmamıştı ama güzel yüzüyle ona en masum ve tatlı halleriyle konuşan , onunla bir çocuk gibi inatlaşan, yanında olmak için arkadaş olmaya bile razı olan turuncu saçlı, masmavi gözleri ışıl ışıl parlayan bir çocuğun büyüsüne kapılmıştı.
Alaz geri dönemeyeceği bir yola sürüklenmiş, kalbini bir fare kapanı gibi sıkıştıran suçluluk duygusu ve vicdan azabıyla can çekişmeye başlamıştı. Mesele artık aldığı parayı geri ödemeyi geçmiş yıllarca bunun üstüne yapışan kiriyle düşmemesi gereken o aşka düşmüştü.
O gün Timuçin'le yüzleşmeye gitmek yerine, yerin en dibine girmeli, siktir olup gitmeliydi. En güzeli bile kıskandıracak bir güzelin masumiyetine dokunmamalıydı. Çünkü elindeki leke ilk dokunduğu anda Timuçin'i de kirletecekti.
Alaz kara kara düşünerek elleri arasındaki başıyla oflarken onu sabahki halinin tam tersi gören Ecrin abisinin açık kapısından içeri girip yatağın üstüne oturdu.
"Küstü mü sana?"
Alaz duyduğu soruyla başını kaldırıp yüzüne üzgün bakan kardeşini kolları arasına aldı.
"Küsmedi küçük cimcime ama abin hayatının en büyük bokunu yedi."
Ecrin az çok ne olduğunu anlayarak abisine gülerek sarıldı. "O güzel abi seni çok seviyor abi, gördüm ben bakışlarını."
Alaz, kendi gördüğü o bakışları diğerlerinin de gördüğünü anladığında burukça gülümsedi.
"Çok güzel bakıyor demi?"
Ecrin abisinin kolları arasında kıkırdadı. "İlk defa öyle bakan bir çocuk görüyorum abi, şey gibi.." dediğinde sustu. Çünkü sınıftaki bir arkadaşının baktığı gibi baktığını söyleyecekti ama abisi kızmasın diye söylemedi. O da Ecrin'e öyle bakıyordu. Hayran olmuş gibi.
Timuçin muftakta elinde sigara göbeğini kaşıya kaşıya çay demleyen abisine beşinci kez en baştan olanları anlatıyordu.
"Abiii. Sevgilim ol dedi düşünebiliyor musun?"
Yakup gülerek sigarasını ağzından çekip demliği ocaktan aldı.
"Düşünebiliyorum turuncu kafa, unurturmadın ki."
Yakup salonda oturanlara çay götürürken Timuçin de paytak adımlarla abisinin peşinden gitti. Demliği orta sehpaya koyduğu sırada Kaan "Demek benimle ol dedi ha, zibidiye bak sen" dediğinde Timuçin "Öyle demesene Kaan abi" diyerek dudak büzdü.
Yakup da Kaan'a kızar gibi "Deme çocuğa zibidi falan cesur çocukmuş" deyip yanına oturduğu Kutay'ın bacağına elini koydu.
"Len paşam bu çocuk senin kayıp kardeşin olmasın, tıpkı senin gibi yürümüyor koşuyor. Bence zebani babana bir sor."
Kutay bıyık altından gülerek Yakup'un yanağını sıkıp sıktığı yeri de sertçe öptü.
"Babam öyle bir şey yapsa anam onu napar biliyon mu gülüm, mahalle ortasında imanıma kitabıma vurur."
Diğerleri de bu dediğine gülerken Timuçin mutlulukla Kutay eniştesinin oturduğu koltuğun koluna oturdu.
"Ama tıpkı senin gibi yaptı abi.. Tabi bir de öpmediği kalmıştı."
Kutay keyifle kolunu Yakup'un omzuna atıp "Ee abisinin gülü o da her babayiğidin harcı değil" deyince Yakup Kutay'ın kolunu dürttü.
"Lan sus üç gün kendime gelemedim zaten feleğim şaştı."
Onlar gülüşürken Timuçin dalıp gitmişti. Kaan yanında oturan Serhat'ı dürtererek çocuğu gösterip "Aha bu da senin peşinden koştuğum zamanlardaki ilk hallerin" dedi. Serhat göz devirirken bir yandan da hoşuna gittiği için bıyık altından gülüyordu.
"Yok yok o, maçta bana alık alık bakarken ki halin gevşek sevgilim."
Kaan "Seni şuracıkta yerim lan" deyip Serhat'ın sakallı yüzünü sertçe öptü.
En sonunda Timuçin oflayarak "Ya ben burda ne anlatıyorum siz aşk yaşıyorsunuz, abi yaaa" diyerek Yakup'a mızmızlandı.
Yakup hızla Kutay'ın kolundan çıkıp koltuktan kalktı ve kardeşinin kıvırcık turuncu saçlarını karıştırarak "Gel bakalım sen bir daha bi anlat, bizim çakal kılıklı sevgilim ol mu demiş" deyip Timuçin'i kaldığı odaya götürdü. Ve cici bebenin Alaz'la yaşadığı o bir kaç dakikayı yeniden en baştan anlatma serüveni başladı.
"Şimdi bak abi, önce biz..."
Yakup sabırla bıcır bıcır konuşan kardeşini dinlerken Alaz'ı yemeğe davet etme zamanı geldi diye düşünmeye başlamıştı.
Ertesi gün Alaz yarası tam olarak iyileşmese de mecbur sanayideki dükkanı açıp işinin başına döndü. Ecrin'in bir sonraki ilacı için para kazanmak zorundaydı ama dürüstlükle hakkıyla kazanmak istediği paranın ilacın yarısını bile karşılamayacağını biliyordu. Ama Alaz bütün pis işlerden elini çekmeye karar vermiş, gerekirse geceyi gündüze katarak ilaç için daha fazla çalışacaktı. Artık kirli ellerini ne Alaz'a ne de kardeşine sürmek istemiyordu.
Akşama kadar verilen siparişi bitirmiş, üzerine bir iş daha alıp sabaha kadar dükkanda kalacaktı. Akşam sanayi esnafı Alaz'a "Oğlum yarın devam edersin az dinlen, canın çıkacak" deseler de hepsine "Yok abi sabaha bitmiş istiyorlar" diyerek elden ayaktan çekilen adamlarla kendini işe verdi.
Saatlerdir zaman kaybetmemek için eline telefonunu almadığı için de Timuçin'in mesajlarını ve aramalarını görmemişti.
Dükkanın önünde duran arabayla eğildiği demir yığınlarının arasından ayağa kalkıp gelen arabaya baktı. İçinden Timuçin elinde tuttuğu bez bir çantayla çıkıp paytak adımlarla dükkanın içine girdi.
"Mesajlarıma neden bakmadın Alaz, yine mi kaçıyorsun?"
Alaz, elinde tuttuğu çanta ve büzdüğü dudaklarıyla sitem dolu konuşan çocuğa gülümsedi.
"Çalışıyordum yavrum, bakamadım."
Timuçin duyduğu hitapla heyecanla hızlı bir nefes verdi. Yanakları çoktan al al olmaya başladığında Alaz ellerini beline koyup utanmasına gülerek elindeki çantayı gösterdi.
"Ne getirdin bana?"
Timuçin hızla toparlanıp aralarında kalan bir kaç adımı da deyim yerindeyse sekerek yürüdü. Alaz onun demirlere takılmasından korkarak elini tutup kendine çekti ve kolunu beline sardı.
"Dur cici bebe düşeceksin."
Kolu arasındaki beden yakın temasın heyecanıyla titrerken Alaz pis ellerle ona dokunduğunu fark edip ellerini çekti. Timuçin ise bu uzaklaşmayı fark edince kaşlarını çattı.
"Yemin ediyorum abimin Kutay eniştemi dövdüğü gibi döverim seni, çekmesene elini."
Alaz, eli maşalı Timuçin'in bu çıkışına gülerek "Ellerim kirli yavrum, üstün kirlenir" deyip bu defa sadece elini tuttu.
"Poşetin içinde ne olduğunu söyleyecek misin?"
Timuçin heyecandan unuttuğu poşetle "Ha, evet. Yaprak sarması" dedi.
Alaz şokla kaşlarını havaya kaldırınca Timuçin omuz silkerek "Akşama kadar uğraştım valla, ne zormuş. Serhat abinin annesinden öğrendim ama, ben sardım" deyince Alaz alt dudağını dişledi.
"Lan senin için ölünür lan."
Timuçin kıkırdayarak "Hadi üst kata çıkalım, açıkmışsındır, taze taze yersin" deyip üst katın merdivenlerine yöneldi.
Alaz ise arkasından baygın baygın Timuçin'in gidişini izleyerek "Allahım ben ne sevap işledim ki onu bana nasip ettin, ha sen söyle ne yaptım ben itlik piçlik dışında" deyip elini havaya kaldırdı.
Yukarıdan Timuçin'in "Alaz, hadi gelsene" diye seslenmesiyle derin bir nefes verip "Geldim cici bebem geldim" diyerek merdivenlerden koşarak çıkmaya başladı.
Tüm gün çalışmıştı ama Timuçin'in tatlı tatlı konuşup elleriyle yaptığı yaprak sarmasıyla tüm yorgunluğu uçup gitmişti. Alaz'ın karnından çok ruhu açtı, sevgiye, ilgiye, aşka. Ve bu aşk sadece Timuçin'in minicik elleri arasındaydı, Alaz'a öl dese oracıkta ölecekti.
İkisi de üst katta konuşa konuşa nefis yaprak sarmalarını yerken Timuçin ağzı dolu dolu yaprakları nasıl sardığını, nasıl pişirdiğini anlatıyordu. Alaz ise kulağına dolan bıcır bıcır heyecanlı sesle hem ruhu hem de pamuk gibi ellerle yapılan sarmalarla karnı doyuyordu.
Timuçin için milyar dolarlık hediyeler değil Alaz'la beraber yiyebildiği bir adet sarma ona en büyük hediyeydi. Hele de iştahla yiyen Alaz'ın gülen yüzü paha biçilemezdi. İkisi içinde aşk işte bu kadar doğal ve paranın satın alamayacağı kadar değerliydi.