Canozan-Ağlama Ben Ağlarım
O günün gecesi Alaz'ın kardeşinin kolları arasında büyük yüzleşmenin en ağır gecesi oldu. Yaşadığı tüm bok gibi yıllarını, daha çocukken ölen babasından sonra daha kundaktaki kardeşini bırakıp giden annesinin arkasından ağlayışını ve o günden sonra bir daha tek damla gözyaşı dökemeyişini. Alaz hiçbir zaman böyle olmak istememişti, yaşıtları gibi güzel okullara gidip başarılı bir adam olmayı, kimseye muhtaç olmayacağı bir işte çalışmayı istemişti, herkes gibi.
Daha bebekken kardeşinin kalbinin hasta oluşunun babasından gelmesini kimse istememişti, kardeşi bir gün daha yaşasın koşup oynasın diye yaptığı en pis işleri o istemişti.
Ama kaderin çarkları sert bir kaya çarpmıştı ve tüm dişlilerini paramparça etmişti.
Sabaha karşı sıkı sıkı sarıldığı kardeşinin yaşaması için daha ne yapması gerekiyorsa yapacaktı ama aklına kazınan Timuçin için ne yapacaktı bilmiyordu.
Sabahın ilk ışıklarında kardeşi uyurken odadan çıktı başına küçük bir öpücük bırakarak. Hastaden çıkınca da ayağını sürüye sürüye evin yolunu tuttu. Belki de saatlerce yürüdüğü yollar ona artık o kadar uzak gelmiyordu, arşınlamıştı artık bu yolları.
Eve döndüğünde banyoya girip kirini pisini temizler gibi duş aldı, aynaya bakmaktan korkarak odasına dönüp üstüne tertemiz kıyafetler giydi, belki üstü temiz olursa ruhu da temiz görünürdü. Şarjdaki telefonunu ve sigarasını da alarak evden çıktı.
Bu defa tam olarak nereye gittiğini biliyordu. Yakup'un evinin olduğu apartmanın önünde durup cebindeki sigara paketini çıkarıp bir dalı dudakları arasına sıkıştırıp çakmağıyla yaktı. Derin bir nefes çekerek sıkıntıyla üfledi.
Neden gelmişti buraya, ne diyecekti? Evden çıkarken ki o cesareti neredeydi?
Sigarasını bitirene kadar ayağın altındaki çakıl taşlarını tekmeledi. Dakikalar sonra apartmana bir araba yaklaştığında gömleğinin yakalarını düzeltti. Arabadan inen Oktay'ı gördüğünde kaşlarını çattı ama binadan çıkan Timuçin'i gördüğünde yüzü buruk bir gülümseye dönüştü. Yine en güzel ve en doğal haliyle karşısındaydı. Uçuşan mavi bir tişört ve civciv sarısı bir hırka ve beyaz bir kot. Onun bu rengarenk hali Alaz'ın siyaklarını boyuyordu.
Tüm cesaretini toplayarak derin bir nefes verdi ve yanlarına doğru yürüdü. Timuçin gülerek abisine el sallayıp arabaya binerken duyduğu sesle yerinde çakıldı.
"Cici bebe."
Hızla arkasını dönüp elleri ceplerinde gözlerinin içine bakan Çakal'la dudaklarını araladı ama heyecan bütün bedenini sarmış onu kımıldamaz hale getirmişti.
Alaz adım adım ona doğru yürüyerek tam önünde durdu. Oğuz'un göz devirmesini umursamadan dudaklarını ıslatarak "Biraz konuşabilir miyiz?" dedi.
Üst kattan onları izleyen Yakup, Alaz'ın yüzündeki yıkılmışlığı ve yorgunluğu görünce aşağı inmekten vazgeçip Timuçin'in cevabını bekledi.
Timuçin ise parmaklarıyla oynarken başını aşağı yukarı salladı sadece, sonra da Oktay'a dönüp "Ben sonradan gelirim olur mu?" diye sordu.
Oktay tam ters bir şey söyleyecekken Alaz'ın sert bakışlarına ve kaş çatmasına evin penceresinden bakan Yakup'a döndü. Alaz ve Timuçin de onun baktığı yere bakınca Yakup parmağını Alaz'a doğru sallayarak "Ne dediğimi unutma sakın" deyince Alaz hızla başını salladı.
Timuçin abisinden de izin aldığına göre arabanın kapısını yavaşça kapatıp Alaz'a doğru yürüdü. Oktay arabaya tekrar binip sinirle oradan uzaklaştı.
"Nereye gideceğiz ki?"
Alaz onun kısık sesiyle sorduğu soruya derin ve rahat bir nefes vererek "Bilmem, buraya kadarını planlamıştım aslında" deyip elini ensesine attı.
Timuçin gülmemek için dudaklarını birbirine bastırarak sinirli görünmek için kaşlarını çattı.
"E neden geldin o zaman?"
Alaz yanaklarını şişirerek etrafına bakınıp "Özür dilemek için" dedi ama gerçekten burdan sonrasını planlamamıştı. Ya Timuçin'in onu görünce nefretle bakarak başından atacağını ya da Yakup'a yakalanıp hakiki bir dayak yiyeceğini düşünmüştü.
Hâlâ camda onları izleyen Yakup "Valla bunlar bir haltı beremezler" diye söylenerek pencereden sarkarak "Lan gerzek çocuğu alıp götürsene bi yerlere, ne dikilip duruyorsun" diye bağırdı sonunda.
Timuçin utanarak "Abiii" diye bağırınca da "Ne abisinin gülü? Sen demiyor muydun en azından karşıma çıkacak yüreği olsun diye, al işte gelmiş zibidi" dediğinde Alaz şokla kaşlarını kaldırıp "Sen beni mi bekliyordun?" diye sordu.
Timuçin iyiden iyiye utançla kızardığı için başını eğdi. Yakup ise bir kez daha Alaz'a parmak sallayarak "Hele onu bi üz, hele bi gözünden yaş damlasın, seni ters çevirmem dümdüz sikerim Çakal" deyip içeri girdi.
Alaz sonunda "Tamam gel hadi benimle birini ziyaret edeceğiz" dediğinde Timuçin merakla "Kimi?" diyerek yürüyen Alaz'ın peşine takıldı.
Ama caddeye geldiklerinde Alaz taksi durdurmak için etrafına bakınınca Timuçin hafifçe kolundan tutup "Yürüsekte olur" dediğinde Alaz kaşlarını kaldırdı.
"Minik ayakların yorulur cici bebe" diyerek gülümsedi.
Timuçin gayri ihtiyari ayaklarına bakarak "O kadar minik değil ki" deyince Alaz ona elini uzatıp tam saçlarını karıştıracaktı ki yarı yolda elini çekti, önlerinden geçen taksiye ıslık çalarak durdurdu.
İkisi de taksiye bindiğinde Alaz hastane adını söyleyince Timuçin iyice meraklanmıştı. Niye hastaneye gidiyorlardı ki? Alaz hasta mıydı?
Takside ikisi de sessizleştiği sırada Alaz'ın kafasından binbir türlü açıklama vardı ama hiçbirini bir araya getirecek cesareti yoktu.
Hastane geldiklerinde Alaz ücreti ödeyip inen Timuçin'in ardından indi. Taksi uzaklaşırken ikisi de birbirine baktılar.
"Kimin için geldik? Hasta mısın?"
Alaz bu soruya buruk bir gülüşle başını iki yana salladı.
"Hayır hasta olan ben değilim, gel benimle" diyerek hastane bahçesine doğru yürümeye başladı. Timuçin ise artık tamamen merakla onu takip etti.
Hastaneye girip Ecrin'in olduğu kata geldiğinde Alaz ne yaptığını daha yeni fark ediyordu. Onu neden buraya getirmişti, bu yaptığı düpedüz kendini acındırmak değil miydi? Ama artık çok geçti. Kapıyı açmasını merakla bekleyen çocuğa bakarak korkak bir nefese sığındı ve kapıyı açıp içeri girdi.
Ecrin her zaman ki gibi sevinçle "Abii" diyerek kollarını açtığında Alaz kendini gülmeye zorlayarak "Cimcimeee" diye karşılık vererek ona sarıldı.
Odaya giren Timuçin ise ikisinin sarılmasını mutluluk ve biraz da hüzünle gülümseyerek izliyordu. Alaz sarılmayı bırakıp Ecrin'e onu göstererek "Bak sana bir arkadaşımı getirdim" dediğinde Timuçin şaşkınlıkla gözlerini açtı ama kızın "Abii, bu çocuk çok güzel, senin arkadaşın olamaz" diye kahkaha attığında Timuçin utanarak başını eğdi.
Alaz "Sus kız cimcime güzel olduğunu ben de biliyorum ama arkadaşım işte" dediğinde Ecrin ağzını eliyle kapatıp bu kez kıkırdayarak "Tamam tamam" diyerek Timuçin'e döndü.
"Merhaba güzel abi, bu adam seni kaçırdıysa kaş göz işareti yap" diyerek göz kırptı.
Alaz bir kez daha "Sussana sen, ne kaçırması" dediğinde Timuçin yatağa yaklaşarak sanki bir sır verir gibi fısıltıysa "O sadece senin gibi güzel prensesleri kaçıran bir cadı" dediğinde bu kez Ecrin utanarak "Evet evet, beni de buraya hapsetti" deyip abisine dil çıkardı.
Timuçin, Alaz'ın ona kızıyor gibi yaparak sahte kaş çatmasına gülerek başını iki yana salladı. Şu anda onun görüp görebileceği en masum haliydi belki de.
Alaz ellerini beline koyup "Hadi bakayım küçük prenses, senin uyku vaktin gelmiş sana kırmızı bir elma getireceğiz bu güzel abiyle" diyerek Ecrin'in saçlarından öptü.
Ecrin "Anladık anladık abiyi kaçırıyorsun sen, tamam görmedim sayın" diyerek yatağa uzanıp örtüyü başına kadar çekti.
Alaz "Seni küçük cimcime seni" deyip Timuçin'e kapıyı işaret etti. Timuçin ise Ecrin'in örtü altından çaktırmadan bakmasına gülerek odadan çıktı.
Şarkıyı burada açınız.
Alaz sessizleşip yüzü eski donuk haline dönerken merdivenlerden inerek hastane bahçesine çıktı, ordan da banklardan birine oturup bir sigara yaktı. Timuçin sessizce yanına oturup ellerini kucağına alarak oynamaya başladı.
Sigarası bitene kadar tek kelime etmeyen Alaz tüm açıklama cümlelerini siktir edip aklına geldiği gibi konuşmaya başladı.
"Yalan söyleyecek ya da kendimi acındıracak halim yok cici bebe, zaten ne sikime seni buraya getirdiğimi de bilmiyorum. Seni kandırdım, dolandırdım, paranı aldım doğru ama- ama-" derken devam edemeyerek sustu.
Timuçin çoktan ne olduğunu ve ne anlatmaya çalıştığını anladığı için "Alaz" dese de Çakal onu durdurarak "Aması yok be Timuçin, buna uyduracak bir kılıfım yok, en pis işleri de yaptım, en boktan insanların kahrını da çektim, yapmadığım itlik piçlik kalmadı" diyerek devam etti.
Bir sigara daha yakıp "İlk dolandırdığım sende değilsin, her yola da girdim, her ay biraz daha yaşasın diye o ilaçlar için girmediğim pislik kalmadı, ben artık pislikten ibaretim. Ama- ama.." derken bu kez daha derin bir nefes verdi.
"Sana borcumu ödemek için verdikleri o işi yapamadım, küçük bir çocuğa kıyamadım, ödemek istedim borcumu, gözünden bir damla yaş düştüğünü duyduğumda her boku yaparım dedim kendime ama yapamadım Timuçin, o masuma kıyamadım. O kadar acımasız değilim, kötü biri değilim ben. Sadece kardeşini biraz daha yaşatmaya çalışan zavallının tekiyim."
Ellerini birleştirip önüne doğru eğildi. "Beni bir daha görmek istemeyeceğini biliyorum, zaten bir daha yoluna da çıkmam, biz hiçbir zaman o olmak istediğin arkadaşlar olamayız, ben tertemiz bir ruhun yanına yakışmayan bir adamım. Ama ödeyeceğim borcumu yemin ederim, sadece bana biraz zaman versen, fazla fazla çalışırım ama öderim"
Alaz yorgun bir nefesle susup biten sigarasını attığında yanındaki bedene döndü. Timuçin'in yanaklarından süzülen yaşı gördüğünde oturduğu
yerden kalktı, onu ilk kez ağlarken görmüştü ve eli ayağına dolandı, önünde çöküp ellerini tutmak istedi ama sanki elleri kirliymiş gibi geri çekti.
"Ağlama, ne olur ağlama, onca boku bir hiç uğruna yapmış olmayayım, ağlama. Sen ağlama diye gittim ben o adama, sen ağlama diye para istedim. Yalvarırım ağlama."
Timuçin yüzündeki yaşları hızlı hızlı silerek önünde çöken Alaz'a kollarını sarıp boynuna sarıldı.
"Sen pislik değilsin."
Alaz, yıllar önce annesi giderken bir daha dökmeyeceğine yemin ettiği gözyaşlarını yıllar sonra ona sarılan ürkek kolların sarılmasıyla döktü. Yanaklarından dökülen yaşlar tüm hayatını temizler gibi Çakal'ı arındırıp geriye Alaz'ı bıraktı. O da tıpkı herkes gibi yaralı bir çocuktu. Kendi pisliğinin bile arkasına sığınamayan büyük bir çocuk.
Biraz yoruldum sanırım çocuklar, azcık dinleneyim olur mu? 🤗🤗