Doğduğum da normalin aksine mutluluk değil hayal kırıklığı getirmiştim aileme. Cadıların diyarından bir cadı olmadan doğdum. Cadıydım evet, ama yarım cadıydım. Sadece bir cadının değil bir vahşinin kalbini de taşıyordum. Cadıların düşmanı vahşilerin kalbini taşıyordum. Yani vahşi olarak adlandırılanların.
İnsanlar cadıların diyarında vahşi olarak adlandırılıyordu. Benim fikrim ise tanımadan bir şey konuşamayacağımdı. Daha önce insanlarla alakalı vahşi bir şey görmedim ya da onlarla tanışmadım. Elimdekiler sadece duyduklarım.
Ne var ki sadece ben değil burada yaşayan çoğu cadı görmedi ve tanışmadı. Yalnızca cadıların lideri Ramos gördüğünü iddia ediyor ve onlar hakkında halkına bir şeyler anlatıyordu. Ve onları görenlerden biri de annemdi. Yoksa neden bir kalbim insan kalbi olsundu ki.
Ben annem ile babamın yasak meyvesiydim. Babam bir insan annem ise bir cadı. Bu ilişki ben doğmadan önce öğrenilseydi eğer annem efendilerden ceza alırdı. O ceza da sürgündü. Kalan bütün ömrünü düşmanların dünyasında geçirmek zorunda kalırdı yani insanların.
"Neden gitmiyorsun?"
"Zorunda olmadığımı düşünüyorum" dedim kollarımı göğsüm de bağlayarak omuz silktim.
"Zorunluluk değil tatlım, nezaket" dedi annem ellerini saçlarımda davetkar bir şekilde gezdirerek.
"Onları buraya ben davet etmiş olsaydım benim yaptığımın kabalık olduğunu kabul edebilirdim" dedim doğum günü davetinden bahsederek. "İstemiyorum gitsinler" dedim kesin ve kararlı bir sesle.
Annem de artık beni her sene ikna etmekten yorulmuş olmalıydı ki boynu bükük ve hayal kırıklığı ile kapıyı kapatarak çıktı. Senelerdir şu lanet olası doğum günleri yüzünden annemle tartışırdım. Kimsenin gelmesini istemezdim , yalnızca ben kardeşim ve annem ile birlikte kutlamak isterdim. Annem bunun kabalık olacağını söyleyip durur o yüzden de kasaba da kim var kim yok çağırırdı.
"Haksız mıyım?"
"Anneni üzdün Raven" dedi gri tonlarına karışmış saçlarını dudaklarını büküp yukarı doğru üflerken. Umurunda gibi görünmüyordu ama bu Arem'in normal haliydi. Ben de umursamıyordum açıkçası.
"O her zaman onun kurallarına uymamı istedi Arem" dedim odamın penceresinin önüne gidip dışarıyı izlerken.
"O halde biraz kafanı dağıtalım" dedi ellerimden tutup beni ayağa kaldırırken. Duvarın dibinde ki süpürgeyi aldı ve beni süpürgeye oturttuktan sonra kendisi de önümde oturdu.
Artık ayın aydınlattığı gecenin gökyüzünde uçuyordum. Benim de süpürgem vardı ama aceleyle çıktığımız için almamıştım. Gittiğimiz istikametten yalnızca ikimizin bildiği tanıştığımız yere gittiğimizi anlamıştım. O süpürgeyi hızlı, ama çok hızlı sürdüğü için bir anlık refleksle belinden kavradım. Kollarım belini kavrayamıyordu.
"Bana korktuğunu söyleme lütfen" dedi korktuğumu itiraf etmemi istercesine. Her seferinde korktuğumu itiraf etmem için daha da hızlı uçardı.
"Korkmuyorum tabii ki benim iki yüreğim var unuttun mu?" dedim arkasında kahkaha atarak. O da bana eşlik etti.
"Bilmez miyim? Biri dursa diğeri var" dedi yine dayanılmaz esprilerinden birini yaparak.
Onunla sık sık iki kalbimin olmasıyla ilgili şakalaşırdım. Onunla zaman geçirmek küçüklüğümden beri beni rahatlatıyor ve mutlu ediyordu. Aramızda ki çekim tarif edilemezdi. Saatlerce gecenin eşliğinde uçtuğumuzu hatırlarım. Konuşmadan sadece gözlerimiz anlaşıyordu.
Sadece ikimizin bildiği o sığınağa sırlarımızın ortağına ulaşmıştık. Burası bir dağın en tepesindeydi. Dağın doğal olarak aşınmasıyla dağ da içeri doğru bir göçük oluşmuş, bir mağara. Geceleri ayın ışıltılarından başka bir aydınlatıcıya gerek duymazdık burada otururken.
Yine ayın ışıltısının en yoğun olduğu bölgeye geçip orada oturduk ve dağın tepesinden kasabada ki ışıltıları, yıldızları seyretmeye başladık. Hiç konuşmasak da en sevdiğinin yanında olmak huzur veriyordu bana. Onun için de öyleydi.
"Yıldızın yine çok parlak, yıldızım" dediğinde gülümseyerek karşılık verdim. Küçükken ikimizin seçtiği yıldızlar vardı. Onun ki artık yoktu, nedenini biz de bilmiyorduk. Ve biz ne zaman düşersek, bize ne zaman bir şey olursa bu yıldızların söneceğine inanıyorduk. Onun ki de bu yüzden mi söndü diye düşünmeden kendimi alıkoyamıyordum.
"Yıldızımız" diye düzelttim. Onun yıldızı yoksa benimki ikimize yeter de artardı. Her daim çok parlaktı. Ben daha yıldızımı seçmediğim zamanlar da o da yıldızını benimle paylaşmıştı. Karşılık değildi elbet ama dostluk bunu gerektirirdi. Benim olan onun, onun olan benimdi.
"Yıldızımız" dedi o da beni tekrar ederek ve ardından yüzünde halinden memnun bir gülümseme belirdi.
"Bakıyorum da benim gibi güzel bir kızla vakit geçirmek hoşuna gidiyor" dedim aramızda ki duygusal kasveti dağıtmak için. Ve ardından güldüm. Başını seyrettiği yıldızımızdan çevirerek gözlerini benimkilere dikti.
"Kesinlikle" dedi suratına kocaman bir gülümseme yerleştirerek. Arkadaşlığımızın olgun tipi Arem'di. Ben her zaman şaka yapan ve ciddiyetsiz davranandım. Ama bazı konular da ondan daha ciddi olabiliyordum.
"Sen olmasan asla kız arkadaşım yoktu sanki benim" dedi dediklerimi dalgaya vurarak. Kıskanmamı bekliyordu ama ben pek kıskanç bit tip değildim. Bunu bilmesine rağmen her fırsatta beni kıskandırmaya çalışması da yüzünde çok tatlı bir ifade bırakıyordu.
"Öyle mi? O zaman onlarla gelirsin bundan sonra" dedim ben de dalga geçerek. Kafamı onun omzuna yaslayarak geceyi aydınlatan yıldızıma, yıldızımıza bakmaya devam ettim. Arem de başını onun omzunun üzerinde ki başıma yasladı ve öylece geceyi seyretmeye başladık.
Bu gece annemi mutsuz ettiğimin fakındaydım evet ama şu an ben mutluydum. Bu yaptığım cadıların diyarında bir suçtur aslında ve bu cezayı işleyen değil ebeveyn alır. Büyüklere saygı bizim geleneklerimizde her şeyin önünde gelir. Ve benim bu yaptığım, yani doğum günüm de kimseyi istememem ,orada ki konuklardan birinin şikayet etmesiyle cezayı annem yer. Çünkü geleneklerimiz de çocuk ebeveynin mesuliyeti altındadır.
"Esniyorsun" dedi elimi ağzıma götürmüş esnemelerimi durduramazken. Artık çok uykum gelmişti ama hala onunla kalmak istiyordum. Ama onun da yorgun olduğunu ve uykusu geldiğini gözlerinden anlayabiliyordum. İkimizi de zorlamadan gitmem gerektiğini anlamıştım.
"Evet, sanırım uykum..." kelimelerim arasında bile esnemeye başlamıştım. "Geldi" diye tamamladım esnemelerim sonunda lafımı.
"Pekala yıldızım, hadi gidiyoruz" dediğinde oldukça yorgun bir yüz ifadesiyle başımı omzundan kaldırarak kafamı onaylar şekilde salladım.
Süpürgenin üzerinde ki yolculuğum tekrardan evim de, odam da son buldu. Anneme bile geldiğimi haber veremeyecek kadar yorgundum. Belki odama hiç girmemiş benim ev de olmayışımı hissetmemişti bile. Kafamı yastığıma koyduktan sadece saniyeler sonra gözkapaklarımın ağırlığını daha fazla taşıyamayarak uyudum.
Uyanmıştım ama gözlerimi açıp gerçekliğe dönmek hiç mi hiç istemiyordum. Her seferinde hayallerimin bölünüp gerçekliğime dönüyor olmam oldukça canımı sıkıyordu. Keşke rüyalar da yaşamanın bir yolu olsa. Kötü olanlar da değil tabi.
"Tamam tamam kalkıyorum" dedim penceremin önünde ki baykuşumun ötmelerine dayanamayarak. Baykuşlar gececidir ama benim ki biraz tembel. Tabii kedimin de karnı acıktığı için miyavlayıp duruyordu. Artık istesem de uyuyamazdım. Pencereyi açarak baykuşun odama girmesine izin verdim.
Üst kattaki odamdan alt kata sarmal merdivenlerden inerek geçtim. Annem daha uyanmamış olmalıydı çünkü uyanır uyanmaz kahvaltıyı hazırlar masaya koyduktan sonra kendisi de dışarı çıkardı. Bu saate kadar uyanmış olurdu normalde ama dün çok yorulmuş olmalıydı.
Kedimin mamasını annem koyduğu için yerini bulamıyordum. Ama onu uyandırmak istemediğim için ilk etapta kendim bulmaya çalıştım.
Mutfakta ki eşya dolapları, çekmecelere, sepetlere ve hatta olamayacak yerlere bile baktım ama bulamadım. Artık kedim durmadan miyavlıyordu ve buna daha dayanamayarak annemi uyandırmaya karar verdim.
Odanın kapısını yavaşça çaldım ama annemden ses yoktu, duymamış olmalıydı. Kapıyı duyabileceği daha sert bir biçim de çalmaya başladım. Yine ses gelmeyince içeri girmeye karar verdim. Kapıyı açtım fakat gözlerim annemi aramaya başladı. Annem odasında yoktu.
Yatağına biraz daha yaklaşınca yatağının hiç bozulmadığını fark ettim. Yani annem dün gece yatağa hiç girmemiş burada uyumamıştı. Deli gibi evde annemin adını sayıklayarak onu ev de aramaya başladım. Tekrar tekrar sanki yanlış görmüşüm gibi odasına girip bakıyordum.
En son odaya girişimde yatağının yanında ki gece lambasının yanında bir kağıt parçası fark ettim. Mektup olabileceğini düşünerek ona doğru yaklaştım ve elime alarak okumaya başladım.