Soyun ve paranın değil, savaşın ve gücün yönettiği bir İmparatorluğun altında ister bir veliaht olun, ister bir köle, hayat sizin için her zaman zorlu ve mücadeleci olur. Bu imparatorlukta yaşayan ve Valmor hanedanlığının en alt kademesinde bir köle olan Thia da oldukça zor bir hayat yaşıyordu. Yüksek bir mevkiye gelerek yüksek sorumluluk altında her an ölümle burun buruna gelmektense, bu yaşadığı köle hayatının daha güvenli olduğunu düşünürdü, ta ki bir gün o garip fısıltıyı duyana kadar.
Günlerden bir gün yine hanedanın lorduna hizmet ederken, lordun içtiği kanlar az gelmiş olacak ki lord daha fazla kan arayışına girdi. Gördüğü ilk kişi de Thia'ydı . Thia'yı kıskıvrak yakaladı ve boynuna sivri dişlerini geçirerek kanını emmeye başladı. Bunu o kadar fazla kez yapmıştı ki Thia artık bu duruma karşı tepkisiz hale gelmiş, hatta canının daha az acıması adına hazırlık bile yapmış oluyordu. Her kanı içildikten sonra sendeleyerek geri odasına dönüyordu , böylece en azından evdeki diğer işleri yapmak zorunda kalmıyordu . Yine de bu durumdan o kadar da memnun değildi. Sürekli kanın emilmesinden, her gün hiç durmadan çalışmasından veya ölümsüzlerin kendisi üzerinde gösterdiği sadist davranışlardan hiç ama hiç haz etmiyordu ki tek kazandığı şey, başını sokabileceği köhne dar bir oda ve hayatının dışarıdan daha güvenli olma düşüncesiydi . Sonuçta köle bile olsa Valmor hanedanlığının kölesiydi ve bu bir çok durumu değiştirirdi.
Aklına imparatorluğu inşa eden Ata Krallar geldi. Ata Krallar yüzyıllar önce kölelikten kaçarak bu topraklara gelmiş ve çıplak elleriyle canavarları kovarak bu toprakları sıfırdan inşa etmişlerdi. 'Böyle sıfırdan oluşmuş bir imparatorlukta bu hanedanlığın başına geçerek sıfırdan her şeyi kuramaz mıydı?' diye düşündü kendi kendine . Gerçi ne yapabilirdi ki. Karşısındakiler, doğuştan güç ve ölümsüzlük bahsedilmiş birer yaratıklardı. Üstüne üstlük güce tapan ölümsüz bir ordudan da hiç bahsetmiyordu. Kendisi ise bu kalede doğmuş diğer kölelerden farksızdı. Zaten daha sonra başa geçse bile diğer insanlara karşı kendisini nasıl koruyacaktı. Kendine bu düşünceleri sebebiyle güldü ve bu düşüncelerden kurtarmaya çalıştı. Gözlerini kapatarak kanının çekilmesi sebebiyle gelen yorgunlukla birlikte uyumaya çalıştı.
Tam uyuyacağı sırada tuhaf bir fısıltı duydu. Fısıltı odanın içinde masada duran tuhaf deri kaplı bir kutudan geliyordu. Merak ederek masanın üzerinde bulunan tuhaf kutuya yanaştı ve kutuyu eline aldı. Gelen fısıltıyı duymaya çalışarak kutuya kulağını dayadı ama kutunun içindeki ses kesilmişti. İlk başta kutuyu tehlikeli bir şey olması ihtimaline karşı açmamayı düşündü lakin ilk defa farklı bir şeyler yapma düşüncesi, ona büyük bir haz vermişti. Odasının önünden birisinin geçip geçmediğini kontrol ederek geri eski yerine döndü. kutuyu eline aldı ve hafifçe kutunun kapağını açtı.
Devam edecek...
