Daha önce de defalarca kez kızlarla olan arkadaşlığımı sorgulamıştım ama bu sefer onları sadece arkadaşlıktan reddetmekle kalmayıp tek tek tırnaklarını sökmekte kararlıyım. Beni düşürdükleri durumdan nefret ediyorum. Şu an onlar yüzünden pazarda her yeri yıkarak zavallı bir pazarcıdan kaçıyoruz.
"Lan lider bozuntusu daha hızlı olsana!"
Derya'nın sesini duyduğumda bir kez daha sinir krizi geçirerek çığlık attım ve biraz daha hızlandım. Sırf bir armut için düştüğümüz hallere inanamıyordum. Çığlığım sona erdiğinde "Bana bak gerizekalı, zaten başımıza ne geliyorsa senin yüzünden geliyor bu durumdan bir kurtulayım donduracağım ilk kişi sensin." Dedim.
Derya biraz ötemde olmasına rağmen eğlendiğini belli eden kahkahasını duydum. Hem akademi başkanı hem de türümün lideri olarak benden korkmayan iki kişi ile arkadaş olmam da benim hatam olmalıydı.
Pazar alanından çıktığımızda Derya ve Lara rastgele bir sokağa saparak görüş açımdan çıktılar. Onlara yetişmek için biraz daha hızlanmaya karar verdiğim sırada üzerine giydiğim mavi pelerinimin ucu ayağıma takıldı ve ellerim ile dizlerimin üstüne sert bir şekilde düştüm. Arkamdan ise hala tezgâhından armut çaldığımız adamın sesi geliyordu.
Üstüm tamamen çamur olmuştu ve hem dizlerim hem de ellerim acıdan sızlıyordu. Daha fazla boş boş yere bakmak yerine hızla ayağa kalkmak için hamle yaptığım sırada bana uzanan esmer ele ilk birkaç saniye şaşkınlıkla baksam da daha fazla düşünmeye vaktim olmadığını bildiğim için hemen eli tutup ayağa kalktım ve koşmaya devam ettim. Pazar alanından tamamen uzaklaştığımda ise hala yüzüne bile bakmaya vaktimin olmadığı yabancının elini tutuyordum.
Tehlikenin geçtiğini anladığım ilk anda adımlarım yavaşladı ve hemen ardından durdu. İçimdeki merak dürtüsüyle kafamı yavaşça çevirip yanımda duran adamın yüzüne baktım. Bunun için kafamı biraz da kaldırmam gerekmişti çünkü elini tuttuğum kişinin boyu biraz fazla uzundu.
Aslında baya uzundu. Eğer şu an Yunan heykellerini kıskandıracak yüzü bu kadar dikkatimi çekmeseydi uzunca bir süre boyunu düşünebilirdim.
Ben hala ona bakarken bana tek kaşını havaya kaldırıp "Hırsızlık yapmanın kötü bir şey olduğunu sana kimse söylemedi mi?" Diye sordu.
Derya yüzünden düştüğüm durum yetmiyormuş gibi bir de tanımadığım bir Yunan heykeline rezil olmuştum. Aslında paramla rezil oldum demeyi çok isterdim ama ne yazık ki yere düştüğüm zaman elimden düşen armudu gerçekten de çalmıştım. Üstelik sadece iki deli arkadaşım öyle istedi diye.
"Soru sormak yerine elimi bırakmaya ne dersin?" Diyerek konuyu değiştirmeye çalışsam da Yunan heykeli bundan etkilenmemiş gibi görünüyordu. "Hey, sana diyorum!"
Sesimin biraz yükselmesiyle yüzünün aldığı ifadeden afalladığı anlaşılıyordu. Kafasını hızlı bir şekilde bitişik olan ellerimize çevirdiğinde elimi hala tuttuğunu yeni fark ediyormuş gibi bir anda elini çekti. Elim boşluğa düştüğünde kaşlarımı çattım ve bir yandan da söylenmeye başladım.
"Elimi bırak dediysem vebalıymışım gibi fırlat demedim."
Yüzündeki ifade yerini gülümsemeye bıraktığında ona eşlik etmemeye çalışıyordum. Zaten buna gerek kalmadan arkamdan iki deli arkadaşımın sesi duyuldu.
"Derya, ben öldüm de cenette miyim? Etrafımı yakışıklı huriler sarmış."
Derya Lara'nın söylediğine sesli bir kahkaha attı, Lara ise hâlâ gözlerini yanımda ki Yunan heykelinden ayırmamıştı. Ona gerçekten yiyecekmiş gibi bakması bir an için sinirlerimi bozdu. Sonuçta o bir Litas soylusuydu bu şekil davranışlar ancak itibarımıza gölge düşürürdü.
Yunan heykeli benim düşüncelerimin aksine Lara'nın söyledikleri hoşuna gitmiş gibi gülümsedi ve Lara'ya son derece çapkın bir şekilde göz kırptı. "Sizin gibi bir güzelliğin cennetten başka bir yere gitmesi pek mümkün olmazdı zaten hanımefendi." Diye de ekledi. Lara erimenin kıyılarında dolaşırken artık buna bir son vermem gerektiğinin farkındaydım. Bu yüzden öne doğru bir adım attım ve kızlara oldukça sert bakışlarımı göstermekten çekinmedim.
Derya mesajı almış gibiydi ama Lara her yakışıklı erkek gördüğünde olduğu gibi yine beynine kısa bir süreliğine veda etmişti. Bu duruma artık şaşırmayı bırakmak bir yana yanımdaki Yunan heykeli yüzünden ona hak vermiyor da değildim.
Yine de bu onun söylediklerine göz yumacağım anlamına gelmiyordu. "Kızlar derhal kendinize gelin, akademiye gidiyoruz." Dediğimde sert tavrımdan ödün vermiyordum. Bir an önce akademiye dönmeliydik aksi halde çok daha fazla küçük duruma düşmekten korkuyordum.
Lara söylediğimi hiç umursamadan arkamda duran bir noktaya odaklandığında Derya da ona eşlik ediyordu. Ne olduğunu anlamak adına arkamı döndüğümde Yunan heykelinin yanında duran iki erkek ve bir kızı gördüm. Bir Yunan heykeli yetmezmiş gibi iki tane daha gelmişti ve bu kez yanlarında güzelliği insanın aklını başından almaya yetecek bir kız vardı.
Derya ve Lara'nın erkeklere baktığına adım kadar emin olsam da ben gözlerimi kızdan ayıramıyordum. Dördü aynı anda izlendiklerini hissetmiş gibi bize döndüklerinde ise artık gerçekten yerin dibine girmek üzereydim.
Kendime gelmek ister gibi kafamı iki yana salladım ve arkamda kalan kızlara seslenmek için ağzımı açacağım sırada Yunan heykellerinden biri yüzündeki gülümseme eşliğinde bizim olduğumuz tarafa yürüdü. Ne olduğunu başta anlamasam da yanımdan geçip giden Yunan heykeli Derya'nın yanına gittiğinde durdu ve sanki konuşmaya hazırlanıyormuş gibi boğazını temizledi.
Derya da gözlerini ondan ayıramazken aralarındaki elektriklenmeyi buradaki herkesin fark ettiğine adım kadar emindim. "Sizi gördüğümde keşke bir şifacı olsaydım diye düşündüm." Dedi iki numaralı Yunan heykeli. Hiçbirimiz ne dediğini anlamazken Derya hepimiz adına "Neden?" Diye sordu. İkisinin de transa girmiş gibi konuşması sinirlenmeme neden oluyordu.
"Cennetten düşerken canınız çok yanmış olmalı, toparlanmanız çok uzun sürdü mü, Meleğim?" Dedi iki numaralı Yunan heykeli.
Ben konuya bu kadar hızlı ve klişe bir şekilde girmiş olmasının şokunu atlatamazken diğerlerinin de benden farklı olmadığını biliyordum. Derya'nın cevabı ise buradan kaçmam için bardağı taşıran son damla olmuştu.
"Evet, evet haklısın. Düşerken fazlasıyla canım yandı, toparlanmam iki hafta sürdü. Keşke senin gibi bir şifacıdan yardım alsaydım."
"Yardım alman için hala geç değil bence. Şifacı değilim ama olsun."
Resmiyeti bu kadar erken atmamalıydılar. Hele ki Derya gibi bir Litas soylusunun bunu yapması kabul edilebilir bir şey değil!
Duyduğum kahkaha sesi düşüncelerimi bölerken bu sesin Lara'dan geldiği anlaşılıyordu. Hemen ardından ise ilk gördüğüm Yunan heykeli kahkaha attı. Adını bilmediğim güzel kız da onlara katılırken tek gülmeyen ben ve üç numaralı Yunan heykeliydik.
Lara kahkahasını bölmeden yanıma doğru yaklaştı ve Derya'yı göstererek konuştu. "Sanırım yakışıklı erkeklere zaafı olan bir tek ben değilim."
Bu konuda haklıydı, her iki arkadaşım da tam birer yakışıklı erkek hastasıydı. Binlerce öğrencinin olduğu Akademi'de ikisi de okulun en çapkınları olarak ün salmışlardı. Yakışıklı erkeklerle gönül eğlendirmek kesinlikle onların işiydi.
Derya hiçbir şeyi umursamadan sağ elini karşısında duran Yunan heykeline uzattı ve aynı şekilde karşılık alması çok uzun sürmeden Yunan heykeli de onun elini tuttu.
"Ben Derya." Dedi arkadaşım.
"Ben de Atakan." Dedi adını artık bildiğim Yunan heykeli.
İkisinin arasına giren ise yanımda duran Lara'nın sesi oldu.
"Bence artık tanışmalıyız. Ben Lara, Litas soylularından Hakim Deniz'in kızıyım. Ya siz?"
Lara cümlesini tamamladıktan sonra hem üç Yunan heykelinin hem de yanlarındaki güzel kızın surat ifadesine bariz bir şaşkınlık oturdu. Neye bu kadar şaşırdıklarını anlamak zor değildi, muhtemelen bu kadar soylu ve zengin birinin neden armut çaldığını merak ediyorlardı. Haksız da değillerdi.
Aralarında en hızlı toparlanan güzel kız oldu oldukça geniş bir gülümsemeyle Lara'ya elini uzattı. "Ben de Asale, sizin Akademinize gelmek için hazırlanıyorum." Dedi, oldukça mutlu görünüyordu. Lara da ona aynı şekilde karşılık verdi.
"Aslında Akademi'ye yeni gelenlerin yaşı daha küçük olur ama sen neden bu kadar geç kaldın ki?" Diye sordu. Doğrusu bunu bende merak etmiştim. Akademi'ye giriş yaşı soylular için sekiz, yerli halk için on yediydi. Fakat bu güzel kız hiç de on yedi yaşında gibi değildi.
Onları dinlemeye devam etmeyi düşünüyordum ama yan tarafımdan gelen bir numaralı Yunan heykelinin sesiyle oraya döndüm.
"Bence biz de tanışabiliriz, ben Onur." Dedi. Elini uzatmamasının nedeninin az önceki durumumuz olduğuna emindim.
"Elif." Dedim hiç uzatmaya gerek duymadan. Daha sonra ise önüme döndüm, sıradan halkla bu kadar iç içe olmaya hiç gerek yoktu.
Lara bana katılmıyor olmalı ki Asale ile birlikte kahkahalarla gülüyordu. Ondan ümidimi kesip Derya'ya döndüm ama o da Atakan ile neredeyse burun buruna ve gözlerinin içine bakarak bir şeyler söylüyordu. Adını henüz öğrendiğim Onur bile onlara bakarken gülüyordu ancak üç numaralı Yunan heykeli benden farksız bir yüzle onlara bakıyordu. Sadece ikimiz somurtuyorduk.
Asale bunu hissetmiş gibi hızla arkadaşına doğru yürüdü. "Ilgaz, sende tanışsana arkadaşlarla." Dedi onun elini tutup çekiştirirken. Ilgaz ise gözlerimin tam içine baktı ve sanki bir şeyler anlamaya çalıştı. Neden öyle baktığını anlamasam da bakışlarından rahatsız olmamak elimde değildi. Yine de bunu belli etmedim ve omuzlarımı dikleştirip aynı sorgulayıcı bakışlarla ona karşılık verdim.
O ise bu yaptığıma sadece göz devirdi ve önüne döndü. Onun yaptığını yapıp önüme döndüğümde Derya ve Atakan artık seviye atlamış ve el ele tutuşmuş konuşuyorlardı.
"Ne yani sen şimdi insanları dondurma gücüne mi sahipsin?" Diyen Atakan'a Derya, büyülü gözlerle bakıyordu. Bu yüzden olmalı ki hülyalı bir şekilde "Evet." Dedi sadece.
Atakan'ın gözleri inanamıyormuş gibi büyürken elleri Derya'nın ellerini daha sıkı kavradı. "Benden buna inanmamı bekleme." Derken oldukça ciddiydi. "Eğer gücün insanları dondurmak olsaydı şu an kalbim senin için eriyor olmazdı." Dediğinde ise derinden gelen öğürme isteğimi bastırmak zorunda kaldım.
Benim aksime herkes kahkaha atarken Ilgaz yine onlara katılmıyordu ama ilginç bir şekilde gözlerini Lara'nın üzerinden ayırmıyordu. Lara da bunu fark etmiş gibi dönüp ona gülümsedi ama Ilgaz yine hiçbir tepki vermedi. Lara somurtarak bana döndüğünde umursamaz bir şekilde omzumu silkeledim ve avuç içimde hissettiğim soğukla avucuma baktım.
Avucumdaki buzdan yazı giderek belirginleşirken bu soğukluk hoşuma gidiyordu. Çünkü bütün Litaslar gibi ben de soğuk olan her şeye aşıktım.
"Akademi'ye dönün!"
Yazıyı okur okumaz parmaklarımı kapatıp açtım ve yazı yok oldu. Sadece Litasların kendi aralarında kullanabildiği bu iletişim yöntemi doğuştan geliyordu. Çünkü bütün Litaslar buz soyundan gelirdi ve yer yüzünde yüzyıllardır sürdürdükleri varlıklarını şu an bütün türlerin lideri olarak devam ettiriyorlardı. Ve şimdi bütün Litasların hayatının bir döneminde eğitim aldığı Akademi'ye gitmemiz gerekiyordu.
Sakin bir şekilde Lara ve Derya'ya baktım ve "Kızlar gitmemiz gerekiyor." dedim. Lara sorgulamadan yanıma geldi ve hemen ardından Derya da yanımıza geldi fakat düşmeden hemen önce Atakan'ın ona seslenen sesini duyduk.
"Hey," dediğinde Derya ile beraber ben ve Lara da ona baktık fakat o sadece Derya'ya bakıyordu ve devam etti, "Eğer senin gibi bir meleği bir daha göremeyeceksem yaşamanın bir anlamı var mı?" Dedi. Benim ise tekrar midem bulandı. Az önce tanıştığı birine karşı bu kadar saçma şekilde bağlı davranması sinirlerimi bozmuştu ama haklı da sayılırdı. Sonuçta Derya hem fazlasıyla güzel hem de fazlasıyla varlıklı bir Litas soylusuydu. O da bunun farkında olmalı ki Atakan'ın söylediğine hafifçe güldü ve "Hiçbir anlamı yok elbette ki." dedi.
Ve üç Yunan heykeli, bir dünya güzelinin şaşkın bakışları eşliğinde Akademi'ye gitmek için düştük.