Viktor Dragunov’un gelişi, malikanenin üzerine görünmez bir ölüm mangası gibi çökmüştü. Boris’in emriyle giydiğim zümrüt yeşili, sırtı tamamen açık ipek elbise vücudumu bir yılan gibi sarıyordu. Boris odama girip beni aynanın önünde süzdüğünde gözlerindeki o karanlık parıltıyı görmüştüm. Tek bir kelime etmedi, sadece boynuma servet değerinde pırlanta bir kolye taktı. Parmakları tenime değdiğinde fısıldadı. "Bu akşam sadece benim yanımda parlayacaksın." Aşağıya indiğimizde yemek odasının devasa kapıları açıldı. Uzun masanın başında, Boris’e çok benzeyen ama yaşın getirdiği o yırtıcı yorgunluğu taşıyan bir adam oturuyordu. Viktor Dragunov. Gözleri Boris’inkinden bile daha ruhsuz, daha griydi. "Boris," dedi Viktor, sesi bir mezar taşının gıcırtısını andırıyordu. "Demek bahsettiğin o küçük ganimet bu." Boris beni belimden sertçe kavrayıp yanındaki sandalyeye oturttu. Eli kalçamda, sahiplenici bir baskıyla duruyordu. "Ganimet değil baba," dedi Boris, sesi buz gibi bir otoriteyle yankılandı. "O benim." Yemek boyunca Viktor’un aşağılayıcı bakışları üzerimdeydi. Bir porselen bebeğe ya da bir fahişeye bakarmış gibi süzüyordu beni. "Güzel bir yüz," dedi Viktor şarabından bir yudum alarak. "Ama Dragunov kanı taşımayan bir kadının bu masada yeri yoktur. Onu yatağında kullan Boris, ama masanda değil." Kalbim boğazımda atıyordu. Tam ağzımı açacakken Boris’in elinin bacağımdaki baskısı arttı. "Onun nerede duracağına ben karar veririm," dedi Boris, gözlerini babasından ayırmadan. "Ve şu an, tam olarak olması gereken yerde." Viktor masaya yaklaştı, yüzünde çarpık bir gülümseme vardı. "Onu gerçekten koruyabileceğini mi sanıyorsun? Bir Türk kızı için kendi soyunu mu karşına alacaksın?" Boris aniden ayağa kalktı. O kadar büyüktü ki, gölgesi tüm masayı kapladı. Beni kolumdan tutup ayağa kaldırdı. "Benim olanı korumak için dünyayı yakarım Viktor. Bunu en iyi sen bilmelisin." Yemeği beklemeden beni yukarıya, yatak odasına sürükledi. Kapıyı kapattığı an beni kapıyla kendi arasına sıkıştırdı. Nefes nefeseydi, babasına olan öfkesi, içindeki o kontrolsüz arzuyla birleşmişti. "Bana öyle bakma," dedi Boris, ellerini boğazıma dolayıp başımı geriye atarken. "Babamın önünde bile boyun eğmeyen o bal rengi gözlerini söküp almak istiyorum." "Baban beni istemiyor Boris," diye fısıldadım, kalbim göğüs kafesimi delmek üzereydi. "Babanın ne istediği umurumda değil!" diye gürledi. Elbisemin ince askılarını tek hamlede aşağı indirdi. "Seni bu malikanede, onun duyabileceği kadar yüksek sesle inleteceğim. Herkes bilecek, her hücrenle benim olduğunu herkes anlayacak." Beni yatağa fırlatmadı, duvara yaslı haldeyken bacaklarımı beline dolamamı sağladı. Elbisemin ipek kumaşı yerlere dökülürken, Boris’in sertliği ve hırsı her saniye daha da artıyordu. Elleri vücudumda geziniyordu. "Bana ait olduğunu söyle," dedi, dişlerini omzuma geçirirken. "Kimin olduğunu söyle Elis!" "Seninim," dedim, zevk ve acı birbirine karışırken. "Boris... Sadece senin." O gece Boris sadece tenime değil, ruhuma da imzasını attı. İçime her girişinde, her darbesinde, beni dünyadan koparıp sadece kendi karanlık evrenine hapsetti. Dışarıda Dragunov imparatorluğu çatırdıyordu belki ama bu odanın içinde Boris, tek tanrıydı ve ben onun en kutsal kurbanıydım.
Bölüm 6
HÜKÜM GECESİ
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.