Okula geleli yaklaşık bir ay olmuştu,bu süreçte kendimi diğerlerine kıyasla oldukça geliştirmiştim.
Savunma büyülerini hızlı bir şekilde öğrenip,saldırı büyülerine çalışmaya başlamıştım,bunların yanı sıra henüz pek düzgün arkadaşlar edinememiştim,Jackson hariç tabi.
Onla yaptığımız düellodan sonra onunla tuhaf bir sempati kurmuştum, hareketleri fazla arkadaş canlısıydı.Ona uyum sağlamamak elde değildi.Ve ismini yeni yeni öğrendiğim- çatlak,zihin okuyan şövalye-Ellery,onunla,kedi köpek gibiydik.
Her fırsatta adeta gibi zihnimin içinde geziniyor,sonra ise aptal aptal sırıtıyordu.Açıkçası pek sevmedim.İşte bir iki kişiyle idare ediyordum ama yetmiyordu,okul bana pek iyi geldi diyemezdim.Çünkü hayatımda iki eksik vardı; Austin ve Frank..
Frank’ın tatlı,sakin neşesini özlemiştim,kısa sürede olsa onu kardeşim gibi seviyordum.Tek sorun şu idi,Frank’ı özlemem ile ilgili bir nedenim vardı ama Austin...
Onu çözemiyordum.Henüz onu tanıyamamışken bir veda nasıl bu kadar yüreğimi acıtıyordu bilmiyordum,fazlasıyla karmaşıktı.Yokluğu da varlığıda yüreğimi acıtıyordu..
Ve Moses,ahmak adam arada sırada uğrayacağını söylemişti lakin ortalarda yoktu.
Leydilik saçmalığı işimi zorlaştırıyordu,insanların tuhaf yaklaşımları,’Ay bu nasıl leydi’tavırları beni yoruyordu.
Fiziksel olarak da pek iyi değildim,üzerime yediğim büyü darbeleri sen vücudumda morluklar oluşmuştu.Ayrıca zayıflamıştım.
İşte karşınızda berbat bir Winter Niff..
“Hey Winter,buraya gel!”Jackson’un coşku dolu sesini duyduğumda yaslandığım ağaçtan uzaklaştım ve yanına doğru yavaş yavaş adımlarla ilerledim,yanına geldiğimde gülümsedi ancak gözleri üzerimde gezinince gülüşü soldu, kaşlarını çatarak bana baktı.
”Berbat görünüyorsun, farkında mısın?”Omuz silktim,şuan görüntüm umrumda bile değildi.Ters ters bana baktı, ardından ise aklına bir şey gelmiş gibi birden kollarımdan tuttu ve beni omzuna çekip adımlarını okula yönlendirdi.Bense şaşkınca ayaklarımı sallayarak,”Hey!Bıraksana Jackson!Ben yürüyebilirim.”dedim,o ise kıkırdayarak başını iki yana salladı ve okula doğru yürümeye devam etti.
Buna ne oluyordu şimdi?
Okula girdi ve karşısına çıkan Ellery yüzünden durakladı.Ellery tuhaf bir şekilde ona baktı,”Napıyorsun,Jackson? Okuldayız.”Vay be ciddiyete bak,bir dakika ne oluyor?Ellery kolay kolay ciddi olmaz ki?
Jackson yavaşça beni indirdi,yere ayaklarım değince Ellery’e,”Sorun ne?”dedim.Beni görmezden gelerek,yanımdan geçti,omzuma çarparak bahçeye çıktı.Arkasından ters ters bakmakla yetindim,”Ne olmuş buna?”dediğimde Jackson,durgundu,yüzünü soluk beyaz kaplamıştı.”Jackson?”Ona ürpererek baktığımda bir iki adım geri çekildi,”Benim gitmem lazım.”Koşarak merdivenleri çıkarken onu izledim.
Bunlara ne oluyordu?
Belki de umursamak daha iyi düşünerek,sınıflardan birine ilerledim.Büyük ihtimalle kimse yoktu.Yalnız bir şekilde büyü çalışmayı seviyordum.Sınıfın kapısını açtım ve sınıfta kimsenin olmasının verdiği mutlulukla sıralardan birine oturdum.
Büyü kitaplarımı çıkardım ve deniz canlılarının aurası ile ilgili bir satır okurken, ayağımı rahatsız hissettim, sanırım papuçlar eskidiği için rahatsız ediyordu.
Sayfaları çevirdim ve diğer canlılar hakkında ki büyü terimlerini okudum, birkaç sayfa daha ve birkaç sayfa daha..
Ayağım hâla rahatız oluyor!
Öfkeyle iç çektim ve elimi pabuçlarıma uzattım,büyük ahşap masa ve üzerinde ki şık örtü ayaklarımı görmeme engel oluyordu,elimin değdiği soğuk şeyin papucum olduğunu düşünerek,papuçun arka kısmını aradım ama elime değen ıslak şeyle durdum.Elimi masanın altından çıkardığımda,parmaklarımın üzerinde ki kana bakakaldım.
Kahretsin papuç diye ben!
Korkuyla masayı ittirdiğimde nefesimi tuttum, kahverengi uzun saçları kana bulanmış,yüzü solgun Ember...
Karnına saplanan değnek, ürpermeme neden oldu.Bunu hangi vahşi yapabilirdi..
Onu hızla kaldırdım,kollarımın arasına çektim.Değneği çıkarmak için karnına dokunduğum sırada durdum ve yutkundum.
Emberle uzun zamandır düşman gibi görünüyorduk ve ben burada yalnızdım.
Kahretsin!!
“Ember,çalışmayı bırakda-
Kapı aniden açıldı,Ember’in en yakın arkadaşları Clara ve Kate afallayarak bana ve kollarımın arasında ki kanlı vücuduyla bir süs gibi duran Ember’e baktı.
“B-unu nasıl yaptın!?”Boş sınıfta yankılanan çığlık ve bağırışları duyan herkes sınıfa geldiğinde ben,savunmasız bir şekikde kollarım arasında ki Ember’e bakıyordum.
Eğitmenler kolumu tutarak beni sınıftan çıkarırken gözlerimi kapattım,bunların bir kabus olmasını umut ediyordum ama olmadı..
(...)
Oturduğum ahşap sandalyede ellerim ile uğraşırken karşımda duran Okul kurucusu ve yöneticisi olan Cornelisus ve yanında ki eğitmenlerin rahatsız edici bakışları üzerimdeydi.
Sessizlik vardı, rahatız edici bir sessizlik..
Sessizlik beni korkutuyordu..
Sessizlik beni karanlığa daha fazla çekiyordu..
Sessizlik çocukluğumu binlerce kez öldürüyordu..
Sessizlik beni kahrediyordu..
Nefes alışlarımın düzensizliğini farkeden Eğitmen Jesanny,”Tatlım, korkulacak bir şey yok,sadece bize ne olduğunu anlatmalısın.Suçunun hafifle-
Sarışın eğitmenim Ceslay sözünü kesti,
”Suçunu hafifletecek bir şey olduğunu sanmıyorum,Ember’e karşı dönemin başından beri fazlasıyla saldırgandı.Benim düşüncem,okulun mahzeninde kalması.”
Mahzen mi?!
Müdür Cornelisus haricinde herkes konuşuyor ve yorum yapıyordu.
“Okulun mahzeni çok güvenli değil,Bay Ceslay.”Bazı eğitmenler,mahzeni çok güvenli bulmuyorken ,o ısrarcıydı.
“Güvenli olup olmaması bizi ilgilendirmez, şuan bir cesetten sorumlu ve onun hayatta kalması pek de önemli değil.”
Gözlerimden istemsizce bir yaş aktı.Benim yaşamım önemsiz değildi!
Öfkeme yenilerek yerimden fırladım,Bay Ceslay’e yaklaştım,öfkeli adımlarıma alayla baktı ve aniden değneğini çıkarıp sallayacakken,Müdür Cornelisus’un bağırışı ile her ikimizde geriye savrulduk.
“Yeter!”Nefesimi tutarak,yaşlı müdürümüze baktım,oldukça sakin görünsede sesi çok gür ve korkunçtu.
“Siz eğitmenler,büyücüleri mahzene atmak için burada değilsiniz,büyücüleri korumakla görevlisiniz,eğitmekle görevlisiniz ve hiçbir şekilde mahzene atılamaz.”
Bay Ceslay dişlerini sıkarak konuştu,”Elbette görevimiz onları korumak ama diğer büyücülerin hayatını riske atamayız!”
Müdür Cornelisus dediklerine alaylı bir tebessümle,”Henüz 1 aydır büyü öğrenen bir öğrenci,taşlaştırma büyüsünü yapamaz , yapmaya çalıştığı takdirde güç yetersizliği nedeniyle değneği kırılır.Farkındaysanız, değnek kırılmamış karnına saplanmış Yani aslında becerikli biri büyüyü yapamamış .”
Tuttuğumu farketmediğim nefesimi verdim,Bu adam yaşlı falandı ama zeka fışkırıyordu!
Eğitmenler benim yaşadığım şaşkınlığın daha fazlasını yaşarken,içinde tutamadığım alay duygusuyla Bay Ceslay’e,
“Bir de eğitmensiniz,yaşlı bir adamın çözdüğü şeyi çözemediniz.”Ceslay’ın gözleri açıldı ve öfkeyle bana baktı, Bayan Jesanny ise gülüşünü tutmak için dudaklarını bastırdı.
Eğitmenlerden biri ise derin nefes alarak,”Öyleyse yeni öğrenciler hariç herkes sorguya alınacak.”
Dedikleri karşısında herkes bu sefer gerçekten gergin bir şekilde baktı.
Çünkü katil içimizdeydi,belki bir eğitmendi,belki bir yönetici belki başka biri...

