Gece, yaz tatilini geçirmek için anneannesinin eski evine gitmişti. Ev, yıllardır neredeyse hiç değişmemişti. Gıcırdayan tahta merdivenler, duvarlardaki eski tablolar ve tavan arasında duran yüzlerce eşya…
Bir gün yağmurdan kaçarken tavan arasına çıktı. Eşyaların arasında küçük, ahşap bir sandık gördü.
Sandığın üzerinde garip semboller vardı.
Gece elini sandığın kapağına uzattığında bir anda odadaki bütün mumlar kendiliğinden yandı.
“Bu da ne?”
Sandığın kilidi, Gece dokunmadan açıldı.
İçinden eski bir kolye, sararmış bir harita ve üzerinde tek bir cümle yazan küçük bir kâğıt çıktı:
“Sandığı açan kişi, gizli dünyanın kapısını da açar.”
Gece'nin kalbi hızla çarpmaya başladı.
Tam o sırada sandığın içinden parlak bir ışık yükseldi.
Ve odanın duvarında daha önce hiç olmayan bir kapı belirdi.
Gece kapıya doğru bir adım attı.
Tam kapıyı açacakken arkasından bir ses duydu:
“Dur!”
Gece hızla arkasını döndü.
Kapının yanında, elinde eski bir asa tutan bir çocuk duruyordu.
“Sen kimsin?” diye sordu Gece.
Çocuk birkaç saniye sustu.
“Ben Alpaslan. Ve o sandığın neden seni seçtiğini biliyorum.”
Gece şaşkınlıkla sandığa baktı.
“Nasıl yani?”
Alpaslan'ın yüzündeki ifade değişti.
“Çünkü yıllardır kayıp olan büyü yeniden uyanıyor.”
Gece sandığı sıkıca tuttu.
“Peki şimdi ne olacak?”
Alpaslan kapıya baktı.
“Şimdi… diğer dünyaya geçeceğiz.”
Gece derin bir nefes aldı.
Ve ikisi birlikte gizemli kapıdan içeri adım attı.