İçeriğe geç

Büyülü Ormanın Sadık Muhafızları

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Büyülü Ormanın Sadık Muhafızları

Bölüm 2

KIYAMET UĞULTUSU

Bölüm hakkında düşüncelerinizi paylaşırsanız çok sevinirim ♡

Keyifli okumalar ✿

⸙

KIYAMET UĞULTUSU

Güneş gökyüzünü terk edip gideli uzun saatler oluyordu. Dalları en göklere çıkan ağaçların yaprakları bir ağıt yakarcasına hışırdıyor, ormanın içindeki şenliğe huzurlu bir enerji üflüyordu. Işık perileri oradan oraya kanat çırparken kanatlarından dökülen tozlar ormanın içine ışık huzmesi olarak dağılıyor, ağaç kovuklarından hazırlıkları izleyen sincaplara adeta gösteri yapıyorlardı.

Kendi etrafında dönerek uçmaya çalışan Alala az daha Aurora'ya çarpacakken Aurora'nın kanatlarını çırparak uzaklaşmasıyla dengesini sağlayamayıp hızla yere doğru düşmeye başladı. Bir yandan Aurora'nın adını seslenerek yardım istiyor, bir yandan da küçük gösterisinin mahvolmuş olmasına üzülüyordu. Narin kanatları bu hızlı düşüşünü yavaşlatamamışken havada asılı kaldığını hissetmesiyle sımsıkı kapattığı gözlerini açtı.

Ormandaki hiçbir bitkide görmediği o yeşile sahip gözlerle karşılaştığında küçük kalbinin pır pır ettiğini hissetti adeta. Aethra, tüm güzelliği ve asilliği ile karşısındaydı. Ayrıca hayatını kurtarmıştı. Ona bir kere daha hayran oluvermişti işte. Gerçi, bu büyülü ormanın güzel perisine hayran olmadığı bir gün var mıydı ki? Eşsiz yeşillikte gözleri, İris'in mavi dalgalarını imrendiren dalgalı, sarı ve uzun saçları, gökkuşağının tüm renklerini üzerinde taşıdığı kanatlarıyla o, bir mucize gibiydi.

Her perinin kendine özgü bir güzelliği varken, Aethra'nın güzelliği baş döndürürdü.

Döndürmüştü de. Işık perilerinin gösterisini izleyen sincapların gözü şimdi Aethra'daydı. Yuvalarından çıkmış köstebekler, çalıların ardındaki ceylanlar ve dallardaki kuşlar... hepsi onu izliyordu.

"Dikkatli ol Alala." Diye mırıldandı Aethra. Ardından yaptığı ufak sihri özgür bıraktı. Alala tekrar uçmaya başladığında Aethra aydınlanan patikada ilerlemeye devam etti. Orman sessiz olsa da yaprakların hışırtısı ve İris'ten gelen suyun sesi sessizliği bozuyordu. Kanat çırpan perilerin sesleri uzaktan geliyordu. Ormanın büyük bir kısmı Magna'da iken görevli periler ne yazık ki geceye katılamıyorlardı.

Bu gece, Magna'nın tazeleme gecesiydi. Gün doğumuna kadar Magna kendini yeniler, yenilenen Magna ile orman da tazelenirdi. Zira Magna, ormandaki tüm ruhlara bağlı olduğu için ormanın tazelenmesinden de sorumluydu. Yılda dört defa, her mevsimin başında ormanı tazeleyen Magna, ormanın merkeziydi.

Aethra sakin adımlarla yürümeye devam etti. Çoğu peri ormanda sürekli uçarak ulaşım sağlasalar da o, yürümeyi de severdi. Ormanın sessiz bölgesini geride bırakıp perilerin ve ormanın kadim dostlarının bulunduğu yere, Magna'ya geldiğinde yüzünde sakin ve huzurlu bir tebessüm oluştu. Magna'nın iki yanından akan İris'in serin suları, İris'in kadim perileri İlis ve İsos'un yönlendirmesi ile suyun içinde zıplayarak dans eden balıklar, kıyıya oturmuş perilerle gülüşen deniz kızları, dalların ve yaprakların arasında uçuşan ışık perileri ve ormanın nice güzellikleri ile sarılıydı her yer.

İki yandan akan nehrin ortasında gördüğü dört peri ile Magna'nın önüne ilerlemeye başladı Aethra. Bunlar İanus'lardı. Orman'ın bekçileri. Ormanın dört tarafını kontrol altında tutarlar ve ormana giren çıkan her türlü şeyden haberdar olurlardı. Bir tehlike olduğunda, ya da tehlike olabilecek durumları fark ettiklerinde baş perilere haber vermekle yükümlülerdi.

Dört peri, ellerini Gaia'ya yaslamış, gözlerini kapatmış ruh bağını hissediyorlardı. Bu gece nöbet sırası onlarda olduğu için, gün doğumuna kadar burada olamayacaklardı. Bu yüzden gelip Magna'da ruhlarını tazeliyorlardı. Magna ormanın neresinde olursa olsun, kendisine ait olan hiçbir ruhu tazelikten mahrum bırakmazdı fakat ormandaki her canlı da mutlaka bir kere ona gelir ve kutsal cümleleri söylerdi.

Ayinleri biten periler ellerini Gaia'dan çektiler ve sağ elleri ile sol, sol elleri ile de sağ kanatlarını okşayarak tazelenmeyi kabul ettiler. Çöktükleri yerden kalkan perilerin yüzlerinde ışık perilerinin ışık tozlarından daha aydınlık bir ifade vardı.

Aethra perilerin yanına ilerledi. Renkli kanatları yürüdükçe hafif hareketlerle dalgalanıyor, harikulade bir şekilde parıldıyordu. Şakaklarına dökülen saçlarına iki ince örgü bağlamış, arkasından tutturmuştu. Böylelikle güzel ve saf yüzü ortaya çıkmıştı.

Aethra'nın geldiğini gören İanus'lar dizlerini hafifçe kırarak nazik bir reverans yaptılar.

"Aethra," diye selamladı Harmonia. "Görev yerlerine dağılmadan önce Magna'yı ziyaret etmek istedik."

"Parıltı gözlerinize ulaşmış bile, hanımlar." Diyerek iltifatta bulundu Aethra. "Magna sizi kutsasın."

Hilaeira gülümsedi. "Minnettarız, Aethra. Gecenin devamında iyi eğlenmeler."

Aethra başını eğerek selamladığında Harmonia doğuya, Hilaeira batıya, Eilethyia kuzeye ve Feronia güneye doğru kanat çırparak uzaklaşmaya başladılar. Kısa sürede görev yerlerine varmış, nöbet değişimi yapmış olacaklardı.

Aethra nehrin kıyısında, deniz kızlarından Ladda ve Luna ile oturan Moira'yı gördüğünde yanlarına ilerledi. Moira dizlerine kadar suyun içine girmişken Ladda ve Luna'nın kuyruklarının bir kısmı suda bir kısmı ise yüzeydeydi. Ladda'nın mor, Luna'nın mavi pulları suyun yüzeyine yansıma yapacak şekilde parıldıyordu.

Aethra'yı ilk gören Moira oldu.

"Ah, Aethra! Bunu duymalısın, Luna sınırın yakınlarında bir siren gördüğünden bahsediyor!"

"Bir siren demek?" diyerek Moira'nın yanına oturdu Aethra. "Luna, bana nasıl göründüğünü anlatabilir misin?"

Gözlerini kısarak nasıl göründüğünü anımsamaya çalıştı Luna. "Teni çok beyazdı. Üzerine düşen güneş ışınlarıyla beraber parıldıyordu. Gözlerinin rengini seçemedim. Doğrusu gözlerinin yerinde beyaz iki oyuk var gibiydi. Belki buz mavisi olabilirdi, bilmiyorum. Sivri bir burnu ve kıpkırmızı dudakları olduğunu hatırlıyorum. Bir de... kulakları yüzgeç gibiydi." söyleyip söylememekte kararsız kalsa da dudaklarını ısırarak devam etti. "Sınırda beni gördüğünde arkasına dönmeden uzunca bir süre beni izledi. Sonra bir anda, hızla yüzerek uzaklaştı."

</p>

Aethra kısa bir süre boyunca suya vuran ışıkları izledi. Düşünceliydi. Moira başını Aethra'nın omzuna yaslayıp ayaklarını suda çırpmaya başladı. Ladda ve Luna ise gergindi. Sınıra yakın yüzmelerinin sıkıntı olmamasını umuyorlardı.

Bir süre sonra Aethra konuştu. "Sınırı geçmedikleri sürece yakınlara gelmelerinde sorun yok. Fakat siz dikkat edin. Sınıra yakın yüzmeyi bir süre bırakın, olur mu? Diğer perilere bildireceğim durumu, bir sorun olacaksa çözüm buluruz."

İki deniz kızı başını salladıklarında Aethra gülümsedi. Moira'nın saçlarını okşarken Magna'da bir hareketlilik olduğunu fark etti. Nazikçe Moira'nın başını omzundan kaldırdı ve iki nehrin ortasına hızla kanat çırptı. Magna'nın dalları sakin havaya rağmen sertçe sallanıyor, yaprakları feryat edercesine uğulduyordu.

Aethra ellerini toprağa bastırmak üzere yere eğilmişti ki, arkasındaki kanat seslerini duydu.

Ve hissetti. İçerilerde bir yerde. Bir acı, bir ağıt, bir yıkım...

Herkes sessizleşmişti. Az önce ormana hâkim olan o neşeli hava minicik bir an içinde hiçliğe karışmış, kıyamet öncesi sessizliğe bürünmüştü her yer. Aethra, büyük bir hüzünle arkasını döndü. Ne olduğunu bilmiyordu ama hissediyordu. Ruh bağı, buydu işte.

Hilaeira'nın kanatları yorgunca iki yanından süzülmüş, kucağında sırtından aşağı kanlar süzülen bir periyle yere yığılmıştı.

Yere dökülen kızıl kan toprağa karışıyordu. Gaia bir kere daha bir kadının kanını içiyordu.

"Görev değişimine gittiğimde bir ağacın dibinde buldum," dedi Hilaeira, ruhsuz bir sesle. "Kanatları kesilmiş."

Aethra'nın dolan gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Magna'nın yaprakları her zamankinden daha kuvvetle, daha heybetle hışırdamaya başladı. İris'in suları felaketle gümbürdedi. Ve Gaia'nın üzerindeki her bir bitki, boyunlarını eğdi.

Aethra ve tüm orman halkı dizlerinin üstüne çöktü. Ellerini Gaia'ya bastırdılar... ve dudakları bir ağıt için aralandı.

"Magia magna, sancta alis et arbor magna;

Vita tenera a nostris radicibus hac nocte erepta est.

Remitte animam tuam, suscipe animam tuam, benedic animam tuam.

Nostram lucem, patriam, undas, ne projicias;

De alis clara vita aeterna.

Tuum fac dolorem nobis ducem.

Luce lucere, luce lucere..."

(Yüce sihir, kutsal kanatlar ve ulu ağaç,

Narin bir hayat koptu bu gece köklerimizden,

Ruhunu bağışla, ruhunu kabul et, ruhunu kutsa.

Işığımızdan, yurdumuzdan, dalgalanan sularımızdan uzağa atma,

Kanatlarından parlak sonsuz hayata erdir,

Acısını bizlere yol gösterici yap.

Işıkla parla, ışıkla parla...)

⸙

Kitapta mitolojik fazlaca terim görebilirsiniz, çoğu mitolojik anlamına yakın olsa da kendi kendime kattığım yorumlarla yer alıyor olacaklar burada.

Bölüm sonundaki sözleri çeviri kullanarak yazdım, Latince hakkında bir bilgim yok sorabileceğim bir yakınım da olmadığı için bu yolu kullanmayı tercih ettim, hatalar varsa affola.

Sevgiler ve saygılarımla iyi günler efenim...💚🍄🍃

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.