05.09.1583
“Ya yemin ederim annem kadar yavaş bir insan görmedim. Alt tarafı özür dileyecek. Bunun hangi tarafı yarım saat sürebilir? Sanki nafaka ödeyecek.”
Annemin komşuya gidişinin üstünden yarım saat geçti ama annem hala dönmedi. Hani alt tarafı özür dileyecek.
“Harbiden ya, niye dönemedi bu kadın? Ve yarım saattir Harvey seni nasıl bulamadı?” dedi Mia.
“Harvey haftaya dördüncü kez onuncu sınıfa başlayacak. Yani buraya bakamayacak kadar zeki olmadığı apaçık belli.” Dedi Miles. Yani Miles’ın dediği gayet mantıklıydı. Biz hala annemi beklerken Zane yanımıza geldi.
“Linda’yı gördünüz mü?” dedi endişeyle.
“Hayır. Niye sordun?”
“Çünkü Linda birkaç gün önce bir icat için patenlerimi ödünç istedi. Bende vermedim. Şu anda patenlerimi bulamıyorum.”
“Niye patenlerini vermedin ki?” diye sordu Miles.
“En son Linda’ya icat yapması için bir eşyamı verdiğimde, Mia’nın beynine radyasyonel sinyaller gönderdi.” Diye cevap verdi Zane. Mia dört yaşındayken Linda Zane’in kaskıyla Mia’nın beynine radyasyonel sinyaller gönderdi. O zamandan beri Mia’nın refleksleri hızlandı, beyni hiçbir şekilde manipüle edilemiyor ve Mia’nın güçleri inanılmaz yavaş gelişiyor.
“Belki konumu tam açıktır, saatinden kontrol etsene.” Dedim. Saatlerimiz sayesinde birbirimizi bulunduğumuz odanın durduğumuz köşesine kadar bulabiliyoruz. Güçlüler arasında akıllı saatler çok yaygındır. Akıllı saatler üstün bir teknolojiye sahip. Saatlerin içerisinde oyunlar, sesli veya görüntülü aramalar, mesajlar, birlikler ile ilgili temel bilgiler, ses efektleri, görüntü efektleri, konum özelliği ve daha birçok şey var.
“Kontrol ettim. Konumunu tamamen kapatmış.” Zane bunu deyince Mia inanılmaz mantıklı bir şey söyledi.
“Linda senden bir icadı için patenlerini istedi, sen de vermedin ve şu an patenlerin ortalıkta yok. Laboratuvarına baktın mı, aptal?”
“Bakmadım.” Dedi Zane ağzı şaşkınlıkla açılırken. Hızla merdivenlere yöneldi. Mia sadece göz devirdi.
“Zane’nin beyne sahip olduğuna dair şüpheleri olanlar el kaldırsın.” Dedi Mia. Hepimiz el kaldırdık. Zane ile ikiz olduğuma inanmakta güçlük çekmiyorum değil.
“Anneme ses kaydını saatinden göndersene.” Dedi Mia. “Birilerinin su gücü yüzünden annemin saati hala düzelmedi.” Dedim. Mia birkaç gün önce annemin saatine su fışkırttığı için annemin saati bozuk. Ki muhtemelen kısa süre içinde tamir edilemeyecek.
“Annemi falan boş verin de, Leo hala dönmedi. Bu kasabayı bilmiyoruz, başına bir iş gelmiş olmasın.” Dedi Miles. Harbiden Leo saatlerdir dışarıda. Gerçi o bir koşucu. Yürümeye falan fazla alışık ama gene de bu kasaba tehlikeli olabilir.
“Leo’nun başına bir şey geleceğini sanmam. Annem yıllardır karate dersleri aldığını söylemişti. İyi dövüşüyordur. İyi dövüşüyorsa, kendini savunabilir.” Dedi Mia.
Nihayet annem evin kapısından içeri girdi. Her zamanki gibi sinirli bakıyordu. Hızla Mia’nın üzerine yürüdü. Mia hiçbir şey anlamamışken annem ona sert bir tokat attı. Misafirler tokat sesini duymadılar. Mia sadece ifadesizce anneme baktı.
“Cezam ne?” diye sordu Mia anneme. Mia yıllardır kurallara aykırı şeyler yaptığı için sık sık ceza almaya fazlasıyla alışıktı.
“Yarın sabah okuldan önce bugün hastanelik ettiğin kızdan özür dileyeceksin. İki hafta boyunca okulun haricinde odandan çıkmayacaksın. İki hafta boyunca telefonda yok, dansta yok. Kimseyle konuşma bile. Ne kadar kötü bir şey yaptığının farkına var.” Dedi annem. Mia’nın yüzünde öfkeden başka bir şey yoktu.
Annem sinirle mutfağa doğru yürürken bende onun peşinden gittim. Annem dolaptan bardak aldı ve sürahide ki suyu bardağa döktü. Bardağı kafasına dikti ve sertçe bardağı tezgâha koydu. Annemin hemen yanında durdum.
“Anne, sana bir şey dinletmem gerek.” Dedim. Annem göz ucuyla bana baktı. “Şimdi olmaz, Alarisse. Bir şey düşünüyorum.”
“Adım Zoey ama neyse, sana Harvey’in suçunu itiraf ettiği kaydı dinletmem gerek.” Dedim. Annem başını bana doğru çevirdi.
“Dinliyorum.” Saatimden ses kaydını açtım. Annem kaydı dinlerken bende sadece yanında durup yüzünde ki ifadeden ne kadar sinirli olduğunu ölçmeye çalıştım. Hayatımda gördüğüm, annemden daha sinirli tek kişi Mia. Bu yüzden annem ona hep babama benzediğini söylüyor. Ve Mia bundan nefret ediyor.
Ses kaydı bittiğinde annemin ağzından tek bir cümle çıktı. “Drael’i bul ve bana getir.” Annemin bunu söylemesinden sonra kendimi bir anlığına annem için çalışan bir güvenlik görevlisi gibi hissettim. Ama bu his uzun sürmedi.
Bu arada Drael, Harvey’in ikinci ismi. Hepimizin ikinci ismi var ama annem haricinde kimse bize ikinci isimlerimizle seslenmez.
Mutfaktan çıkıp hemen saatime baktım. Harvey’in profilinden onun konumuna baktım. Kapatmış. Yani onu bulmam zorlaştı. Zaten onun gibi baş belası bir abiye sahibim, bir de konumunu kapatmasa olmaz mı?
Konumunu kapattığına inanamadığım için hala saatime bakarken birine çarptım. Arkamı dönüp özür dilecekken çarptığım kişinin Mia’nın asla anlaşamadığı, Süper İyiler Birliği Kore temsilcisinin oğlu olduğunu fark ettim. Benden iki yaş büyük, hoş bir çocuk. Bu yüzden de anlaşamıyorlar. Daha doğrusu çocuk Mia'dan korkuyor. Çocuk altı yaşındayken Mia onun kolunu kırmıştı.
“Merhaba Lee-an, seni burada görmeyi ummuyordum. Yani Mia’yla önce ki kavgalarınızdan dolayı gelmeyeceğini düşündüm.” Dedim Korece. Aslında İngilizce biliyor ama ben kendimi geliştirmek için Korece konuşuyorum.
“Ben Mia’dan korkuyorum, senden veya Zane’den değil. Aslında gelmeyi ben de düşünmüyordum. Babam toplantı için Çin’e gitti. Ben de onun yerine geldim.”
“Evet, haberleri duydum. Başkan Min-Hee ile aranız düzelmiş. Sizin adınıza çok sevindim.” Başkan Min-Hee İyiler Birliği’nin Çin’de ki temsilcisi. Aslında tek bir Süper İyiler Birliği var ama her ülke de farklı takımlar, farklı binalar ve farklı temsilciler yani her ülkenin kendi Süper İyiler Birliği başkanı var. Ama annem genel başkan. Yani ülkelerde ki temsilcileri de annem yönetiyor.
Süper güçler, Amerika’da bulunan ve günümüzde ‘Yıldız Adası’ denilen ama asıl ismi Grevelena Adası’nda ortaya çıktığı için Süper İyiler Birliği’nin ana binası Amerika’da, Verilia şehrinde bulunuyor. Annem ise Süper İyiler Birliği’nin Amerika’da ki başkanı olarak aynı zamanda genel başkan.
“Umarım bir daha bu kadar saçma bir kavga olmaz da aramız Çin ile bozulmaz. Başkan Min-Hee’nin eski kocası yüzünden böylesine bir düşmanlık çıkacağı aklıma gelmezdi.”
“Dur bi’ dakika, Başkan Min-Hee boşandı mı? Şu onun gıcık kocası yüzünden mi aranız bozuldu?” diye sordum. Aslında buna vaktim yok ama dedikodu her zaman önceliklidir.
“Başkan Min-Hee boşanalı yaklaşık dokuz sene oldu. Olay çıkmaması için gizli tutuldu. Ve evet, kocası yüzünden aramız bozuldu. Adam berbat biri.”
“Ama sonuçta aranız düzeldi. Önemli olan bu, değil mi?” dediğimde Lee-an’ın arkasında annemi gördüm. Annemi görmemle birlikte yüzüm kasıldığı ve korkuyla yutkunduğum için Lee-an arkasına bakıp anneme saygıyla gülümsedi. Annemde Lee-an’a gülümsedi.
“Merhaba Başkan Helen, sizi görmeyeli epey zaman oldu.” Dedi Lee-an.
“Sana da merhaba tatlım, baban nerede?” dedi annem samimi bir şekilde.
“Babam toplantı için Çin’e gitti. Raporu size gelmiş olmalı.” Dedi Lee-an. Birlikte olan bütün toplantılardan annemin haberi olması zorunlu.
“Garip, henüz bana rapor gelmedi. Ama toplantı bitene kadar mutlaka gelir. Alarisse, git ve abini bul.” Dedi annem. Her zaman ki gibi annemin emrine uydum.
Neyse ki, şans benden yana. Küre gerçekten de işe yarıyor.
Arkamı döndüğüm gibi Harvey’i ikram masasında gördüm bile. Mia ve Miles ise onu geçiştiriyordu. Mia’nın yüz ifadelerinden anlaşılabileceği üzere, her zaman ki mükemmel oyunculuğunu konuşturuyordu. Bu yeteneği sayesinde defalarca kez beni kandırmış olabilir.
İkram masasına yaklaşıp Harvey’i bileğinden hızlıca tutup mutfağa götürdüm. Annem mutfakta tezgâha yaslanmış başına şarap dikliyordu. Harvey annemi görünce otomatik olarak panikledi. Bu, başını eğmesinden ve tırnaklarıyla oynamasından apaçık belliydi.
Küçüklüğümüzden beri hepimiz annemden korkarız. Linda haricinde. Annem en çok Linda’yı sevdiği için en çok ona iyi davranıyor. Sonuçta o annemin göz bebeği, örnek bir evlat, örnek bir öğrenci, örnek bir abla, örnek bir kahraman. Şahsen hayatım boyuna ablamın annem yüzünden bir kere bile ağladığını görmedim. Evlat ayrımcılığı işte.
Annem elinde ki şarabı tezgâha bırakıp Harvey’e doğru birkaç adım attı. Parmağıyla Harvey’in çenesini tutup kaldırdı. Harvey’in birazdan korkudan altına yapacağı titreyen dudaklarından, hızla inip kalkan göğsünden, sürekli tırnaklarıyla oynamasından ve gözlerinde ki panikten belliydi.
Annem ise çok soğukkanlıydı. Yani annem sadece bize karşı soğukkanlı olur. Normalde neşeli ve cıvıl cıvıl bir insan. Nereden mi biliyorum? Tabiki de kapak olduğu kahramanlık dergilerinden.
“Cezalısın. Bir ay boyunca müzik ve resim yok. Aynı zamanda, bir ay boyunca okul haricinde ev hapsindesin. Ayrıca günde en az dört saat ders çalışacaksın. Belki liseden mezun olursun.” Dedi annem. Ve Harvey’in yüzüne tükürüp öylece mutfaktan çıktı.
Harvey ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Gözünden dökülen gözyaşını hemen eliyle sildi. Gerçekten de iyi değildi. “İyi misin?” dedim ve elimi omzuna koydum. O ise sinirle elimi omzundan attı ve bana baktı.
“İyi misin mi? Saol Zoey, sayende bir ay boyunca cezalıyım. O pastaların ne önemi var ki zaten? Miles aynılarını yapabiliyor. Beni ispiyonlamak zorunda mıydın? Ne geçti eline? Zaten son üç haftadır yeterince acı çekmiyormuşum gibi bir de üstüne bir ay boyunca cezalıyım. Sakın, bir daha benimle konuşayım deme.” Dedi ve o da mutfaktan gitti.
Biz buraya taşınmadan önce Harvey sevgilisiyle kavga etti ve kavgadan sonra hemen taşındığımız için sevgilisiyle vedalaşamadı bile. Bunun üzüntüsünü yaşarken üstüne ceza alınca biraz kötü oldu. Biraz değil, baya kötü oldu. Ve kesinlikle Harvey’i anneme ispiyonladığım için pişman oldum.
Ben kendimi kötü hissederken aklıma bir fikir geldi. Saatimden Harvey’in sevgilisinin numarasını tuşladım. Abimin sevgilisinin adı Flora. Gerçekten de hoş, nazik ve iyi kalpli bir kız. Harvey ve Flora yaklaşık iki yıldır sevgililer. Resim kursunda tanıştılar ve birbirinden hoşlandılar. Kısa bir süre sevgili oldular, ailelerimiz tanıştı, hep beraber vakit geçirmeye başladılar.
Ama sonra, Lily diye bir kız abimlerin resim kursuna kaydoldu ve tüm yaz abimin peşini bırakmadı. Abim ile Flora’nın arasını bozmaya çalıştı ve başardı da. Abim ile Lily resim kursunda verilen bir ödev hakkında konuşurken Flora ikisini görüp yanlış anlamış. Bu yüzden de araları bozuk. Ama sanırım ben düzeltebilirim.
Hala saatimden ‘aranıyor’ sesi gelirken Mia mutfağa geldi. Hemen ellerimi arkamda birleştirdim.
“Burada ne yapıyorsun?” diye sordu Mia. “Hiçbir şey. Sadece öyle duruyorum.” Dedim.
“Bir şeyler karıştırıyorsun.” Diye mırıldandı Mia.
“Nereden anladın?” dedim teslim olurcasına.
“On üç yıldır kardeşinim, bir şeyler karıştırdığını anlamak zor değil. Arkanda ne saklıyorsun?” dedi Mia. Ben cevap veremeden saatimden gelen sesle Mia’nın yüz ifadesi değişti.
“Alo? Zoey orada mısın?” Kahretsin, aramayı kapatmayı unutmuşum. Bu Flora’nın sesi. Mia Flora’yı pek sevmez.
“O Flora’nın sesi değil mi?” dedi kaşlarını çatarak. Sonra aydınlanma gelmiş olacak ki yapmaya çalıştığım şeyi anladı. “Harvey ile aranı düzeltmek için Flora’yı çağıracaksın.” Mia kesinlikle fazla zeki.
“Sen Harvey ile aramın bozulduğunu nereden biliyorsun?” diye sordum.
“Misty kavganıza kulak misafiri olmuş. O anlattı. Ve kavganızın çok fena olduğunu göz önünde bulundurursak, yanılmadığım bariz.”
Sadece başımı sallayıp arkada birleştirdiğim kollarımı bırakıp saatimin olduğu kolumu ağız hizama getirdim.
“Hey, Flora. Sesini duymak ne güzel.”
“Zoey, eğer kendi çıkarların için Harvey ile beni barıştırmaya çalışacaksan, boşuna uğraşma.” Flora abime cidden kızgın olmalı.
“Hayır. Öyle bir şeyi yapsa yapsa Mia yapar.” Mia bunu duyunca ‘E tabi’ dercesine başıyla onayladı.
“Kesinlikle benim yapacağım bir şey.” Dedi Mia.
“Her neyse. Flora, gerçekten de yanlış anladın. Abim seni aldatmadı, aldatmaz da. Öyle bir şey olsa Mia onu eşek sudan gelinceye kadar pataklardı. Ama son günlerde kavga ettiği tek kişi komşu kızı. Gerçekten de abim kötü bir şey yapmadı. Sadece Lily ile kurs hakkında konuştular. Yani, arkadaşça konuştular.” Dedim. Bir süre sessizlik oldu.
“Peki.” Dedi ve telefonu kapattı. ‘Peki’ mi? Bu da ne demekti şimdi? Peki diyerek neyi kastetti ki? Mia ile hiçbir şey anlayamamış şekilde sadece birbirimize bakarken bakışlarımız aniden mutfağa ışınlanan Flora ile ablasına çevrildi. Yarı İngiliz yarı Kanadalı olduklarından olsa gerek onları hep çok güzel bulmuşumdur.
Flora uzun boylu, orta kilolu bir genç kızdı. Saçları uzun, dalgalı ve kızıl-sarı tonlarındaydı. Yüz hatları yumuşak ama belirgindi. Kaşları hafif kalın, burnu düz ve gözleri hemen hemen güneş sarısıydı. Ten rengi ise apaçık buğdaydı. Burnunda geçen sene yaptırdığı piercing vardı. Her zamanki gibi bluz ve pantolonlaydı.
Ablası Failin ise uzun boylu ve zayıf bir yetişkindi. Saçları kısa, dalgalı ve sapsarıydı. Failin’in yüz hatları sert ve belirgindi. Kaşları ince, burnu düz ve gözleri ise sarıydı. Ten rengi buğdaydı. Alt dudağında piercing vardı. Düğmeli pileli etek ve sarı bir bluzun üstüne deri ceket giymişti.
Mia Failin’i görünce gözleri parladı. Yakın arkadaş olmasalar da iyi anlaşıyorlardı. Ben daha çok Flora ile anlaşıyorum. Failin beni korkutuyor.
Galiba Flora doğruları öğrenebilmek için Failin’in süper gücünü kullanacak. Failin’in gücü insanların yalan söyleyip söylemediklerini anlayabilmek. Flora’nın ki ise akıldan fotoğraf çekebilmek. Biliyorum, kulağa garip geliyor. Ama gerçek. Işınlanabilmelerini sağlayan şey ise ışınlanma topu. Neredeyse bütün Güçlü ailelerinde olan, ışınlanmayı sağlayan bir top.
“Madem Harvey yalan söylemiyor, test edilmesinden de korkmaz.” Dedi Flora sert bir şekilde.
“Tamam, o zaman. Mia, Harvey’i çağır.” Dedim. Mia şaşırtmadı. “Uşağın yok, git kendin çağır.”
“Ben çağırırsam gelmez.” Deyince göz devirerek gitti. Sadece birkaç dakika sonra Harvey’i kolundan zorla tutup getirmişti. Zorla olduğu Harvey’in mimiklerinden anlaşılıyordu. Muhtemelen Mia onu bir şekilde tehdit ettiği için geldi.
Harvey Flora’yı görünce bir an duraksadı. Kelimelerini toparlayamamış olacak ki ağzı açık bir şekilde öylece kaldı. Birkaç saniye sonra şaşkınlığını atlatabilmiş olacak ki sonunda konuşabildi.
“Flora, burada ne işin var?”
“Gerçekleri öğrenmeye geldim. Zoruna mı gitti?” dedi Flora.
“Hayır, öyle demek istemedim.” Dedi Harvey. “Sadece, seni burada görmeyi beklemiyordum.”
“Bana da sürpriz oldu.” Dedi sert bir tonla Flora.
Ortamda kısa süreli bir sessizlik olunca Mia araya girdi.
“Eğer olayın sonunda abim haksız çıkarsa, parçalama işini bana bırakın. Bazı tanıdıklarım var da.” Dedi ve sırıttı. “Tanıdıkların kimler?” diye sordu Harvey.
“Ben, bıçağım, testerem, makasım, suç geçmişim, boyunlarında ki tırnak izlerim hala geçmeyen insanlar, korkuttuğum herkes ve daha birkaç saat önce hastanelik ettiğim komşu kızı.”
“Beni korkutuyorsun.” Dedi Flora. Failin abimin gözlerinin içine baktı. Harvey olan biteni anladı.
“Flora’yı aldattın mı?” diye sordu Failin.
“Aldattım.” Dedi Harvey.
Abimin sözü biter bitmez Flora şaşkınlıkla Harvey’e baktı. Mia’da hiç beklemeden Harvey’in boğazına yapıştı. Bir yandan sevgi sözcükleri sıralarken bir yandan da abimi boğuyordu. Flora ve ben abim ölmesin diye Mia’yı ondan ayırmaya çalıştık. Harvey ise Mia’nın kurt tırnağı kadar keskin tırnaklarını kendinden ayırmaya çalıştı. Nihayet Mia’yı abimden ayırmayı başardığımızda abimin boynunda tırnak izleri ve çok az kan vardı.
“Yalan söylüyor.” Dedi Failin.
“Keşke bunu birkaç dakika önce söyleseydin. Boşu boşuna tırnağım kırıldı.” Dedi Mia kırılmış tırnağına sinirli bir şekilde bakarken.
“Boynumdan kan akıyor ve sen kırılan tırnağını mı düşünüyorsun?” dedi Harvey kaşlarını çatarak.
“Ne demişler: bir kızın tırnağının kırılması her zaman bir erkeğin boynunun kanamasından daha öncelikli ve daha önemlidir.” Diye mırıldandı Mia.
Tezgâhın üstünden peçete alıp abime verdim. Harvey peçeteyle boynundaki kanları silerken Flora ile gülümseyerek bakıştılar.
“Biz sizi yalnız bırakalım.” Dedim.
Biz mutfaktan çıkmak için hareketlenirken Mia Flora’ya “Eğer bir şey olursa diye tırnaklarımı törpülemeye gidiyorum.” Dedi.
Failin ve ben mutfaktan çıkarken Mia’nın kolundan tutup onu da mutfaktan çıkardım. Mutfak açık mutfak olduğu için arada kapı yoktu. Ve bence bu evin en iyi yanıydı.
Biz mutfaktan salona geçtiğimizde gördüğümüz ilk şey Linda’nın Miles ile telaşlı bir şekilde ikram masasının önünde konuşmasıydı. Muhtemelen garip bir deney yapıp Zane’nin patenlerine zarar verdi ve Zane’den kaçıyordu.
İkram masasının önünde durduk. “Ne oluyor burada?”
Linda mahcup bir şekilde bana baktı. “Zane yakınlarda bir yerde değil, dimi?” dedi Linda. Linda’nın lafının ardından Mia saatine baktı.
“Eğer bahçeyi yakın bir yerden sayıyorsan, evet yakında.” Dedi Mia. Linda rahat bir nefes aldıktan sonra Failin’i farketti.
“Partiye seni davet ettiğimizi hatırlamıyorum.” Dedi Linda kendinden emin bir şekilde gülümseyerek Failin’e bakarken.
“Davet etmediğiniz içindir.” Dedi Failin. Linda’nın yüzü düştü.
“Kamu spotu; Harvey ve Flora barıştı.” Dedim. Miles ve Linda’nın çeneleri düştü.
“Nasıl?” sorusu ilk Miles’tan geldi. Failin “Benim sayemde.” Deyince Linda sadece göz devirdi.
“Kardeşinin ilişkisini kurtardım. Teşekkür etsen ölmezsin.” Dedi Failin Linda’ya bakıp. Linda şaşkın bir şekilde Failin’e baktı.
“Avcunu yalarsın. Ayrıca teşekkür etmesi gereken kişi ben değilim. Eğer bir teşekkür istiyorsan bu sorununu Harvey ile paylaş.” Dedi Linda. Anlayacağınız üzere Failin ile ablam anlaşamıyorlar. Galiba bunun sebebi Mia ile Failin’in yakın olması. Failin Mia’ya gerçek bir abla gibi yaklaşıyor. Kardeşinin sevgilisinin ablasının bir diğer kardeşiyle Linda’yla Mia’nın olduğundan daha fazla yakın olması Linda’yı kızdırıyor. Çokta haksız sayılmaz aslında.
“Biri adımı mı söyledi?” dedi Harvey Flora ile gülümseyerek el ele bize doğru gelirken.
“Evet, Linda.” Dedi Mia. Abim ne olup bittiğini anlamadığı içim bana göz kırptı. ‘Boşver’ bakışı atıp ablama baktım.
“Linda, sen niye Zane’i arıyorsun ki?” dedim. Linda’nın yüzü gergin bir hal aldı.
“Bilmeseniz daha iyi.” Diye cevap verdi Linda. Mia da benim gibi Linda’nın bir haltlar yediğini düşünmüş olacak ki gizlice saatinden Zane’e Linda’nın burada olduğunu bildiren bir mesaj gönderdi.
Nereden bildiğimi merak ediyorsanız, hemen yanı başımda olduğundan dolayı attığı mesajı kelimesi kelimesine kendi gözlerimle şahit oldum.
Önce Mia’nın saatine sonra da Mia’ya gülümseyerek baktım. Mia ise gururla sırıttı.
Abim, Failin, Flora ve Miles sohbet ederken Linda bir şeyler anlamış olacak ki ikimize garip bir şekilde baktı. Mia Linda’nın bakışlarını fark edip bana baktı. ‘Ne yapacağız’ manasında baktım. O ise halledeceğini ima eden bakışla bana baktı.
“Zoey ile benim gitmemiz gerekiyor, size bol sohbetler.” Dedi Mia. Sonra ise kolumdan tutup beni merdivenlere doğru sürükledi. Arkama baktığımda Linda’yla göz göze geldim.
Biz merdivenlerden yukarı çıkıp en sonunda Mia’nın odasına geldik. Ben içeri girip Mia’nın odasına göz gezdirirken Mia kapıyı kapatıp yatağına oturdu.
“Sen ne ara odanı tamamladın?” diye sordum.
“Siz uyurken.”
Odası siyah, kan kırmızısı ve gece moru haricinde bir renk bulundurmuyordu. Gotik ve Rock’N Roll tarzında bir oda olduğu kesindi. Fotoğraflardan nefret ettiği için odada bir tane bile fotoğraf yoktu. Duvar ise siyah sprey boyayla boyanmıştı ve gece moruyla argo kelimeler yazılmıştı. Zemin gece moruyla kaplanmıştı. Çalışma masasının üzerinde ise bilgisayarı vardı. Gardırobu kan kırmızısıydı.
Bende onun yanına oturdum –bu arada yorganı gece moruydu-. Birbirimize baktık. “Neden Zane’e Linda’nın yerini söyledin?” diye sordum. Cevabını omuz silkerek verdik.
Biz Mia’nın odasında oturup sohbet ederken aşağıdan sesler duyduk. Seslerden anladığımız kadarıyla misafirler gidiyordu.
“Biz kaç saattir konuşuyoruz?” diye sordum. Yani misafirler biraz hızlı gitti.
“Bilmem. Saat daha erken. Aşağıdakilerin bu saatte gitmeye kalkışması biraz garip.”
Sesleri biraz daha dikkatli dinleyince aşağıdakilerin bağrıştığını ve paniklediğini fark ettim. Mia da fark etmiş olacak ki aynı anda birbirimize bakıp kaşlarımızı çattık.
Direkt yataktan kalkıp koşarak alt kata indik. Merdivenlerden öyle hızlı iniyorduk ki saçlarımız rüzgâra karşı yenik düşmüştü. Alt kata vardığımızda misafirlerin panikle koşuşturup evi terk ettiğini ve annemin bir şekilde onları sakinleştirmeye çalışmasından başka bir şey göremedik. Tabi bir şey daha vardı.
Mutfaktan dumanlar yükseliyordu.
Biz durumu anlayıp mutfağa doğru koşmaya başladık. Ve bu hikâyede en nefret ettiğim şey koşarken elbisemin kırışması ve saçlarımın dağılması oldu.
Mutfağa vardığımızda ise Linda ile Zane’nin kavga ettiğini, Miles’ın zımbalandığını, Harvey’in ise yerde iki büklüm yatıp elinde çıngırakla oynadığını ve ateşlerin buzdolabından geldiğini gördük. Hadi her şeyi geçtim, -Miles’ın buzdolabına zımbalanmış olmasını bile- buzdolabını yakmayı nasıl becerdiler?