Dünyada, asırlar boyunca beş büyük cadı soyu olmuştu: Darrington Soyu, Chevalier Soyu, Avery Soyu, Milton Soyu, Seraphine Soyu. Darrington soyundaki cadılar, gölge manipülasyonu gücüne sahipti. Chevalier soyundaki cadılar, zihin manipülasyonu gücüne sahipti. Avery soyundaki cadılar, ölüleri diriltme ve onları kontrol etme gücüne sahipti. Milton soyundaki cadılar, illüzyon yaratma ve manipüle etme gücüne sahiplerdi. Seraphine soyundaki cadılar, ateşi kontrol etme ve oluşturma gücüne sahiplerdi. - Issız ormanlarda cadı bulmak mümkündür. Bu ormanların birinde, küçük bir cadı köyü vardı. Her cadının küçük, ama kasvetli bir evi vardı. Cadılar genelde kurt adamları ve vampirleri düşmanları olarak görürlerdi. Çünkü cadıların büyüden oluşan değerli kanları, diğer türleri meraklandırıyordu. Bir gün, bu köye bir vampir sürüsü rastladı. Grup yaklaşık on beş vampirden oluşuyordu. Cadılar paniklediler, bunu tehdit olarak algıladılar. Ama şaşırtıcı şekilde vampirler onlara bir şey yapmadılar, hatta etrafta kendine cadılardan av arayan vampirleri etraftan uzaklaştırdılar. Cadılar kuşkularına engel olamasalarda bir şey demediler. Bu cadılardan biri Beatrice Chevalier adında bir kadındı. Beatrice, kâküllü uzun siyah saçlara, gri gözlere, soluk beyaz tene, küçük, dolgun ve kuru gül renginde dudaklara sahipti. Kirpikleri uzundu, gözlerini kapattığında göz kapaklarına gölge düşürüyorlardı. Boyu uzun değildi, ama kısa da değildi. O gerçekten güzel bir kadındı. Cadı değil insan olsa, onu isteyecek bir sürü kişi olabilirdi. Ama cadı olmayı seviyordu. Chevalier soyundan geldiği için zihinleri manipüle edebiliyordu. Kendisi konuşmayı sevmeyen, ama keskin ve öz güvenli biriydi. Kırmızı, siyah, koyu turuncu gibi renkleri severdi. Yazı yazmaya ve kitap okumaya bayılırdı. Ayrıca cadılar hakkında yazılar yazdığı bir sürü defteri vardı. Kitaplığındaki çoğu kitap başka doğaüstü türler hakkındaydı. Kurt adamlardan ve vampirlerden pek haz etmiyordu. Bir gün, Beatrice evinin önüne bir sepet dolusu zehirli elma - ve bu elmaların cadılara etkisi yok - bıraktı, meşgul olduğu için. Evine tekrar girdikten sonra oradan bir vampir geçiyordu. Bu vampir Dante'ydi. Dante Elliot, yaramaz ve sinsi bir vampirdi. Siyah saçları, muhteşem kırmızı gözleri, beyaz gömleğini giydiğinde gözüken kasları kadınları deliye çevirirdi. Alaycı, bazen küstah biriydi. Vampir ve zeki olmasına rağmen, o kıpkırmızı olan ve sulu sulu gözüken elmalar onu cezbetmişti. Fakat elmalardan birini ısırdığında, gözlerinin kararıp bayılması bir oldu. Beatrice elma sepetini geri almak için döndüğünde, gördüğü manzara ile şok olmuştu. Bayılan kişinin bir vampir olduğunu hemen anlamıştı. Çünkü onun beyaz teni ve ağzının arasından hafifçe gözüken vampir dişleri bunu doğruluyordu. Kapısının önünde bayılmış bir vampir görmeyi beklemiyordu. Vampiri orada öylece bırakamazdı. Çünkü eğer orada bırakırsa, diğer vampirler bunu görüp cadılara saldırabilirdi. Zor bela vampiri evine aldı. Vampir artık onun koltuğunda baygın yatıyordu. Beatrice hızla dolabından panzehir çıkardı. Bu, vampire şifa olabilirdi. "Aptal vampir... nereden buldun ki beni? Öf!..." diye mırıldanırken panzehri bir şırıngaya aktardı. Sonra vampirin yanında yere çöktü, onun güçlü kolunu tuttu ve doğru yeri bulup panzehri enjekte etti. Bu muhtemelen vampire iyi gelecekti. Cadı, tam onun kolunu bırakacaktı ki adamın bileğinde olan dövmeyi gördü. "Dante". "Bu aptal vampirin ismi Dante mi?" Diye şaşkınlık ile mırıldandı Beatrice. Sonra kalktı ve masasına geri döndü. Uzanıp kitaplığından vampirler ile alakalı bir bilgi kitap aldı. Sonuçta, evine bir vampir almıştı, onlar hakkında bir çok şeyi bilmeliydi. Kitabı açtı ve okumaya başladı. Hala vampire karşı kuşkular duyuyordu. Dante bir şey yaparsa onun zihnini ele geçirmekten çekinmeyecekti. - Bir süre sonra, Beatrice arkasından sesler duydu. Oturduğu masada sırtı adama dönük olduğu için omzunun üzerinden ona baktı. Dante uyanmaya başlıyordu. Beatrice onun uyanmasını izledi. Dante'nin yarı kapalı gözleri odada gezinip odaklanmaya çalışırken, cadı onun gözlerini görünce bir an nefesinin kesildiğini hissetti. Beatrice kırmızıyı çok severdi, ve vampirin kırmızı gözleri hiçte diğer vampirlerinkine benzemiyordu.bu kırmızı, baş döndürücüydü. Beatrice büyülendiğini fark edince boğazını temizledi. "Sonunda uyandın." Dedi Beatrice, sesi kısıktı ve gözleri onun yüzünden geziniyordu. Dante onu fark edince dudağının kenarı kıvrıldı. "Ah... bir cadının evinde uyanacağımı düşünmemiştim." "Sus, aptal vampir. Eğer sana şifa ilacı vermeseydim geberip giderdin. Bana minnettar olmalısın." Cadı kadın özellikle onun gözlerinden kaçınmaya gayret gösterdi, kitabını okumaya çalıştı. "Ben... Ben susadım. Ve vampirlerin ne içtiğini eminim biliyorsundur." Dante böyle dedikten sonra gerilip koltukta oturdu. Beatrice bunları duyunca duraksadı. İnsan kanı istemiyordu herhalde... değil mi? "Şey, hayvan kanı olur mu?" Diye temkinli şekilde sordu Beatrice, ona doğru dönerek. "Bazen büyü veya ayinler için hayvan kanı topluyorum." "Sanırım, evet... beni bir süre tutar." "Ne? 'Sanırım' derken? Eğer herhangi bir cadıya zarar verirsen yemin ederim ki seni öldürürüm " Beatrice bunu hemen ekledi. Dante hafifçe kıkırdadı. "Merak etme, o tatlı zehir gibi olan muhteşem kanınıza dokunmayacağım. Ormanda gezinip av ararım. Düşüncesi bile saçma ama buraya merakı yüzünden gelen veya 'kamp' için gelen bir sürü aptal ölümlü var." Beatrice yüzünü buruşturdu, bakışlarını tekrar kitabına çevirdi. "Umarım aptal insanlardan bahsetmişsindir. Çünkü biliyorsun, bende bir ölümlüyüm." Dante'nin yüzündeki sinsi tebessüm biraz daha büyüdü, vampir dişleri bir an gözüktü. "Tabiiki onlardan bahsediyorum... çünkü çok uzun yıllardır hiçbir zaman mutlu bir şekilde kamp yapmaya çıkan bir cadı görmedim, tatlım." Beatrice bir an için sustu. Tamda o sırada, vampirlerin çok uzun yıllar yaşayabileceği yazıyordu kitapta. Sonra ona bakmadan sordu: "Öyleyse... yaşın kaç?" Dante ani soru ile bir anlığına dondu, sonra hafifçe güldü. "Şimdi de kişisel sorular yani, hmm?" Beatrice buna göz devirdi. "Yoksa 500 yaşında mısın?" "Hey, hey, yavaş ol, tatlım. Tabii o kadar yaşamadım. Yaşlı bir bunak değilim, bilirsin ya? Eh, dürüst olmak gerekirse ben yaşımı bile saymadım. Belki 100, belki 200. Kim bilir? Ama genç hissediyorum. Zaten o kitabında vampirlerin yaşlanmayacağı illa yazıyordur." Dante, Beatrice'in okuduğu kitabı doğru tahmin edince Beatrice bir şey demedi, ve fark etti ki gerçekten vampirlerin yaşlanmadığı yazıyordu. "Demek ki o yüzden gözlerin hala çok gü-" Beatrice ne söylediğini fark edince hemen sözünü yarıda kesti, yanaklarının yandığını hissedince biraz daha kitaba gömüldü. İlk defa böyle hissediyordu, buna anlam veremiyordu. Vampir bunu fark edince güldü. Günden eğleniyordu. "Ne oldu, küçük cadı? Gözlerim gerçekten güzel mi?" Dedi yerinden kalkarken. Panzehir onu kısa sürede iyileştirmişti. Beatrice, onu sandalyesinin arkasında hissedince irkildi. Dantr bunu fark etmiş olacak ki elini onun omzuna koydu. "Hey... kalp atışını, kanında akan adrenalini buradan hissedebiliyorum. Sakin ol." Cadının kalbi, onun dokunuşu ile daha da hızlandı. Bunu ilk defa hissettiği için ne yapacağını bilmiyordu. Ve en kötüsü, Dante bundan keyif alıyordu. Dante sonunda elini çekince, Beatrice derin bir nefes verdi. "İsmin güzelmiş, Beatrice." Beatrice, Dante'nin sözlerini duyunca kaskatı kesildi. Kafasını kaldırıp ona baktığında onun gözlerinin bir yerde gezindiğini gördü... Bu Beatrice'in günlüğüydü. Beatrice bunu görünce gözleri irice açıldı, hemen günlüğü aldı ve kapattı. Günlüğüne sayfasında yazının yazıldığı tarih ve kendi ismi yazdığı için, vampir onun ismini görmüştü. Dante bunu fark edince eğer çekildi. Bir an için suçlu hissetti, ama bu hissi kenara itti. "Günlüğün mü?" "Evet... Yani okumaman gerekirdi!..." Vampirin yüzünde ilk defa bir tebessüm yoktu, sadece düşünceli bir ifade vardı. Belli ki günlükte bir şey görmüştü. "Annen için üzgünüm." "Neyden bahsediyorsun?" "Ben... şey... günlüğünde gördüm işte! Anneni vampirlerin öldürdüğünü, bu yüzden vampirlerden nefret ettiğini yazmışsın. Buna rağmen evine bir vampir almak büyük cesaret ister." Beatrice şok oldu. Onun bunu öğrenmesini istemiyordu ama iş işten geçmişti. Kaşlarını sinir olmuş şekilde çattı. "Seni evime aldım çünkü diğer vampirlerin seni baygın şekilde bir cadının evinin önünde görselerdi, diğer cadılara saldırırlardı. Ve ben bunu istemedim." "Ve hala evindeyim." "Aptal!" "Aptal değilim, yardım etmeye çalışıyordum!" "O zaman, lütfen yardım etme!" dedi Beatrice, kitabını kapatarak. "Ben seni iyileştirdim, sen ise teşekkür edip buradan gideceksin ve bir daha birbirimizi görmeyeceğiz." Dante sabrının taştığını hissederken iç çekti. Tek istediği yardım etmekti. "Bak... sadece bana bu cinayet hakkında bilgi vermelisin. Belki yardımım dokunur. Aşağıdaki şehirde çoğu vampiri tanıyorum." Onun bahsettiği şehir, bulundukları ormanın biraz aşağısında olan bir yerdi. 11 yıl önce tüm yaratıklar, oradaki insanları yok edip şehre yerleşmişti. Vampirler, cadılar, melezler, şeytanlar, melekler... hepsi o şehirde bulunabiliyordu. Ve Dante oradaki çoğu vampiri tanıdığını söylüyordu. "Belki de bana güvenmiyorsun, ki bunun için sana hak veriyorum. Ama beni evine alacak kadar bana güvenmişsen, lütfen, bana sadece bir kaç bilgi ver." Beatrice sinirle iç çekti. Onun zihnini kontrol etmeye çalışmasına ramak kalmıştı. Ama bunu yapmayı istemiyordu. Çünkü istediği şeyleri zihin kontrol ederek elde etmeyi sevmiyordu. Büyüsünü kullanınca ne aksiyon kalıyordu ne zorluk. Beatrice sonunda dayanamadı. "Annemi öldüren kişi Alucard Elliot! Bu iğrenç ismi nasıl unutabilirim ki? Ve Alucard o kadar korkak ki annemin karşısına bile çıkmadı! Annemi öldürmesi için suikastçi gönderdi! Aptal adam! Ve hala yaşıyor, anlayabiliyor musun? Bu bana acı veriyor!" Dante, adamın ismini öğrenince kaskatı kesildi. Bu şok, hayatta hiç yaşamadığı türdendi. Çünkü rastgele bir cadının annesinin, kendi öz büyükbabası tarafından öldürülmesi beklediği bir şey değildi. Alucard Elliot, dominant ve acımasız kişiliği ile bilinen bir vampirdi. Çok sert, ve sözlerine itaat isteyen biriydi. Yaşadığı kasvetli malikanenin dış ve iç tasarımı iç karartıcıydı. Ve bu malikane, aşağıdaki şehirde idi. Orada tanınmış biriydi. Zaten bir vampir olduğu için çok güçlüydü, ve uzun yıllar yaşamıştı. Ama bu gücün, başka sebebi daha vardı: Cadı kanı. Herkese iyi biriymiş gibi gözüküp, cadılar da dahil olmak üzere herkesin kandırıyordu. Kandırdığı cadıların vücudundaki tüm kanı içip bedenlerini yakıyordu. Fakat şehirdekiler bu cinayetleri, normal ölümler olarak düşünüyordu. Ama gerçekleri bilen tek kişi Beatrice'di. Eskiden bu gerçeği onunla bilen bir kaç kişi daha vardı. Alucard, o bir kaç kişiyi acımasızca öldürmüştü. Ama Beatrice'ten haberi yoktu. Cadı kanının bu kadar değerli olma sebebi, onların yaptığı ve sahip olduğu büyüler yüzündendi. Evet, diğer tüm yaratıklar olağanüstü güçlere sahiplerdi. Ama cadıların büyüler farklı ve eşsiz olduğu için kanları daha değerli oluyordu. Ve bu kan içildiğinde, veya birine enjekte edildiğinde, o kişi daha dayanıklı, duyuları daha iyi, güçleri daha güçlü oluyordu. Alucard ise bundan yararlanıyordu. Beatrice bundan yakınıyordu. Böyle biri nasıl hala yaşıyor, nefes alıyor olabilirdi? Beatrice öfkesi yüzünden karşısındaki vampirin ona şok ile bakıyor olması fark etmedi. "Annemi öldürdü, çünkü annem onunla evlenmeyi reddetti. Çünkü o bir cadiydi, karşısındaki adam ise vampir. Vampirler ve cadılar asla ilişki yaşamamalılar. Bu iki tür düşmandır. Ve sırf bu yüzden, o iğrenç vampir bir suikastçi tuttu, ve annemin canına kıydı. Ama onun ölüsüne bile saygısı olmadı. Annemin tüm kanını içti ve kanı çekilmiş bedeni benim evime gönderdi. Ben o zamanlar annemin eve dönmesini bekliyordu. Soğuktu, soba başında ısınmaya çalışıyordum. Peki kaç yaşındaydım? ON ÜÇ!" Dante irkildi. On üç yaşındaki bir kız çocuğunun annesinin cesedi ile karşılaşması çok caniceydi. Cümleler boğazında düğümlendi. Kendini tutamadı ve uzandı, cadının gözünden düşen yaşı sildi. Ne yaptığını fark edince hemen geri çekildi. "Ben... şey... Bu... çok canice." Diye mırıldandı sanki kendi kendine konuşuyor gibi. İstemese bile büyükbabasına karşı öfke hissetmeye başladı. Zaten büyükbabasını hiçbir zaman sevmemişti. Ve bu bardağı taşıran son damla olmuştu. Ama bunu Beatrice'e göstermemeye çalıştı . Cadı bu akrabalık ilişkisini bilmemeliydi. Beatrice hafifçe geri çekildi. O da bunu beklemiyordu. Sertçe yutkundu, düşüncelerini toparlamaya çalıştı. "Ee? Öğrendin işte, mutlu musun artık? Bana daha da acı yaşatmak nasıl bir his?" Dante sinirlenmiş şekilde iç çekti. Bakışlarını farklı taraflara çekmeye çalıştı. "Amacım sana acını tekrardan yaşatmak değildi, Beatrice. Amacım o piçin kim olduğunu öğrenmekti, ve öğrendim. Teşekkürler." Dedi kendini sakin tutmaya çalışarak. Beatrice onun sözlerine şaşırdı. Onun kendini nasıl geride tuttuğunu, sinirlenmemeye çalışmasını görebiliyordu. Bir an sessizleşti. Neden bu kadar sinirlenmişti ki? "Neden... neden bu kadar sinirlendin?..." Dante'nin gözleri onunkini buldu. Gri gözlerindeki şaşkınlığı görebiliyordu. Bir an ikiside sadece birbirine baktı. Beatrice sanki bir çıkmazın içine giriyormuş gibi hissetti. Kırmızı gözleri onu hipnoz ediyordu sanki. Kırmızı gözlü vampirleri çok kez görmüştü, ama hiçbiri böyle güzel gözlere sahip değildi. Ya da belki de sahiplerdi. Ama Beatrice sadece onun gözlerinde bir şeyler hissediyordu, kim bilir? Dante önündeki gri gözleri detayına kadar inceledi. Adam, bu gözlerde bıraktığı etkiyi hissedebiliyordu. Ve o bunu istemiyordu. Çünkü kadının karşısındaki, annesinin katilinin varisiydi. Vampir içinde bir şeyler hissetti. Onu korumak istedi. Ama bunu yapması ne kadar doğru olurdu? Büyükbabasına olan öfkesi tekrardan dönmeye başladı. Onu böyle bir olayın içine dahil eden kişi büyükbabasıydı. Dante birden eğildi, ellerini Beatrice'in yaslandığı masaya, Beatrice'in her iki tarafına koydu. Artık hem çok yakınlardı hemde Beatrice masa ve onun arasında kalmıştı. Beatrice şok oldu, sanki nefesi kesilmiş gibi hissetti. Ama onu itemedi, sanki yerinde donmuş gibi. Vampir uzandı ve cadının bileğini tuttu, baş parmağı onun nabzında gezindi. Parmağının altında hızla atması hissetti. Sonunda konuştuğunda, sesi sanki sadece tuttuğu kadın içinmiş gibi kısıktı. "Neden bana böyle hissettiriyorsun? Neden seni korumak istiyorum, küçük cadı?" Beatrice konuşamadı. Her şey çok aniydi ve o, ne yapacağını bilemedi. Ama içinde kötü bir his vardı. "Umarım bunun sebebi acıma tuz basmaz." Diyebildi sonunda. Dante cevap vermedi, sanki buna cevabı bunu onaylayacak gibi. Çünkü kadın doğruydu. Bu sebep ikisini de yakıp kül edecekti. "Bilmiyorum, cadı. Ama daha önce hiç olmadığım kadar korkuyorum." Adam, kadının canını acıtmaktan korkuyordu.
Bölüm 1
00:00 || Büyü Saatinde Dişler
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.