Keyifli okumalar!
Desteğiniz benim için çok önemli, bölüme yıldız bırakarak mum yakmış olur ve yorumlarınızla da Kız Kulesindeki fısıltıları susturmuş olursunuz canlarım... ^^
Tahammül edemediğimiz bazı olaylar, kişiler, takıntılar gibi sınırlandıramayacağımız; bir kalıba sokamayacağımız etkenler vardı aslında hayatımızda. Ve bu tahammül edemediğimiz şeylerden biz ne kadar kaçarsak kaçalım eninde sonunda bizleri buluyor ve başımıza geçirilen bir ip ile kendisini sonsuzluğa doğru bağlamaya çalışırken aynı zamanda sınamaya çalışıyordu bizleri.
Aslında baktığımızda hayatımıza girerek tahammül edememe listesinden kendisini sildirmeye çalışıyordu da diyebilirdik, elinde gizli bir silah var gibiydi.
Fakat benim tahammül sınırlarım şu süreçte yontulmuş olmalıydı ki; hiçbir şey ile değişmeyeceğim evcimen yapımın tahammül edememe listemin başına geçmesi ile sonuçlanmış ve eve sığamaz olmuştum.
Ben.
Ceylan Avcı.
Evimden sıkılmış, Covid-19'un hasta edip benden aldığı evcimen yapımı kaybetmiştim.
Kendime sen yengeç burcusun kendine gel diye her sıkıldığımda hatırlatıyordum ama ciddi ciddi iki ay boyunca hiç dışarı çıkmadığımdan dolayı, bunun üstüne de karantina günlerinde yaş sınırı da eklenince bu çıkamama durumu mayısın son haftalarına kadar uzamıştı. Ve bende evde artık ne yapacağımı, kendimi nasıl oyalayacağımı bilemeyecek hale gelerek her gün Fahrettin Koca'nın hesabında hasta sayısının artışı gibi takipçi sayısının artışını izler olmuştum.,
Her şeyden sıkılma depresyonu insanı asla yapmam dedirten etkenlere bile sürükleyebiliyordu.
Mart ayında bir anda okulların tatil olması ve karantina günlerinin başlaması aslında ilk zamanlarda beni o kadar mesut etmişti ki, evde eğitimi devam ettirmek gibisi yok diye düşünüyordum. Evdesin, sabah pijamalara bürünmüş, battaniyeye sarılı bir şekilde ders dinlemeyi kim istemezdi ki? Fakat olaylar öyle yürümemişti işte.
Özel bir kolejde okuduğum için sıkı bir şekilde devam eden online derslerim son aylarda artık çekilmeyen bir eziyet haline büründüğünden bende artık on beş yirmi gündür derslerime girmez hale gelmiştim.
Hiçbir zaman kaçırmamaya dikkat ettiğim dersler şimdi bir ekran arasında sıkışıp kalmıştı.
Bu yüzden, derslerime girmiyordum diyorum ta ki bugüne kadar.
Bugün dersler sona eriyor ve çöp olan eğitim öğretim dönemini kapatıyorduk.
Kapımın tıklanmasıyla aynanın önünde gerçekleştirdiğim kısa saçlarımı düzeltme eylemini durdurmuş ve babamı içeri girmesini söylemiştim.
Evet, annemin ve babamın kapıyı tıklatmalarına kadar iyi biliyordum.
Evin tek çocuğu olunca bütün ilgide siz de olduğu için her şey daha farklı oluyordu ve birbirinizi daha iyi tanıyordunuz.
Farklı olduğunu biliyorum ama bunu kanıtlayamam.
"Ne yapıyorsun diye bakmaya geldim? Müsait miydin?"
"Evet, gelsene. Bende birazdan son dersime girecektim. Hocalar bugün son derse katılmamızı istediği için hazırlanıyordum işte."
"Hım..." diyerek kollarını birbirine bağlayan babam bir gün önceden velilere bildirilen bilgilendirmeyi benden duymanın hoşnutluğuyla yüzüne küçük bir gülümseme kondurmuştu. "İyi bakalım, dersin bittiğinde oturma salonuna gel de dizimize devam edelim."
Babamı onayladıktan sonra odamda tek başıma kaldığımda çalışma masama kurularak bilgisayarımı açtım.
Başlayalım bakalım.
***
Ve dersler sonunda bitmişti.
Buruşturulmuş bir kağıdı çöpe doğru basket atar gibi sonlandırmıştım.
En son online dersi kapatmadan önce sanki bu boş geçen dört ay bizim için tatil değilmiş gibi davranan, konfeti patlatacak kadar sevinçle dolmuş sınıf arkadaşlarımın davranışlarını görünce dersten en erken ayrılan yine ben olmuştum.
Aman ne güzel!
Şu süreçte birkaç yakın arkadaşım ile her gün konuşmamızın haricinde diğerleri ile onlar bana mesaj atmadan iletişim kurmadığım için her hareketleri gözüme batmaya başlamıştı bunu bu derste anlamıştım.
Bu yüzden tüm ders boyunca alın yaz tatilinizi başınıza çalın dememek için kendimi zor tuttuğumu yakın arkadaşlarım yüzümdeki kasılmalardan anlamış olmalılardı.
Bir de hocaların ısrarla derse katılmamızın nedenini de öğrenmiştim.
Artık on ikinci sınıf olduğumuz için ağustosun on beş'inde okulun bizim için biraz erken açılacağını duyurmuş ve yavaştan üniversite sınavı için çalışmalara başlamamızı istemişlerdi.
Bizim için çok önemli bir yıl olacaktı falan filan muhabbetleriydi işte.
Okulun erken açılacağına dair çokta üzülmemiştim açıkçası ama tembelliğe de çok fena alışmıştım. İşte durumumu bilip de ciddi ciddi geleceğim hakkında düşüneceğim yerde, ben hâlâ depresyonlara giriyordum. Bu hiç iyi değildi. Ve eğitim açısından nasıl toparlardım kendimi bilmiyordum.
Burada da babam devreye giriyordu aslında. Bende ki bu sıkılmışlık diğer ev ahalisini de etkilediği için ilk başta çözüm olarak bir buçuk ay önce sahiplendiğimiz yavru kedi ile şanslarını denemişlerdi. Eğer kedi ile ilgilenirsem belki yalnızlığıma iyi gelir diye düşünerek hayatımıza yeni bir üye girmişti yani.
Ve evet, çok iyi düşünmüşlerdi. Çünkü Storm, yani üç aylık dişi kedim ruhsal olarak bana çok iyi gelmişti. Sevimliliği ve yüzündeki şapşal ifadesiyle, oyunculuğuyla tam bir tüy yumağıydı. Fakat hâlâ ara sıra kafamın dağılmaması ve depresyondayım havasına bürünmem babamı başka çözümlere yönlendirdiği için dersler biter bitmez kafamızı dağıtabileceğimiz bir tatil ayarlamıştı.
Yani iki hafta sonra Antalya'ya on beş günlüğüne tatile gidecektik.
Gerçekten dört gözle o günü bekliyordum. Şaşırılacak gibiydi fakat gerçekti.
Storm'un kapımı tırmalayarak miyavlamasıyla düşüncelerimden sıyrılarak odamın kapısını açtım.
Şapşal şey nasıl da yüzüme bakıyordu. Elimde ki telefondan kamerayı açarak bu anı ölümsüzleştirdikten sonra yakın kız arkadaşlarımdan oluşan gruba da fotoğrafını atmayı ihmal etmedim.
Kızlar hâlâ Storm'u yakından göremedikleri için çok yakınıyorlardı ve bende onlara bol bol fotoğraflarını atarak, görüntülü konuştuğumuzda onu göstererek daha çok kurdurmalarını sağlıyordum. Tabii onlardan gelen tehditleri hiçe sayarak gerçekleştiriyordum bu eylemleri.
Storm'u kucağıma aldıktan sonra babamla anlaştığımız gibi oturma salonuna inmiş ve yanına kurulmuştum.
Babamın dersimin nasıl geçtiğine dair sorularına karşı gelişmelerden bahsettiğimde ise çoktan son bir bölümü kalmış dizimizi açmış ve heyecanla izlemeye koyulmuştuk.
Ne okul kalmıştı zihnimde, ne de dersler.
Annem onsuz dizinin son bölümünü izlediğimiz için çok kızacaktı fakat can sıkıntısı bunu gerektirirdi.
Hatta babamın kendisini savunmak için kuracağı ilk cümle de çoktan belliydi. "Benim dışarı çıkmamı izin rmiyorsun ama arkadaşlarınla buluşmayı biliyorsun karıcığım."
Evet babam da dışarı benim gibi çok çıkmıyordu. Çünkü bu virüsü çokta takacak önemli bir mesele olarak görmüyordu. Takmamakla beraber iki sene önce gerçekleşen kalp ameliyatı yüzünden sağlığına da çok dikkat etmediği için annem mümkün olduğunca babamı evde tutmaya çalışıyordu.
Babamla biten dizinin ardından annem ile iletişime geçmiş ve biraz geç geleceğini öğrendiğimizden dolayı bizde yeni bir diziye başlama kararı almıştık.
Netflix'te dolanırken dikkatimizi çeken diziyi açtığımızda ise benim dikkatimi çeken şeyin aslında dizinin ismi olduğunu çoktan anlamıştım.
Dizinin adı Posta Kutusuydu.
Ve dizinin ismini görünce aklıma direk üç gün önce gönderilmiş mektup gelmişti.
Rivayetler, Kız Kulesi, Deniz, sen ve ben...
Okuduğum kağıtta yazılanların özeti buydu denilebilirdi.
İlginç bir gündü.
İsmimi bilen bir anonim bu yazdığı mesajları neden kağıda benimle yazışır gibi yazıp bana gönderdiğini anlayamamıştım.
Yazdığı satırları tekrar göz önüne getirdiğimde acaba benim mi ona mesaj atmamı bekliyordu diye sorgulatmıştı bana.
Şu dört yıllık lise hayatım da o kadar çok anonimden mesaj almıştım ki alışıktım bilinmeyen numaralara fakat bu farklıydı.
Babamın yavaş yavaş gözlerinin kapanmaya başladığını gördüğümde açık olan televizyonu kapatarak oturduğum yere iyice kurulup telefon rehberime daha önce merakımdan eklediğim numaraya mesaj attım.
Ceylan: Kimsin?
Of... Çok heyecanlıyım! Rivayetleri anlatan ve Ceylanı bile merakta bırakan anonim... Sen içimde bir yerlerdesin kaç aydır ilk bölümden beri beni zihnen çok yoruyorsun. Ne yapacağım ben seninle? Bu kadar edebiyat ruhlu olmamalıydın!
Neyse! Umarım beğenmişsinizdir.
Neyi eksik etmiyorduk? Desteği!
Diğer bölümlerde görüşmek üzere.