İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 8 · 12 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 8

Yefe Malı & Gezegensiz Ufo

"Yefe Malı Bültenine Hoşgeldiniz!"

Elinde kız öğrencilerin birinden aldığı flamingo başlıklı kalemi kendine mikrofon yapmıştı. Yüzünde gurur ve ciddiyetin net birleşimi insanı ister istemez dik tutuyordu.

"Ben spikeriniz Yefe Malı."

Sonra yüzünü kameraya çevirir gibi sınıfa doğru döndü. Kendi hallerinde, farklı alemlerinde yaşayan öğrenciler ders öncesi zihinlerini son noktasına kadar arkadaşları ile paylaşıyordu.

"Gördüğünüz üzere düzen almış Zaloğulları beklemedeler."

Aniden aklına gelen çok önemli bir bilgiyide dipnot olarak açıklama telaşına kapıldı. Fakat bunun için diğer olmayan kamerayı seçmişti, hızla sağdan çekim yapan kameraya döndü.

"Zaloğullarını soranlar ve tanımayanlar olmuş. Bu beni üzdü. Zaloğulları Yeşilçam filmlerinden Cüneyt Arkın emminin dağlara çıkıp ismini bağırdığı, düşmanlarıdır."

Açıklaması biter bitmez olmayan kamerasına geçip haberine devam etti.

"İçeriye girecek olan Esas Kızımızı direk olarak Esas Oğlanımıza yönlendirecek doğrultuda pusudalar."

Bu sırada okula yeni gelen Maya gülümseyerek sınıfa girdi. O gelir gelmez öğrenciler Yağız Efe'nin daraltıcı tembihi ve tehditleri üzerine yanlarındaki tüm yerleri doldurlar. Kimi ayağınız uzattı, kimi çantasını koydu, hatta sıra üstünde sahte bir namaza duran bile oldu. Sonuç olarak Maya hangi yere oturmak istediyse reddedildi. Sınıftaki bu tuhaflığa anlam veremeyip el mahkum Uzay'ın yanına oturdu.

"Esas Oğlanımız rolünü benimsemiş dertli, cefakar, yırtıcı ve asi bir bakışla kimseyi umursamadan birşeyler karalıyordur. Yanına insan yerleşede ruhu duymamış gibi davranır."

Maya'nın baştan beri onun yanına oturmaya çekingesinin nedeni asılacağını düşünmesiydi. Oysa Uzay dönüp bakmamıştı bile... Bu duruma şaşkınlığı göz öndeyken ona bakıyordu.

"Sağ kulak iltihabına kadar inceleyen Esas Kızımıza, Esas Oğlumuz yüzüne dahi bakmadan konuşur."

Uzay karaladığı kağıttan başını kaldırıp karşısına baktı. Hafiften kıvrılan dudakları ile "İstersen diğerler kızlarada kalsın, gözlerin doymadı mı?" dedi.

"Söyledikleri ile Kızın utanıp sıkılmasını, ezilip büzülmesini isteyen Oğlumuz daha sonra gözlerini ona çevirir. Alacakmış, ama defo çıkmış gibi beğenmeyip kıytırık bakışlar atar Kıza."

Uzay bakışlarını aşağıdan yukarıya kızı tarayarak geçirdi. Küçük çaplı göz röntgeni Maya'yı ister istemez bir şüpheye soktu. Acaba üzerinde tuhaf birşey var mı diye kendi kendini taradı. Fakat bulamayınca sinirle "Ne bakıyorsun be öyle! Açıkta bir şey mi gördün?! Tövbe tövbe!"

"Iıı... Tam olarak Kızımızın böyle cevap vermemesi. Domates olaraktan önüne dönmesi gerekirdi. Ben spikeriniz Yefe Malı... Şu an kulağıma gelen hava durumu bilgisine göre Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası nedeniyle domateslerin kâl olduğunu öğrendim."

Uzay ne yapacağını bilmeden, gitti senaryo yolunda senaristin kalemi bitmiş gibi yarım cümlede kaldı. Dolmayan sayfanın donukluğu ile hiçbir şey yapmadan önüne döndü.

"Bir sonrakine geçiyoruz. Ders başlamadan tavafını gerçekleştirmek üzere son bir kez daha Esas Oğlumuzun yakın, esprili, sevecen ama yeri gelince haşin arkadaşı gelir."

Misafirliğe gitmişte ısrar ile yatıya kalıp evin babasının pijamasını giymek zorunda kalan bir oğlan gibi halinden hiçte memnun olmayan Ufuk girdi sınıfa.

Her adımında yıkılır gibi yürüyüşü, kadın kırıtmasının Nusret yürüşü ile harman olarak sahnelenmesiydi.

Yüzünde felç geçirmiş ama haberi yok gibi sağ tarafında yeltenen çapkın sırıtması ile Esas Oğlumuzun ve Kızımızın yanına gitti. "Naber abi."

"Esas Oğlumuz, her şeyin ası olur. O kusursuz diğerleri kusurludur. Aynı yaştaki arkadaşları bile ona abi muamelesi çeker. Esas Oğlanımız onlara sövse, s*çsa, dövse bile... Abimissss!"

Uzay umursamamazlığın Nirvana'sından onun sesini işitmemiş gibi cevap vermek yerine başıyla selam verdi. Maya onların -her zaman olsa da- bugün ki garipliğini anlayamayıp incelemek istedi.

"Tüm kızlar Esas Oğlanımıza bakar. Esas Oğlanımız çapkın olsa bile Esas Kızımız yakın arkadaşının çapkınlığı iğrenç bulur. Esas Oğlanımızın yakın arkadaşı dökülenleri toplar gibi onun yanındaki kızlarda şansını dener. Ve Esas Kızımıza kesinlikle yavşar."

Ufuk bilmediği çapkınlığın rolünü yapamıyordu. Tek yaptığı ağzına kürekle, yüzüne ise tavayla vurulmuş gibi kaş göz işareti yapmaktı. Bunda o kadar kötüydü ki rastgele bir doktor girse Hipokrat yemini nedeniyle ondan korkmayıp müdahaleye başlardı.

"Esas Oğlan daha yeni görüp, umursamamış olsa da... Sanki aralarında süt bağı varmışta Esas Kızı emzirmiş gibi sahiplenir. Kızı korumaya alır."

Uzay kaşlarını birleştirip tek yol yapma amacıyla çatıp yanındaki arkadaşına baktı. "Defol, işine bak." dedi asi ve havaylı.

Bu bekliyormuş gibi omzunu silkip hemen arka sıralarına oturan Ufuk, şükür halindeydi. Hemen sıranın altından testini çıkarıp ne 'gada da çapsızsın' çemberde çap bulmaya çalıştı. Yanısıra İnek'le kapışırcasına arada birbirlerine kesin bakışlar atıp rekabete sokuldu.

Özel bir çabanın yanı sıra her çözemeyip geri dönmek üzere terk ettiği sorudan sonra daha zorlu çıkıyordu. En sonu dayanamayıp "Üç çocukla dul kal emi Matematik!" deyip yanındaki arkadaşına döndü.

Kapüşonu kafasına geçirmiş kamufle olan Aslı beklemede kalmak yerine uyuya kalmıştı. Yefe bu işi göz ardı etmezdi ama sınıfa giren hoca ile sonraya ertelemek zorunda kaldı.

"Evet! Nerede kalmıştık?! Haşin Oğlumuz da... Hocanın içeriye girmesi karşısında herkes askeri nizam ile cenk için ayağıya kalkıp Tarih Öğretmeni karşısında dik dururlar. Fakat bu asi ve haşin Oğlanımız için geçerli değildir. Hocalar sanki onun babasının ondan küçük çocuklarıdır."

Hoca yerine oturmadan önce sınıfa selam vermek için tahtanın önünde durdu. "İyi dersler çoçuklar..." deyip sınıfı süzdü. Herkesin ayakta olmasının yanı sıra hiç oralı olmayan Uzay'ın oturduğunu gördü. Kendine yapılan bu saygısızlığı halletmek istedi.

"Ayakta olanlar otursun, oturanlar kalksın."

"Esas Oğlanımız, gerek asiliğinden gerek haşinliğinden hocalara terbiye gibi konularda aşırı üşengeç davranıp, babasından yıllık işçi ödünç almış gibi muamele yapar."

Uzay çelişen fikirleri ile gel git yaptı. Yaptığı planlar boşa gitmesin diye numaraya devam etmek istiyordu. Ama aynı zamanda ayağıya kalkıp hocayı ikiletmemekte istiyordu.

Gözlüğünü burnunun ucuna düşüren Hoca dakikalar sonra Uzay'ı bir fırtınada beklediğini belli ettiriyordu. Neyseki bu işten yalan ile sıyrılmak isteyen Ufuk onun yerine kalkıp Hoca'ya dert anlattılar.

"Hocam, Uzi merdivenlerden düştü. Ağzının üzerine düşerken ayaklarını tırabzanlara çarptı. Konuşamıyor ve ayağıya kalkamıyor."

Hoca ben yermiyim edası ile ikisine de bakıp daha sonra alay ve iğneleyeci bir şekilde "Körde olmuştur kesin... Değil mi çocuğum? Yeşilçamdı ya burası. Kalk ayağıya bakayım!"

Hocanın bağırması ile birden ayağıya zıplayan Uzay yutkunarak baktı. Son bir helaleşme olarak arkasına, arkadaşlarına döndü. Aralarında geçen hüzünlü bakışma spikere duygusal anlar yaşatmaya başlamıştı.

Ama neyseki üzülmek gerekmezdi. Bir öğretmene boyun eğilmiş. Boyunları Tarih Öğretmenlerine eğilmişti. Bunun için üzüntü yerine kıvanç doldular. Yefe olmayan sabit kamerasına baktı.

"Gün geçmiyor ki, bir Esas Oğlanımız disiplin ve ilkeler esaslı sert Tarih Öğretmenlerine karşı asi ve haşin duruşları eriyip gitmesin.

Tarih öğretmenlerinden bu denli çekinge ve saygı duyulmasının başlıca nedenlerinden branşı geliyordu. Tarih... Tüm öğretmen gibi onu görünce saygımızın yanında selamlamamız da gerekiyor.

İlkelerimize göre tarih bir ders değildir bize. Tarih bizim doğumumuz... Vatanımızın geçmişi ve ondan ders alarak aydınlattığımız geleceğimizdir.

Biz Mustafa Kemal'in Çocuklarıyız! Tarih boyunca hür ve onurlu Türkler olarak yaşayacağımıza söz veriyoruz!"

☆Gezegensiz Ufo☆

Dünyada ne dönüyorsa değil, dünyanın etrafında kim dönüyorsa işim odur...

Ben Ufo! Gezengenler arası x'e değer veremeyip, fonksiyon bozukluğu ve iç açımdaki sarsıntı ile astronot olma hayaliyle tutuşuyorum. Şu anda unicornlu pijamayla yatağımın üstünde hayal kurmaktayım.

Odamın tavanından sarkan gezegenler ışıklarını yakmıştı. Bende gelecekte gayrimenkul yatırımımı hangi gezegende yapmalıyım onu hesaplıyorum. Venüs'ün cilvesi beni tavlamamalı...

Göğsümde, yığılıp mecazi değilde gerçek bir ağırlık yapan matematik sorularını havaya kaldırdım.

Küçüm Emrah gözlerimle Ceylan gibi titreyen dudaklarımla bakışlar atarken odama Guncik daldı. Elindeki oyuncak telefon çalıyormuş ya da can çekişiyor gibi ağzından sesler çıkartıyordu.

Telefonu holdingim batıyormuş gibi telaşla bana uzattı. "Abe!Abe!Abe!"

Ard arda aynı ritimde bana abi deyişi ve sinir bozucu sesi ile kesinlikle benim kardeşim olduğunu tescilliyordu.

"Abe de Abe!Ne var?"

Kurduğum cümle bana direk Aslı'yı hatırlattı. Daha sonra abisi olan bıyıklı Matematik hocamızı. Sonra matematik notumu... Dolaylar ile de astronot olmamı...

Telefonu alıp kulağıma uzattım. Olmayan holdingin canı cehenneme diyerek Aslı ile konuşmaya başladım.

"Kankiloştoşkom! Ne?.. Abin beni çok sevdiği için beş mi verecekmiş!? Ne beşi be! Sana anan gibi baktım! On istiyorum! Bana on versin. Ben seneye de giyerim... "

Guncik tam bir görümce gibi konuştuğumun bir dişi olduğunu anlamış, tüyü bitmemiş kaşlarını çatmıştı. Hemen başka bir numara çevirip tekrar kulağıma dayadım.

"Bir ihbarda bulunacaktım. Karşıya geçtiğinden tüm yükünü boşaltmışlar ayrıca borç takmışlar. Eksiye düşmüş, sonra ikiye bölmüş ve beşle çarpmışlar. Acaba Müge Anlı'ya sorar mısınız? x'in denklemdeki bulunmayan değeri nedir? Acaba bulabilir mi? Sevabına bir baksın ya!?"

Cevap alamayınca kapatıp Guncik'e uzattım. Ona dünyanın en çok söylenen yalanını söyledim. "Sana selamı varmış."

Birbirimize olan dayı yeğen bakışı annemin kapıyı açmasıyla bölündü. Annem acele ile kol çantasına bir şeyler sokuştururken konuştu.

"Ben nöbete gideceğim Ufuk. Babanda geç gelecek ameliyattaymış. Sizi Uzaylara bırakıyım. Gelene kadar onlarda durun. Hadi bakalım! Hazırlanın..."

Şu an yatağımdan kalkmaya o kadar üşeniyordum ki gittimiz yeri Uziler olması bile somurtmamı engellemedi. Yinede yapacak bir şeyim yoktu. Annem odadan çıkınca yatağımla arama giren kötü kaynanadan intikam almak istedim.

Guncik'i yataktan indirip ona kısık sesle büyük bir sır verdim. "Guncik, bil bakalım nereye gidiyoruz?"

"Yuzi! Yuzi! Yuzi!"

Gözlerimi devirdim. "Birinci o Uzi. İkincisi de onlara değil tatile gidiyoruz. Tatile!"

"Dadile?"

"Hı hı tatile."

"Dadil! Dadil! Dadil!"

Guncik odamdan koşarak gittiğinde ben hazırlıncaya kadar valizine tüm oyuncaklarını koyacağına emindim.

Ee, yatağımın kaynanası! Bir şey yapamadığım görülmüş olabilir ama pislik yapamadığım asla görülmemiştir.

Dönüp yüz üstü yatağıma yapışmış gibi sarıldım ve ardı ardına öpmeye başladım. Canım yatağım, canım sevdiceğim!

.....

Hazırlanmış portmantonun önünde annemleri beklerken aynada yüzümden yeni Marvel karakteri var olur mu diye bakıyordum. Burnumu çeneme değdirebilirsem belki olabilirdi. Gözlerimi de daha çok açmam gerekli tabii

Annem bana küskün bir şekilde ağlayan Guncik'in kucağına almış geliyordu.

"Aşk olsun Ufuk! Neden kardeşine tatile gideceğimiz yalanını söyledin?"

"Ben demedim! Görüyor musun keratayı bu yaşta yalana başlamış!?"

"Ufuk!"

"Tamam anne ben onu kandırırım."

Portmantonun kapağı açıp en yukarı rafından kolonyayı aldım. "İyi bayramlar Guncik!"

Guncik ağlamaklı ama aynı zamanda meraklı bir şekilde bana döndü. Annem onu yere koyunca kolonyanın kapağını açtıktan sonra elimi ona uzattım.

"İyi bavyamlay!"

Yetmişlik dedeymişim gibi elimi öpüp alnına koyduktan sonra avuçlarına kolonya döktüm. Yüzü gülmeye başladı. Şişeyi eline verip "Hadi gidip Guneş Apla'ya iyi bayramlar yapalım. O da çikolata versin..."

"İyi bavyamlay!"

Bağırarak elinden kolonya şişeyi ile kapıya gittiğinde anneme thug life bakışları sergiledim. Yaptığım artisliği o da kendi bakışları ile yok etti. Bakışlarının meali peki ya seni kim doğurduydu.

.....

Asansöre binince gruba mesaj attım. "Atik Taktik Ufo, Esas Oğlanımızın yörüngesine girecektir."

Görülen ve cevap verilmeyen mesajın sahibi olarak yıkık ve ezik bir şekilde drama çöktüm. Asansör dar olmasa aynasına sürtünerekten slow bir şarkı söyleyip hayatımın bu noktasına çakma bir klip çekerdim. Ne vicdansızlıktı bu... Füze olur, görüldü olmazdı. Öldür beni Pakize!

Uzilerin kapısını çaldığımızda daha doğrusu Guncik yıkmak ister gibi vurunca ben başımı yana çevirdim.

Mesajıma cevap verilmedi. Ciciş aylarındaki sevgili triplerinde boğacaktım Uzi'yi. Bana görüldü atmak neymiş teker teker hepsine gösterecektim.

Düşüncelerim bu yöndeyken kapı hızla açıldı ve Yefe misafir perver bir şekilde "Hoşgeldiniz, buyrun." diyerek eliyle içeriyi gösterdi.

Onun burada ne işi var diye düşünürken arkasından Analık çıktı.

Analık; Uzi'nin annesi ile olmakla birlikte benim ikinci annem olurdu. Annem kadar belkide ondan fazla görüyorumdur. Kendisi Anadolu annesi olarak sevecek ve doyurucudur. -çok güzel yemek yapar-

Hemen öz annemi satıp Analık'a sarıldım. Hoş geldin deyip bana sarılırken "İnanır mısın Analık? Açlıktan midem birbirine yapıştı. Sanırım ölüyorum."

Annem arkadan bana müdahale etmeye çalıştı. "Oğlum akşam yemeğini yedik ya!?"

"Evet, karnıyarık yedik. Annem iki gündür ameliyata giremeyince patlıcanın karnını yarmış. Sonrada diyorlar Ufo niye böyle? Elma ağacında armut yetişmez anne. Kesin sana çekmişim."

Anneler gülüşürken Guncik'in ve Yefe'nin yokluğunu fark ettim. Sesin geldiği yöne dikkat kesilip salona gittim.

Mesut Amca -Uzay'ın Babası- yine televizyonun önündeki koltuktaydı. Guncik onun elini öpüp, kolonya döktükten sonra son ses bağırdı.

"İyi bavyamlar!"

Mesut Amca gülümseyip onu yanaklarından öptü. "Oy benim canım tatlı kızım. O ki bayram..." övgülerinden sonra eli cüzdanına gitti.

Saniyeler dondu. Gözlerim kadınlar hamamına giden erkek çocuk gibi açıldı. Bildiğim fakat anlayamadığım ve ayrıca kavrayamadım durum içinde kaldım.

Yirmi TL'yi Guncik'e doğru uzattı. Parayı sadece kağıt olarak bilen kardeşim sevinç içinde alırken. Tek düşüncesinin o kağıdı boyamak olduğunuda biliyordum.

Var gücümle olaya atılacakken Yefe benden önce davrandı. Zorla Mesut Amcanın elini öpüp "İyi bayramlar Mesut Amca. Bayramınız mübarek olsun." gibi sözleri tek nefeste söyledi.

Elini öne doğru uzattı. Üşengeçliğim bir olaya daha geç kalmama neden olmuştu. Neyseki Mesut Amcanın para vermeye niyeti yoktu. Yefe ise kendi boş akbilmişte belki Guncik turnikede ötmez diyerek şansını tekrar denedi.

Guncik'i kaldırıp kendini kamufle eder gibi önünde tuttu. Havada sallanan kardeşim gülüşürken onun arkasından "Yiyi bayyamlar." deyip taklit yaptı. Tabii bu numarada geçmedi. Pes edip döndü.

"İyi akşamlar Mesut Amca." deyip selam vererek onların yanına gittiğimde hoş beşten sonra Yefe derdini bana anlatmaya başladı. Nasıl para alamadığını.

Mesut Amca televizyona daldığı bir an Guncik'i önüme çekip elini öptüm. Kıstığım çakallık dolu gözlerim ile "İyi bayramlar." dediğimde elimi çoktan ona doğru uzatmıştım.

Ne istediğimi anlamadı ama elinde verebileceği iki şey vardı. Biri kolonya diğeri para. Salak kardeşim parayı verip önemsemeden döndü gitti.

Bu durumu kalp sancısı ile izleyen Yefe'ye göz kırptım. Kurşun yemiş gibi bedeni sendeleyerek geriledi.

Üşengeçim falan ama zekiyim galiba. Aklım tüm madrabazlığa çalışıyor.

"Yefe, Uzi nerede?"

"Markete gitmiş, abur cubur alacakmış."

"Guneş Apla nerede?"

"Uzi onuda ödeme yapsın diye götürmüş. Canavar falan ama çok iyi banka kartı ablası var."

.....

Yefe yine ev sahibi gibi çalan kapıyı açıp Seda Sayan makamında "Hoş geldiniz." dedi. Uzi'nin yüzüne yansıyan memnuniyetin tam zıttı Guneş Aplanınkinde vardı. Kardeşine döndü.

"Yağız Efe'yi her gördüğümde şükrediyorum Allah'a, kardeş olarak seni verdi diye. Ya bu benim kardeşim olsaydı."

En arkada Yefe'nin üzerine gülerken Guncik bizi yarıp ortamızdan geçti. Daha ellerindeki poşeti bırakmamış Guneş Aplaya kolonyayı uzattı.

"İyi bavyamlay!"

Elindeki poşetleri bırakan Guneş Apla kardeşimi sevip öptü. Sonra Yefe ve ben için yine zaman durdu.

Gördüğümüz cüzdan sonrası kader mahkumu olarak birbirimize sarıldık. Üzüntümüz elli kez katlandı ve TL olarak Guncik'in eline sıkıştırıldı.

"Bunu sadece ama sadece oyuncakçı amcaya ver tamam mı?! Başka kimseye verme. Oyuncakçı amca da sana bebek verir."

Benim elinden alma ihtimalim yok olması ile daha da sıkı sarıldık Yefe'yle. Salak dediğim kardeşim bana balık vermiş oysa balık tutmayı öğrenmeliymişim. Keşke kolonyayı verseydi be!

Uzi ile de olmayan bayramı kutlayan Guncik, ondan çikolata aldıktan sonra salona döndü.

Yerdeki poşetleri alan Guneş Apla koala dansı yapan bize uzattı. "Uzay ile anlaştık. Ben hesabı ödedim, siz çayı koyacaksınız."

Ona tabii zevkle yaparız bakışı attıktan sonra odasına girmesini sükunetle izledik. Sonra üçümüzünde bakışı aynı kelimeleri anlatıyordu.

Çok beklersin!

Poşetlerin hepsini alıp Uzi'nin arkasından odasına yol aldık. Dakikalar sonra her paketi açıp halısının üzerine dizerek bize yakışır bir sofra kurmuştuk.

'Dertler cips, kola, çekirdek, çikolata olmuş, sonrasında bir sancı.'

Kendimize uyarladığımız türkü ile dertteydik.

"Bugün iyiydi de bence maddelerde Hocalara artistliğin üstünü çizelim."

Bana katılan Yefe ağzı dolu bir şekilde "Bencede..." dediğinde etrafa yediği şeyleri saçtı. Sonra israf ve ziyan olmasın diye yerden toplayıp tekrar soktu ağzına.

"Onu çizelimde yerine hangi maddeyi koyalım?"

Kitaplar ve wattpad arası geniş bilgi hazinemi yokladım. Gözlerimin önünden okuduğum sahneler geçti. Taktik Ufo olarak dakikada buldum.

"Kardiler... Esas Oğlanın yani Bed Boy'un her daim kötülüğünü bize ört pas ettirecek bir sebep bulan yazarlar, işi dram ile bağlarlar. Yani Bed Boy her boku yapar sonra çok dertli olduğu ortaya çıkar, bizde vicdanen acır ve severiz keratayı."

Uzi, bana olan güveni olsa da kendi ile çeliştiği fikirlerini açıkladı.

"On dört yaşındayım ben Ufo. Dert edeninebildiğim tek nokta, ya geceleri altıma kaçırırsam diye düşünmek ve bu yüzden az su içmek. Benden tam olarak ne bekliyorsun?"

İşini benimsemiş teknik Yefe aklına düşen fikirlerin aydınlığı ile bize baktı.

"Orası bende kardi, sen hiç dert etme."

Bölüm sonu

4 yorum