Cam Küreler
ASLI
Kapının zili üçüncü kez daha çalındığında Aslı yorganı kafasına çekti. Hâlâ daha izlediği diziden gözlerini ayırmadan boğuk çıkan sesi ile bağırdı.
“Burada olduğumu biliyorsun abi ses vermediğime göre seni istemiyorumdur. Yazılı mı bildireyim? Mail mi atayım? Yasal bildirge mi yayınlatayım?”
Sert çıkışına cesaret aldığı konu, abisinin bu aralar müsamaha göstermesiydi. Şimdi de bu sözlerden sonra çekip gideceğini düşünüyordu. Fakat kapı hiç beklemediği bir şekilde açıldı.
Odası özel mülküydü, haneye tecavüz bile sayılabilirdi. Hızla kapasındanki yorganı aşağı çekti. Yorgan saçlarının yüzüne kapanmasına ve elektriklenmesine sebep olmuştu.
Aslı kendi gözlerinden şüphe ederek gelen kişiyi sorguladı. “Meriç?” Oğlan birden yorganın altından saçı başı dağılmış ve korku filimlerindeki çıldırmış karakterler gibi çıkan Aslı’dan korkup irkildi. Bu hafif şok dalgasını volkan gibi odaya dağıtıp Aslı’ya bulaştırdı.
Meriç, kapıyı kapatıp sahte sırıtmasını yüzüne yansıttı. Şaşkınlığından ve burada olmasına anlam veremeyen kızın durgunluğundan faydalanarak odayı gözleri ile inceledi.
“Sen de ne fenaymışsın. Meğer matematikçi evde kardeşi tarafından böyle davranışlara maruz kalıyormuş.”
Aslı kafasını iki yana salladı. Yüzüne gelen kısa saçları parmakları ile geriye süpürür gibi itti. “Sen Meriç misin? Yoksa onun gibi görünün üç harfli misin?”
Meriç duvardaki rafa yaklaşıp üstündeki objeleri incelerken merak ettiği bir şeyi sordu. “Üç harfli olsam ne yapacaksın Ufaklık?”
Aslı, bir parola olarak gördüğü ufaklık lakabından sonra dizlerinin üzerine kalktı. Tüm günü yatakta geçirmeyi planladığı için alt pijamasını giymediği aklına geldi. Meriç arkasına dönmeden yatağa tekrar oturup yorganı üzerine çekti. Bunu ona belli etmeden sohbete girişti.
“Annem müminin kalkanı duadır der. Üç kulhu bir elhamla kendimi savunacağım. Ezbere bildiğim sureler ile de ağzını burnunu kırardım.”
Meriç ilgisini çeken kar küresine parmaklarını değdirmekten kendini alamadı. “Neden güzel gelir ki bunlar?” diye farkında olmadan söylendi.
Aslı “Ben biliyorum. Eğer burada ne işin olduğunu söylersen açıklarım.” diyerek rest çekip bilgiyi eline almış birinin öz güveni ile duruşunu dikleştirdi.
Meriç, kar küresini eline alıp onun yanına yatağa gitti. Kendi odasındaymış gibi rahat tavırlar sergileyerek yatağın ayak tarafına sırt üstü kendini bıraktı. Elindeki kar küresini havaya kaldırıp izlemeye başladı.
“Buradayım çünkü arkadaşız.”
Aslı bunu düşünürken ister istemez yüzünü buruşturdu. “Abim burada olmanı sorun ederdi. Yoksa daha karşılaşmadınız mı?”
Meriç kafasını ona çevirip dilini şaklattı. “Sorun etmiyor. Belki de o salak arkadaşların gibi olmadığım içindir.”
Aslı her türlü küçümseme için fırsat yaratan oğlana dilini çıkardı. “İstesende onlar gibi olmazsın.” diyerek küçümsemenin adresini değiştirdi.
Meriç gelen meydan okuma ile doğrulup karşısında bağdaş kurdu. “Sence onlar gibi olma isteğini zerre de olsa içimde barındırır mıyım?”
“Bence onlar senden bin kat iyi. Sen bilindik karakter; Bad Boy, onlarsa; masallara taze kan ve nesillerin istediği super kahramanlar.”
Burun kıvırarak söylenenleri dinlemekten vazgeçen Meriç elindeki küreyi tekrar sallayıp izledi. “Sana annemin isminin Gökçe olduğunu söylemiştim. Hatırladın mı?”
Aslı başını sallayıp ne söylemeye çalıştığını merak ederek ona dikkatle baktı. Hâlâ daha gözleri kar küresinde olan Meriç sözlerinin gerisini getirdi.
“Ailenin seni götürmek istedikleri psikoloğun ismi de Gökçe. Bu bir tesadüf değil, gitmen istenilen kişi annem.”
Aslı gözlerini birkaç kez kırpıp yutkundu. “Sen nereden biliyorsun? Annen diye mi?”
Meriç kafasını kaldırıp ona baktıktan sonra başını iki yana salladı. “Çünkü Aslan Hoca’yı ben yönlendirdim. Müdür odasına giderken Müdür ile konuştuklarını duydum. Senin için seanslar ayarlayacağını bunun için psikolog aradığını söylüyordu. Bende...”
Daha fazlasının konuşulmasını istemeyen Aslı onu susturur gibi uzanıp elindeki kar küresini alıverdi. Bu konuda konuşmak istemiyordu, hiçbir zaman istememişti.
Eline geçen kar küresini bu sefer o salladı. İkisinin göz hizasına gelecek şekilde kaldırdığında içindeki şemsiye tutan kız figürünü izlediler.
“Kar küreleri fanusa tıkılmış bir hayatı anımsatmaz. Daha çok kendine kurulmuş bir dünya gibidir. Bu kız kendi iyiliğini herkesten iyi bildiği için etrafına camdan duvar çekmiş...”
Meriç nefes almasını fırsat bilerek araya girdi. “Camdan ise duvarlar elbet kırılacaktır.”
Aslı kafasını iki yana salladı. Yorganın altından çıkıp kar küresinin korunaklı yeri olan rafa tekrar koydu. Meriç’e dönüp “Eğer onu bulunduğu yerden almazlarsa kırılmaz.” dedi.
Meriç dilini dudaklarından geçirip birbirine bastırdı. Ne diyeceğini bilemiyordu. Yüzündeki sıcaklığın yanı sıra söyledikleri karşısında Aslı’nın mahcup olmasından ve utanmasından çekiniyordu. Derin bir nefes alıp gözlerini yumarak parmağı ile Aslı’nın bacaklarını işaret etti.
İşaret üzerine eğilip bakan Aslı pijamasının olmadığını hatırlayınca ve bu gerçekle Meriç’in karşısında yüzleşince küçük bir çığlık attı. Üzerindeki sweati aşağıya çekti. “Bakma sakın.”
Meriç kendini gülmekten alamayıp gözlerini daha da yumduktan sonra kızı rahatlatmak istedi. “Tamam, bakmıyorum.”
Aslı küçük adımlarla sweatinin çekiştirerek giysi dolabına doğru ördek gibi gitti. Kapağını açıp pijamasını aldıktan sonra giyinmeye başladı. Meriç kıkırdayarak öne eğilip alnını yığın haline gelmiş yorgana dayadı. “Sana bir sır vereyim, çoğunlukla bende donumla vakit geçirmeyi seviyorum.”
“Sus! Çabuk beyninin kontrol odasına gidip son beş dakikayı sil.”
“Silemem. Beş dakika içinde kar kürelerini neden sevdiğimi de öğrendim.”
Aslı giyinmiş bir şekilde yerine geçti. Yatağa oturduğunu hisseden Meriç başını kaldırdı. Daha önemli bir konu olduğu için bu yaşanan olay ile dalga geçmeyecekti. Yüzünde olduğu gibi gözlerinde de gülümseme yoktu.
Aslı şüpheyle onun yüzünü inceleyip “Cinsel içerikli ve edepsiz şakalar yok mu?” diye sordu. Bed Boy camiasından beklenen hareket bu olurdu.
Meriç kalmadı der gibi ellerini açıp omuzlarını kaldırdı. Bu ikisini de tebessüm ettirdi. “Aslı, arkadaşlarının sözlerini çok önemsiyorsun değil mi?”
“Evet çünkü arkadaş arkadaşın hayatında olurmuş, birlik hayatları birbirine bağlı kalması için aynı şeyi düşünmeleri gerekirmiş.”
Meriç bu zorunlu koşullanmaya kaşlarını çattı. “Bunu ciklet markalı ilişkiniz olan arkadaşın mı dedi? Neydi adı, Ufuk.”
Aslı kankiloştoşko ilişkisini küçümsediği için ona gıcık oluyordu. “Hayır kankiloştoşkom demedi. Uzay dedi.”
Meriç bir açığını bulmuş gibi Uzay hakkındaki tüm taşları yerine koyup fikirlerini net bir şekilde oturttu. “Tabii, çakal sana dediklerini yaptırabilmek için bunu söyledi.”
Aslı, donuk bir şekilde bakıp art niyeti için ayıpladı. “Hayır bunu söylediğinde konu Maya’ya olan sevgisiydi. Ayrıca bana söylemedi kankiloştoşkoma söyledi. Onlar birbirleri ne derse onu yapıyorlar.”
İnsanlar aralarında ki bağ ne olursa olsun bir diğerinin düşüncelerini merak ederdi. Karşısındakine verdiği değere göre de üstüne alınır ve önemserdi.
Her kim olursa olsun bu güne kadar kendi doğruları ile yaşamış Meriç için bu sözler saçma geldi. “Kendi düşünceleri yok mu?”
Gözlerini deviren Aslı bundan başka bir tepki beklemezdi. Fakat ona açıklamak ve anlamasına yardımcı olmak istiyordu. Ne de olsa o da yeni arkadaşıydı ve bu konulardaki düşüncelerinin bir olmasını istiyordu.
“Var ama birlik hayat dedikleri için diğerlerinin düşünceleri de çok önemli oluyor.”
Bunun kendi için payını merak Meriç “Senin için benim düşüncem önemli mi?” diye sordu. Cevabı öz güven içerisinde bekliyordu. Sonuçta arkadaş olduklarını biliyordu.
Oysa Aslı bugün ki huysuzluğu ile oğlanı tersledi. “Hayır değil.” diyerek hızla kestirip attı.
Bunu beklemeyen ayrıca bu tutumu hak ettiğini düşünmeyen Meriç şaşkınlık içinde sesini yükseltti. “Ne! Ben senin arkadaşın değil miyim?”
Yaş sınırı olmadan bir kız söylenenlere gereken tepkiyi veya beklenilen konuşmayı yapmadıysa öfkesinin mayalanmasını bekliyordur. Artmasını, çoğalmasını ama sakin ve düşünceli davranacak şekilde içinde biriktirip laf sokmayı bekliyordu.
“Hayır. Senin abimin yaverisin, gizli teşkilattan.”
Bunu itiraf ederken suçlu bulunacağını ya da her zaman ki gibi beklemediği ters köşe bir tepki ile karşılaşacağını düşünen Meriç hazırlıklı gelmişti. Ne söylerse söylesin bu sefer gerçeği kabul ettirecek hayal ürünü, dizi seti kalıntılı saçma fikirlere kapılmasını engelleyecekti.
“Saçmalama. Bu konu içinde yer almayı ben istedim.”
Aslı elini beline koyup “Sana mı kalmıştı burnunu sokmak!” diyerek çemkirdiğinde akıllıca davranan Meriç geri püskürtülmeyi hemen kabullendi. Aralarındaki mesafeyi biraz daha açıp ondan çekindiğini belli ederek baktı. “Bu konuda nasıl da çirkefleşiyorsun bak hele. Nerede o panda?”
Özünü hatırlamak girişimi Aslı tarafından hışımla geri tepildi. Dişlerinin sivriliğini göstererek “Yedim onu.” diye cevap verdi.
Ses tonundaki kinayeler ile lafını esirgemeyen Meriç “Şüphe bile etmem, bakışlara bak.” derken onun bu bilmediği yönünü garipsiyordu.
Agresiflik çıtasını da bizzat yerinde göstermek isteyen Aslı göbeğini şişirip cüssesini artırarak gözünü korkutmaya çalıştı.“Beğenmediysen kapıya kadar geçirip merdiven başında tekmeyi basabilirim.”
Meriç gayet serin bir sesle konuştu. “Yok çok beğendim, hatta bu bakışların beni sana aşık etti.” Gitmek istemiyor, buraya geliş nedeni hakkında konuşmak istiyordu. Huyuna gitmek akıllıca olurdu.
Bir an içindeki gizli Bad Girl’ü keşfetmiş olmanın sevincini yaşayan Aslı rolden çıkıp tatlı bir şekilde gülümsedi. Bu yaptığını fark edince hemen eski moduna girdi. “Aferin böyle yola gel. Seni yirmi birinci yüzyıl Tatar Ramazan’ı seni.”
Meriç ondaki kısa da olsa gördüğü tatlı gülüşe umutla sarıldı. Öne doğru uzanıp göz kapaklarını hafif açarak göz bebeklerindeki parıldamayı daha fazla ön plana çıkardı.
“Aslı ne olur bir kez seansa girsen. Ya bir kerecik.”
Ellerini dua için açan Aslı yüzünü tavana kaldırdı. “Bir kerecik Allah'ım bir kerecik şunu ağzının ortasından çarpar mısın? Yamulsun kalsın.”
Hiddetle geri çekilen Meriç asıl öze dönüşe kendi için bilet aldı. Hiç yapmayacağı hareketi yapmış yine de başarılı olmamıştı.
“Sana ne oldu bugün? Haftasonuna özel çirkeflik paketi mi kullanıyorsun?”
Ondan geri kalmayan Aslı da içini döktü.“Asıl sana ne oldu? Benim gibi davranıyorsun? Panda olmaya sakın heveslenme. Sadece ben pandayım. Bak bu şehir panda savaşlarını kaldıramaz.”
Meriç en azından uzun ve saçma konuşması geriye geldi diye mutlu oldu. Keyfi yerince gelince gülümseyip “Nesli tükenmekte destek olayım diye yoksa sen varken ne haddime pandalık.” dedi.
Aslı sesinin kalınlaştırıp “Akıllı ol böyle aklını alırım yoksa.” dediğinde oğlanın gözleri hayal kırıklığı ile kapandı. Bugün Aslı ile iletişime geçmek için yanlış bir gün diye düşündü. Konuyu ciddi bir şekilde konuşabilecekleri bir zaman erteledi.
“Ya ben panda diyorum sen kekoya bağlıyorsun. Ayrıca nasıl ev sahibisin insan bir çay falan koyar.”
Gözlerini kaçıran Aslı yorganı üzerine çekip ‘hiç kalkamam canım’ moduna geçmeye başladı. Bahane olarakta “Çayımız yok bitti.” dedi. “Ben gelirken abin içiyordu.”
Yeni ve hızlı bir bahane için telaşlanan Aslı birden “Doğal gaz kullanmıyoruz, tüpümüzde bitti.” dediğinde diğer yalanı gibi bu da gün yüzünde cirit atıyordu.
Meriç dilini şaklatıp ellerini göğsünde kavuştururken bakışları ile onu ayıpladı. “Ayıp ayıp, bir tane çay istedik.”
Bu konuda haklı olduğunu billiyordu. Fakat güzel yatağından ayırılıpta çay koymak gibi işlere bulaşmak istemiyordu. Kendi savunacak sebepler bulmaya çalıştı.
“Ben size gelip çay istedim mi? Yok. Sen niye gelip istiyorsun?”
“Misafirperverlikte bitmiş.” Meriç kısık bir tonda söyleyip küskünlüğünü belirtirterek kafasını çevirip başka tarafa baktı.
Üşensede ona böyle davranmanın kötü bir şey olduğunu bile Aslı yarım ağız konuştu. “Dolapta son iki kutu çikolatalı sütüm var. Ama sen sevmezsin.”
Dünden razı olan Meriç kollarını çözüp ona döndükten sonra gülümsedi.“Sevmiyorum ama senin hatrına içerim.”
Sadece iki kutu sütü olduğunu belirtmesine rağmen kabul etmişti. Eğer onlar biterse daha büyük bir zahmete koyulup markete gitmesi gerekirdi. Gönülsüz olduğunu belli etmekten çekinmeden yataktan ayrıldı. Kin dolu bakışlarını yatağının üzerinde oturan oğlana atıp “Benim hatrım varsa sütümü bitirme be!” diyerek çemkirdi.
Bunun tatlı bir serzenişten başka bir şey olmayacağını bilen Meriç ayağıya kalkıp onu hızlandırmak için biraz itti. “Hadi çabuk biraz! Annen kesin dolaba bir şeylerde koymuştur, onlardan da getir.”
Aslı zoraki iki üç adım attıktan sonra yatağına kurulan eskiden bulunduğu yere çöken oğlana baktı. Meriç yorganı itip altındaki bilgisayarı aldıktan sonra uzattığı ayaklarının üzerine koydu. Etraftaki açılmış abur cubur paketlerine göz gezidirken gitmeyip hâlâ daha dikilen Aslı’yı fark etti.
Gitmeden son bir kere daha içini dökmekten kendini alıkoyamayan Aslı sözlerini savurdu.“Fakir, karnını doyurmaya gelmiş resmen. Önce banyoya gidip elimi yüzümü yıkayacağım.”
O odadan gittikten sonra Aslı’nın telefonu çaldı ama Meriç aldırış etmedi. Bilgisayara dönüp en son ne izliyor diye baktı. Gördüğü animasyon filmi sonrası yüzünü buruşturdu.
“Bende diyorum niye çirkef, Khung fu Panda izliyor. Heidi falan yok mu açayım da onu izleyelim.” diye kendi kendine söylenirken tekrar telefon çaldı.
Bu sefer komodinin üzerindeki telefonu alıp baktı. Ekranındaki “Kankiloştoşkom” yazısı ile sırıtıp açtı. Biraz sinir etmekten bir şey olmazdı.
_ertesi gün_
Orman uğultuları, ağaçların arasında gezinen rüzgârın sert ve korkutucu sesi duyuluyordu. Bu ses insanın en gizli ve unutmak istediği korkusuna sesleniyordu. Asla hatırlamak istemediği için her ne kadar bilinç altında, en derinlere yollasada yüzeye çıkması saniyeler alan korkular. Bu ses tüm o korkuları çağırıyordu. Göz gözü göremeyen karanlık ilk koşup gelenler arasındaydı. Her taraf karanlıktı...
Ufuk duraklat tuşuna basıp müziği durdurduktan sonra odanın ışığını açtı. Kapüşonlu cübbe niyetine giydiği uçları yerde sürünen annesinin kışık kabanı ile odanın ortasına doğru ilerledi. Pembe kabanın kürklü yakasını da çenesine doğru kaldırmış Erzurumlu Kont Drakulella edası ile yürüyordu.
Ortaya gelip yerde bağdaş kurmuş oturan arkadaşlarının karşına geçti. Yanında duran masanın üstündeki tamirat çekicini eline aldı.
“Sevgili Kardi Cemiyeti! Aramıza katılan yeni üye sonrası ara verdiğimiz Kardi Cemiyeti oturumunu başlatıyorum. Ahan da yeminle başlattım.” diyerek çekici masaya vurup yerine koydu.
Yağız Efe ayak parmakları arasını kaşırken yanındaki arkadaşına “Neden topladık Uzi?” diye sordu.
Ufuk başkanlığını üstlendiği oturumda otoritesini korumaya çalışıyordu. Tüm mantıksız işlerde olduğu gibi bunu da çok ciddiye alıyordu. Sert bir sesle uyardı. “Sayın Yefe Malı lütfen sessizlik.”
Oturumdan dışlanmak ve yahut ortam bozucu olmaktan çekinen Yağız Efe bunun üzerine suçu başkasına atmak istedi. Geriye tek kalan yanında oturmuş arkadaşıydı.
“Uzay’ın üzerine yemin ederim ben konuşmadım.”
Yalan yere onun üstüne yemin edilmesi Uzay’ı korkuttu. Çarpılabilirdi, bunun korkusuyla kendini uzaklaştırıp arkadaşına kızdı. “Benimkine niye yemin ediyorsun!?”
Onun aksine tedirginlik yaşamayıp bundan keyif alan arkadaşı gevrek gevrek sırıtarak cevap verdi. “Bu kadar mükemmel bir varlığın kutsal ifadeler sonrası yok olması günah olur.”
Hiçbir Kardi Cemiyet oturumu böyle ciddiyetsiz olmazdı. Dünyada tek olan ve sırlarla dolu cemiyetlerinin önemini anlamıyorlardı. Ufuk rakip gördüğü illimünatilerle kapışacaksa ordusunu disiplin içinde yetiştirmeliydi.
Eline kıyamadığı için masaya çekiçle vurup dikkatleri üzerine çekti. Onu dinlemeye hazır neferlerinin gözlerindeki parıltı ile iktidarı ele geçirdiğini anladı. Gücünü toparlamış bir başkan olarak vurucu kelimelerle konuşma yaptı.
“Mühim bir konumuz var: İhanet!”
Telaşla bağdaşını bozup dizlerinin üzerinde oturmaya başlayan Yağız Efe yarım yamalak kelimelerle konuşmaya başladı. “Valla ben yok olmaz arkadaşımı satamam dedim, ama çok ısrar etti.”
Diğer üyelerin bakışları bıçak keskinliğinde onu hedef aldılar. Ufuk masasından uzaklaşarak dibine kadar geldi. Psikolojik baskı ile gözlerini ona dikip yukardan baktı.
“Kankiloştoşkomdan bahsediyoruz Yefe. Sen de mi bizi sattın?”
Tekrar eski konumunu alan Yağız Efe bağdaş kurduktan sonra büyük bir rahatlıkla sözlerini söylememiş gibi davrandı.
“Kayınçoma bak sen? Sevimliliği ile gözümü kör edip bizi sırtımızdan vurmuş. Bir daha onunla konuşmayacağım.”
Az önceki itirafını unuttarmak için birazda Aslı’nın üzerine oynayıp kışkırttı. Zaten gaz ve fintede damardan doz alımı yapan Ufuk kin içinde masasına geri döndü.
Bu konuda farklı bir bakış açısında bakmayı deneyen Uzay daha önceki olaylarda yaptığı gibi ilk olarak Aslı’yı suçlamayacağına kendi içinde söz verdi. Zaten eğer Meriç varsa tüm suçun onun olma ihtimali yüksekti. Boşuna arkadaşını harcamak istemiyordu.
“Abartmayın. Aslı, o Bed Boy için bize yalan söylemez.” diyerek savunma yaptı. Bunu canı gönlüden inanan Ufuk gözlerinde umudun çiçeklerini yeşertse de elindeki gerçekle yüzleşince boynu büyük kaldı.
Bu üzüntü ayakta duracak mecal bırakmadığında masaya dayandı. “Sen kankiloştoşko yarası nedir bilir misin çocuk adam?”
Düşüncesinden ve sezilerinden geri dönmeyen Uzay, arkadaşının gözlerindeki umudun çiçeklerini büyütmeye çalıştı. “Bence Aslı’yı değil Meriç’i suçlamalıyız. Kesin onun suçudur. Sonuçta onun ne kadar kötü olduğunu biliyoruz. Onu kızgın yağa atalım.” sonunda kendini kin ve nefret içinde Meriç’e karşı intikam planları yaparken bulduğunda gözlerinden ateşler çıkıyordu. Dişleri kana susamış bir vampirin dişleri gibi parlıyordu.
Ufuk kendine dramlarlardan Yeşilçamlar beğenmekte kararlıydı. “Bence de kankiloştoşkom yapmaz. Ama bu yara yok mu çocuk adam işte o söz dinlemiyor.”
Olaya her zamanki gibi en ters açıdan bakıp düşünceleri ile bütün kökleşecek fikirlerin kökünü kazıyan Yağız Efe umursamazca konuştu. “Bence Kayınçom yapar. Şahsen ben olsam yapardım.”
Onun sözleriyle ümitsizliğe düşmektense Ufuk’un dramı ile birlikte bir sonuca varmayı tercih eden Uzay mantıklı bir soru sordu.
“Ama Meriç'le buluşacaklarını bizden niye sakladı ki?”
Bunu düşünürken normalde zihninde uyuklamaktan başka bir şey yapmayan 'empati' çalışmaya başladı. Bu Ufuk içinde alışılmadık bir şeydi, her uzvu ve duygusu tembellik varken çalışmayı tercih etmezdi. Bunun tek sebebi kankiloştoşkosuna olan sevgisi olabilirdi.
“Ama bizde ondan sürekli Jotunheim meselesini saklıyoruz ve onu dışta bırakıyoruz.”
Bu konuda haklı olduğunu diğer arkadaşlarıda biliyordu. Uzay ellerinden bir şey gelmediğini terar hatırlattı. “Bu bizim sırrımız değil ablamın meselesi. Yoksa ona da söyleriz. Kendimiz hakkında her şeyi söylüyoruz.”
Yağız Efe tekrar söze karıştı. “Ben söylemiyorum vallahi. Sürekli içli köfteyi nerede yediğimi soruyor ama söylemiyorum.”
Her daim konuşmayı, konudan kaçarak uzaklaştıran Yağız Efe’ye daha fazla dayanamadılar. İkisinde sinir krizi geçirmeden önce aktif olan konuşma yetileri ile aynı cümleyi kurdular. “Senin aklında yemekten başka bir şey yok mu?”
Bacağının altında oturumda gizlice uğraştığı telefonu çıkarıp havada sallayan Yağız Efe sakinlikle cevap verdi. “Var. Güneş aplanın hayalet yazar olayını internette başlatan kişiyi var.”
Saniyeler içinde üzerindekinden kurtulup oturumun kasvetli havasında ve otoritesinden sıyrılan Ufuk yanında bitti. “Ne! Hakikaten de buldun mu?”
Yağız Efe birden bitişiğinde beliren arkadaşları ile şaşırıp daha sonra telefonu gösterdi. “Yok Hakikaten’de bulmadım, tweettırda buldum.”
Arkadaşının Hakkari şehrini ‘hakikaten’ olarak yanlış bilmesini düzelteme gereği duymadan Uzay heyecanla telefonu kendine çekti. “Göstersene. Demek bu kişi...”
Biraz enerji sarf ederek biraz da arkadaşını ezerek telefona bakabilen Ufuk yere otururken “Ne yapacağız şimdi? Nasıl bulabiliriz ki?” diye sordu.
Aklında hiçbir fikri olmayan Uzay aslında bu hesabı bile bulabileceklerini umut etmediğini söyleyemedi. “Düşünelim biraz.” diyerek zaman kazanmaya çalıştı.
Bulduğundan beridir düşünme fırsatı olan Yağız Efe sinsi planını anlattı. “Fake hesapta olsa sonuçta ardında bir insan var. Wattpad textıng romantizmi yapalım, işin sonunu buluşmaya bağlarız.”
Bulduğu saçma plan her daim kabul görmesine rağmen bu konuda arkadaları daha ince elediler. “Saçmalama. İlk önce Karam mı değil mi diye teyit edelim.” diyen Uzay’a küskünlükle baktı. Sonuçta bu hesabı bulan oydu ve ekibin beyni olmayı hak ediyordu. Kendi söylediği plan hemen kabul edilsin ve işe konulsun isterdi. Sırf bu yüzden arkadaşına muhalefet oldu.
“Asıl sen saçmalama. Karam'ın telefonunu gizlice alıp acaba fake hesabının bu olup olmadığını öğrenecek değiliz ya.” Bunu duyan arkadaşlarının gözleri parladı. “Çok iyi fikir.”