İçeriğe geç

Bulutlara Esir Olduk

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Bulutlara Esir Olduk

Bölüm 1

1. Yağmur

Sıcak... Fazlasıyla sıcaktı. Üzerinde alışkın olmadığı bir yorgunluk belini büküyordu. Yüreğini adını koyamadığı bir sıkıntı kavuruyordu.

Bir haftadır Antepdeki işler ile meşgul olmuş, döner dönmez de toplantı yapmıştı. Uzayan toplantı sinirlerinin gerilmesine sebep olsa da geride çözüme kavuşmayan bir şey kalmamıştı.

Dışarıya adımını attığında alışkın olduğu sıcak rüzgar tenini değip geçti. Üzerine tam oturan takım elbisesi dik duruşuyla adeta erişilmez olduğunu sergiliyordu. Neyse ki güneş gözlükleri keskin bakışlarını gizliyordu.

Tek bir bulutun bile olmadığı gökyüzünde Urfa'da yağmur en çok beklenendi. Her gün yağmur duasına çıkılıyor, ALLAH'ın rahmeti ve bereketi her gün bekleniyordu.

"Ağam arabanız hazır," Rasim ellerini birleştirmiş saygıyla genç adamın bir adım gerisinde duruyordu.

"Ben tek kullanacağım," sert ve otoriterdi. Rasim bu genç adama karşı gelinmemesi gerektiğini en iyi bilenlerdendi.

"Peki, arkanızda olacağız Ağam,"

Kendal... Altı erkek kardeşin en büyüğüydü. Evlenme yaşı çoktan geldi de geçiyordu. Buralarda kızlar kadar olmasa da erkeklerde erken evlenirler, yuvalarını kurarlardı. Şimdi bunu gerçekleştirmek Kendal'ın göreviydi. Aklına gelen bu düşünceyle yüzü biraz daha asıldı. Başı ağrımaya başlamıştı. Gelenek ve göreneklerine sonuna kadar bağlı babasının izinden giden biriydi. Ailesinin uygun gördüğü biriyle evlenecek itiraz etmeyecekti. Annesi kendisine ve ailesine en çok yakışan kızı seçeceğinden emindi. Aşk, sevgi ve hoşlantı gibi kavramlar buralarda dikkate alınan değer gören şeyler değildi. Nitekim Kendal'a da ifade etmiyordu.

Şirkette işlerini bitirmişti. Bugün arazileri gezecek, işçilerin durumunu kontrol edecekti. Kendal Urfa da ki işleri yönetirken kendisinden sonra gelen kardeşi Kurtuluş İstanbul da ki şirketi yönetiyordu. Kendal hiçbir zaman memleketinden ayrılmak istemediği için İstanbul'a kardeşinin gitmesini istemişti. Üç numaralı kardeşi Kemal ise bir gün beşik kertmesiyle evleneceği gerçeğinden kaçmak için yurtdışına okumaya gitmişti. Ama bu bile onu kurtarmamıştı. Babaları Kadir Bey her telefon konuşmasında yabancı gelin istemediğini beşik kertmesiyle evleneceğini itinayla Kemal'e hatırlatıyordu.

Bir diğeri Kemal'in küçüğü Kenan ise sürekli on sekiz yaşına girince buradan çekip gideceğini söyleyen kardeşi on sekiz yaşına gireli bir hafta olmuştu. Burada yaşamayacağını asla gelenek ve göreneklere bağlı kalmayacağını dillendiren kardeşi arı gibi herkesi sokmaktan vazgeçmiyordu.

Karan ve Korhan'ın arasında ise bir yaş vardı ve okula birlikte gönderilmişlerdi. Liseye giden küçükler öğrenmeye ve çalışmaya azimli birbirlerini yiyen iki küçük veletdiler genç adamın gözünde.

Kendal... Elinin altında kendi hakimiyeti içerisinde ki her şeyi kontrol ediyordu. Her şey kontroli altında olmalıydı. Kendal yönetemediği şeylerden nefret ederdi. Emri altında ki herkes ona söylemeden, izin almadan hiçbir işe el atamaz yazamazdı.

Kendal... Ucu bucağı görünmeyen arazilerin yanına geldiğinde arabasını ani bir frenle durdurdu. Arabasının kapısını açarak, çıktığında tüm gözler üzerine dönmüştü. Arkasından gelmiş olan iki araba da kendisi ile birlikte durmuş, içerisinde adamlar uzaklı yakınlı etrafında yerini almıştı.

Kendal gözlüklerini çıkararak, işçiler üzerinde gözlerini gezdirdi. İşçiler Kendal'dan korkmasalar da genç adamın heybeti ve sert bakışlarından çekiniyorlar, varlığından tedirgin oluyorlardı.

Rasim genç adamın yanına yaklaşarak bir adım gerisinde durdu.

Genç adamın keskin gözleri işçilere su dağıtan genç bir kısın üzerinde takılı kaldı. Haftada bir işçileri kontrol eder sıkıntı ve dertleri varsa öğrenirdi ve elinden gelen her yardımı yapardı. Hemen hemen her işçisini tanırdı. Urfa'nın yarısından çoğu kendilerinden ekmek yerdi.

Ama bu kızı daha önce görmemişti.

Kendal yanında duran adama bakmadan konuştu.

"Şurada su dağıtan kız kim? Rasim genç adamın işaret ettiği genç kıza baktı.

"Hakkı amcanın kızıdır. Adı Derya Ağam İzmir de dayısının yanında lisesini bitirip gelmiştir. Hakkı amca hasta olduğu için babasının yerine çalışmaktadır."

Hakkı amcayı çocukluğundan bu yana tanırdı. Herkes tarafından dürüstlüğü ile bilinen bir insandı. Babasının fazlasıyla değer verdiği insanlardan birisiydi.

Kendal kızgınlıkla Rasim'e döndü. "Bundan neden benim haberim yok?" Rasim tedirgince avuçlarını ovuşturdu. Kendal Ağa kızdığında hiç iyi şeyler olmazdı. "Söyleyecektim Ağam burada değildiniz. Bugünde toplantınız uzayınca haber veremedim. Bir haftadır çalışıyor."

Genç adamın kaşları çatınca başı daha çok ağrımaya başlamıştı. Migren genç adamın gününü daha da zorlaştırıyordu. Yüzüne vuran güneşi biraz olsun engellemek için gözlüklerini geri taktı. Bunaltıcı hava genç adamın ruhunu sıkıyordu.

"Rasim amca ne olursa olsun her şeyden hemen haberim olmalı. Şimdi git işçilerin bir sıkıntısı olup olmadığını öğren sıkıntısı derdi olanı yanıma gelsin herkesin yövmiyesi eksiksiz dağıtılsın bir kişinin dahi hakkı kalmasın!"

Gözlüklerin arkasında ki gözler adeta karşısında ki adamı delip geçmişti. Rasim'in beti benzi atarken genç adamı ikiletmeden dediğini yapmak için işçilerin yanına yöneldi.

Kendal, çavuş ile konuşuyor detaylı bilgiler öğreniyordu. Hakkı amcanın hasta olması fazlasıyla canını sıkmıştı.

"Hakkı amcanın durumu nasıl?" diye sorduğunda yanı başında ki çavuşunda kederle yüzü asıldı.

"Hastanededir Ağam tedavisi başladı durumu kontrol altında tutuluyor,"

Kendal daha fazla bir şey sormadı gidip durumunu bizzat kendi görmek istiyordu. Eliyle Rasim'in yanına gelmesi için işaret etti.

Rasim genç adamın yakınına gelerek durdu.

"Ben hastaneye gidiyorum, burayla ilgilen," diyerek arabasını bindi. Camı açtı.

***

Genç kız eğilmekten boynu ağrımıştı. Sıcaktı hava esmiyordu. Tüm işçiler gibi onunda alnı ve ensesinde terler birikmişti. Babası her gün çalışmış bu ağrıları ekmek parası için uzun yıllar boyunca çekmişti ve bir gün bile şikâyetçi olduğunu hatırlamıyordu genç kız oysa şimdi hastane de dört duvar arsında halsiz ve yorgundu. Anneleri vefat etmiş iki ablası da evlenip yuvalarını kurmuştu. Biri Adana’ya gelin giderken bir diğeri Antep'e gelin gitmişti. Derya daha küçükken evlendikleri için ablaları ile çok vakit geçirme imkanı olmamıştı genç kızın. Babası ve kendisi iki kişilik dünyalarında mutluydu. Yeşil hareleri hemen dolmuştu. Gözyaşlarını geriye iteledi. Babasına asla kıyamıyordu tüm kalbiyle inanıyordu iyileşecekti babası elini boynuna götürdü. Başını geriye attığında gözleri arabanın içerisinden kendine bakan adama değmişti. Vücudu ürpertiyle dolarken, utançla başını eğmişti. Saniyelik değen bakışlar aynı hızla da birbirinden kayıp gitmişti. Demek herkesin konuştuğu dillerden düşmeyen Kendal Ağa buydu. Kısacık bir göz teması da olsa genç kız anlatılanlardan daha fazlası olduğunu düşündü ve kendini ayıplayarak düşüncelerini bertaraf etti. Koskaca ağayı değerlendirecek biri değildi. Ağrıyan yerlerini umursamayarak işini yapmaya devam etti.

***

Alnında küçük ter damlaları birikmişti. O anda gözüne ilişenle sinirleri bir yay gibi gerildi. Birkaç genç erkek birlikte çalışıyorlar aynı zamanda Hakkı amcanın kızı olduğunu öğrendiği genç kızı hayran hayran bakarak kendi aralarında konuşup, gülüşüyorlardı. Direksiyonu o kadar fazla sıktı gibi parmak boğumları beyazlamıştı. Gözlerinin rengi göğü sarmakta olan kara bulutlarla eş değerdi. Bu gençler kendilerinin de bacıları anaları olduğunu unutmuş gibiydiler.

Rasim, genç adam arabasını çalıştırmayınca cama yanaştı. "Ağam bir sorun mu var?"

"Şu gençlere eğer ekmeklerinden olmak istemiyorlarsa baktıkları yere ve konuştukları şeylere dikkat etsinler. Gözlerini oydurmasınlar bana kendilerinin de bacıları ve anaları olduğunu hatırlat!"

Sesinde ki soğukluk ve sertlik adamı ayazda kalmışçasına yutmuştu.

"Tamam Ağam" Rasim telaşla hızlı adımlarla gençlerin yanına giderken küçük küçük yağmur damlaları düşmeye başlamıştı. Günlerdir beklenen yağmur herkesin yüzünde bir gülümseme oluşturmuştu.

Rasim'in gidişiyle Kendal başka bir adamı yanına çağırdı.

"Buyrun Ağam"

"Yağmur hızlanacak işçilere dağılmalarını söyleyin herkes evine gidebilir."

"Emrin olur Ağam"

Bunlar Kendal'ın son sözleri olmuştu. Arabasını çalıştırarak arkasında toz duman bulutu bırakarak toprak yolda hızla ilerledi.

Doğrudan hastaneye gitmeyi düşünse de şirketten gelen telefonla yönünü değiştirdi. İmzalanması gereken önemli bir dosyanın olduğunu söyleyen sekreteri kendisini bekliyordu.

Asla bir dosyayı incelemeden imzasını atmayan Kendal, en sonunda incelemesini bitirerek gerekli imzayı atmıştı. Başında ki ağrı adeta genç adamın ayakta durmasını zorlaştırsa da genç adam bunu dışarıya belli etmiyordu. Ara sıra bu tür baş ağrıları genç adamın gününü fazlasıyla zorlaştırıyordu. Asansöre bindiğinde gözlerini kapatarak, başını asansörün soğuk çeliğine yasladı. Kısa da olsa gözlerini kapatmak bir nebze iyi gelmişti. Yine de karanlık bir odada gözlerini kapatana denk başının ağrısının geçmeyeceği belliydi.

Dışarıya çıktığında yağmur fazlasıyla hızlanmıştı. Yağmurun yağışı genç adamın yüreğine de su serpiyordu. Toprak kuraklıktan çatlarken, yağmur sularını hızla içine çekiyordu.

Genç adamın eve gidip, dinlenmeye ihtiyacı olsa da Hakkı amcayı ihmal etmek istemiyor babasının can borcu olduğu bu adama büyük bir saygı duyuyordu. Bir haftadır Antep'te olduğu için hastaneye yattığını bugün öğrene bilmişti.

Hastaneye az kalmıştı. Yağmurdan dolayı yavaş ilerliyordu. Köşe başında, bugün tarlada gördüğü genç kız omuzları sarsılarak ağlıyordu. O an Kendal'ın yapamadığı tek şey geçip gidememekti. Arabayı köşeye çekerek durduğunda ıslanmayı umursamadan inerek genç kızın yanına bir iki adımda ulaşmıştı.

Genç kız kendini o kadar çok kaptırmıştı ki genç adamın omzuna dokunmasıyla yerinden sıçramıştı. Karşısında en son görmeyi düşünebileceği kişi bile yoktu.

"İyi misin?"

Herkesin dilinde türkü gibi dolaştırdığı Kendal Aga gözlerinin içine bakıyordu. Anlıkta olsa bu yüreğini ısındırdı. Sonrasında hemen kendini toparlamıştı.

"E...vet," kekeleyerek de olsa tek kelimeyi ağzından çıkarabilmişti. Genç adamın yüzüne bakamıyor utanıyordu. Gözyaşları biran durmuşta olsa her an tekrardan akmak için hazırdılar.

Genç kızın bir haftadır ateş gibi kızgın olan toprağın üstünde çalışmaktan ayakları bez ayakkabının içerisinde yara olmuştu. Her adımda canı yanıyordu ve yeğen yağmur en çok onu mutlu etmişti. Toprak artık ateş püskürmeyecekti. Bu mutlulukla babasının yanına zorda olsa yürüyerek giderken, aldığı haberle tüm mutluluğu buhar gibi uçup gitmiş, ıslanmamak için sıkı sıkıya tuttuğu şemsiye ellerinden kayıvermişti.

Genç kızın perişan hali Kendal'ın çekip gitmesini engelliyordu.

"Neden ağlıyorsun," sesini yumuşak tutmaya çalışsa da pek başarılı olamamıştı. Genç bir kızın yağmurun altında ki bu görüntüsü genç adamı sinirlendirmişti. Üstelik Hakkı amcaya bir şey mi olmuştu? Genç kızın perişan halinin sebebi bu olabilir miydi?

"Ablam... Bebeğini düşürmüş," genç kızın dudaklarından kaçan hıçkırıkla gözyaşları tekrardan akmaya başlamıştı. Derya bunu neden adama söylediğini bilmese de o an acısını biriyle paylaşmazsa nefessiz kalacakmış gibi hissetmişti.

Genç adam ne geri gidebiliyor nede ileri bir adım atabiliyordu. Genç kızın acısı yüreğinden okunuyordu ve Kendal'ın içinde bir yerlerde bu görüntü rahatsız etmişti.

İkisi de fazlasıyla ıslanmıştı. Kendal ne söylemesi gerektiğini bilemediği için yere düşmüş şemsiyeyi alarak genç kızın başının üstüne tuttu. Kolundan tutarak kendi ile birlikte gelmesini sağladı. Genç kıza sormadan ön koltuğa oturtmuştu bile...

Derya ise şaşkınlıktan ağzını bile açamamıştı. Kolunda ki sıcaklığın uyuşukluğundan kurtulamadan arabada bulmuştu kendini ve tek tesellisi arabaya binerken onları kimsenin görmemiş olmasıydı.

Hayatında hiç binmediği ve kesinlikle bir ömür boyu binemeyeceği bir arabanın içerisindeydi. Genç adam arabayı çalıştırdığında rahatsızlıkla kıpırdandı. Yanında ki adam... Tanımadığı bir adamdı ve bu şekilde yalnız olmak genç kızı huzursuzlaştırıyordu. Bir arabanın içerisinde ilk defa bir erkekle baş başaydı ve bu erkek aynı zamanda patronuydu.

Kendal, arabayı çalıştırdığında zorlukla; "Islağım, araban mahvolacak," diyebilmişti. Kelimeler o kadar zor ağzından çıkıyordu ki yutkunmaktan boğazı acımıştı. Şu birkaç haftadır yaşadıklarını düşünüce böyle olması çokta yadırganamazdı.

O kadar çok ıslanmıştı ki deri koltuğa bu ıslaklıkla yapışacaktı. Orası kesindi!

Kendal'ın gün içinde ilk defa dudakları kıvrılmıştı. "Bende ıslağım," ve ekledi. "Genç bir kızın yağmurun altında daha fazla kalarak, hastalanmasına izin veremezdim."

Derya'nın gözleri kocaman açılırken, kulaklarının doğru duyduğundan emin değildi. Heyecanlanmıştı! Araba ani bir frenle durduğunda ancak bakışlarını genç adamdan çekebilmişti. Geldikleri yeri görünce hayretle kaşları havaya kalktı. Babasının kaldığı hastaneye gelmişlerdi. Buraya geleceğini nereden bile bilmişti?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.