Kalbi normalden daha hızlı atıyordu. Kendininkinden daha büyük bir elin parmaklarının arasına kilitlemiş olduğu parmakları ona çocuksu bir heyecan veriyordu. Çenesini eline dayamış, camdan dışarı bakıyordu. Yüzünde geniş bir gülümseme vardı. Elini tutan diğer elin sahibi baş parmağıyla elinin üstünü okşayınca daha da sırıttı. Yanındaki şahısa kaçamak bir bakış attı. Neyse ki yarıyıl tatiline gireceklerdi ve herkes kendi halindeydi.
"Tatilde ne yapalım?" diye sordu Fatih. Kafasını çevirdiğinde göz göze geldiler.
"Bilmem ki. Ne yapalım?"
"Bize gelsene." deyip gülümsedi.
"Bizimkiler gidecekler ben evde tek kalacağım. Beraber vakit geçiririz." diye de ekledi.
"Olabilir. Ama anneme haber vermem lazım önce." diye yanıtladı onu Bulut. Fatih etrafına bakındıktan sonra tekrar Bulut'a baktı.
"Güzel geçeceğinden eminim. Beraber film izler, bir şeyler yaparız." deyip sırıttı. Bulut da buna karşılık gülümseyip kafasını salladı.
"Güzel olur." Fatih Bulut'un elini bırakıp kendi cebine götürdü. Sigara paketini çıkardı. Sıra altında tutup içinde kaç tane olduğunu saydı. Sonra beyaz tahtanın üstünde asılı duran saate baktı.
"Ders de işlemiyoruz. Daha da neden çıkmıyoruz anlamadım gitti!" diye mırıldandı.
"Çalar zil birazdan. Çok bir şey kalmadı zaten." Bir süre sessizce oturduktan sonra zil çaldı. Dışarı sıra olmaya çıktılar. Hafta sonu tatiline gireceklerdi. Müdür karne haftasına gireceklerinden dolayı ufak bir konuşma yaptı. Ardından "İstiklal Marşı" ve sıranın dağılışı.
Fatih ile okulun çıkış kapısına yürürken biri seslendi arkasından. İkisi de durup arkalarına döndüklerinde seslenenin Tuğkan olduğunu gördüler.
"Bulut!" kaşlarını çatmış, ince dudaklarını sinirle birbirine bastırmıştı. Maviye çalan gözleriyle de oldukça öfkeli bakıyordu. Yanlarına vardıklarında önce Fatih'e sonra Bulut'a baktı.
"Bir şey konuşmamız lazım." deyip Bulut'un kolundan tuttu. İkisi de kaşlarını çattı. Fatih Tuğkan'ı kolundan kavrayıp ittirdi. Bulut'u bırakmasını sağladı.
"Hayırdır ne konuşmanız lazım?" diye konuştu sinirle ona doğru bir adım atıp. Tuğkan ve Fatih birbirine karşı her zaman öfkeli ve tersti. Asla anlaşamazlar, birbirlerine tahammül edemezlerdi. Fatih'in aksine Tuğkan onunla kesinlikle muhatap olmaz, kendi işine bakardı. Fakat Fatih ise sebepsiz bir şekilde ona sınıf içinde arada ters bakar, hatta bazen yanından geçerken anlamsız şeyler mırıldanırdı. Birbirlerini sevmedikleri aşikardı yani.
"Ne konuşacaksın benimle?" diye sordu Bulut biraz endişeli bir tonda. Tuğkan ile bir muhabbeti yoktu. Sınıfta aşırı nadir konuşurlardı. Zamanında parası yetmediği için Tuğkan ona tost almıştı. Geri ödemek istediğinde de kesinlikle o parayı almayı reddetmişti. Hatta sinirlenmişti. Bir de sınav zamanı notları eksik olduğu gerekçesiyle defterini almıştı. Sınava birkaç gün kalana kadar defterini getirmeyi unuttuğunu söyleyip geri vermemişti. Ama onun dışında bir şeyleri yoktu.
"Gel benimle. Bir konu konuşacağız sadece." dedi dişlerinin arasından. Fatih'in sinirli bakışlarına aynı şekilde karşılık verdi sonra Bulut'a baktı. Anlamlandıramadığı bir şey vardı Tuğkan'ın bakışlarında. Fatih ise Bulut'u kolundan tutup yanına çekti.
"Yoo. Bir yere gitmiyor."
"Sen karışma." dedi sinirle çenesini oynattıktan sonra. Bulut'a çevirdi bakışlarını.
"Bulut. Hadi." dişlerini sıkıp konuşurken gözlerini büyüttü. Bu da Bulut'u korkutmuştu. Dövecek miydi? Ne olmuştu? Niye çağırıyordu? Fatih'in iç çekip Tuğkan'a doğru yürüdüğünü görünce hemen aralarına girdi. Onların kavga etmesindense Tuğkan ile gitmek daha mantıklıydı şu an.
"Fatih. Dur." deyip aralarına girdi. Kollarını iki yana açtı. İnsanlar geçiyordu yanlarından ve garip bakışlar çoktan bulmuştu onları. Fatih sinirlenip geri adımladı. Bulut Tuğkan'a döndüğünde göz göze geldiler. Tuğkan'ın kulakları hafif kızarmıştı.
"Tamam konuşalım. Ama çabuk ol." Bulut isteğini kabul edince Tuğkan tekrardan kolundan kavrayıp yürümeye başladı. Yürürken Bulut'u da peşinden çekti. Fatih ise dişlerini sıktı, kollarını göğsünde bağladı. Çenesini sağa sola oynatıyordu. Belli ki dişlerini birbirine sürtüyordu. Bulut ve Tuğkan okulun içine girdiler. Yangın merdivenlerinden bodrum katına doğru gittiklerinde Bulut iyice endişelenmişti. Tuğkan durunca o da durdu. Dönüp kendisine baktı. O ise Bulut'un koluna baktı. Yüzü de pembeleşmişti. Bakışlarını yavaşça Bulut'un gözlerine kaldırdı. Yutkunduğunu gördü. Bulut kolunu oynatmak, kurtarmak istedi yavaşça. Tuğkan daha da sıkı tuttu kolunu.
*
*** Tuğkan'ın gözünden***
*
Kolunu tutmak bile ayrıydı. Hele ki gözleri. O elaya çalan gözleri. Kahretsin. Bir de o parfümü sıkmıştı yine. Çok önceden kaybettiği, daha doğrusu benim kaybetme sebebi olduğum o ceketteki parfümün aynısıydı. Bu çocuk bunu nasıl yapıyordu böyle? Hiçbir şey yapmadan beni nasıl etkiliyordu bu kadar?
Derin bir iç çektim. Korktuğu gözlerinden belli oluyordu. O yüzden kolunu sakince bıraktım. Boğazımı temizleyip konuşmak için ağzımı açtım.
"Bulut." Fakat devam edemedim. İsmi bile tuhaf hissetmeme sebep oluyordu. Ona doğru bir adım attım. O da benden uzaklaşmak için geri adımladı.
"T-Tuğkan. Ne konuşacaksın benimle? Ne istiyorsun?" dedi bana. Bir adım daha attım sıktığı o hafif parfüm kokusunu daha net alıp mayhoş olmak için. Özlemiştim bu kokuyu. Onunsa sırtı duvarla buluştu. Aniden kollarını kaldırıp ellerini omuzlarıma yerleştirdi beni durdurmak için. Durdum. Dudaklarına kaydı bakışlarım. Kahretsin. Şu an o dudaklara yapışmamak için zor tutuyordum kendimi. Rüyalarıma giriyordu. Beni öpüyordu. Benimle beraberdi. Gülümseyip duruyordu. Ve lanet olsun ki rüyamda gördüğüm her bir kare beni benden alıyordu. Son zamanlarda daha çok ama parça parça görüyordum onu rüyamda. Bu da oldukça sinirlerimi bozuyordu. Aklımdan çıkmıyordu. Gecem gündüzüm olmuştu onu düşünmekten. Gece rüyadan kalkıp bir daha yatamamaktan bıkmıştım. Takıntı haline getirmiştim ve bunun farkındaydım. Fakat elimden hiçbir şey gelmiyordu.
İlk zamanlar asla düşünmezdim ve komiğime gelirdi bu konu. Kendi kendime şaka yapıyormuşum gibiydi. Fakat onun nezaketi, masumluğu, iyi niyeti..
Kızlarla olan hiçbir ilişkim mantıklı ya da iyi gitmemişti. Bu yüzden "Peki ya Bulut?" diye düşünmüştüm bir anlık. Buna gülüp ciddiye almamıştım aklıma ilk geldiğinde. Her ne kadar kızlarda bulunan malum şeylere ilgim olsa da, Bulut bambaşkaydı. Bir kere onu gördüğümde kızlara kıyasen cinsel hiçbir şey gelmiyordu aklıma. Kendimden beklemediğim bir şey olmuştu zamanında. İlk merak ettiğim "şimdi şunun minik kıçı da ne sıkıdır. Ne zevkli olur" gibisinden ciddiyle karışık alaycı ama bir o kadar da merak ettiğim şeylerdi. Fakat ilerleyen süreçte bundan çok beni şaşırtan cinselliğin kafamdan silinmiş olmasıydı. Belki de benim cinsel arzularımı çıkaracak bir göğsü ya da kalçası olmamasıydı. Fakat tek bildiğim onun gülüş sebebi olmaktı. Evet, çok saçma bir şekilde istediğim tek şey onun gülümsemesiydi. Fakat bu giderek arttı, daha fazlasını hissetmeye ve istemeye başladım. Kendime engel olamadım. Gözlerine bittim önce, sonra gülüşüne, tavırlarına, son zamanlarda ise ah o öpülesi dudaklarına. Her şeyi ayrı güzel geliyordu sanki bana. Ve artık dayanılmaz olmuştu. Onu şimdi burada öpecektim. Ama ya sonrası? Korksaydı, bir daha yüzüme bakmaz ve olabildiğince kaçardı. Bu yaptığım ise tacizden başka bir şey olmazdı. Ona kendi rızası olmadan bir şey yapmak.. Saçının teline zarar gelsin istemezdim. Ona fiziksel veya duygusal hiçbir kötülük yapmaz, yapamazdım da. Onun erkeklerden hoşlandığını biliyordum. Ve buna rağmen bir şey yapmaya deli gibi korkuyordum. Kendimden de emin olamıyordum. Erkeklerden hoşlanıyor olamazdım değil mi? Kalıbıma çok tersti bu. Ama ne olursa olsun içimden bir ses sadece Bulut diyordu bana. Bulut'tan başkasını düşünemiyor ve göremiyordum.
Gözlerimi kapatıp kafamı öne eğdim. Ellerimle bileklerini kavradım. Titriyordu. Kendimden nefret ediyordum o an. Yüzüne doğru yaklaştım yavaşça. Elleri titriyordu. Adımla seslendi. Kalbimden vurdu o seslenişiyle. Ondan kendi adımı duymak.. ama korkmuş bir tonda.. Kurtulamaya çalıştı ürkekçe, sert hareket edemiyordu. Eminim ki şok olmuş, deli gibi korkuyordu benden. Bu da kat be kat kendime olan nefretimi arttırıyordu. Daha da yanaşıp mesafeyi azalttım iyice. Gözlerimi açtım. Elaya çalan gözleriyle buluştu gözlerim. Korku ve üzgünlüğü gördüm gözlerinde. Ama en çok korkuyu yansıtıyordu o gözleri.
"N-Ne yapıyorsun? Lütfen bırak beni." Yalvarıyordu. Lanet olsun bana yalvarıyordu. Nefes alış verişlerini dudaklarımın üzerinde hissediyordum. Ufak bir hareketle uzun zamandır istediğim şeyi yapabilirdim; ya da işleri beter hale getirmekten kurtarabilirdim.
"T-Tuğkan." sesi titriyordu. Bakışlarım dudaklarındaydı o an. Gözlerimi kapatıp kafamı eğdim. Derin bir nefes verdim. Tekrar kaldırdım kafamı. Gözlerine baktım. O an kalbimin bin parça olduğunu hissettim. Gözünden süzülen yaş beni mahvetmişti. Hemen bileklerini bıraktım.
"Bulut.." diye konuştum sakin bir tonda. Yüzünü ellerim arasına aldım. Tabi hemen tuttu kollarımdan. Yanlış bir şey yapıyormuşum da her şeye hazırlıklı olmak istiyor gibiydi. Ufak bir hareketimde itecekti, bundan eminim. Gözyaşlarını sildim parmaklarımla.
"Özür dilerim." Gözleri büyümüştü. Benden bir 'özür' beklemiyordu. Buna oldukça şaşırdığı da suratındaki ifadeden belli oluyordu. Tutuşunu sıkılaştırdı.
"Benden korkma.. Lütfen korkma benden.." dedim yanaklarını okşarken.
"L-Lütfen bırak beni. Gitmek istiyorum." dediğinde tekrar bir iç çektim. Kollarımı itmeye çalışıyordu. Bırakmamı istediği belliydi.
"Fatih'den uzak dur sadece.." dedim sessizce kollarımı indirirken. Bir adım geriledim. Bulut elini anında kalbine götürdü. Yüzü bembeyazdı ve nefes nefeseydi. Bana bakıyordu.
*
*** Tuğkan'ın gözünden sonu***
*
"Neden?" diye sordu. Elleri hala titriyordu ve Tuğkan'ın neden böyle yaptığını asla anlamıyordu. Fatihle mutluydu. İlişkisi de gayet iyiydi. Ve Tuğkan'a kıyasla Fatih'i tanıyordu. Onlar anlaşamıyor diye Tuğkan'ı dinleyip Fatih'i bırakmayacaktı elbette!
"O iyi bir insan değil Bulut. Fatih'i tanımıyorsun." dediğinde Bulut kaşlarını çattı.
"Neden bana ne yapacağımı söylüyorsun? Sen Fatih'i tanımıyorsun asıl!" diye çıkıştı biraz cesaretlenip.
"Güven bana. Sana neden boş yere yalan uydurayım?" dedi sakince Tuğkan. O zaman cevap veremedi. Gerçekten. Neden durduk yere bunu söylesindi ki? Tabi o sırada merdivenlerden hızla inen Fatih yanlarına geldi.
"Bitmedi mi şu amına koyduğumun konuşması" dedi sinirle. Bulut'a baktı, kolundan tuttu. Yüzüne kısa bir bakış attı bir şey yaptı mı diye. Sonrasında arkasından çekiştirdiği gibi merdivenlerden çıkmaya başladı.
Tuğkan düz ve derin bir şekilde bakıyordu Bulut'un gözlerine. Bulut da anlamamıştı olanları. Neden kendisine bunu söylemişti? Neden bir anda müdahil oluyordu hayatına? O kimdi ki? Sadece sınıftan biri. Merdivenleri çıkarken gözlerini ayırmadı Tuğkanınkilerden. Bakışlarında bir şey vardı. Ama Bulut ne olduğunu anlamadı.
***
Ah Bulut ah. Benim biricik Bulut'um. Bu kurguya o kadar bayıldım ki anlatamam size. Birkaç bölümlük fikir var aklımda. Tabi işler nasıl ilerleyecek o noktadan sonra inanın ben de bilmiyorum. Ama bir şekilde bir yolunu bulacağız. İnanıyorum.
Oy vermeyi ve değerli görüşlerinizi benimle paylaşmayı unutmayın. Hepinize şimdiden teşekkür ediyorum!