" Beni öpersen gitmene izin veririm." Dedi, sıkıca sarılırken.
"Tamam!" diye bağırdım. Vücut ısımız başımı döndürmeye başlamıştı.
Aiden beni serbest bıraktı ve ben de ona doğru döndüm. Yüzlerimiz arasında sadece birkaç santim vardı. Aiden'ın yüzü kıpkırmızı olmuştu. Beni içeri sıkıştırarak kollarını dolaba uzattı.
Yüzüm kızardı. "Bundan kaçış yok." Sırıttı. Sızlandım ve içimden ağlamaya başladım. Kendimi hazırlamak için derin bir nefes aldım. Yaklaştım ve çok hafifçe dudaklarına bir öpücük kondurdum. "İşte! İşte oldu! Al sana öpücük! Şimdi bırak beni!" Kollarını çektim ama hareket etmedi.
Aiden iç çekti. "Bu bir öpücük değil, ağzıma bir şey çarptı o kadar." Derin bir nefes alıp verdi. "Sana nasıl yapıldığını göstereyim."
Aiden duvarı bıraktı ve belimi sertçe kavradı. Bizi duvara doğru itti. Vücutlarımız birbirine değiyordu. Her şeyi hem de her şeyi hissedebiliyordum ve eminim o da hissedebiliyordu.
Aiden başını eğdi ve gözlerini benimkilere çevirdi. Bakışları çok güçlüydü. Parlayan dudaklarına baktım. Yavaş yavaş benimkine yaklaşıyordu ve sonunda benimkine değdi. Sert ve acıydı sanki içindeki duyguları dışa vuruyordu. Boğuk iniltilerini duyabiliyordum. Elleri beni olduğum yerde tutmak için başıma gitti.
Böylece hareket edemeyecektim. Saçımı çekti.
" Beni geri öp." Nefes nefeseydi. Boynumu emcükledi. "Ben de senin beni öpmeni istiyorum."
