Haftanın zorbalık ve baskı yüklü günleri, Ayaz’ı normalde asla cesaret edemeyeceği bir yere sürüklemişti. Küçük, loş bir barın köhne köşesinde, üçüncü kadehini bitiriyordu. Cansu’nun ona gösterdiği beklenmedik şefkat ve ardından Atlas’ın tehdit dolu uyarısı zihninde dönüp duruyordu. Artık sadece Aras değil, Atlas da onun etrafındaki alanı daraltıyordu. Bu baskı sarmalından kaçmanın tek yolu, hissizlikti. Alkol, o donuk maskenin yerini geçici bir uyuşmaya bırakmasını sağlıyordu. Ayaz’ın başı dönüyordu. Bedenindeki uyuşma, ruhundaki acıyı hafifletiyordu, ta ki masasına yaklaşan o iri, yabancı adamı fark edene kadar. Adam, Ayaz’ın yanına oturdu ve elini Ayaz’ın omzuna attı. "Yalnız görünüyorsun, yakışıklı," dedi adam, sesi alkol ve nemden boğuk çıkıyordu. Ayaz, itiraz edecek gücü bulamadı. Sadece başını hafifçe yana çevirdi. Yüzündeki sarhoşluk ve uyuşukluk, adam için bir davet olmuştu. Adamın eli, Ayaz’ın yakasını açarak boynuna doğru kaydı. Ayaz’ın kalbi, alkolün uyuştuğu yerden, çaresizlikle hızlıca atmaya başlamıştı. Ayaz’ın beyni, şu anki tehlikenin, okul koridorlarındaki zorbalıktan çok daha ölümcül olduğunu haykırıyordu. Tam o sırada, bir gölge masanın üzerine düştü. "Uzak dur ondan." Sesi kararlı, öfkeli ve tanıdıktı: Atlas. Atlas, Ayaz’ı arıyordu. Cansu’nun uyarısından sonraki kıskançlık nöbeti, onu Ayaz’ı izlemeye itmişti. Ayaz’ı burada, yabancı bir adamın elinde görmek, Atlas’ın damarlarındaki kanı dondurmuştu. Atlas, adamı omuzlarından tuttuğu gibi geriye itti. Adam, öfkeyle kalkmaya çalışırken Atlas, adama bir yumruk indirdi. Ses, barın gürültüsünü anlık olarak kesti. Adam sendeledi ve hızla barın kapısına doğru kaçtı. Ayaz, masada kalmış, gözleri yarı kapalıydı. Gömleği dağınıktı. Atlas, Ayaz’ın yanına yaklaştı. Hızla, Ayaz’ın yüzünü ellerinin arasına aldı. “İyi misin? Ne işin var senin burada?” Sesi, endişeyle doluydu. Ayaz, gözlerini yavaşça açtı. Karşısında Atlas’ı gördü. Kurtarıcısıydı. Ama aynı zamanda, onu bu duruma sürükleyenlerden biriydi. Ayaz’ın içinde, tehlikeli bir his uyandı. Atlas'a, kendisini koruyan kişiye, güçlü bir zorba dilinde cevap vermeliydi. "Seni ilgilendirmez," diye fısıldadı Ayaz, sesi sarhoşluktan pürüzlü ve kışkırtıcı çıkmıştı. Ayaz, o donuk maskeyi atmış, yerine riskli bir meydan okuma koymuştu. "Geldiğine göre, benden alacağın bir şey mi var?" Atlas, Ayaz'ın bu halinden çıkan cüretkâr tona hazırlıksızdı. Ayaz’ın dağınık saçları, alnına dökülüyordu. Açık kalan yakasından boynundaki nabız atışını görebiliyordu. Ayaz’ın gözleri, Atlas’a sorgulayıcı ve davetkâr bakıyordu. Atlas’ın beynindeki tüm mantık süzgeçleri anında parçalandı. Ayaz’ın bu kadar kışkırtıcı olması, onun kontrolünü tamamen kaybetmesine neden oldu. Bu, onu kurtaran Atlas değil, ona aşık olan Atlas'tı. Atlas, Ayaz’a yaklaştı. Yüzleri arasında sadece santimler vardı. Atlas’ın nefesi, Ayaz’ın yüzüne çarpıyordu. "Ne alacağımı biliyor musun, Ayaz?" Atlas’ın sesi boğuk, arzuyla doluydu. "Sana dokunmamak için kendimi zor tutuyorum. Ne istiyorsun? Benimle oynamak mı istiyorsun?" Ayaz gülümsedi. Bu, Atlas’ın ona zorbalık yaptığından beri ilk defa Ayaz’ın yüzünde gördüğü gerçek, kışkırtıcı bir ifadeydi. Ayaz, ellerini yavaşça Atlas’ın gömleğinin yakasına koydu. Elini yakadan omuzlara doğru kaydırırken, gözlerini Atlas’ın gözlerinden ayırmadı. "Sana ne istediğimi söyleyemem," diye fısıldadı Ayaz, sesi ateşli ve yakıcıydı. "Ama benimle burada kalıp, ne alacağını kendin bulabilirsin." Ayaz, sarhoşluğun ve çaresizliğin verdiği bir cüretle, ellerini Atlas’ın boynuna doladı ve onu kendine doğru hafifçe çekti. Atlas, Ayaz’ın bu beklenmedik yakınlaşmasıyla nefesini tuttu. Ayaz’ın kokusu, alkol ve tatlı bir esans karışımıydı. Atlas, kendini bu davete karşı koyacak güçte hissetmiyordu. Atlas, Ayaz'ın boynuna doğru eğildi. Ayaz'ın yumuşak tenine dudaklarını değdirmemek için büyük bir irade savaşı veriyordu. Ayaz'ın kulağına doğru fısıldadı: "Beni deli ediyorsun. Bunu neden yapıyorsun? Neden beni bu kadar zorluyorsun?" Ayaz, bu yakın temasın tehlikesini biliyordu. Amacı, Atlas'ı azdırmak ve ona olan kontrolünü göstermekti. Ama Atlas'ın dudaklarının boynuna bu kadar yakın olması, Ayaz'ın da titremesine neden oluyordu. Bu, zorbanın dokunuşundan farklı, tehlikeli bir arzu titreşimiydi. Ayaz, başını hafifçe yana çevirdi, dudaklarını Atlas’ınkinden uzak tuttu. Elleri, Atlas’ın boynundan inerek sert omuzlarına tutundu. "Çünkü sen... benim her şeyimi aldın. Şimdi ben de senden bir şey almak istiyorum." Bu sözler, Atlas'ın kalbine bir kazık gibi saplandı. Ayaz'ın ondan istediği şeyin sadece fiziksel bir tepki değil, Atlas'ın tüm kontrolü olduğunu anladı. Atlas, Ayaz’ın çenesini tekrar nazikçe kavradı. Dudakları, Ayaz’ın dudaklarının hemen üzerindeydi. Bir öpücükten sadece bir nefes uzaktaydılar. Ayaz, gözlerini kapattı. Vücudu, Atlas’ın baskısıyla değil, kendi arzusu ve sarhoşluğun etkisiyle sarsılıyordu. Son bir anda, Atlas geriye çekildi. Derin bir nefes aldı. Gözleri kapalı Ayaz’a baktı. "Hayır," dedi, sesi çatlak ve kısıktı. "Sana bu şekilde dokunmayacağım. Sarhoşsun. Ve ben... ben senin zorban değilim. Seni buradan çıkaracağım." Atlas, Ayaz’ı kolunun altından sıkıca tuttu. Ayaz, yorgun ve hayal kırıklığıyla doluydu. Planı işlemişti, Atlas’ı azdırmıştı, ama Atlas, son anda o çizgiyi geçmeyi reddetmişti. Atlas, Ayaz’ı yerden kaldırdı ve barın kapısına doğru yürüdü. Ayaz’ın vücudu, Atlas’ın göğsüne yaslanmış durumdaydı. Bu, kurtarıcının kurbanına duyduğu saf arzu ve yeni başlayan aşkın ilk çatışmasıydı. Atlas, Ayaz’ı eve götürürken, dudaklarına değdirmeyi reddettiği o öpücüğün tadını, dudaklarında hissediyordu.
Bölüm 7
Yanlış Kurtarıcı
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.