Akşamın soğuk ve nemli havası, kasabanın ara sokaklarını sarmıştı. Okulun parlak ışıkları çoktan sönmüş, geride sadece titrek sokak lambalarının solgun sarı ışığı kalmıştı. Ayaz, montunun yakasını kaldırmış, başı öne eğik bir şekilde kaldırımda hızlı adımlarla yürüyordu. Cebindeki elli lira, elinde tuttuğu küçük bir hazineydi. Bugün yaşadığı utanç—Atlas'ın kantinde gömleğine su dökmesi—hâlâ omuzlarında ağır bir yük gibi duruyordu ama o notun ve paranın gizemi, Ayaz'ın donuk maskesinde ufak bir çatlak açmıştı. O an kimin yaptığını bilmiyordu ama paranın annesi için ihtiyacı olan öksürük şurubunu alabileceği anlamına gelmesi, diğer her şeyi bastırmıştı. En yakın market, okul çevresindeki lüks semtten oldukça uzaktaydı. Ayaz, buraya zorlukla gelmişti. Marketin otomatik kapısı gıcırtıyla açılıp kapandı. Ayaz, yorgun ve gergin bir ifadeyle doğrudan ilaç reyonuna yöneldi. Annesinin kullandığı markanın şurubu, rafların en alt kısmındaydı. Eli titreyerek şişeyi aldı, fiyat etiketine baktı. Cebindeki elli liradan fazlaydı. Gözleri karardı. Yutkundu. Geri bırakmak zorundaydı. Başka bir marka aradı ama en ucuzu bile elindeki parayı aşıyordu. Ayaz, çaresizlikle etrafına bakındı. Marketin arka tarafı loştu, rafların yüksekliği görüş açısını engelliyordu. Kasadaki görevli yaşlı adam, telefonuna dalmıştı. Ayaz'ın kalbi göğsünde hızla çarparken, annesinin o gece öksürük krizleriyle nasıl kıvrandığı aklına geldi. Geleceğini kaybetme korkusu, her zaman zorbalığa katlanmasını sağlamıştı. Ama bu, gelecekle değil, şu anki hayatta kalma mücadelesiyle ilgiliydi. Hızla, şurubu montunun iç cebine kaydırdı. Eli terlemişti. Sanki tüm dünya aniden sessizliğe bürünmüş, sadece kalbinin güm güm sesi kulaklarında yankılanıyordu. Kasıtlı olarak, kasadan bir paket sakız alacakmış gibi öne doğru yürüdü. Hızlıca cebindeki buruşuk parayı çıkardı, kasaya doğru uzattı. Tam o sırada, marketin kapısından sert ve tanıdık bir siluet içeri girdi. Atlas. Ayaz, Atlas'ı gördüğü anda dondu kaldı. Vücudundaki tüm kan çekilmiş gibiydi. Kasaya doğru birkaç adım atmış olan Atlas, yüzünde yorgun bir ifadeyle telefonuna bakıyordu. Ayaz'ı gördü. Atlas'ın gözlerindeki yorgunluk, anında şaşkınlığa dönüştü. Neden bu saatte buradaydı? Atlas da Ayaz’ın elindeki sakıza ve aceleci tavrına anlam vermeye çalışırken, Ayaz panikle parayı kasaya uzattı. “Sadece sakız,” diye fısıldadı. Yaşlı görevli, parayı alıp Ayaz’a bakmadan para üstünü uzattı. Ayaz, hızla para üstünü kaptı ve marketten fırladı. Koşmaya başladı. “Dur!” Atlas’ın sesi sert ve tok çıktı. Atlas, kasadaki görevliye hızla bir şeyler söyleyip kapıdan Ayaz’ın peşine düştü. Ayaz’ı, marketin köşesindeki karanlık ara sokakta yakaladı. Ayaz’ın kolunu sımsıkı tuttu. “Ne yapıyorsun sen?” Atlas’ın sesi, bu kez zorba grubunun üyesi gibi değil, şaşırmış bir genç gibiydi. “Hırsızlık mı yapıyorsun?” Ayaz, yakalanmanın şokuyla tepkisiz kaldı. Yüzü o kadar beyazdı ki, Ayaz’ın alnındaki damarlar bile belirginleşmişti. Kolunu Atlas'tan kurtarmaya çalıştı ama başaramadı. “Sana diyorum, Ayaz! Ne çaldın?” Atlas, Ayaz’ın kolunu daha sert sıktı. Ayaz cevap vermedi. Yere baktı. Bu utanç, zorbalık anlarından çok daha ağırdı. Zorbalık, onuruyla ilgiliydi; bu ise varoluşuyla, annesiyle ilgiliydi. “Konuşsana!” Atlas, Ayaz’ın çenesini kavrayarak başını yukarı kaldırdı. Ayaz’ın gözlerinde, Atlas’ın kantin sahnesinde görmediği, daha da derin bir şey parladı: çaresizlik, korku ve yıkılmışlık. O anlık duygu fırtınası, Ayaz’ın o donuk maskesini tamamen çatlatmıştı. Atlas’ın midesine bir yumruk yemiş gibi oldu. Ona zorbalık yaptığında bile Ayaz’ın gözlerinde gördüğü, sadece bir kurbanın boşluğu olmuştu. Ama şimdi, gördüğü şey acı çeken, çaresiz bir insandı. “Öksürük şurubu,” diye fısıldadı Ayaz, sesi zorlukla çıktı. Montunun iç cebindeki şişenin konturunu gösterdi. “Annem için.” Bu iki kelime, Atlas’ın tüm zorbalık kimliğini yerle bir etti. O ana kadar Ayaz, Aras’ın nefret ettiği 'fakir ama başarılı' bir hedefti. Şimdi ise Ayaz, bir ilaç çalmak zorunda kalan, annesi için çaresiz bir çocuktu. Atlas, yavaşça Ayaz’ın çenesindeki elini çekti. Ayaz’ın titrek vücuduna ve gözlerindeki o kırılganlığa baktı. Bu, Atlas’ın daha önce hiç hissetmediği, güçlü bir çekim ve koruma içgüdüsünün bir karışımıydı. Zorbalıktan doğan bir ilgi değildi bu; aşkın ilk kıvılcımıydı. “Neden… Neden benden istemedin?” diye sordu Atlas, sesi neredeyse fısıltıydı. Zorbanın sesi, gitmişti. Ayaz, omuz silkti. Donuk ifade yavaşça geri geliyordu. “Senden yardım istemem. Sen ve arkadaşların… siz beni zaten mahvettiniz.” Ayaz’ın bu sözleri, Atlas’a ağır bir tokat gibi çarptı. O, zorba grubunun bir parçasıydı. Ayaz için o, sadece kötü adamdı. “Git buradan,” dedi Atlas, sesi boğuk çıkmıştı. “Kimseye söylemeyeceğim. Git annene ilacı ver.” Ayaz, Atlas’a inanmaz bir ifadeyle baktı. Sonra hızla arkasını döndü ve koşarak uzaklaştı. Atlas, karanlık sokakta tek başına kaldı. Gözleri hâlâ Ayaz’ın çaresizliğini görüyordu. Elini, Ayaz’ın çenesini tuttuğu yere götürdü. Atlas, artık sadece Aras’ın gölgesi değildi. Ayaz’ın gözlerindeki acı, Atlas’ın zorba kalbinde yeni, güçlü ve yıkıcı bir duygunun doğmasına neden olmuştu. Atlas, Ayaz’a aşık olmuştu. Bu aşk, onun zorba kimliğini yerle bir edecekti.
Bölüm 3
Market
Bölüm sonu
2 yorum
Aferim atlas ilk kez bir boka yaradın
Aferim atlas ilk kez bir boka yaradın
1Yanıt
