İçeriğe geç

Bully's Secret Heart

Bölüm 10 · 4 dk okuma

Bully's Secret Heart

Bölüm 10

O gece

Ormandaki o köhne villa, gece yarısı yağan sağanak yağmurun altında adeta bir sığınak gibi duruyordu. Çatının tepesine vuran her damla, içerideki ağır sessizliği daha da derinleştiriyordu. Atlas, Ayaz’ı battaniyelere sarmış, salonun ortasındaki eski koltuğa oturtmuştu. Ayaz, hâlâ yaşadığı duygusal sarsıntının ve uyuşturucunun vücudunda bıraktığı o donuk yorgunluğun etkisindeydi. Atlas ise bir an bile yanından ayrılmıyor, Ayaz’ın soğuk ellerini kendi elleriyle ısıtmaya çalışıyordu. Aralarındaki o derin uçurum, yerini kırılgan ama sarsılmaz bir bağa bırakmıştı.Gece ilerledikçe, Ayaz’ın titremeleri yavaş yavaş dindi. Atlas, Ayaz’ın yüzündeki o solgun ifadeyi izlerken, içindeki koruma içgüdüsünün bir sele dönüştüğünü hissediyordu. Yavaşça eğilip Ayaz’ın alnına bir öpücük kondurdu. Bu dokunuşla birlikte Ayaz, başını Atlas’ın omzuna yasladı. Artık saklanacak bir maske, korunacak bir yalan kalmamıştı. Atlas, Ayaz’ın çenesini nazikçe kaldırdı; gözleri Ayaz’ın dudaklarına kaydı. Bu seferki yakınlaşma, barda yaşanan o kışkırtıcı meydan okumadan çok farklıydı. Bu, iki yaralı ruhun birbirine şifa olma çabasıydı.Dudakları birleştiğinde, zaman durmuş gibiydi. Atlas’ın öpüşü sabırlı, derin ve şefkat doluydu. Ayaz, hayatı boyunca hissettiği o yalnızlık ve hor görülme hissinin, Atlas’ın kollarında eriyip gittiğini hissetti. Ellerini Atlas’ın boynuna doladı, onu daha da yakınına çekti. Bu, sadece tenlerin değil, birbirine muhtaç iki kalbin buluşmasıydı. Atlas, Ayaz’ın zayıf bedenini kucaklayıp üst kattaki tozlu ama geniş odaya taşıdı. Orada, ay ışığının odayı mavi bir tona boyadığı pencerenin önünde, birbirlerine duydukları arzuyu ve bağlılığı en saf haliyle yaşadılar. Atlas, Ayaz’ın her yarasını, her hüzünlü hatırasını öpücükleriyle silmek istercesine ona dokundu. Sevişmeleri, bir fırtınanın ardından gelen dingin deniz gibiydi; sessiz, derin ve sonsuz bir teslimiyetle doluydu.Ancak bu huzur dolu an, dışarıdan gelen ani ve şiddetli bir gürültüyle bıçak gibi kesildi. Villanın ağır giriş kapısı büyük bir sarsıntıyla kırılmıştı."Neredesin Atlas! O fakirle nerede saklanıyorsun?" Aras’ın sesi, gecenin karanlığında bir canavarın kükremesi gibi yankılandı.Atlas hızla yataktan fırladı, Ayaz’ı korumak için önüne geçti. Aras yalnız gelmemişti; arkasında Mert, Baran ve birkaç yabancı adam vardı. Ellerinde sopalar ve Aras’ın elinde parlayan bir sustalı bıçak vardı. Aras’ın gözleri, ihanetle bilenmiş bir nefretle yanıyordu. "Grubu satmanın bedeli ağırdır Atlas," diye bağırdı Aras merdivenlerden yukarı çıkarken. "Seni de o dahi piyonunu da bugün burada bitireceğim!"Atlas, Ayaz’a arkasında kalmasını fısıldayıp merdivenlerin başına geçti. İlk gelen Mert’i sert bir tekmeyle aşağı yuvarladı. Baran’ın elindeki sopayı çevik bir hareketle alıp ona karşı kullandı. Atlas, hayatında hiç olmadığı kadar güçlüydü çünkü bu sefer sadece kendisi için değil, sevdiği adam için savaşıyordu. Aras, bıçağıyla Atlas’ın üzerine atıldı. İkili, tozlu koridorda birbirine girdi. Aras bıçağı savururken Atlas’ın kolunu derinlemesine çizdi ama Atlas acıyı hissetmiyordu bile. Bir kafa darbesiyle Aras’ı sersemletti ve onu duvara çarparak elindeki bıçağı düşürmesini sağladı.Adamlar Atlas’ın üzerine çullanırken, Ayaz odadan fırladı. Elinde ağır bir şamdan tutuyordu. Korkusu, yerini Atlas’ı kaybetme dehşetine bırakmıştı. Ayaz, adamlardan birinin kafasına şamdanla vurarak Atlas’ın nefes almasını sağladı. İkisi, bu karanlık koridorda sırt sırta vererek hayatta kalma mücadelesi verdiler. Aras, son bir çabayla Atlas’ın boğazına sarıldı, "Bizi mahvettin!" diye bağırdı. Ama Atlas, Aras’ın ellerini büyük bir güçle ayırıp onu merdivenlerden aşağı, arkadaşlarının üzerine fırlattı. "Defolun buradan!" diye gürledi Atlas. "Bir daha sakın yolumuza çıkmayın!"Aras ve grubu, Atlas’ın bu durdurulamaz öfkesi ve Ayaz’ın beklenmedik cesareti karşısında bozguna uğramıştı. Yaralı ve rezil bir halde geceye karışarak kaçtılar.Kavga bittiğinde, sessizlik geri döndüğünde, Ayaz dizlerinin üzerine çöktü. Tüm o gerginlik, uyuşturucunun verdiği çöküş ve az önceki ölüm kalım savaşı birleşince hıçkırıklara boğuldu. Ellerini yüzüne kapattı, omuzları sarsılarak ağlamaya başladı. "Neden?" diye inledi Ayaz. "Neden her şey bu kadar zor? Neden bizi bırakmıyorlar?"Atlas, kolundaki yaradan akan kana aldırmadan Ayaz’ın yanına çöktü. Onu göğsüne bastırdı, saçlarını okşadı. Ayaz’ın gözyaşları Atlas’ın gömleğini ıslatırken, Atlas ona sıkıca sarıldı. "Bitti Ayaz, geçti sevgilim. Artık kimse bize zarar veremeyecek."Ayaz, Atlas’ın kucağında ağlamaktan bitap düşene kadar kaldı. Sonra yavaşça başını kaldırdı, Atlas’ın yaralı koluna, morarmış yüzüne baktı. Atlas onun için canını ortaya koymuştu. Ayaz, Atlas’ın bu fedakârlığı karşısında büyük bir sevgi dalgasının altında kaldı. Atlas’ın dudaklarına, bu sefer daha derin, daha muhtaç bir şekilde yapıştı. Tekrar odaya döndüklerinde, az önceki şiddetin yerini daha tutkulu, daha acil bir yakınlaşma aldı. Sanki hayatta olduklarını birbirlerine kanıtlamak istiyorlardı. Ayaz, her dokunuşunda Atlas’a minnettarlığını sunuyordu. Atlas ise her hareketinde Ayaz’a artık güvende olduğunu fısıldıyordu.Terden sırılsıklam ve nefes nefese kaldıkları o anın sonunda, Atlas Ayaz’ı göğsüne yatırdı. Odanın sessizliğinde sadece kalp atışları duyuluyordu. Atlas, Ayaz’ın saçlarının arasından şakağını öptü ve en derininden gelen o sözleri döküverdi:"Seni seviyorum, Ayaz. Her şeyinle, yaralarınla, geçmişinle ve geleceğinle seni seviyorum. Seni bir daha asla kimsenin incitmesine izin vermeyeceğim. Sen benim hayatımsın."Ayaz, duyduğu bu sözlerle gözlerini kapattı. Hayatı boyunca beklediği o kelimeler, en beklemediği insandan gelmişti. "Ben de seni seviyorum, Atlas," diye fısıldadı. "Beni kurtardığın için değil, bana gerçekten bakmayı seçtiğin için..."O gece, ormandaki o villa artık terk edilmiş bir harabe değil, iki efsanevi aşkın doğduğu bir mabet haline gelmişti. Yarın ne getirirse getirsin, onlar artık tek bir ruh gibi birleşmişlerdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.