İlk kitabımın ilk bölümünü umarım sıkılmadan olur ve seversiniz çiçeklerim iyi okumlalarrr✨🎀💕 Kışın belkide en soğuk ve en rüzgarlı geçtiği gün bugün olabilirdi. Sağnak yağmur birden şiddetli bir şekilde bastırmış gökyüzünde gürleyen şimşeklere ev sahipliği yapıyordu.
Rügarda bundan geri durmuyor bulduğu herşeyi etrafa savuruyordu. Bullunduğum yerden bir iki adım attım. Pastanemin cam kapısı açıktı çarpmaması için altına birşey sıkıştırmıştım.
Kapıdan dışarı bir adım atacaktım ki
"kız kapat şu kapıyı şimdi bizde uçarız ha, dondum zaten, niye burada soba yok?" Berfin teyze haklıydı,bende yavaştan üşümeye başlamıştım. Kapının altına sıkıştırdığım şeyi ayağımla çektim. Cam kapıyı elimle kapatırken bir silüet kapının önüde belirlerek kapıyı kapatan beni engelledi Gelen kişiye baktığımda kapıyı gülerek sonuna kadar açtım. Gelen Berfin teyzenin albay eşi Selim amcaydı. "Hoşgeldin Selim amca" "Hoşbolduk ballı kızım" elini şefkatle başımın üzerine koydu ve içeri adımını attı. Beni hep ballı kızım diye severdi kendi kızı gökçeye de böyle seslenirdi. Ben tek geldiğini sanarken arkasında bir timle geldiğini gördüm. açıkçası beklemiyordum. Kapıyı ardına kadar açık bırakırken herkese gülümseyerek hoşgeldiniz dedim. Berfin teyzenin de dediği gibi hava soğuktu onun değimiyle soba olan kaloriferleri çalıştırdım. Hızlı adımlarla Selim amca ve timin yanına gittim Selim amca Berfin teyzeyle yan yana sandalyede oturuyordu. "Masaları birleştirmemi istermisiniz ayrı ayrı mı olsun?" "Birleştirelim kızım bizim keratalar anca sığar" Onaylayarak başımı salladım. Masaları birleştirmek için adım atacağım sırada Askerlerin kendine yetecek kadar masayı hızla birleştirdiklerini gördüm. Gözlerim birkaç saniyeliğine açılıken bu kadar hızlı olmalarına şaşırmıştım. Önlüğümün cebinden bir not defteri ve kalem çıkardım. "Ne almak istersiniz?" Diye bir genel soru sordum "Ne var?" Diye bir soru masadan gelirken Dudaklarımı birbirine bastırdım ve ilk aklıma gelenleri sıraladım "Sütlaç,kazandibi, cheesecake, orman meyveli,çilekli,limonlu,portakları çeşitleri var ondan sonra browni çeşitlerimiz var ,mozaik pastamız, en çok rehavet alan limonlu kurabiye miz ve şekerparemiz var daha çeşitlerimiz var ama sayarsak yarına kadar bitmez" Söylediklerime karşı Selim amca gülmeye başladı Masadaki askerlerde bana ne diyor bu der gibi bakıyorlardı. Normal birşey söylemiştim ben Berfin teyze de Selim amcanın omzuna gülerek vururken "kızım sen bakma amcana sen bize çay yanına da kazandibi getirirsen çok iyi olur ama diğer çocuklar ne ister bilmem" Söylediklerini tek tek not aldıktan sonra Büyük masaya yöneldim. Ve beklentiyle Herkesin suratına tek tek baktım. Hepsi birbirlerine bakarken içlerinden daha büyük gibi duran bir tanesi kalın ama naif ses tonuyla konuştu "Sabaha kadar bakışacakmısınız lan söyleyin ne istiyorsanız" Sanırım komutan o olmalıydı ben öyle bir Vibe almıştım. Konusmasıyla gülüşüm biraz daha derinleşti hislerine tercüman olmuştu resmen ama şimdi söylemezlerse put gibi dikilecektim. "neden bağırıyon devrem, veririz şimdi" "Kuzey sanki sen kendi sprişini veedin de bize konuşuyon " Laflarını bölerek "siparişinizi alabilir miyim?" diye soru yönelttim sonra hepsi tek tek siparişlerini verdi bende hepsini not adım. Kalabalık asker ordusunun gelmesi içimde kelebek etkisi yaratnıştı çünkü ben asker hayranıydım. Normal bir hayatım olsaydı asker olmayı çok isterdim ama nasip olmadı diyelim. Çay bardaklarını indirerek tepsiye dizerken eğer asker olsaydım nasıl olurdu diye düşündüm. Bence gayet güzle olurdu. Kapalı olan cam kapının açıldığını hemen üst kısma astığım zilin ses çıkarmasıyla anlamıştım. Kimin geldiğine bakmak için boynumu kapıyo doğru çevirdim. İçeriye üniformasıyla en az 190, boyuyla Allah'ın bana nasip etmeyeceği kadar yakışıklı, geniş omuzlara sahip bir yüzbaşı girdi nereden anladığımı sormayın şu aralar rütbelere kafayı taktım. Gözlerim kapıdayken hoşgeldiniz dedim ama duyulduysa tabi , "Ooo yüzbaşı hoşgeldin" "Hoşbulduk komutanım" "Şuan rütbede değiliz rahat olabilirsin,geç otur" "Merhaba Berfin yenge " Onlar nasılsın faslını geçerken ben çayları doldurmuş masalara servis etmiştim. Sonra tabakalara koyduğum tatlıların servisini yaptım.Yeni gelen yüzbaşıya "siz ne alırdınız ?" Diye sordum. Eğdiği kafasını kaldırdığında Kara gözlerini benim gözlerime kilitledi "Sadece çay" "Peki" tirip atar gibi söylemiştim sanki of peki ne ya Yanaklarımın kızardığını hissederken çayı doludrarak oturduğu masaya koydum. En sonunda utancımı bastırabilmek için kasaya telefonumun olduğu yere doğru yöneldim. Acaba fırat ne yapmıştı bu rüzgarda tüm ısrarlarıma rağmen siparişleri dağıtmaya gitmişti. Telefonumu elime alıdım ve fıratı aradım telefonu çalıyordu fakat sadece çalıyordu bir açan olmayınca kapattım ve tekrar aradım yine aynı sonuçla karşılaşınca masaya geri bırkatım. Umarım tufanla birlikte birşeyler çevirmiyorlardır. "Yasemin kızım gel sende bizimle otur!" Bana oturduğu masadan seslenen berfin teyzeyle bir an panik oldum ve geliyorum diye seslendim Kendime de bir bardak çay doldurarak masanın boş bir kısmına oturdum Pastanemin kapısı tekrara açıldığında tufanla birlikte gelen bir adet fıratı gördüm. Yüzünde güller açıyordu ama üzeri ıpıslaktı. "Abla siparişler bitti bir tanesi iptaldi biz yedik" Yudumladığım çayı bardak altına bıraktım. "Aaa merhaba hoşgeldin Selim amca hayırdır toplamışsın orduyu?" "Hoşbolduk fıratçım, bir değişiklik yapalım dedim" "İyi yapmışsın" Gözlerini ona doğru gelen bene çevirdi ve suratı daha da güldü "Abla birazdan bana uçacak gibisin eğer öyleyse önceden sinyal ver bileyim" Kaşlarımı kaldırarak ona baktım yanına geldiğimde cebinden telefonunu çıkardım ilk bildirim olarak benim aramam gözküküyordu ve telefon sessizdeydi "Ben sana tekefonununsessizde kullanma demedim mi eşşek sıpası ,git önce üzerine kuru birşeyler giy, Tufan sende fırat versin sana birşeyler , hasta olursan sana bedava tatlı vermeyeceğim birdaha "
