Defne okuldan çıktığında hava çoktan kararmaya başlamıştı. Otobüse bindi, en arka koltuğa oturdu ve cebindeki siyah bilekliği çıkardı.
Yakından bakınca bileklik daha da ilginç görünüyordu.
Üzerindeki sembol, birbirine dolanmış üç ince çizgiden oluşuyordu. Metal kısmında ise neredeyse silinmiş küçücük bir yazı vardı.
“Sadece görünmeyenler gerçeği görebilir.”
“Ne kadar tuhaf…” diye mırıldandı Defne.
Bilekliği koluna taktı.
O anda hafif bir sıcaklık hissetti.
“Herhalde metal güneşte ısındı.”
Eve gidince çıkarmaya karar verdi.
Akşam yemeğinden sonra ödevlerini yaptı.
Saat gece on biri gösterirken yatağına uzandı.
Tam gözlerini kapatmıştı ki…
Tık…
Odasından gelen küçük bir ses duydu.
Başını kaldırdı.
Kimse yoktu.
Sonra bilekliğin üzerindeki sembol hafifçe parladı.
Defne gözlerini ovuşturdu.
“Ben galiba çok yoruldum.”
Işık kayboldu.
Birkaç dakika sonra uyuyakaldı.
Ertesi sabah…
Okula geldiğinde her şey yine aynıydı.
Koridorda kimse ona günaydın demedi.
Sınıfa girdi.
Her zamanki gibi en arka sıraya geçti.
Arka tarafta oturan çocuklardan biri arkadaşına seslendi.
“Şu yeni kızın adını hatırlıyor musun?”
“Yok ya.”
“Boş ver.”
Defne bunu duymuştu.
Canı acıdı ama belli etmedi.
Matematik dersinde öğretmen tahtaya zor bir soru yazdı.
“Bunu çözebilecek var mı?”
Sınıf sessizdi.
Kimse parmak kaldırmadı.
Defne soruyu çözebileceğini biliyordu ama yine de çekindi.
Öğretmen onu fark etti.
“Defne, denemek ister misin?”
Kalbi hızlandı.
Yavaşça tahtaya çıktı.
Tebeşiri aldı.
Sınıfın bazıları fısıldaşmaya başladı.
“Kesin yapamaz.”
“İzleyin şimdi.”
Defne hiçbirine bakmadı.
Soruyu adım adım çözdü.
Sonucu yazdı.
Öğretmen birkaç saniye tahtaya baktı.
Sonra gülümsedi.
“Doğru.”
Sınıf şaşırmıştı.
“Vay…”
“Nasıl yaptı?”
Ama bu şaşkınlık sadece birkaç saniye sürdü.
Zil çalınca herkes yine kendi arkadaşlarının yanına gitti.
Defne yine yalnız kaldı.
“Demek ki doğru yapmak yetmiyor.” diye düşündü.
Öğle arasında bahçeye çıktı.
Bir ağacın altına oturup kitap okumaya başladı.
Tam sayfayı çevirirken kulağına iki öğrencinin konuşması geldi.
“Okulun eski laboratuvarına gece ışık vuruyormuş.”
“Saçmalama.”
“Gerçek diyorum.”
“Bekçi bile girmiyormuş.”
Defne istemsizce konuşmaları dinledi.
O sırada bilekliği yeniden ısındı.
Bu kez daha güçlüydü.
Defne koluna baktı.
Sembol birkaç saniyeliğine mavi renkte parladı.
Kimse fark etmedi.
Sadece Defne…
“Bu gerçekten normal değil.”
Son ders beden eğitimiydi.
Öğrenciler voleybol oynuyordu.
Defne kenarda bekliyordu.
Top aniden çok sert şekilde okulun camına doğru gitti.
Cam kırılmak üzereydi.
Tam o anda…
Bir çocuk koşarak topa yetişti.
Son anda topu kurtardı.
Herkes alkışladı.
“Helal Berk!”
“Harikasın!”
Defne de alkışladı.
Tam o sırada Berk’in gözü Defne’ye takıldı.
Kısa bir an birbirlerine baktılar.
Berk gülümsedi.
Defne şaşırdı.
Okulda ilk kez biri ona gülümsüyordu.
Küçücük bir gülümsemeydi.
Ama Defne’nin bütün gününü değiştirmeye yetmişti.
Akşam okuldan çıkarken gökyüzü kapkaraydı.
Yağmur başladı.
Defne koşarak otobüs durağına gitti.
Durağın hemen karşısında yaşlı bir adam yere düştü.
Elindeki poşetler etrafa saçıldı.
Herkes yanından geçip gidiyordu.
Kimse durmadı.
Defne hiç düşünmeden koştu.
“İyi misiniz amca?”
Poşetleri topladı.
Adam ayağa kalktı.
“Teşekkür ederim kızım.”
Adamın gözleri bir anda Defne’nin bilekliğine takıldı.
Yüzündeki ifade değişti.
“Nereden buldun onu?”
Defne şaşırdı.
“Okul bahçesinde.”
Adam derin bir nefes aldı.
“Onu sakın kaybetme.”
“Neden?”
Adam birkaç saniye sustu.
Sonra fısıldadı.
“Çünkü o seni buldu…”
Defne ne demek istediğini soracaktı.
Ama otobüs geldi.
Şoför kapıyı açtı.
Defne arkasını dönüp tekrar adama baktığında…
Adam ortada yoktu.
Ne kaldırımdaydı…
Ne durakta…
Ne de sokakta…
Sanki bir anda kaybolmuştu.
Defne’nin kalbi hızla atmaya başladı.
Kolundaki bileklik ise ilk kez kendi kendine parlamaya başladı…
Devam edecek…