Uyandığımda odama ilk giren şey sessizlikti.
Bu evde sessizlik nadirdi aslında. Kapıların yumuşakça açılıp kapanması, ayak sesleri, uzaklardan gelen fısıltılar… Ev hep canlıydı.
Ama o sabah sanki herkes nefesini tutmuştu. Gözlerimi açtım.
Tavana baktım. Tavan o kadar yüksekti ki, bazen bulutlara daha yakın olduğumu düşünürdüm.
Yatağım kocamandı. Beyaz çarşaflar her sabah olduğu gibi kusursuzca serilmişti. Perdeler yarı açıktı. Güneş, Roma sabahlarının o yumuşak altın renginde içeri sızıyordu.
Esnedim.
Hiçbir şey hissetmiyordum.
Ne korku, ne huzursuzluk.
“Güzel bir gün,” dedim kendi kendime. “Kesin güzel bir gün.”
Yataktan kalktım. Ayaklarım halıya bastığında bile bu evin ne kadar büyük olduğunu hissederdim. Odam neredeyse küçük bir daire gibiydi. Özel banyosu, giyinme odası, balkonu… Babam her zaman “kızım en iyisini hak eder” derdi.
Bornozumu giyip banyoya girdim. Aynada kendime baktım. Uykulu gözler, dağınık saçlar. Gülümsedim.
“Alessia,” dedim fısıldayarak, “bugün hiçbir şey düşünme.”
Aşağı indiğimde ev yavaş yavaş uyanıyordu.
Merdivenler mermerdi. Duvarlarda büyük tablolar asılıydı. Bazıları çok eskiydi. Babamın gücünü gösteren, sessiz ama ağır tablolar. Hizmetçilerden biri beni görünce başını hafifçe eğdi.
“Günaydın, Alessia Hanım.”
“Günaydın,” dedim. “Babam nerede?”
“Çalışma odasında,” dedi. “Biraz meşgul.”
Bu da normaldi. Babam her sabah meşgul olurdu.
Mutfağa girdim. Masa çoktan hazırlanmıştı. Taze meyveler, kahvaltılıklar, kahve… Evde her şey fazlaydı. Fazla oda, fazla insan, fazla güvenlik.
Camdan dışarı baktım. Bahçede iki koruma vardı. Kapının önünde siyah arabalar diziliydi. Şoförlerden biri arabayı temizliyordu.
Bu hayat bana hep normal gelmişti.
Masaya oturdum. Kahvaltımı yaparken telefonumu elime aldım.
Sofia’ya mesaj attım.
Ben: Bugün gezelim mi?
Sofia: DELİ MİSİN TABİ Kİ. Kaçta çıkıyorsun?
Ben: Babam izin verirse hemen.
Babam tam o sırada mutfağa girdi.
Üzerinde her zamanki gibi koyu renk bir takım vardı. Yüzü ciddi, bakışları yorgundu. Ama ben yine de gülümsedim.
“Günaydın babacığım.”
“Günaydın, kızım.”
Sandalyeye oturdu. Kahvesinden bir yudum aldı. Ben konuşmayı uzattım.
“Bugün Sofia ile dışarı çıkacağım. Biraz dolaşırız. Akşama doğru dönerim.”
Babam bana baktı. Uzun uzun. Bu bakışı daha önce de görmüştüm ama o an fark etmedim.
“Sekizi geçme,” dedi.
“Tamam,” dedim neşeyle. “Merak etme.”
Merak etmesine gerek yoktu zaten. Ben hep eve dönerdim.
Sofia ile bütün günü dışarıda geçirdik.
Roma sokaklarında yürüdük. Dondurma yedik. Mağazalara girdik. O konuştu, ben dinledim. Arada hayal kurdum. Hayatımın hep böyle geçeceğini düşündüm. Güvende. Korunarak. Babamın dünyasından uzakta.
Akşamüstü saatlerinde biraz yoruldum.
“Eve dönmeliyim,” dedim. “Babam bekler.”
Sofia bana baktı. “Baban seni çok seviyor, Alessia. Belli.”
“Evet,” dedim. “O benim her şeyim.”
Bunu söylerken içim çok rahattı.
*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*
Naber milettttttttttttt
Ayyy çok kısa bir bölüm olduuuu.
Yeni bir kitapla karşınızdayım merak etmeyin diğer kitabada bu kitabada düzenli bir şekilde bölüm atıcam.
Bu kitabı yazmamımın nedeni canım sıkıldığı için, çok büyük bir neden bence kskkkks.
Neyseemmmmm
İnşallah beğenirsiniz bu kitabı çünkü ben beğenerek yazıyorum çünkü olayın geçeceği yer Karadenizzzz yani benim memleketim uyyyyyyy.
kskskks
Kendimi Karadeniz'liyim dediğimde nedense çok cool hissediyorum nedenini bende bilmiyorum , saçma bir duygu işte .
Sizle uzun uzun konuşmak isterdim ama burda kesmem gerek çünkü diğer bölümü atım dimiiii
Neyyseemmmmm
Seviliyorsunuzzz milleetttttttt 💙 clap clap clapp
