Bazı insanlar sinirini bağırarak çıkarır.
Ben öyle biri değilim.
Ben susarım.
Çok susarım.
Sonra bir gün...
Taşarım.
Ders bitmişti.
Öğretmen çıkar çıkmaz sınıf uğultuyla doldu.
Ben çantamdan defterimi çıkarıp ödevimi tamamlamaya çalışıyordum.
Emir önümdeki sıraya ters oturmuş, kalemini parmaklarının arasında döndürüyordu.
"Hafta sonu ne yapacaksın?"
"Bilmiyorum."
"Bu kadar sıkıcı olmayı nasıl başarıyorsun?"
"Doğuştan yetenek."
"İnanıyorum."
Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.
Selin içeri girdi.
Yanında her zamanki iki arkadaşı vardı.
Sınıfta boş yer olmasına rağmen gelip benim sıramın yanında durdu.
Defterime baktı.
"Resim mi çiziyorsun yine?"
Cevap vermedim.
Kalemimle yazmaya devam ettim.
"Duymadın mı?"
Yine sustum.
Emir hafifçe bana baktı.
Boş ver der gibi.
Selin ise masama parmaklarıyla iki kez vurdu.
"Seninle konuşuyorum."
Başımı kaldırdım.
"Ben konuşmak istemiyorum."
"O belli."
Gülümsedi.
"Ama insan biraz sosyal olur."
"Sana mı soracağım?"
Yanındaki kızlar kıkırdadı.
Selin eğilip defterime baktı.
"Şunlara bak."
Parmağıyla çizimlerimi gösterdi.
"İnsan bunları paylaşmaya utanır."
Elimi uzatıp defteri kapattım.
"Dokunma."
"Dokunursam ne olacak?"
Bunu söyler söylemez defteri yeniden açmaya çalıştı.
Refleksle bileğini tuttum.
"Dedim ya."
"Dokunma."
Göz göze geldik.
Bu sefer ikimiz de gülümsemiyorduk.
Üçüncü kişinin gözünden...
Sınıfta konuşmalar birer birer kesildi.
Herkes dönüp onları izliyordu.
Kimse araya girmiyordu.
Çünkü herkes, bu anın eninde sonunda geleceğini biliyordu.
Selin bileğini çekti.
"Bırak."
"Önce defterimi bırak."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Selin elini sertçe kurtardı.
Defteri masaya fırlattı.
"Ne büyüttün be."
"Aynısını sana yapsalar hoşuna gider mi?"
"Kim cesaret edecek?"
O cümle...
İçimde bir yere dokundu.
Ayağa kalktım.
"Demek mesele bu."
"Neymiş mesele?"
"Kimsenin sana karşı çıkmaması."
Selin gözlerini devirdi.
"Kendini kahraman sanıyorsun galiba."
"Hayır."
"Sen sadece herkesi küçümsüyorsun."
"Çünkü çoğunuz küçümsenecek haldesiniz."
Emir ayağa kalktı.
"Selin, yeter."
"Sen karışma."
"Karışırım."
Tam o sırada Selin omzuyla bana sertçe çarptı.
Bir adım geriye gittim.
Dengemi toparladım.
"Bilerek yaptın."
"Kanıtla."
Sinirle güldüm.
"Şu 'kanıtla' lafını nereden öğreniyorsunuz siz?"
Bu kez ben de omzumla onu geri ittim.
Selin sendeledi.
Sıranın kenarına çarpıp dengesini zor toparladı.
Sınıftan bir ağızdan ses yükseldi.
"Oha!"
"İtiştiler lan!"
Selin yüzüme baktı.
Bu kez o meşhur gülümsemesi yoktu.
Sadece öfke vardı.
Tam üzerime yürümeye hazırlanırken sınıfın kapısı açıldı.
Matematik öğretmeni içeri girdi.
Bir anda herkes yerine geçti.
Sınıf, sanki az önce hiçbir şey yaşanmamış gibi sessizleşti.
Öğretmen şüpheyle etrafa baktı.
"Bir sorun mu var?"
Kimse konuşmadı.
Selin de...
Ben de...
Sustum.
Ama birbirimize attığımız son bakış tek bir şey söylüyordu.
Bu iş burada kapanmamıştı.
Daha yeni başlamıştı.
