İnsanlar ilk izlenimin önemli olduğunu söyler.
Bence yalan.
Çünkü Emir'le ilk tanıştığımız an birbirimize kafa attık. Buna rağmen ertesi gün sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi konuşuyorduk.
Belki de bazı arkadaşlıklar düzgün başlamamalıydı.
Daha gerçek oluyordu.
İkinci dersin zili çalmıştı.
Koridor her zamanki gibi kalabalıktı. Birileri koşuyor, birileri kantine yetişmeye çalışıyor, öğretmenler de "Koşmayın!" diye bağırıyordu.
Kimsenin dinlediği yoktu.
Lise dediğin yer biraz hayvanat bahçesi, biraz tiyatro sahnesi gibiydi.
Tam dolabımdan kitabımı alırken Emir omzuma yaslandı.
"Bugün kantinde tost yiyeceğim."
"Bilgi için teşekkürler."
"Parasını sen ödeyeceksin."
Başımı yavaşça çevirdim.
"Neye güvenerek?"
"Bana."
"Bana güvenme."
"Üzüldüm."
"Hiç üzülmüş gibi durmuyorsun."
"Çünkü üzülmedim."
İşte yine aynı sırıtışı...
İnsanın sinirini bozacak kadar rahattı.
Emir'in gözünden...
Bu çocuk fazla ciddi.
Sanki doğmadan önce "Hayatı çok ciddiye alacağım." diye sözleşme imzalamış.
Sinirlenince kaşını kaldırıyor.
Düşünürken dudağını ısırıyor.
Bir de güldüğü zaman farkında olmadan gözleri küçülüyor.
Komik tarafı...
Kendi gülüşünün güzel olduğundan haberi bile yok.
Teneffüste kantine indik.
Sıra, Türkiye ekonomisi kadar uzundu.
Emir iç çekti.
"Biz yaşlanınca sıra bize gelir."
"Abartma."
"Bak yaşlandım bile."
Tam o sırada arkamızdan biri Emir'in omzuna sertçe çarptı.
"Kör müsün?"
Çarpan çocuk dönüp bile bakmadı.
Emir'in yüzündeki gülümseme ilk kez kayboldu.
Ben refleksle seslendim.
"Hey!"
Çocuk durdu.
Ne olduğunu anlamadan kendimi onun karşısında buldum.
"Özür dile."
Çocuk kaşını kaldırdı.
"Dilemezsem?"
"Ben dilerim senin yerine. Ama biraz acıtır."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra çocuk homurdanarak,
"Tamam, kusura bakma."
deyip uzaklaştı.
Ben de arkamı döndüm.
Emir bana öyle bir bakıyordu ki...
"N'oldu?"
"Ben seni seviyorum galiba."
"Abartma."
"Arkadaş olarak."
"İyi ki ekledin."
"Eklemesem yüzüme vururdun."
"Haklısın."
İkimiz de istemsizce güldük.
Ders çıkışında okul bahçesinde yürüyorduk.
Güneş batmaya başlamıştı.
Rüzgâr hafif hafif esiyordu.
Emir birden cebinden aynı bozuk parayı çıkarıp bana uzattı.
"Bunu kaybetme."
"Artık cebimde."
"Yine de."
Parayı elime aldım.
Garipti.
Daha iki gün önce sadece bir liraydı.
Şimdi ise...
Her gördüğümde bana bir şeyi hatırlatıyordu.
Bazı insanlar hayatına büyük olaylarla girmez.
Bazen sadece eğilip senin düşürdüğün bozuk parayı alırlar.
Sonra fark etmeden en yakın arkadaşın olurlar.