Obanın girişinde nöbetçilerden biri başını kaldırdı.
Gözlerini kıstı.
Uzakta…Bir gölge.
Sonra biri daha bağırdı:

“Atlı!”
Herkes hareketlendi.
Alpler silahlarına sarıldı.
Toz bulutu yaklaşırken…
Bir şey fark edildi.
Atın üzerindeki kişi…
Dik duramıyordu.
At, obanın ortasına doğru sendeleyerek girdi.
Üzerindeki kadın…
Neredeyse düşmek üzereydi.

Saçları dağılmıştı.
Yüzü toz içindeydi.
Ellerinde ip izleri hâlâ kanlıydı.
Ama gözleri…

Hâlâ yanıyordu.
Aygül Hatun geri dönmüştü.
Bir alp öne atıldı:
“Hatun—”
Aygül elini kaldırdı.

Durmasını emreder gibi.
Zorlukla attan indi.
Ayakları yere değdiğinde bir an sendeledi…
Ama düşmedi.
Düşemezdi.
Başını kaldırdı.
Gözleri doğrudan kağanın otağına dikildi.
Fısıltılar yayıldı:
“Yaşıyor…”
“Geri dönmüş…”
“Nasıl…?”
Tam o anda…
Quinjin Hatun otağından çıktı.

Gözleri Aygül’ün üzerindeydi.
Onu baştan aşağı süzdü.
Ve içinden geçen ilk düşünce:
“Dönmüş…”
Ama yüzüne yansıyan ifade bambaşkaydı.
Sahte bir şaşkınlık.
Sahte bir merhamet.
“Zavallı…” diye fısıldadı.
Aygül yürümeye başladı.
Her adımı ağırdı.
Ama kararlıydı.
Kalabalık iki yana açıldı.
Ve sonunda…
İşbara Kağan otağından çıktı.
Göz göze geldiler.
Zaman durdu.
Kağan’ın yüzü değişti.
O sert adam…
Bir anlığına sadece bir baba oldu.

“Aygül…”
Aygül hafifçe başını eğdi.
Ama diz çökmedi.
Asla.
“Döndüm,” dedi.
Sesi yorgundu.
Ama kırılmamıştı.
Tam o anda…
Quinjin Hatun bir adım öne çıktı.
Ve zehri ilk kez açıkça damlattı:
“Kağanım…” dedi yumuşak bir sesle,
“çok şükür sağ salim dönmüş…”
Durdu.
Sonra yavaşça ekledi:

“…ama ne halde döndüğünü de görüyorsunuz.”
Quinjin’in sözünü bitirmesine fırsat vermedi.
İşbara Kağan bir adım öne çıktı.
Sesi ağırdı…
Ama tartışmaya kapalıydı.
“Yeter.”
Obaya sessizlik çöktü.
Gözleri bir an Aygül’de durdu.
O bakışta… saklanan bir endişe vardı.
Ama yüzü yine taş gibiydi.
“Ne halde döndüğünü ben de görüyorum.”
Kısa bir duraksama.
Sonra daha sert:
“Ve bu hal… sorgu değil, dinlenme gerektirir.”
Başını hafifçe çevirdi, alplere baktı.
“Hatun otağına alınacak.”
Tekrar Aygül’e döndü.
Bu kez sesi daha derinden geldi:
“Dinleneceksin.”
Bir anlık sessizlik…
Sonra Kağan hükmünü verdi:
“Sabah… toy toplanacak.”
Herkesin üzerine çöken ağırlık daha da arttı.
“Orada… ne olduysa, ne olacaksa—karar verilecek.”
Son sözü, kimseye değil… herkese söylüyordu:
“Bu oba, hükmünü karanlıkta vermez.”
Obadaki hava bir anda değişti.
Bazı bakışlar…
Şüpheye dönüştü.
İşte oyun başlamıştı.
