İçeriğe geç

Boynuz ve Kanat

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Boynuz ve Kanat

Bölüm 3

YABANCI

Bir taş yerinden oynadı. Omzunun arkasından, karla dolu taş kemerin eşiğinde, karanlıkla karışan bir gölge ağır ağır büyüdü. Bir adam, kışın içinden oyulmuş gibi orada durdu. Kar omuzlarına düştü, ince taneler saçlarının siyahına değdiğinde erimedi, sanki ona aitmiş gibi kaldı. Saçları eski bir prensin resminden koparılmış gibiydi; alnından geriye taranmış, kulaklarının kenarında birkaç tel dalga gibi sarkmış, kar taneleriyle ıslanmıştı. Yüzü… o yüz taş duvara vurmuş ay ışığı gibi soluktu. Beyazın bile ötesinde, damar yok, leke yok, pürüzsüzdü. Sanki mermerden oyulmuş bir Yunan heykelinin yüzü… ama sıcak değildi, buz gibi bir mermer soğukluğunu taşıyordu. Afra bu yüzü bir yerden tanıdığını düşündü. Bir rüya kırıntısı gibi zihninin ucunda titreşti. Gözlerine bakınca, gördüğü adamın 22-23 yaşlarından fazla olmadığını fark etti. Ama o yaşın arkasında, bir çağ kadar eski bir gölge saklı gibiydi. Ama en çok gözleri çarptı. Gri ve mavi arasında salınan bir buz parıltısı gibi. İçinde kırık bir ayna gizlenmiş de bakınca ince bir çatırtı işitilir sanır insan. Afra, taş duvarın önünde, karla dolu ayak izlerine kök salmış gibi kaldı. Kolları arasına sıkıştırdığı siyah defter birden ağırlık kazandı. Gözleri, adamın bakışını izledi. O uzun boylu yabancı, gözlerini onun yüzünden çok o deftere sabitledi. Bir an dudakları kıpırdadı, ama kelime düşmedi. Adım attı. Taş zeminde ezilen kar, boğuk bir çıtırtıyla Afra’nın göğsünde yankılandı. Adam yaklaştı, soğuk bir gölge duvara vurdu, Afra o gölgenin içinde kaldı. Birkaç kar tanesi dudaklarına kondu. Çatlamış dudağından ince bir kan sızdı. Diliyle tadını almak ister gibi nefesi düğümlendi. Yabancı, taş gibi durdu, gözlerini ondan ayırmadan konuştu: Aren: “Burada ne işin var?” Sesinde gece gibi sakin bir ağırlık. İnce ama sert, söyleneni duymak istemeyen bir yankı. Afra’nın zihni karla kaplı patikalara geri döndü. Meral’in o eski sesi, cebindeki kupürün hışırtısıyla birleşti. “Korkma… korkarsan bulamazsın.” Dudakları yandı, kelimeler zor çıktı: Afra: “Sadece… görmek istedim. Başka hiçbir şey.” Küllerin arasından aldığı defteri biraz daha göğsüne bastırdı. Sırtında taş duvarın soğukluğu, avuçlarının arasında deri kapak… ikisi birbirine karıştı. Yabancı başını hafifçe eğdi, bakışlarını deftere sabitledi. Kaşlarının ortasında ince bir çizgi derinleşti. Gözlerinin içindeki gri, buz gibi çatladı. Bir adım daha attı. Gölgesi Afra’nın üzerine düştü. Gözleri defterde gezindi, sonra sanki içinden bir düşünce geçti de çabucak sakladı. Aren: “Elindeki ne?” Afra cevap vermek istemedi. Defteri biraz arkasına sakladı. Parmakları derinin üstünde kanın sıcaklığını arar gibi gezindi. Afra: “Burada buldum. Eski. Yanmış her şey, bu hariç.” Adam bir an parmaklarını cebinden çıkardı. Uzun, ince parmaklar. Bembeyaz tenin üstünde eriyen kar, sanki taş mermerden damlayan su gibi yok oldu. Gözlerinin kenarında o gri-mavi ışık, kapalı bir fırtınanın kıyısında çakıp söndü. Dudaklarının kenarı titredi. Bir gülümseme değil, bir kabullenme gibi. Aren: “Pardon. Korkuttum. Ben Aren. Bir çeşit… özel dedektifim. Bu evin dosyasını uzun zamandır takip ediyorum. Arada gelip araştırma yaparım.” Afra bir şey söylemedi. Kafasında eski yangının isi, Meral’in kupürü, kar, taş, kül… hepsi bir an gözlerinin önünden aktı. Aren’in gözleri ona değil, onun sakladığı sırra bakıyordu sanki. Bir adım daha yaklaştı. Defterin üzerine gölgesi düştü. Afra nefes aldı, buz gibi taş duvar ciğerlerine doldu. Aren, başını arkaya çevirip taş kemerin dışını gösterdi. Kapının hemen dışında kara gömülü, iri, siyah bir jeep bekliyordu. Kar zincirleri buzla kaplanmış, camları koyu korumalıydı. Aren: “Burası senin için tehlikeli. Hava buz gibi. Böyle durma. İstersen benimle gel. Şehrin girişinde bir ofisim var. Orada konuşuruz.” Afra geri çekilmek istedi ama arkada kırık taş duvar izin vermedi. Kaçacak yol yoktu. Yetimhaneye dönemezdi. Zaten orada kalacak yeri kalmamıştı. Meral yoktu, geriye sadece kupür kalmıştı. İstemedi, ama biliyordu. Başka yolu yoktu. Belki bu yabancının dedektif olması, belki cebindeki gazete parçası… belki de buraya kadar yürüttüğü umut. Belki birkaç ipucu bulurdu. Kim olduğunu, kimden geriye kaldığını… belki bir iz. Kupür cebinde, defter avuçlarında, Meral’in sesi kulaklarının derinliklerine vurdu. Gözlerini Aren’in gri-mavi gözlerine dikti. Orada karanlık bir soru, bir fısıltı saklıydı. Gitmek istemedi. Ama kalmak da mümkün değildi. Bir taş daha ayaklarının altında oynadı. Bir adım attı. Defteri biraz daha sıkı sardı. Yabancıya değil, kendi sessizliğine fısıldadı: “Belki de cevaplar oradadır.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.