Gecesi gündüzüne karışmış, aklı ve yüreği sadece vatanı ile dolmuş bir yiğitti Yüzbaşı Selim Ata Yıldırım. Yaşamı boyunca sevgi peşinde koşmamış, hiç sevmek ve sevilmekle işi olmamıştı. Kendini biliyordu, mesleğinin ona sunduğu zorlu şartları da biliyordu. O kimseyi sevemez kimse ile yaşamını birleştiremezdi. Bu karşısında ki kadına haksızlık olurdu. Çünkü onun bir sonu yoktu. Ailesine bile yabancılaşmış bir adam bu meslek için, vatan için onları bile yaşamına dâhil ettirmeyen adam bunu başka bir kadına yapamazdı. Çünkü biliyordu o kadınla bir başlangıcı olsa dahi sonu olmayacaktı. Aksi halde bu ilişki belki de o kadının sonu olacaktı. O yüzden hayatına bırak bir kadını almayı ailesini dahi almıyordu. Evet, yaptığı çok acımasızcaydı çünkü annesi babası her seferinde onunla görüşmek için uğraşıyor fakat ona dair bir haber dahi alamıyordu. Kardeşleri ona ulaşmak için bağlı olduğu karargâha dahi gelmişlerdi ancak o onlarla görüşüp konuşmayı bırak karşılarına bile çıkmayıp gerisin geri kapıdan göndermişti. Ona ulaşmak isteyen herkese duvar örmüş o duvarın arkasına saklanmıştı. Dışarıdan şahit olanlar onun bir kalbi olmadığına inanıyor, insan olduğuna bile şüphe ile yaklaşıyorlardı. Yüzbaşı Selim hiç gülmez, ağlamaz hatta sinirlenmezdi. O bir İnsanda bulunan tüm duyguları kaybetmiş gibiydi. İşte bu yüzden herkes ondan korkar ve çekinirdi. Çünkü karşılarında muhatap alacakları bir insan yoktu. Tüm hislerini kalbini kaybetmiş bir insana insan denir mi? Denmezdi. Fakat şu sıralar Yüzbaşı Selim pek iyideğildi. Zihninde dönüp dolaşan görüntüler, kulaklarında çınlayan sesler, en son aldığı haber onu derin bir acıya sürüklüyor onunda bir kalbi olduğunu ona hatırlatıyordu. En tuhafı da o içerisinde yaşamış olduğu bu karmaşık duyguları yüzüne yansıtıyor ve bunu kontrol edemiyordu. Timinde bulunan silah arkadaşları, komutanları ve onu bilen herkes bu duruma oldukça şaşırıyor ona ne olduğunu sorguluyordu. O ise bunu bile göz ardı ediyor bu durumdan kurtulmak için yollar arıyordu. Sonunda bu yaşadığı durumu göz ardı edemedi ve ilk defa komutanından bu güne kadar hiç talep etmediği bir şey istedi. Komutanı buna daha da çok şaşırdı ancak Yüzbaşının talep ettiği bu izni ona verdi. Evet, Yüzbaşı Selim hayatında ilk defa yıllık izin hakkını kullanmak istemişti. Mesleğine adım attığı yıllarda Teğmen rütbesinde iken aldığı izinlerden sonra bir daha hiç izin istememiş verilen yıllık izinlerinin hiç birini kabul etmemişti. Çünkü o zamanlarda artık gidebilecek bir ailesinin olmadığını kabul etmiş onların iyiliği için onlardan uzak kalmayı seçmişti. O zamanlarda yaşadığı derin bir acı sonrası insanlığını kaybetmiş hislerini kendi elleri ile öldürmüştü ancak şu anda yeniden filizlenen bu hislerin varlığı onu tedirgin ediyor, bu hisleri yok etmek için kendisine zaman tanımak istiyordu. O, bu hisleri tamamıyla yeşerip açmadan tekrar öldürecekti, kararlıydı. İstediği yıllık izni kabul edilip, onaylandı fakat komutanı ona yıllık izninden sadece bir hafta verebilmişti. Yaşanılacak herhangi bir olayda Timinin onsuz gidebileceği görevler sınırlıydı ve kendisi önemli bir görev için her an çağrılabilirdi. Bu yüzden pek kullanmadığı telefonunu kapatsa dahi ona karargâhtan ulaşabilecekleri bir iletişim ağı vermek zorunda kalmıştı. Onun yokluğunu anında fark eden Tim arkadaşları bunu sorgulamış ve durumun ciddiyetine daha çok girmişlerdi. Yüzbaşı Selim bir hafta boyunca kimsenin bilmediği dağ evinde gecelerin gündüzleri kovaladığı saatler boyunca düşünmüş içinde bulunduğu karmaşık duygu öbeğinden kurtulmak için çareler aramıştı ancak ne denediyse olmamış zihninde dolaşan, aklını karıştıran, onu eski olduğu adama dönüştüren bu duyguları yenememişti. Hisleri ondan intikam almak ister gibi daha çok çoğalıyor onu uyutmuyordu. Artık uyumak bile zor geliyordu çünkü uyumak için gözlerini her kapattığında göz kapaklarında asılı olan o bakışlar varlığını yeniden hatırladığı yüreğini dağlıyordu. Sanki farklı simalarda ki acı bakışlara karışmış sözler yeniden kulaklarında çınlıyor, ona bu durumu yaşatan kızın şehit haberini tekrar alıyordu. Her seferinde içinde fırtınalar kopartıyor, onu günden güne tüketiyordu. Yüzbaşı selim için bu durum daha da can sıkıcı bir hale gelmişti. Uykusuzluktan gözaltlarında mor halkalar oluşmuş, ağlayamadığı için gözlerinin içini kan bürümüştü. Son çare olarak düşündüğü uyku ilacını içmiş ve ertesi güne kadar kâbuslarla da dolu olsa uykusunu alabilmeyi hedeflemişti. Öyle de oldu, Yüzbaşı o gece hiç uyanmadan derin bir uyku çekti. Üstelik görmekten bıktığı o kâbusların hiçbirini görmedi. Aksine çok güzel bir rüya gördü. İlk defa uyandığında gülümsüyordu ve huzurluydu. Ancak bu hisler çok uzun sürmeden son buldu, gerçekler içini biraz daha yaktı, onu kül etti. Kendine geldiğinde yatağından kalkarak elini yüzünü yıkadı ve rutinleşmiş işlerini halletmek için işe koyuldu. O sırada ona bir haber ulaştı. Komutanı onu acil olarak karargâha çağırıyordu. Anlaşılan önemli bir şey olmuştu ve göreve gitmesi gerekiyordu. Hızlıca işlerini tamamlayıp, dağ evini kapatıp arabasına bindi. Karargâha gitmek için yola çıktı. O sırada karargâhta yoğun bir koşturmaca vardı. Herkes yeni gelen görev talimatı dolayısıyla teyakkuza geçmiş Tim üyeleri için gerekli ihtiyaçları hazır etmeye çalışmışlardı. Çıkacakları görevin içeriği bilinmese de uzun bir süre dağda kalacaklarının bilincinde hareket ediliyor. Mühimmatları ona göre kontrol ediliyordu.
Yüzbaşı Selim, karargâhtan içeri adımını attı. Komutanının odasına giderek görevin amacını ve olası bir olumsuzlukta neler olabileceğine dair bilgi edindi. Hızlıca kendi odasına ilerleyerek hazırlıklarını tamamladı. Tim arkadaşlarını da alıp onları varış noktasına ulaştıracak helikoptere bindiler. Tim üyeleri, komutanlarının tekrar yanlarında olmasından mutluydu fakat çıkacakları görevin zorluğu onları endişelendiriyordu. Üstelik yeni edindikleri bilgileri, komutanları yüzbaşı selim ile paylaşmadıkları için oldukça kötü hissediyorlardı. Zira Yüzbaşı Selim hudut karakolunda ki üsteğmenin şehit haberini aldıktan sonra tuhaflaşmış bu hale gelmişti ve onun şehit olmasına sebep olanın karakolda yeni göreve başlamış olan karakol santralcisi olduğunu bilse ne olacağını kestiremiyorlardı. Kendi aralarında aldıkları karar neticesinde bu durumdan bahsetmeyeceklerdi ancak yanlış yaptıklarının da bilincinde, ondan bir şey saklıyormuş gibi hissettikleri için içlerindeki sıkıntı onları rahat bırakmıyordu.
Düşünüldüğünde tim üyelerinin kendini kötü hissetmelerini gerektirecek bir etken yoktu ancak komutanlarının hudut karakolunda ki geceden sonra tuhaf davranmaya başlaması ve en son üsteğmen Tomrisin şehit haberini aldığında ki tavır ve hareketleri, imkânsız gibi görünen ihtimali akla getiriyordu. Tim üyelerinin çoğunluğu bu ihtimale olmaz gözüyle baksa da içlerinde ki tim arkadaşı uzman başçavuş Haydarın ısrarla savunduğu tezi onları düşünmeye itiyor ve mantıklı savunmalara karşı etkisiz kalıyorlardı. Yüzbaşı Selim acaba Hududun Börteçinesine vurulmuş olabilir miydi? Bunu zaman gösterecekti.
Gecenin geç saatlerinde Şahadet timi, operasyonun başlayacağı konuma ulaşmış, kendilerine güvenli bir alan bulup yerlerine konuşlanmışlardı. Görev oldukça riskliydi ancak üstesinden geleceklerine eminlerdi. İstikrarlı bir şekilde operasyonu gerçekleştirmiş ve terör örgütlerinin ellerinde rehin tutulan üç askeride sağ bir şekilde kurtarmışlardı. Rehin tutulan askerlerin görmüş oldukları işkenceler onları oldukça yıpratmış ve birçok yara almalarına sebep olmuştu ancak bir gün mutlaka kurtulacaklarının umudu ile dayanmışlar ve ne kadar işkenceye maruz kalsalar da tek bir kelime dahi etmemişler aksine onların her bir hareketine karşı güçlü durarak karşılarındaki insan müsveddelerini deli etmişlerdi. Sonuç olarak rehin tutulan o üç kahraman asker tüm zorluklara rağmen oradan kurtulmuş ve tedavileri yapılması için helikoptere bindirilerek hastaneye gönderilmişlerdi. Şahadet timi ise kaldıkları yerden devam etmek için terör örgütlerinin yapılanmasında önemli yere sahip olan Agir kod adlı hainin izini sürmüş ve yapılanmaya büyük darbe vurmak için değerlendirmeler yapmışlardı. Agir kod adlı insan müsveddesi tam anlamıyla bir canavardı. Nice masum insanın ölümünü bizzat gerçekleştirmiş baskın yaptığı Türkmen köylerinde kundaktaki bebekten tutunda yatağa düşmüş yaşlılara kadar herkesi canice kurşuna dizmişti. Ankara’nın göbeğinde patlatmış olduğu canlı bombaların ve karakollara yapmış olduğu baskınların haddi hesabı yoktu. Uzun süredir kırmızı bültenle aranan Agirin Türkiye sınırlarında bulunduğu haberini alan istihbaratçılar özel kuvvetler komutanlığından destek kuvvet yardımı isteyerek iki farklı koldan aramalar gerçekleştirmiş Şahadet timinin baskın yaptığı yerlerin haricinde kendi istihbaratlarının da yönlendirmeleriyle birçok ini patlatmışlardı. Bu süreç tam tamına bir ay sürmüş, mühimmat ve erzak eksiklerini de bulundukları konumlara yakın karakollardan temin etmişlerdi. Artık sona ulaşmaya Agir dosyasını kapatmaya çok az kalmıştı. Şahadet timi Agirin saklandığı son ini öğrenmiş ve oraya baskın yapmak için son hazırlıklarını yapmışlardı. Gittikleri inin yüzü geçkin kişiyle korunduğunu ve yapılanmanın merkez üssü olduğunu biliyorlardı, takviye destek almak zorunda oldukları için Mit ile iletişim sağlamışlar ve Mit üyeleri ile birlikte gelecek olan Özel Harekât Polislerini beklemeye koyulmuşlardı. Mit ve PÖH bulundukları konuma gelene kadar Şahadet timi, Agirin bulunduğu merkez üssünü en iyi gören yere konuşlanmış ve merkez üssünde oluşan hareketliliği izlemeye başlamışlardı. Bir tuhaflık vardı. Agir ortalarda gözükmüyor ancak peşindeki sürüsü sağa sola giderek kendini koruma altına alıyordu. Şahadet timi ve diğer kolluk kuvvetlerinin oraya operasyon yapacaklarını bilmelerine imkân yoktu ancak sanki gelecek kişilere hazırlık yapıyor gibi hareket etmeleri Yüzbaşı Selim ve tim üyelerini oldukça kuşkulandırmıştı. PÖH ve MİT’in konuma gelmeleri neredeyse geceyi bulurdu ve şuanda onlar bu hareketliliğe tepki verirlerse kendilerini büyük bir riske atmış olacaklardı. Belli ki bir şekilde gelecek olanlardan haberleri olmuş ve hazırlıklarını yapmaya başlamışlardı, üstelik Agir ve adamlarının destek ekip çağırıp çağırmadıkları muammaydı. O sırada Tim muhaberecisi, komutanı Yüzbaşı Selimin yanına gelerek karargâhtan gelen acil kodlu aramayı bildirdi. Yüzbaşı Selim aramayı cevaplayarak karşı tarafı dinledi. Kısa süre içerisinde hattın diğer ucunda olan Albay’ın endişe dolu sesi kulaklarında yankılandı;
- Selim, evladım derhal bulunduğunuz mevkii terk edin duydun mu beni evladım.
- Evet, duydum komutanım ancak neden böyle bir şey istediğinizi anlamadım.
- Evladım açıklamaya zaman yok sizin orada olduğunuzu biliyorlar içeride bulunan muhbirimiz aradı bulunduğunuz konumu söyledi oraya bir saldırı düzenleneceğinden bahsetti acilen orayı terk edin, hemen!
- Anlaşıldı komutanım.
Yüzbaşı Selimin komutanına vermiş olduğu cevap saldırılardan önceki son cevaptı. Agir ve adamları, dışarıda oluşturmuş oldukları fuzuli hareketliği sayesinde onların dikkatlerini farklı bir yöne çekmiş ve daha öncesinde ayarlamış oldukları ekip ile birlikte Şahadet timinin etrafını sarmışlardı. Şahadet timi Agirin bu hareketine karşı hazırlıksız yakalanmış ve onların etrafını saran bu hainlere rehin düşmüşlerdi. Kendilerini savunmaya zamanları dahi olmamış Şahadet timi yapılan bu zamansız atak karşısında yaka paça kaldırılarak gözetlemiş oldukları merkez üssüne doğru götürülmüşlerdi. Yüzbaşı Selim bu durum karşısında kendini suçlamış ve komutanının onu arayıp uyarmasına karşın hala sorgulamış olmasından dolayı geç kalmasına sinirlenmiş, tim arkadaşlarının canını da riske attığı için kendini suçlamıştı. Şimdi adı kadar emindi ki bu üsse bağlı ne kadar adam varsa Agir ve adamları tarafından ayarlanıp başka bir ine girecek ve yanlarında kendilerini de götüreceklerdi. Eğer buradan ayrılırda başka bir yere götürülürlerse onları bulmaları oldukça zaman alacaktı. Tüm timin esir düşmüş olması her şeyi zorlaştırıyordu. Yüzbaşı selim ve tim arkadaşlarının buradan kurtulması için bir mucize olması gerekiyordu ancak bu mucize ne zaman ve nasıl gelecekti de onları bulacaktı işte bunu hiç kimse bilmiyordu.
Şahadet timi artık Agir ve adamlarının elinde ve en son komutanlarıyla irtibatta olduğu konumdan çok uzaktalardı. Bulundukları yere, gözleri ve elleri bağlanmış bir şekilde getirilmiş ve korkularından onları, tavana zincirlenmişlerdi. Saat başı gelip timden birini alıyor türlü çeşit işkencelerle konuşturmaya çalışıyorlardı ancak hiçbir şey elde edemeyip geri aldıkları yere götürüyorlardı. Rehin düştükleri günün üzerinden tam tamına üç gün geçmiş bu süreçte çokça dövülmüş hırpalanmış ve işkencelere maruz kalmışlardı. Buna rağmen pes etmemiş dirençlerinden hiçbir şey kaybetmemişlerdi. Daha ne kadar burada onların ellerinde rehin tutulacaklarını bilemiyorlardı ancak kurtulmak için bir plana ihtiyaçları olduklarının bilincinde o planı yapmaya çalışıyorlardı. Onlar plan üzerine sessiz bir düşünce kuyusuna dalmışken içeriye Agirin adamlarından biri girmişti. Hepsini tek tek kontrol etmiş ve korkarak zincirlerin sağlamlığını ölçmüştü. Agir kesin emir vermiş ve her yarım saatte bir kontrol için içeriye girmelerini istemişti. O vakitlerde içeride kontrole gelen adamın yanına bir adam daha gelmiş ve heyecanlı bir şekilde konuşmaya başlamıştı;
- Duydun mu heval kim geliyormuş.
- Yok, heval duymamışam kim geliyor de hele...
- Agirin yavuklusu geliyormuş, Agir mutlu mutlu hazırlık yapıyor, herhal bu gece işi pişirecekler...
- De hele sus manyak delirmiş misen sen? Agir bu dediklerini duyarsa öldürür seni yaşatmaz!
- Ne demişem ben heval olanı biteni söyliyem sana.
- Tamam deme artık burada bir şey, yoksa sonu kötü olacak!
- Seninle de bir dedikodu yapılmıyor heval valla...
- De Hayde çıkak buradan yoksa Agir gelecek.
Bu konuşulanlar sonrası Şahadet timi merakla birbirine bakmış ve gelecek olan kadının kim olduğu hakkında bildiklerini sorgulamışlardı ancak bu kadının kim olduğunu ve ne gibi bir durum yaşandığını bilmiyorlardı. Yüzbaşı Selim bu durumun onların işine yarayacağını düşünerek kaçma planını bu gece Agir meşgulken yapmayı aklına koymuştu. Başka bir zamanda nasıl olsa Agiri tekrar bulur ve bu sefer kafasına sıkarlardı. Böylelikle tüm tim akşama kadar Agirin kadınının gelmesini beklemiş o sıralarda da birbirleriyle de planı konuşmuşlardı. Vakit gelmiş ancak işler istedikleri gibi gitmemişti. Agir ve kadını önce biraz baş başa konuşmuş sonra ise soluğu timin bulunduğu yerde almışlardı. Kadının yüzü kapalıydı tek gözleri görünüyor ve üzerinde de solmuş bir fistan ile karanlık bir alanda dikiliyordu. O yüzden açık halde olan gözlerini dahi görmek tim için zordu. Agir ise onun yanı başında ve kadının gözlerine bakarak tek bir kelime demesi için bekliyordu. Kadın uzun uzun timin tüm üyelerini kesti en sonunda ise Agire doğru dönerek kulağına birkaç kelime söyledi. Agir memnun bir şekilde başını sallayarak kadının söylediklerini onayladı. Kadın yavaş yavaş tim üyelerinin önünde gezinmiş ve Yüzbaşı Selimin önüne gelerek durmuştu. Yüzbaşı Selim ise önünde duran kadının gözlerinde takılı kalmış ve kafası karışık şekilde kadına baka kalmıştı. Tomris... Onun şehadet haberi geldiğinden beri Selim’in zihni bir yangın yeriydi. Ona karşı hissettiği, adını bir türlü koyamadığı, göğsünü sıkıştıran o kor ateşi ancak o öldüğünde anlayabilmişti. Tomris onun yüreğinde yeşermeye başlayan sevgiydi. Ama bunu kendine itiraf edemeden onu kaybetmişti. Bu zihinsel dağınıklık, onun gibi bir efsanenin kırmızı kodlu terörist Agir’in tuzağına düşmesine ve timiyle birlikte esir alınmasına sebep olmuştu. Şimdi ise takılı kaldığı o gözler ona Tomrisi hatırlatıyordu.
“ Hala konuşmazsın yüzbaşı," diye hırladı Agir. Pis bir gülüşle kadının bir adım önüne gelerek, Selim’in kanlı çenesini kavradı.
_Ama seni konuşturacak bir hamlem var.
Agir arkasını döndü. Günlerdir yerel kıyafetler içinde Agir'in güvenini kazanmış, onun aklını başından almış olan o "sivil kadın”a baktı. Agir, onun örgüte katılmak isteyen, kendisine aşık sıradan bir yerel olduğunu sanıyordu.
"heja," dedi Agir, Tomris’in sahte ismini kullanarak.
_Kır şunun iradesini. Al nefesini.
Tomris, pejmürde şalını hafifçe düzelterek gölgelerin arasından sıyrıldı. Adımları ağır, bakışları Agir’e karşı sahte bir hayranlıkla doluydu. Selim Ata, şişmiş göz kapaklarını zorlukla aralayıp kadına baktı. O an, zaman saniyeliğine durdu. Yakınında bulunan bu kadın peçesini yüzünden çıkardığı anda herkes susmuştu. Kanlı yüzün altındaki o tanıdık hatlar, o dik duruş... Selim’in kalbi göğüs kafesini parçalayacak gibi çarptı. İmkansızdı. Tomris ölmüştü. Bu sadece işkencenin yarattığı bir sanrı olmalıydı.
Tomris, Agir’in yanına kadar geldi. "Nasıl istersen öyle olsun, Agir," dedi kısık, hipnotize edici bir sesle. Elini Agir’in omzuna koydu, ona doğru hafifçe gülümsedi. Agir, bu kadının cazibesine ve aşkına o kadar kör kütük inanmıştı ki, gardını tamamen düşürmüştü.
İşte o salise, Tomris’in avını köşeye sıkıştırdığı andı.
Tomris, Agir’in belindeki susturuculu tabancayı tek bir el hareketiyle, adeta bir sihirbaz gibi çekip aldı. Agir daha ne olduğunu anlayamadan, Tomris silahın namlusunu onun çenesinin altına gömdü. Yüzündeki o aşık kadın ifadesi bir anda silindi; yerini bir özel kuvvetler subayının ölümcül soğukluğuna bıraktı.
“ Üsteğmen Tomris... Ölmedi” diye fısıldadı Agir’in kulağına.
ÇAT!
Susturucunun boğuk sesi hücrede yankılandı. Kırmızı kodlu terörist Agir, neye uğradığını bile anlayamadan, gözlerinde saf bir dehşetle yere yığıldı. Hücre evinin komutanı kendi kalelerinde vurulmuştu.
Şehadet Timi’nin askerleri ve Selim Ata şok içinde bakakalırken, Tomris bir saniye bile kaybetmeden Agir’in cebindeki anahtarları aldı. Hızla Selim’in yanına gidip zincirlerini çözmeye başladı.
Selim, zincirler boşa çıktığında acıyla yere yığılacakken Tomris onu güçlü kollarıyla yakaladı. Selim’in gözlerinden, o tarifsiz acının yerini alan şok ve mucizevi bir parıltıyla yaşlar süzüldü. Eliyle Tomris’in yüzüne dokundu, gerçek olup olmadığını anlamak ister gibiydi. "Tomris... Sen... Yaşıyorsun," diye fısıldayabildi, sesi titriyordu. İçindeki o isimsiz duygu, kadının sıcaklığını hissettiği an göğsünde bir dağ gibi büyüdü.
“Buradayım komutanım. Şehadet Timi, ayağa kalkın! Burayı birazdan havaya uçuracağız,” dedi Tomris, otoriter ve kararlı sesiyle
Hızla timin diğer üyelerini de serbest bıraktı. Agir’in odasındaki mühimmatları ve daha önce mağaranın stratejik noktalarına yerleştirdiği C-4 patlayıcıların fünyelerini ateşledi.
Timi, mağaranın arka sığınağından çıkarırken arkalarında kurulan o hain yuvası büyük bir gürültüyle yerle bir oldu. Agir ve hücresi sonsuza dek o kayaların altına gömüldü.
Tim kendine geldiğinde ayaklanmış şaşkınlıkla bir Tomrise bir de patlayan üsse bakıp kalmıştı. O sırada Yüzbaşı selim gülümseyen bir surat ifadesiyle Tomrise bakmış ve konuşmuştu;
_ Aramıza tekrardan hoş geldin Tomris!
_ Hoş buldum komutanım, artık yuvaya dönme zamanımız geldi ancak izniniz olursa ben karargâha bilgi geçeyim.
_ Olur, ancak burası bizim için yeteri kadar güvenli değil, açık hedefteyiz. Çevrede bir başka yapılanma var mı henüz bununla ilgili bir bilgimiz yok. Üstelik bu patlamayı fizandakiler dahi duymuştur. He an gelebilirler o yüzden sen konuşmanı yaptığın sıralarda hareket halinde olursak bizim açımızdan daha iyi olur.
_ Olur komutanım.
_O halde, tim hareket ediyoruz!
_ Emredersiniz komutanım.
Tomris gerekli bilgilendirmeyi yapmış ve şahadet timi ile birlikte hareket ettiklerini eve dönmek için hazır olduklarını dile getirmişti. Bu konuşma süresince verilen talimatları dinlemiş ve gerekli koordinatları almıştı. Tomris konuşmasını sonlandırdıktan sonra yüzbaşı selime ve şahadet timine helikopterlerin onları tahliye edeceği koordinatları vermiş gerekli açıklamayı yaptıktan sonra Yüzbaşı Selime kendi kullandığı telsiz telefonu vermişti. Yüzbaşı Selim telsizi almış ve komutanlarını arayıp Timinin iyi olduğunu ve dönmek için gerekli bilgilendirmenin yapıldığını söylemiş, kısa zamanda tahliye edileceklerinin haberini vermişti.
Bu süreçte verilen koordinatlara doğru hareket eden tim, koordinatların gösterdiği alana ulaşmış ve helikopterleri beklemeye başlamışlardı. Tüm tim, sağ salim ve eksiksiz bir şekilde dönecekleri için mutlulukla gülümsüyor, birbirlerine sataşarak kendi çaplarında
eğleniyorlardı. Yüzbaşı selim ise timinin birbirlerine sataşmalarını dinliyor o sırada tam karşısında dikkatle timi dinleyen Tomrisi inceliyordu. Elbette ki bu incelemeden Tomrisin haberi vardı. Zira Yüzbaşı selim yaptığını alenen yapıyor ve kimin ne düşündüğünü umursamıyordu. Artık tüm gerçekler ortaya çıkacaktı. Tomris neden böyle bir işe kalkıştığını elbette ki yüzbaşıya anlatacaktı zira anlatmazsa bir şekilde bir yolunu bulup bu işin aslını öğrenecekti.
Bu düşüncelerle Tomrisi izleyen yüzbaşı selim gelen helikopterlerin sesini duyunca derin bir nefes alarak kendine geldi. Helikopterlerin alana güvenli bir şekilde inmesiyle şahadet timi ve Tomris dikkatli bir şekilde helikopterlere binip alandan uzaklaştılar. Yüzbaşı selim, yitik bir şekilde çıktığı bu operasyondan umutla geri dönüyor ve içinde ki acının dinmesiyle rahat bir nefes almanın keyfini yaşıyordu. İçinde Tomrisin kaybıyla ansızın oluşan o yangın, Tomrisin varlığıyla daha da bir harlanıyor yüreğinde ki kor ateşle onu yakmaya devam ediyordu. Zaman neyi gösterir bilinmez ancak bu duygular ve yaşanan olaylar Yüzbaşı Selimin yüreğine büyük bir darbe yapmış, onu tarifi zor bir muallâkta bırakmıştı. Sırlar ve sır olmaya yüz tutan gerçekler gün yüzüne çıkacak geleceğin kartları tekrar dağıtılacaktı. Bu süreçte geçmiş, geleceğin önüne duvar mı örecek, yoksa bu zamana kadar örülen duvarlar yıkılarak yeşeren bir bahçe mi olacak buna herkes şahit olacaktı.