Hayatın saf bir su gibi şırıl şırıl aktığı, çocukların huzurla ve sevgiyle büyüdüğü, yiğitAlplerin cesurca savaşarak koruduğu Göktürk illerinde; Göktürk okunun gitmediği, Göktürksözünün geçmediği, Göktürk kılıcının kesmediği hiçbir yer yoktu. Göktürler ülkeye hâkimolan yüce kavimdi. O zamanlarda yaşayan diğer kavimler ise sözlerini geçirememiş veadlarını duyuramamış olmanın verdiği büyük bir nefretle kinlerini diri tutarak bir karar almışve birleşerek Göktürklere savaş açmışlardı. Amaçları Türklerden öç almak ve onları yenerekkendi kağanlıklarını duyurmak Türkleri tarihten silmekti ama istediklerini aslabaşaramayacaklardı. Çünkü Türkler yenilmez olan tek varlıklardı. Onların asil kanları ilelebetpayidar kalacak ve dünyaya hükmedeceklerdi. Çetin savaş öncesinde, gelen düşmandanhaberi olan Göktürkler, sürülerini ve çadırlarını bir araya toplayarak etrafına hendekkazmışlar ve düşmanlarını beklemeye başlamışlardı. Bunlardan bir haber, bir hayal uğrunayürüyen diğer kavimler Göktürklerle bir savaşa girişti. Savaş tam tamına on gün sürmüştü.Her iki taraftan da nice ölü, nice yaralı vardı. Ancak iki tarafta pes etmiyor hala devamediyorlardı. Sonunda Göktürkler savaşı kazandı ve düşman yenildi. Yenilgiyi kabul edemeyenkavimler içten içe daha da hiddetlendi ve av yerlerinde kavim beyleri toplanarak bir aradabüyük bir karar aldılar. Neticesinde hile yapmadan bu savaşı kazanamayacaklarını anlayandüşman kavimlerin beyleri, tan ağarınca işlerine yaramayan mallarını baskın yemiş gibi birkenarda bırakarak kaçtılar. Bunu gören Göktürkler, düşmanlarının kaçışını yoruldular pesettiler olarak algılayarak büyük bir hata yaptılar düşmanlarının onlara yapacakları kahpeliktenbir haber peşlerine düştüler. Göktürkler düşmanlarının peşi sıra at sürerken düşmanları bunufırsat bilerek hemen geri döndüler ve onları gafil avladılar, vuruşmaya başladılar vedüşmanlar galip geldiler. Düşman yenilgiye uğrayan Göktürkleri vura öldüre çadırlarına kadargeldiler. Çadırlarını ve mallarını öyle bir yıkıp yağmaladılar ki geriye bir otağ bile kalmadı.Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri kendilerine kul edindiler ve her birini alıpkendi evlerine götürdüler. O zamanlarda Göktürklerin hakanı LI Han idi. LI Han’ın birçokoğlu vardı fakat o savaşta tüm oğulları uçmağa varmışlardı. Yalnızca kayan (kayı ) Hanadında ki en küçük oğlu ve yeğeni Tukuz oğuz düşmana esir düşmüştü. On gün boyunca esirdüşen kayı Han ile Tukuz oğuz eşlerini de beraberinde kurtarıp düşmandan kaçmayı başarmışve esirlikten kurtulmuşlardı ama risk hala devam ediyor ve düşmanları dört bir yandan onlarıarıyorlardı hal böyle olunca Kayan Han ile Tukuz Oğuz kafa kafaya verip düşmanlarındansaklanabilecekleri bir yol buldular. Dağların içinde insan yolu düşmez sapa bir yer buluporaya saklanmak amaçlı yola koyuldular. yol üzerinde düşmandan kaçmış birçok at, deve, öküz ve koyun buldular, onları da alıp yola devam ettiler. Sonunda bir yere ulaştılar, bu yeröyle ihtişamlı ve engebeli idi ki düşmanlarının burayı bulamayacaklarını, bulsalar bile yolusarp ve sapa olan tek yol haricinde başka yolu olmayan bu ülkeye varmalarınınmümkünat’ının olamayacağını biliyorlardı. Çünkü bu yolda bir deve ve bir atın bin güçlüklegideceği, ancak varana kadar yanlış bir yere bastığı anda paramparça olacağı bir yoldu. Halböyle olunca Kayan Han ile Tukuz Oğuz bu ülkeye otağlarını kurdu ve orada yaşam sürmeyebaşladılar. Göktürklerin vardıkları ülkede akarsular, büngüldükler, türlü bitkiler, meyveağaçları ve avları vardı. Böyle bir yerde yaşadıkları için Tanrıya şükrettiler. Kışınhayvanlarının etini yediler, derisini giydiler, yazın besledikleri hayvanların sütünü içtiler. Ve bu ülkenin adına Ergenekon dediler. Sonucunda kayan Han ile Tukuz Oğuz; Çoğaldıkçaçoğaldı, birçok çocuğu oldu. Kayandan olma çocuklara kayat, Tukuz’dan olma çocuklaraTürülken adını verdiler. Yıllarca bu iki yiğidin çocukları bu ülkede kaldı ve çoğaldıkçaçoğaldılar. Büyüdüler de büyüdüler aradan dört yüz yıl geçti ne kendileri ne de sürüleri buülkeye sığmaz oldular. Gelgelelim buna bir çare arayan topluluk atalarının yıllarca dilden dileaktarmış oldukları dış dünyaya açılmaları gerektiklerini öne sürerek dediler ki: “Atalarımızdan duyardık, Ergenekon’ un dışında geniş yerler, güzel yurtlar olurmuş. Eskidenoraları bizim öz yurdumuzmuş, Dağların arasından çıkılacak yol arayıp bulalım, çıkıp buradangöçelim. Ergenekon’ un dışında kim bizimle dost olursa dost olalım, düşman olursa vuruşalım.”öyle konuşup karar verilince Ergenekon’ dan çıkmak için bir yol aramağa başladılar,bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: “Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kata benzer. Medenin demirini eritsek bir yol olurdu.” Hep birlikte gidip demir madenini gördüler. Demircinin sözlerini de beğendiler. Dağîn geniş yerine bir kat odun bir kat da kömür dizdiler. Sonra da dağın üstünü, arka yanını, öte yanını ve beri yanını bir sıra odun ve bir sıra kömürledoldurduktan sonra yetmiş derinden yetmiş körük yapıp yetmiş yerde kurdular; odunlarla kömürleri ateşleyip körüklediler. Tanrının gücü ve inayeti ile ateş kızdı. Kızdıkça demir dağın demiri erimeğe başladı eriyip akıverdi. Dağ delindi ve yüklü bir deve geçebilecek kadar yol oldu. Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmiyordu. Bozkurt geldi, Türk’ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt’un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon’dan çıktılar. O günü, o ayı ve o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, o günden sonra Göktürkler için bayram oldu. İşte yol gösteren o bozkurt’un adı Börteçine idi ve Börteçine Türklere her zaman yol gösterecek, Türkün atası olarak kalacak, yüce bir varlık olarak Türkün tarihinde yer alacaktır.
Bölüm 1
Giriş
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.