KAYA'NIN AĞZINDAN
-Hmm, kıyafetler güzel ama sana yakışmamış.
Dedim yine ne kadar güzel olsada sinirini bozmak için.
Ama o artık benden bıkmışçasına 'napim' deyip kestirip attı.
Bizim mekana doğru yola koyulduğumuzda hava ne kadar sıcak olsada kendi camımı açamıyordum. Onun camından rüzgar vurdukça o mükemmel kokusu burnuma doluyordu.
Bir nefes kadar yakınımda olupta, koca bir asır kadar nasıl uzağımda oluyordu?
Bilmiyorum, duygularımı bir türlü belli edemiyordum. Sanki duygularımı söylesem belli etsem beni bırakıp gidecek gibi geliyordu, bunu kendime yediremiyordum...
Sanki birşey sormaya çalışıyor fakat soramıyor gibi duruyordu.
-Sor çekinme. Diye diretince;
-Neden benden bu kadar nefret ediyorsun? Ne yaptım sana?..
Senden nefret etmek mi? Ben seni sevdiğimi kendime yeni kabullendirebilmişken nefret etmek mi? Nefret ne demek ki?
-Nefret ne demek?
-Birşeyi görmek istememek, ona tiksinti duymak demek.
Arabayı ani bir frenle durdurdum ve Zemheri'ye dönüp onu sertçe çekip öptüm. Sanki tüm hasretimi, hırsımı, özlemimi dudaklarında son buldurmak istercesine öptüm ve geri çekildim.
-Sana olan hasretimi ve sevgimi bilsen bu sözleri söylerken tüm vücudun sızlardı...
Bana öylr bir bakıyordu ki hem onu öpmemin şokuyla sadece bakıyordu. Bunu fırsat bilip konuşmaya devam ettim;
-Sana her baktığımda gözlerimi kıskandım benim dokunamadığıma dokunuyor diye, her sesini duyduğumda kulaklarımı kıskandım seni işittikleri için, her kokun burnuma geldiğinde sızladığı için onu bile kıskandım lan, kıskandım. Sen nasıl olurda nefretten bahsedersin?
Arkadaki arabalar artık büyük sabırsızlıkla kornaya basarken vitesi boşa aldım ve yola devam ettim. Zemheri herşeyi idrak edene kadar ona zaman vermek ve susmak en iyisi diye düşünerek yolun geri kalanını sessiz geçirdik. Sonunda mekana vardığımızda Zemheri kendine yeni yeni geliyordu.
işte yine tamamen kendi kimliklerimizle, kendi yüzlerimizle, tamamen çıplaklığımızla bu mekandaydık...
ZEMHERİ'NİN AĞZINDAN
Seni öptü, Kaya seni öptü, Kaya seni dudaklarından öptü. İç sesim kendini yırtarcasına bağırıyordu. Tepki veremiyordum. Sanki kulaklarım uğulduyordu, bana beni sevdiğini söylemişti. Ben ondan hoşlanırken onun bana her soğuk yapışında, onu unutmaya çalışırken o bana beni sevdiğinimi söylemişti?
•
Mekana giriş yaptığımızda Mahmut ağabeyin o muhteşem etlerinin ve mezelerinin kokusu bizi karşılamıştı. Her zamanki cam kenarında ki yerimize doğru yürüdük. Birbirimize bakamıyorduk, bakınca sanki içimizdeki herşeyi göreceğiz gibiydi...
Masaya oturunca Rüzgar ağabey;
-Yolda çok ani fren yaptınız birşey mi oldu?
Kaya ile aramızda kısa bir bakışma geçti ve Kaya konuşmaya başladı hala bana bakarken;
-Zemheri'ye ona aşık olduğumu söyledim!
Ne? KAYA NE DEDİ? Kafamı nasıl kuma sokabilirim? Yada direkt Kaya'nın kafasına sık gitsin.
Allah'ım neler düşünüyorum ben?
Emir ağabeyin sesi düşüncelerimden ayırdı beni;
-Demek sonunda söyledin?
-Ne?
Ağzımdan sadece bu çıkmıştı. Emir ağabeydemi biliyordu?
-Neyse, hadi siparişlerimizi verelim diyerek konuyu kapattı, Emir ağabey. Ama bu burada kalmadı, kalmayacak zihin kütüphanemde bunu bir kavanoza koyup rafın en başına yerleştirdim ve yemeğe odaklanmaya çalıştım.
Rüzgar ağabeyin;
-Mahmut ağabey, bizi bir doyur be!
Diye bağırışı herkesin bize bakmasına sebep olurken, Mahmut ağabey bu aç kurtlar daha fazla beklerse benim başımın etinden yemeye başlar diye düşünerek hemen siparişleri almaya geldi.
-Ooo gençler, yoksunuz uzun zamandır?
-Operasyon, dağ, taş koşturuyoruz be ağabey napalım..?
-Sizde haklısınız tabii... Eee ne vereyim size?
Rüzgar komutan hemen atılıp;
-Ben 2 porsiyon Adana, 1,5 patlıcan kebabı, 6 yada dur 8 lahmacun'la girişi yaparım ama şimdi çorbasız olmaz, kellepaça alırım. Dur tatlıyı söylemedim. Künefe, dondurmalı tabii, baklava vee...
-Oha boşan semerini ye amınakoyim ne lan bu?
Emirhan ağabey sitem edince Rüzgar ağabey biraz çekindi ve;
-Tamam neyse bu kadar yeter ama senin mezelerden olacak demi?
-Onlarsı yemek olurmu oğlum?
Mahmut ağabey, kralsın, içecek olaraktaa diyet kola alayım malum diyetteyim.
Diyerek Rüzgar ağabey isteklerini noktaladı.
Baran ve Demir yine durmayıp;
-Olum iyiki diyettesin yoksa Zemheri'nin iskeletiyle ayrılırdık buradan...
Mahmut ağabey o şen kahkasını attı ve diğerlerine de ben birşey ayarlarım, zaten Rüzgar çocuğun istediği hepinize yeter diyerek ayrıldı...
10 dk içerisinde masa dolmuştu, gerçekten şahane görünüyordu hepsi. Herkes iştahla yemeye başladı, Maaşımın yarısı buraya gidecekti ama bu timin bu muhteşem gülen yüzüne değerdi be.
Murat, Emir komutana dönüp;
-Komutanım yarın içtima yapmasak? Zaten izinliyiz. Bu seferlik yapmayalım?
Emir komutan izinli dahi olsak her sabah saat 06.00 da bize içtima yaptırmak yazılı olmayan kurallarından biridir...
-Oldu Murat, kahvaltınıda yatağına getireyimmi ağzımda gülle?
Sorduğun sorumuydu be Murat?
-Özür dilerim komutanım...
Yemek bitene kadar kimse başka birşey konuşmadı. Ben hesabı halledip geldikten sonra çaylarımızı içip, sabah içtimasında buluşmak üzere ayrıldık...

